Din, kutsaldır.
Niçin?..
Bir inanç olduğu için.
Din, her dindar kişi için kutsal bir inançtır.
Din, kutsal bir inanç olduğu içindir ki; özü, temeli, niteliği, kökeni
ve yapısal özellikleri itibariyle, "fikir tartışmaları ve laboratuvar
deneyleri ile doğrulanmayı gerektirmeyen bir ön-kabuldür.
Dini kutsal kılan, O'nu manevi dünyamızın değerli bir öğesi olarak
sakınma, kayırma ve özen gösterme edimlerimizin objesi yapan da,
sıralamaya çalıştığımız bu nitelikleridir...
Din bir insanın, salt bireyliği ile ilgili öznel bir yanının, manevi
dünyasının, eskilerin deyimi ile, "nev-i şahsına münhasır" bir varoluş
biçimidir.
Bu öznel ve "kendine özgü" bireysel yan, tabiidir ki, çok sayıda
objektif, nesnel, toplumsal ve maddi oluşumların eseridir... Ancak bu
oluşum, insanın bağrında bir inanç olarak doğduktan sonra, artık [ve
aynı zamanda,] kendisini oluşturan unsur ve nedenlerden [sanki]
bağımsızmış gibi, [tabiri caiz ise] bir çeşit tüzel kişilik kazanır.
Bireysel inanç, oluşum sürecini tamamlayarak bireyin gönlünde yer
ettikten sonra, o inancın esasının [ya da kök ve kökeninin]
tartışılması, "eşyanın tabiatına aykırıdır..."
Çünkü buradaki "eşya" inancın niteliksel özelliklerini, "doğa" ise,
oluşun ve akışın "kendi"'sini içerir...
Örneğin, bir adam Yahudi'dir ve Musevi'dir.
Tarihsel oluş içinde ortaya çıkarak var olan Musevilik inancı, artık,
o kişinin toplum içindeki bir aidiyet meselesi, bireysel ve toplumsal
kimliğinin ayırt-edici ve en önde gelen bir öznelliği haline gelir.
Bir Yahudi'nin ırkını ve bu ırkın toplumsal ve tarihsel gerçeklerini
eleştirebilirsiniz; ancak, O'nun dini inancına dokunamazsınız!..
İnanç, yapısı gereği, tartışılacak "bir düşünce, bir sav, bir hipotez"
değildir.
İnanç, inanmaktır...
Laik bir insan, böyle düşünür...
Ve dini, siyasetin, toplumsal düzenlemelerin, kanun ya da nizam
koyuculuğun üzerine çıkartmaya özen gösterir.
Çünkü toplumsal olan her şey, her kanun, her düzenleme şekli, zaman
içinde eskir; topluma ve içinde yaşanılan koşullara bol gelmeye
başlar...
Biz dini, sürekli eskiyen ve değişen bu hareketli alanın dışında,
kutsal bir inanç olarak korur ve kollarsak, O'nun toplumsal
şekillendirmelerin, değişikliklerin ve bozulmaların dışında tutarsak,
halk vicdanındaki yüksekliğini muhafaza etmiş oluruz.
Örneğin, Türkiye'de şeriat kanunları uygulanmaya devam etseydi; Avrupa
Birliği'ne girme süreci içinde, Avrupalılar, yürürlükteki bu
kanunların değişmesini teklif edeceklerdi...
AK Parti hükümeti tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, şeriat
kanunların Batılılarca dayatılan değişiklik önerilerinin bir kanun
teklifi olarak getirildiğini... düşünebiliyor musunuz?..
Uyum yasaları ile orası burası budanan veya tümü ile ortadan
kaldırılan şeriat kanunların manzarası acıklı bir süreç oluşturmaz
mıydı?..
Gelin, bu konuda sürdürülen siyaset kökenli kavgalara [ya da
istismarlara] bir son verelim.
Halkın kutsal din duyguları üzerinden siyaset yapıp, keselerini
doldurmaya çalışanların niyetlerini boşa çıkartalım.
Gelin dini, ayetleri, sureleri inancımızın içine... Dünyevi olan
şeyleri ve nesneler dünyasının toplumsal ve ekonomik kökenli
sorunlarını da, bilgi dağarcığımızın derinliklerine yerleştirip,
üzerlerinde düşünce tüttürelim...
Sultanların Piri de yıllar önce böyle buyurmuş [zaten]:
-       Gelin Dostlar bir olalım...


LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com



-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap