Belirli periyotlarda önünüze konan sandıkta bir partiye oy vermek,
partili olmak demek değildir...
Seçim propagandasında söylenenleri kulağının arkası ile dinleyip;
liderlerin "karizma"larını gönlünde yarıştırdıktan sonra, "fikrinin
ince gülü"nü oluşturup, partilerden birisinin yuvarlağının içine mühür
basmak kadar kolay değildir partili olmak...
Partili olmak, kişinin, kendisini bağlı kıldığı bir siyasal düşüncenin
toplumsal örgütlenmesi içine katılması anlamına gelir.
Partili olmak, ülkenin sorunlarına getirilen çözümler konusunda parti
tüzel kişiliği ile fikir ve eylem birliği içine girmiş bir duruşun,
bir tavır almanın aleniyet kazanmış eylemidir...
Partili olan kişi,  partisinin görüşleri ile hiç değilse, barışık
olmak zorundadır.
Parti görüşü ya da ideolojisi, kişinin davranışları [ve hatta
yaşantısı ile] eylem planında birlik ve uyum içinde olmalıdır.
Bu parti, örneğin, ulusal tarım ürünlerinin desteklenmesi yönünde
politika oluşturuyorsa, sözünü ettiğimiz partili yurttaşımızın, mis
gibi Anamur muzu dururken, ithal malı Çikita muz yemeyi tercih etmesi
kabul edilebilir bir davranış değildir.
Bu basit örneği biraz daha büyütüp, yaşamın her evresine ve tüm
çevresine yaydığınız zaman, ortaya belirli bir bir dünya görüşü ve bu
görüşe dayalı bir davranış bütünlüğü çıkar...
İşte bu davranış bütünlüğü ve bu bütünlüğün temelinde yer alan dünya
görüşü, bir "partili" için, vazgeçilemez, ihmal edilemez ve çiğnenmesi
mümkün olmayan bir düsturdur.
Partili olmak, bu düsturu, disiplinli bir biçimde yaşamın temeli
haline getirmek ve bu temeli, gerek düşünce ve gerekse eylem planında,
düzenli ve bilinçli bir biçimde sürdürmek ve yenilenen pratik içinde,
geliştirmektir.
Betimlemeye çalıştığımız anlamda partili insan kimliği, kendisi için
ve etki alanında yer alan diğer insanlar bakımından, parti
görüşlerinden kaynaklanan bir dünya görüşü ve onun pratiğinin, yaşayan
bir laboratuarı durumundadır...
Partili kişi, topluma önerdiği geleceği temsil eden, canlı ve somut
bir örnektir.
Sözünü ettiğimiz bu örnek olma sorumluluğu, ifade edilen siyasal ve
toplumsal görüşlerin doğruluk ve tutarlığından çok daha önemli bir
ahlaki gerekliliktir.
Çünkü insanlar, sizin söylediklerinizden çok; yaptıklarınıza
bakarlar... Ağzınızdan dökülen üç-beş cümlenin tutarlılığı ve teorik
doğruluğu değil; kişiliğinizden çevreye yayılan "etki"dir insanları
yönlendiren temel öğe...
"Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" özdeyişi, söylemeye
çalıştığımız tüm sözleri özetleyen gerçek bir "ÖZ"-deyiştir...
Bu noktaya kadar yazılanlar konusunda az/biraz mutabık durumdaysak,
yapacağımız ilk şey, başımızı çevirip, çevremizde olup bitenleri, ülke
düzleminde yaşananları, yakın, uzak, dost, düşman bütün insanları
[yeniden) gözden geçirmektir...
Lafları bir tarafa istif edip, eylemleri ve davranışları gözlem altına
almaktır...
Mesele ak koyun ile kara koyunu birbirinden ayırmak; gerçekten "Ak"
olanı, üzerine yapışan tüm kara lekelerden arındırmaktır.
Ve böylece her şeyi, her olguyu yeniden eleştiriyel aklın süzgecinden
geçirerek bakıp anlamak ve oynanan oyunları boşa çıkartmak zorundayız...
Kim bu ülkenin ulusal çıkarlarından yana davranıyor;
Kim, ülkenin bütünlüğünü savunuyor?
Kim, ulusal değerlerimize sahip çıkıyor?
Kim, laik Cumhuriyet için gerçek bir mücadele veriyor?
Kim gerçekten hukukun bağımsızlığını savunuyor?..
Ve kim, Lozan'la kazanılan mevzilerimizi gözünün bebeği gibi
koruyor?..
Madem ki ortaya bir sandık koyup, halkın düşüncesinin ne yönde
olduğunu soruyorlar...
Verelim o zaman bizler de cevabını!..
Apışıp, kalsınlar...

LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com



























-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap