*Rifat SERDAROĞLU* - İzmir - 09 Temmuz 2010 Cuma

*Kendi kendini ezen mahkeme*


[image: Kendi kendini ezen mahkeme]
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa değişikliklerini içeren yasa
ile ilgili iptal davasının incelenmesi sonucu Anayasa Mahkemesi'nin kararını
açıkladı;
*İptallerden biri;*

*Hem Anayasa Mahkemesi, hem de Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunda her boş
üyelik için ilgili kurumlar tarafından gösterilecek üçer adaya değil, ancak
bir adaya oy verme işlemidir.

*Diğer iptal kararı ise; Hakim ve Savcılar Yüksek Kuruluna, Cumhurbaşkanı
tarafından doğrudan seçilecekler arasında yer alan *"İktisat ve Siyasal
Bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri ve üst kademe
yöneticilerinin" *seçimini iptal etti. Yani, Cumhurbaşkanı HSYK'ya sadece
hukukçulardan seçebilecek.

Şimdi sizleri 2007 yılının Ekim ayının 22'sine götürmek istiyorum. Önceki
Başkan Sayın Tülay Tuğcu yaş haddinden dolayı emekli olmuş, yerine bir
başkan seçilecek. Anayasa Mahkemesinin İç tüzüğüne göre 11 asıl üyenin salt
çoğunluğu ile başkan seçilebilecek.Yani 6 oy gerek. Anayasa Mahkemesi
Başkanının çok geniş yetkileri var. Gündemi belirlemek, istediği davayı,
istediği zaman gündeme almak, raportörleri belirlemek gibi. Örneğin, Osman
Can, Haşim Kılıç'ın Türkiye'ye armağanıdır!

*Yüce Mahkemenin, Yüksek Hukukçu üyeleri bu seçimde kendi içlerinden
"Hukukçu" bir başkan seçme becerisini gösteremediler. Hırsları akıllarının
üstüne çıktı, bölündüler sonunda bir kısmı Haşim Kılıç ve ona oy veren bir
üye ile anlaşıp, Başkan vekilliği koltuğuna karşılık, Hukukçu olmayan birini,
"İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi" mezunu bir kişiyi, Türkiye'nin Yüce
Divan görevi de yapan en üst mahkemesine başkan seçtiler!!!*

*Peki şimdi ikinci iptal maddesi ile ne diyorlar?  "Cumhurbaşkanı, İktisat
ve Siyasal Bilgiler dallarında görev yapan öğretim üyeleri ve üst kademe
yöneticilerini üye olarak atayamaz!!!"*
*Haşim Kılıç, öğretim üyesi miydi?* * Haşim Kılıç üst düzey yönetici
miydi?*Keşke olsaydı.
Ben daha o gün Anayasa Mahkemesinin "Hukukçu" Üyelerini; Hukuk Devleti ve
Lâik Cumhuriyete bağlılık derslerinden sınıfta bırakmıştım. Bu yüzden
kararlarına şaşırmadım. Üstelik verdikleri kararla, referandumu da şimdiden
şaibeli duruma düşürdüler. İptaller karşısında Yüksek Seçim Kurulu 16 ve 22.
Maddeler ve bunlara bağlı geçici maddeleri, referandum oylamasının dışına
çıkarması gerekir. Aksi takdirde yeni bir hukuksuzlukla karşı karşıya
kalacağız.
Yapılması gereken, hem bu hukuksuzluğu, hem de AKP'nin yeni "Haşim'ler"
yaratacak bu teklifini, Türk Milleti olarak, 12 Eylül 2010 da reddetmek ve
sandığa gömmektir...
Anayasa Mahkemesinden bundan böyle "hayır" bekleyenlere iki adet atasözünü
hatırlatmak isterim;
*Kendi himmete muhtaç bir dede, nerede kaldı başkasına yardım ede...
*Kelin ilacı olsa,önce kendi başına sürer...

*SEN KİMİN ASKERİSİN?*
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un
BDP Milletvekiline yönelik "*Ya yemininize sahip çıkın, ya da dağa mı nereye
gidecekseniz gidin"* sözlerine partisinin grup toplantısında cevap verdi;
*"Başbuğ, milletvekillerimizi açık hedef haline getiren ciddiyetsiz
açıklamalar yaptı. Bir milletvekiline emir verir gibi konuşmak Genelkurmay
Başkanının haddine değil, burası kışla değil, bizde senin emir erin, askerin
değiliz. Savcıları göreve davet ediyorum"* dedi.
Başbuğ, BDP Milletvekili  Suruçlu İbrahim Binicinin, bir teröristin
cenazesine katılması ve üzerinde "İNTİKAM" yazan bir pankartın önünde poz
vermesi üzerine yukarıdaki sözleri söylemişti. İyi de etmişti.

Kendi ülkesinin askerini şehit eden bir teröristin cenazesine katılıp,
üstelik intikam çığlıkları atan pisliklerin sözcülüğüne soyunan birine başka
ne denir ki? Avrupa'nın her hangi bir ülkesinde bir milletvekili bunu yapsa,
anında kulağından tutup, içeri atarlar...
Selahattin Demirtaş gibiler, kesinlikle tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızın
temsilcisi değillerdir. Bu bölgenin hemen her tarafını gezen yöre insanları
ile bire bir konuşan, bölgedeki aşiret dengelerini de iyi bilen biri olarak
söylüyorum. Büyük bir kısmını tehdit ve baskı ile aldıkları oylar bunun en
iyi kanıtıdır. Bunlar bölücü terör örgütü PKK'nın siyasi temsilcileridir.
Bunlar kendi insanları sömürerek zenginleşirler. *BDP'li milletvekillerinin
tamamına yakını ya toprak ağasıdır, ya da aşiret reisidir. Bunların
servetlerinin artması ve lükslerinin devam etmesi için, bölgede terörün
devamı şarttır. *Bunlar bu ülkenin her türlü nimetinden faydalanırlar,
demokratik rejimin imkanlarını kullanırlar, *Türk Ordusunun Komutanına
utanmadan laf söylerler, ama bitli bir peşmerge'nin önünde selama dururlar...*
*Barzani ile görüşebilmek için günlerce kapısında beklerler, konuşurken
Barzani'nin yüzüne bakamazlar ve mutlaka onun karşısında yerde bağdaş kurup
öyle  otururlar. *Soralım bu Selahattin Demirtaş'a, sen Türk Milletinin
askeri olduğunu kabul etmiyorsun.
*Sen kimin askerisin?*
PKK'nın?
Barzani'nin?
Sen Türkiye'nin neresindensin?
Sen kimin askerisin?

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap