Gelmiş geçirmiş, ununu ipe serpiş düşünceli bir adam Kılıçtaroğlu'nun
Zonguldak konuşmasını izliyordu televizyon ekranından.
Yüzü hoşnuttu.
Ancak gergindi.
Ve alnının kırışıklarında ince eleyip sık dokuyan düşünce izleri
vardı:
İnce kısık bir ses yavaşça dökülüyordu dudakları arasından.
Şöyle diyordu:
-       Kılıcın kınında dursun Kılıçtaroğlu...
Sen çekicini salla; iş yap; iş!..
Kılıçtaroğlu ekrandaydı.
"Recep bey"e veriyordu; veriştiriyordu...
Düşünceli adamın kısık sesi ile dile getirdiği düşüncelerini
duyamıyordu...
Kılıçtaroğlu, ardından kendisini iteleyen rüzgârın gücü ile veriyordu...
Veriştiriyordu. Bir sallıyordu kılıcını Recep Bey'e... Pir sallıyordu!..
Siyasette kavga, didişme ortamından mücadele düzeyine çıkartılmalıdır...
Halk lider koltuklarında oturanların birbirleri ile dalaşmalarından
bıkıp usanmıştır.
Halk siyasetin, ekmek ve aşın adaleti, üretimin yaygınlaştırılması ve
işsizliğin ortadan kaldırılması için yapılmasını istemekte; hatta
talep etmektedir.
Kılıçtaroğlu'nun Kurultay konuşması bu nedenle beğeni kazanmıştır.
Kılıçtaroğlu bu nedenle kısa sürede halkın umudu durumuna
yükselmiştir.
Demek ki Kılıçtaroğlu, bu yolda devam etmek zorundadır.
İş, ekmek, adalet ekseninde siyaset yapmayı kişiliğinin içine
sindirmeli ve bir yöntem olarak partisi içine yerleştirmelidir.
Baykalvari polemikçilik ne kendisine ne de bu ülkeye hiçbir yarar
getirmeyecektir.
Recep Bey'e, "recep" diyerek biçtiği kaftan yerindedir...
Yapılan niteleme nazik ama gerçekçidir...
Dolayısıyla Recep Bey, sarmalandığı kaftan içinde siyasi kaderine terk
edilmeli, ona karşı "didişme"yi öne çıkaran bir muhalefet değil; [tam
tersine] somut verilerden kalkan, halkın yaşamından damlayan gerçekçi
ve ağır başlı bir duruş sergilenmelidir.
Siyasetin liderleri, birer yağlı güreş pehlivanı olmadıklarını anlamak
zorundadırlar...
Recep Bey'in ağzının payını vererek halkın önderi olunmaz...
Toplumun reel taleplerinin gerçek ve inandırıcı birer savunucusu
olarak o toplumun lideri, önderi ve "idol"ü olunabilir...
Kılıçtaroğlu'nun burçlarına bayrağını dikeceği yer Ankara Kalesi'dir...
Kırkpınar çayırı değil...
Ve bilindiği gibi, yağlı güreşte rakibinin kolunu, omzunu, bacağını
kolaylıkla tutup, gücünüzü kullanamazsınız.
Zemin yağlıdır, kollar, bacaklar yağlıdır kayar...
Yağlı güreş kaypak bir zemin üzerindeki nafile bir itişmedir,
çekişmedir...
Oysa Kılıçtaroğlu'ndan beklenen itişip, kakışmadan minderin ortasında
yere basmak... Ve rakibini "şark kündesi"ne getirerek, bu ülkenin
omurgasına yerleştirdiği "köprü"leri çökertmektir...
Evet, hemen itiraz etmeyin Şark Kündesi kavramına...
Doğudan parlayan demokrasi ve bağımsızlık meşalesinin geleneksel
kültürümüzle kaynaşarak oluşturduğu çağdaş bir aydınlığın ürünüdür
şarkın kündesi...
Bu künde, Recep Bey'in şahsında, Batı emperyalizmini [er veya geç, ama
mutlaka] deliğe süpürecektir!..


LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap