ALINTIDIR.

Felaketin büyüğü aile hekimliği, en sonunda Ankara'ya da geldi işte. Eğer
dediklerinde kararlı iseler, ki öyle görünüyor, tüm ülkede  2011 yılının
başında aile hekimliği uygulamasına geçilmiş olacak.



2005 yılında ilk olarak Düzce ilinde pilot uygulama başladığında, 1.basamak
sağlık alanında bizi çok önemli değişikliklerin beklediğini biliyorduk. Ama
bilmek yetmiyormuş, ne olup bittiğini tam anlamak/hissedebilmek için yaşamak
gerekiyormuş.



Sosyal harcamaların devletin sırtında bir yük olarak görüldüğünü, neredeyse
bütün hizmet alanlarından devletin hızla elini çektiğini, "yurtdışından
ısmarlama" Sağlıkta Dönüşüm Programının sağlık alanını piyasa egemenliğine
açmayı hedeflediğini, aile hekimliğinin ise bu kurgunun 1. basamak sağlık
hizmetleri ayağı olduğunu biliyorduk.



Buna TTB olarak hazırlıklıydık aslında. Üyesi olmaktan her zaman gurur ve
onur duyduğum meslek örgütümüz iyi hekimlik değerleri ve toplumun sağlık
hakkı ile ilgili ilkeli ve sağlam duruşunu her fırsatta, yıllardır
sergilemiş, bu konudaki sözünü her ortamda her şeye rağmen söylemiş, sadece
söylemekle kalmamış, alternatifini de sunmuş, modeller geliştirmiş, hem
talep etmiş hem de yapacakları ile ilgili sözler vermiştir.



Aile hekimliğinin öyküsü 5 sene önce başlamadı tabi ki. Yıllar önce uluslar
arası finans aktörlerinin ülkemiz için yazdıkları bir senaryonun, 1. basamak
için kurgulanmış halidir aile hekimliği.



Toplum sağlığı açısından kamu eliyle verilmesi hayati ve zorunlu olan 1.
basamak sağlık hizmetleri, iş güvencesiz/sözleşmeli, muayenehanecilik
mantığıyla çalışan, rekabet etme becerisi olması beklenen, 1.basamağın asıl
işlevi olan koruyucu hizmetler yerine tedavi edici hizmetleri önceleyen,
esnaf gibi düşünebilen ve davranabilen aile hekimine emanet edilmektedir.



Diğer illerde de böyle olmuştur ama artık Ankara'da tanık olduğum için
rahatlıkla söyleyebilirim. Ankara İl Sağlık Müdürlüğünün sayfasına girin
bakın, yıllardır çalıştığınız, ebenizle, hemşirenizle, sağlık memurunuzla
bir ekip olarak emek verdiğiniz, belki de hastalarınız tarafından devlete
bağışlanmış olan sağlık ocaklarınız bir emlakçı zihniyetiyle günlerce
sergilendi, hala da sergilenmekte. Sağlık ocağının dıştan görünüşünün
fotoğrafı, krokisi, bağlı olduğu nüfus, bebek sayısı, yaşlı sayısı, gezici
nüfus sayısı, odasının olup olmadığıyla ilgili bilgiler var sayfada. Bakıp
beğeniyorsunuz, puanınız yetiyorsa şayet, sahneye çıkıp alkışlar eşliğinde
zafer kazanmış edasıyla bir pozisyona yerleşiyorsunuz. Puanınız yetmiyorsa
ne çıkarsa bahtınıza artık.



Orası artık sizin muayenehaneniz oluyor. Kirasını siz ödeyecek, elektriğini,
suyunu, ısınmasını, havalandırmasını siz karşılayacaksınız. Reçeteniz
bitince siz bastıracaksınız, musluk bozulunca siz tamir ettireceksiniz,
kirlenince siz temizleteceksiniz. Hatta işlerin yürümesini istiyorsanız
hizmet satın alma yoluyla temin edeceğiniz 2., 3. bir elemanın maaşını da
siz ödeyeceksiniz. Pilot uygulamalar gösteriyor ki bunu da yapmak
zorundasınız. Çünkü bütün bu işleri 1 aile hekimi ve 1 aile sağlığı
elemanıyla (ebe değil, hemşire değil, artık onlar birer eleman)
halledebilmeniz mümkün değil.



Sevk zorunluluğu olmadığı halde günde ortalama 50-60 hasta muayenesi, aşı,
sağlam çocuk izlemi, gebe/ loğusa izlemi, aile planlaması hizmetleri,
laboratuar hizmetleri, evde bakım hizmeti, gezici hizmet, yerinde hizmet,
okul sağlığı hizmeti, adli tabiplik, defin ruhsatı, gerekiyorsa acil nöbeti,
yazı/çizi/kayıt/kuyut işleri, satın alma, hastaları memnun etme, onları hoş
tutma vb. vb. vb. bütün bu işler için 7 gün 24 saatin
yetmediğini/yetemediğini göreceksiniz. En yakın iş arkadaşınızın rakibiniz
olacak, siz izine çıktığınızda nüfusunuza "göz dikebilecek". İş barışının
bozulduğu, mesleki dayanışmanın ortadan kalktığı bir ortamda yalnız çalışan
hekimler olacaksınız. Bebeği, gebesi, yaşlısı az olan, gezici nüfusu olmayan
yerleri seçmek daha avantajlı tabi ki.



Odası olmayan bir pozisyonu seçtiyseniz yandınız. Diğer illerin aksine
Ankara'da 159 pozisyonun odası yoktu. Yani adı vardı, kendi yoktu. İstanbul
bu sıkıntıyı daha can alıcı yaşayacak gibi görünüyor, ilan edilmesi beklenen
3600 pozisyonun neredeyse yarısının odası yok. En kısa sürede o ASM'yi seçen
diğer hekimlerle bir araya gelip kendinize bir yer kiralamanız gerekiyor.
Yeni yönetmeliğe göre A sınıfı bir ASM bulmak neredeyse olanaksız.
Yönetmeliği incelediyseniz, devletin en son yaptırdığı birkaç sağlık ocağı
dışında kendi sağlık ocaklarının da A sınıfı olması mümkün değil zaten. Hele
ki gecekondu mahallesindeyseniz, ya da iş merkezlerinin yoğun olduğu bir
yerdeyseniz, değil A sınıfı, D sınıfı bir yer bile bulamanız neredeyse
olanaksız.



Ankara'da kiralar el yakıyor, yeri bul, kirayı ver, içini döşe, tıbbi
malzemeleri al... hekim başına en az 5-6 bin liraya mal oluyor. Daha hizmete
başlamadan adaletsizlikler de başlıyor.



A sınıfı ASM değilseniz cari gider ödemesini bugüne kadar alındığı miktarda
alamayacaksınız. Yataklı müşade odanız yoksa, muayene odanız yeterince büyük
değilse, engelli tuvaletiniz yoksa, LCD; plazma, led tv niz yoksa,
elektronik sıra takip sisteminiz yoksa, ek ebe, hemşire, sağlık memuru,
tıbbi sekreter tutmadıysanız, en önemlisi gebelerinizi USG ile takip
edemiyorsanız A sınıfı olamazsınız. İşin acı ama komik yanı devlete ait
sağlık ocaklarının çoğu D sınıfı bile olamıyor.



Ankara'da birçok sağlık ocağı yönetmeliğe aykırı bir şekilde eczanelerle
aynı binada hizmet veriyor. Arkadaşlarımız bu pozisyonları noter huzurunda
çekti. Bu ASM'lerin geleceği meçhul. Yani binası, odası olan bir ASM
seçtiğinizi düşünüp göreve başlamaya hazırlanıyorken birden yönetmeliğe
uymadığı gerekçesiyle merkeziniz kapanabilir, kendinize yer aramak zorunda
kalabilirsiniz



Aslında bugüne kadar zaten ödenmesi gereken, hakkettiğiniz ücretleri
alabilmek için öncelikle bir sözleşme imzalamanız gerekiyor. Devlet
memuruysanız işiniz şimdilik daha kolay, ücretsiz izinli sayılıyorsunuz, ama
sonrası meçhul. Özelde çalışıyorken sisteme dahil olduysanız (ki İstanbul'da
hekim sayısı yetmediği için özel hekimlere bu hakkı tanıyacaklar)
sözleşmeniz fesh olursa işsiz bir hekim olacaksınız. Şimdilik sözleşmeyi
Sağlık Bakanlığı ile  imzalıyorsunuz, ama pek yakında devreye SGK'nın
gireceğini herkes söylüyor. O zaman sözleşmenin maddeleri özlük
haklarınızdan neler götürür, iş güvencenizi nasıl gasp eder kimse bilmiyor.
Sadece gidişattan anladığımız, hiçbir şeyin sağlık çalışanlarının lehine
gelişmediği/gelişmeyeceği yönünde.



Herkes bilir ki sevk zorunluluğu olmayan bir sağlık sistemine "sistem" demek
mümkün değildir, bu duruma dense dense "karmaşa" denir. Yıllardır bir koyup,
bir kaldırdıkları sevk uygulamasını en sonunda 4 ilde pilot olarak
uygulamaya geçirmeye çalıştılar. Yapamadılar, beceremediler. Kimseyi memnun
edemediler. Sistem hasta memnuniyeti üzerine kurulu ya, şikayetler artınca
hemen uygulamadan vazgeçtiler. 2. ve 3. basamak sağlık hizmetleri
kullanımında katılım paylarını arttırarak, ilave ücretler koyarak 1.
basamağı özendirmeye çalıştılar. Ama yine olmadı. Her şeye rağmen aile
hekimliği pilot illerinde birinci basamağı kullanma oranları %50'leri
geçemiyor.



Hala asıl yasayı çıkaramadılar, belki de çıkarmak istemiyorlar. Yaklaşık
7600 aile hekimi ve 46 il, hala pilot yasayla yönetiliyor, görülen o ki
uygulama tüm ülkeye yayılana kadar bu pilotla uçmaya devam edeceğiz.



Yayınlandığı günden beri 4 kere değişikliğe uğrayan Aile Hekimliği Uygulama
Yönetmeliği'nin son halini, Ankara yerleştirmelerinden 4 gün önce
yayınladılar. Maaş ve cari gider ödemesini düzenleyen yönetmelik
değişikliğinin hazır olduğunu ama özellikle yayınlamadıklarını,
beklettiklerini biliyoruz. Yeni uygulamayla ödenen ücretlerin düşeceği,
hekimlerin şu anki rahatlarını ve memnuniyetlerini bozacağı kesin. Direnç
oluşsun istemiyorlar. Özellikle İstanbul'daki yerleştirmeleri bekliyorlar.
Hekimlerin geri dönecek yerleri kalmadıktan sonra elleri daha da
rahatlayacak.



Uygulamanın tüm ülkeye yayıldığında yaklaşık 21.000 aile hekimine, 3.000 TSM
hekimine gereksinim var. 112, acil servis, kurum, belediye, mediko, işyeri
hekimlerini de sayarsanız sistem için hızla hekim yetiştirmeleri gerekiyor.
Pek yakında hekim sayısı artacak, hekim başına düşecek nüfus sayısı 2000'e
düşecek. Bu da kayıtlı nüfus üzerinden verilen paraların yarı yarıya düşmesi
anlamına gelecek.



"Bunda çekinecek ne var ki, denerim, beğenmezsem eski pozisyonuma geri
dönerim, nasıl olsa hakkım saklı" da diyemezsiniz artık. Geriye dönecek bir
yer bulamayacaksınız çünkü. TSM'lerde PDC/kadro fazlası olursanız il dışına
5./6. bölgelere de atanabilirsiniz, itiraz hakkınız yok.



Ayrıca size bir müjdem de var; bu çok taze bir bilgi: dün biz genel kurulu
açarken "Sağlık Bakanlığı Taşra Teşkilatı Yatak ve Kadro Standartları
Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" yayınlandı.
Yönetmelikte "Aile Hekimi veya Aile Sağlığı Elemanı olarak sözleşme
imzalayan personelin kadroları sözleşme imzaladıkları Aile Sağlığı Merkezine
aktarılır." deniyor.



Verdikleri sözlerden birer birer vazgeçiyorlar. Kaşıkla verip kepçeyle
alıyorlar. Bunu birden bire yapmıyorlar. Alıştıra alıştıra, ürkütmeden,
korkutmadan, azar azar bütün haklarımız elimizden alacaklar, gözümüzü
açmamız gerekiyor.



Burada bir tercih değil dayatma söz konusu. Başka çaresi olmadığı için,
seçeneksizlikten, bütün çalışma alanları elinden teker teker alındığı için,
ne yaparsa yapsın sistemin dışında kalamayacağı için, nedeni ne olursa olsun
aile hekimi olmayı tercih edenlerin bu belirsizlik ve güvensizlik ortamında
çok yakında çok büyük hak kayıplarına uğrayacakları kesin. İşte o zaman
meslek örgütlerinin varlığı önem kazanıyor. Alternatif olsun diye özellikle
kurdurulan bütün yapılanmaların içi fos çıktı. Aile hekimlerinin gündelik
problemleriyle ilgilenmekten başka bir şey yapamadılar. Aile hekimlerinin
günden güne yaşadıkları hak kayıplarına sağlam, ilkeli bir duruş
sergileyemediler.



Bir de sisteme inanmadığı, tehlikelerini gördüğü için, bilerek isteyerek
aile hekimliğini seçmeyen, direnç gösteren arkadaşlarımız var. Bu
arkadaşlarımız, illerindeki seçimler sırasında çeşit çeşit tehditlere maruz
kaldılar. Ama sıkıntıları bununla bitmedi daha sonra da geçici görevlendirme
adıyla sürgünler yaşadılar. Hepimizin onlara kocaman bir teşekkür ve vefa
borcumuz var. Önümüzdeki dönem meslek örgütümüzün bu cefayı çeken
arkadaşlarımızın her zamankinden fazla yanında olması gerekiyor.



Topluma yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini vermeleri gereken Toplum
Sağlığı Merkezlerinin hekimlerinin işleri daha zor. Bugüne kadar hiçbir
TSM'nin tam kadroyla çalıştığına tanık olmadım. Hekimler ve sağlık personeli
aile hekimlerinin yedek gücü olarak geçici görevlerde kullanılmaktan asıl
işlerini yapamadılar. Sanki daha değersiz bir iş yapıyorlarmış gibi aile
hekimi meslektaşlarının dörtte biri maaş aldılar. Çalışanların hepsi mutsuz,
umutsuz, çaresiz, motivasyonsuz. Son yönetmelik ile bir de reçete yazma
hakları ellerinden alındı. Tıp fakültesini bitirdiklerinde kazandıkları
mesleki hakları bu şekilde gasp edildi. Kendi anne babalarına, eşlerine,
çocuklarına bile ilaç yazamayan bu arkadaşlarımız büyük bir moral çöküntüsü
içindeler.



Meslek örgütümüz ve bilim çevrelerinin yaptığı çalışmalar, aile hekimliği
modelinin toplum sağlığına zarar verdiğini/vereceğini kanıtlamıştır. Bu
uygulamanın sağlık hizmetine asıl gereksinim duyan kırda yaşayan, yoksul,
işsiz olanların sağlık hizmetine erişimleri zorlaştırdığını, hekimlerin
performans kriteri olmayan koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önem
vermediğini, sadece başvurana yönelik, tedavi odaklı hizmet verildiğini
biliyoruz.



Koruyucu hizmetlerin topluma ve bireye yönelik olarak birbirinden ayrılması,
1. basamak sağlık hizmeti sunulurken, toplumun, bölgenin, ailenin
bütünlüğünün bozulması, hekim yönetiminde geniş bir ekip ile gereken
hizmetlerin 2 kişiye emanet edilmesi, toplum sağlığında çok kısa bir dönemde
onarılması güç zararlara neden olacaktır.



Yıllardır bilim çevrelerinin, meslek örgütlerinin doğru bulmadığı, toplum
sağlığına zarar verecek, bu kadar sağlık güvencesiz, işsiz vatandaşın, gelir
dengesizliğinin olduğu bir ülkede bu model uygulanamaz, sağlık
ocaklarımızdan vazgeçmeyelim demesine rağmen inatla, daha önceki merkez
liberal partilerin cesaret edemediği kadar hızlı ve kararlı bir şekilde aile
hekimliği yayılmaya devam ediliyor.



Şubat ayında yaptığımız sempozyumda hekimlere kendilerini nasıl
hissettiklerini sorduk. Ankara'daki sağlık ocağı hekimi, 112 hekimi, acil
servis hekimi, kurum hekimi, belediye hekimi, mediko hekimi, hastanede
çalışan hekimler neredeyse daha önceden anlaşmış gibi şunları söylediler.
Kaygılıyız, umutsuzuz, mutsuzuz, çaresiziz, geleceğimizi göremiyoruz,
seçeneksiziz, yenilmişlik duygusu yaşıyoruz, kendimizi değersiz
hissediyoruz, hekim olduğumuz için pişmanız... Sadece pratisyen hekimler
değil, örneğin benim katıldığım aile hekimliği uyum eğitiminde kadın-doğum
hastanesinde çalışan ve muayenehanesi olan bir uzman da sertifika almaya
gelmişti. "Burada ne işiniz var hocam" diye sordum "tam gün, kamu hastane
birlikleri derken önümü göremiyorum, ortalık toz-duman, ne olur ne olmaz,
elimde sertifika olsun diye geldim" dedi. Hekimlere bu duyguları yaşatmaya
ne hakkınız var? Yıllarca çok özel çok önemli bir alanda hizmet vermiş,
emekliliği gelmiş bir hekimlere gelecek kaygısı yaşatmaya ne hakkınız var?
Yeni mezun olan bir hekime, kendini umutsuz ve çaresiz hissettirerek nasıl
hekimlik yaptırabilirsiniz. Yeter artık. Çekin ellerinizi üzerimizden.



Türk Tabipleri Birliği, sağlıkta dönüşüm programının tümüne ve aile
hekimliği uygulamalarına her zaman karşı çıkmış, hekimlerin özlük hakları ve
toplumun sağlık hakkı için mücadele etmiştir. Etmeye de devam edecektir.
Pratisyen Hekimler Kolu, Genel Pratisyenlik Enstitüsü'nün neredeyse 20
yıllık deneyim, birikim ve mücadele geleneği ile bu süreci doğru
okuduğumuzu, ufak tefek bazı aksaklıklar dışında ilkeli duruşumuzdan ödün
vermediğimizi düşünüyorum. Bu süreçte meslek örgütümüzü hep
yanımızda/arkamızda hissettik. İyi ki TTB var. İyi ki bu ülkede hala etkin
ve demokrat hekimler var. İyi ki hala inatla, ısrarla, azimle, kararlılıkla
buradalar/buradayız.



Genel Kurul'u saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap