Karşımda boş, bembeyaz ve lekesiz bir sayfa duruyor.
İçine (henüz) bir tek günah, hata ya da dizginlenememiş hoyratlıklar
yazılmamış.
Bomboş bir "a - 4" kağıdı...
Ve ayaklarımın dibinde henüz yaşanmamış bir günlük hayat dilimi.
Bir de klavye denen, bildiğimiz daktilo tuşları...
Ancak klavye, "EF"!..
Yani, "Q" değil...
Neden böyle?..
Çünkü, "EF" klavye bize mahsus.
Peki, biz kimiz?
Biz bir "ulus"uz... Yani, millet!..
Neden bizim ulusun klavyesi "EF"?
Çünkü, dilin epistemolojik ya da bilmem hangi morfolojik ya da "lojik"
yapısı üzerine ihtisas yapmış bilim adamları yıllarca süren zahmetli
bir inceleme-araştırma sonucunda harflerin, Türk diline en uygun nasıl
yerleştirilmesi gerektiği konusunda "bilimsel" bir sonuca vardılar, da
ondan...
Demek ki, bizi birbirimize bağlayan ya da bize ait olan dilin klavye
kullanılarak yazılmasına en uygun düşen yerleşim şekli bu...
Peki, niçin yeni yetişen kuşak "ef" klavyenin varlığından habersiz?
Neden, EF klavyeyi değil de, "Q" klavyeyi kullanıyor?
Çünkü, kültür emperyalizmin yoğun baskısı altında yetişen bu çocuklar,
maalesef, kendilerinin olan ve kendilerine özgü olan değerlere,
niteliklere ve özelliklere bu ölçüde uzak düşüyorlar...
Bu her şeyde ve her alanda, bizi ulus yapan, bizi birbirimize bağlayan
her kültürel ilmikte bu böyle...
 Bu kuşak, ulusal müziğimizin özüne, köklerine uzak; tutturmuş bir
"popo" müziği, sürüklenip gidiyor.
Bu kuşak, ulusal edebiyatımıza yabancı; tutturmuş bir televizyon
dizisi sığlığı, yuvarlanıp gidiyor.
Bu kuşak, ulusal değerlerimizden, kültürel köklerimizden kopmuş;
tutturmuş bir tüketim toplumu savurganlığı, sıfırı ha tüketti,  ha
tüketecek...
Ve bu kuşak; aklın aydınlığından, dünyanın ve ülkenin sorunlarından
habersiz; tutturmuş bir günü yaşama kolaycılığı, sırtı ve mabadı ha
nasır bağladı; ha bağlayacak...
Karşımdaki boş, bembeyaz ve lekesiz "a - 4" kağıdının birazı doldu;
birazı karalar bağladı ve birazı da lekelendi...
Ya da ben böyle hissediyorum.
Eylem içinde her zaman böyle bir risk vardır.
Bir şey yapmaya kalktığınızda, bir düşüncenin üzerine gittiğinizde,
her zaman hata yapma ve bir şeyleri bozma riskiniz vardır.
Ancak, hareket içindeki bir hata dahi, hareketsizlikten yeğdir.
Çünkü eğer bir şey yapıyorsanız; yani hareket içindeyseniz, onu
düzeltme imkanınız da var, demektir.
Ama hiçbir şey yapmıyorsanız; hiçbir şey yapmadığınız için, [demek
ki,] hiçbir şey yapmama gibi "tarifsiz kederler içindesiniz"... Ve de
ilaveten, gayetle karmaşık bir konum düzlemindesiniz...
Tanrı sizi korusun...
Ancak, bu konuda da bir belirsizlik mevcuttur...
Çünkü, "Tanrı"nın, böyle durumlara müdahale ederek, radikal çözümler
ürettiği sık rastlanan bir vakıa değildir...
İnanmıyor musunuz?
Gidin en yakın bir ulemaya, sorun bakın, ne cevap alacaksınız?
-       Her şeyde bir hayır vardır, din kardeşlerim... Sizlere hayırlı günler
dilerim...
Mesele "hayır" demek değil; "evet"leri birbirine eklemek, birleşmeyi,
uzlaşmayı ve hep beraber olabilmeyi sağlayacak sabrı, yumuşaklığı,
ilkeliliği ve hoş görüyü edinebilmek ve eylemlerimizin pusulası haline
getirebilmektir...
EF klavyeden başlayan yolculuk, emperyalist kültürün sırat köprüsünü
aşarak, bıkın nerelere geldi...
Birleşmek, evet, mutlaka birleşmek... O zaman Q klavyede kalkar
tedavülden...
Çünkü alıcısı çıkmaz; merak etmeyin!..

LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com



-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap