Ayşe hanımların salonunu süsleyen televizyon bir gün arızalandı.
Çağrılan tamirci cihazın arka kapağını açınca şaşkınlıktan dona
kaldı...
Çünkü televizyonun içi, ağzına kadar küçük küçük doğranmış ekmek
parçacıkları ile doluydu.
Durumu gören Ayşe hanım da şaşkındı.
Herkes bu olayın nasıl meydana geldiği üzerine fikir yürütmek istiyor
ama, makul bir açıklama getiremiyordu.
Kısa süren şaşkınlığın arkasından, ekmeklerin, küçük küçük parçalar
halinde bölünüp, kapağın üzerindeki aralıktan cihazın içine atıldığı
anlaşıldı.
Ve gözler, (doğaldır ki,) evin küçük çocuğuna doğru yöneldi.
Çocuk, sonunda "suç"unu itiraf etti ve o ekmek parçacıklarını,
televizyonun arka kapağından içeriye kendisinin attığını söyledi.
Annesi:
-       İyi ama neden ekmekleri televizyonun içine doldurdun?, diye sorunca
da, yüreği olanların bu nazik organlarını sızlatan önemli bir cevap
verdi:
-       Çünkü, oradaki çocuklar açtı!..

Ayşe hanımın küçük çocuğu, bu cevabı ile, başta TRT genel Müdürü olmak
üzere, bir çok medya genel ve özel müdürlerine, sair ve diğer "büyük
baş"lara... önemli bir "şey" anlatıyor, farkında mısınız?
Çünkü, o televizyon; evimizin baş köşesinde, temsil ettiği, ilettiği,
hikaye ettiği, özendirdiği ve tiksindirdiği bir çok şeyle,
çocuklarımızın, bizlerin, çevremizin; yani hepimizin değerlerini
biçimlendiriyor, kırpıyor, kesiyor, şekillendiriyor ve çoğu zaman da
kirletiyor...
Mesele ne?
Reyting.
Neymiş bu reyting?
İzlenme oranı!
Millet en çok hangi nesneyi izliyorsa, o nesneyi yayına sokan TV
kanalı daha çok izleniyor(muş)...
 Ve dolayısıyla, o TV kanalı, ötekilerden daha çok izlendiği için,
reklam pastasından daha çok pay alıyor...
Bu yüzden... tüm kaliteyi, eğitimi, insanı geliştiren kültürel öğeleri
bir yana bırakacaksınız... Ve insanı çimdikleyen, sırt üstü yattığı
yerde eğlendiren(!), kötü de olsa, iyi de olsa fark etmez; değil mi
ki, ilgisini çeken her şey...
İşte parola bu...
İşareti, seviyesizlik, sorumsuzluk!
Para var mı?.. Var!
Öyleyse, mesele de yok.
Ama, Ayşe hanımın küçük çocuğu ekmek parçalarını dolduruyor
televizyonun arkasına.
O televizyonun kendisine tanıttığı çocukların açlıklarını giderebilmek
için...
O aç çocukların, televizyonun içinde olmadıklarını kavrayamayacak
kadar küçük olan bu körpecik dimağları, bu zehir saçan renkli camın
karşısında yapayalnız bırakmanın risklerini düşünebiliyor musunuz?..
O küçücük çocuk, içinde yeşeren o körpecik acıma duygusunun yönelttiği
dürtü ile, renkli camdan kendisine (kimbilir nasıl?) bakan
yaşıtlarının ağırlığını ve yükünü yaşamının hangi kilometre taşında ve
nasıl sindirecektir acaba?..
O seviyesiz TV dizilerindeki görkemli evler, ziyafet sofraları, kuş
sütü eksik olmayan sofraların başına tünemiş hayal kahramanları ve
büyük bir ustalıkla yemek saatlerine  denk getirilen çikolata,
tereyağı, dondurma, renkli gazoz ve türlü çeşitli yiyecek
reklamları...

Ayşe hanımın küçük çocuğu çabuk büyü...

"Bunlar engereklerdir,
Bunlar yılanlar,
Bunlar da ekmeğine göz koyanlar,
Tanı onları, tanı da büyü..."

Geç memleketin dümenine!
Televizyonun arakasını dolduran o güzelim yüreğin, gelişsin, güçlensin
ve bir arı gibi vızıldayan emeğinle birleşsin ve egemen olsun bu
muzdarip ülkeye...




LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com


-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap