---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Kimden: ayla Berkin Tarih: 25 Temmuz 2010 17:31
BURASI ERKEKLERE AİT! KADINLAR OTURAMAZ! Kısacık İstanbul tatilimde, Fatih semtinde başıma gelen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. İstenilen değişikliğin, hilafet rejimine doğru gidişin İstanbul Fatih'ten başlamış olduğunu göreceksiniz bu anlatacaklarımdan sonra. Tatilimin bitimine bir gün kala, İstanbul'a gelip de doğduğum yerleri okuduğum okulu görmeden gitmek olmaz diye düşünerek, yengem ve küçük kızımla Fatih'e gitmeye karar verdim. Tabii geçen bu uzun yıllar zarfında Fatih o kadar değişmiş ki, sormadan Çarşambayı ve Fatih Camiini bulmamıza imkan yoktu. Bize yaşlı bir bey yardım etti ve Fatih Camiine geldik. Hava çok sıcaktı ve Saraçhanebaşından Fatih Camiine dek uzun bir yürüyüş yapmıştık. Camiinin avlusunda biraz soluklanmak için avluya konan banklardan birine oturmak istedik. Bankların hepsi doluydu ve hepsinde de beyler oturuyordu. Biraz ilerde üç bayan da bir bankta oturuyordu. Yakınımızda olan banka doğru gidip, Bankta oturan beyefendiden, (olayı öğrendikten sonra bu şahsa beyefendilik ne derece yakışır buna da siz karar verin artık.) rica ederek kalkmasını istedik... Fakat o beyefendi tipinden beklenen bir terslikle, "Ne diye kalkacakmışım! Bakın orada da boş ve yer var, öteki tarafta da" diye cevap verince, yengem bir kez daha rica etti. "Ayrı ayrı oturmayalım bir arada oturalım istiyoruz kardeş. Ne olur yani kalksan" dedi fakat adamın hiç kalkmaya niyeti yoktu. Şunu da belirtmek istiyorum o beyefendi diye hitap etmek zorunda kaldığım adamın tipi de çok sinir bozucuydu. Suratında ki ifade de ise saygı uyandırmaktan çok insanı ürküten bir şeyler vardı. Sivri burnun kanatları açılmış ince kaşları karanlık iki kuyuyu andıran gözlerinin üzerinde sinirle çatılmıştı. Hani bazı tipler vardır. Daha ilk bakışta onun koyu bir yobaz olduğunu anlarsınız. İşte bu adamda öyle bir tipti. Fakat yengem bunu fark edememiş ve o adamdan iyi niyetli bir yaklaşım beklemişti. Ben konunun daha fazla büyümesini istemediğim için yengemin kolundan tutup, "Boş ve Yenge gel gidelim" diyerek çekmeye çalıştım fakat yengem artık sinirlenmişti ve o da bu tip haksızlıklara ve kabalıklara hiç taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olduğu için adamla münakaşayı sürdürmeye devam etti. O sırada diğer banklardan bizi ve adamı sakinleştirmeye çalışanlar oldu, yengem ve adam münakaşa ederken hemen yanında ki bankta oturan bir başka beyefendi kalkıp, "Buyurun bayanlar böyle oturun" diyerek bize yer verdi. Nihayet ortalık yatışmıştı ve biz yerimize oturmuştuk ki bu sefer arkamızda camii duvarına oturmuş iki kişinin konuşmalarına ister istemez kulak misafiri oldum. Adamın birisi elindeki gazeteye elinin tersiyle vurup, "Şerefsiz Generaller!" arkasından da okkalı bir küfür savurduktan sonra "Hem Türkiye topraklarında yaşıyorlar, hem Türk devletinin parasını yiyorlar, hemde Türk devletine hainlik düşünüyorlar" demez mi? Büyük bir korkuyla yengeme baktım acaba o da duydu mu diye fakat Allaha şükür yengem henüz az önceki kavganın tesirinden çıkamadığı için bu konuşmayı duymamıştı. Bense biran evvel oradan uzaklaşmak istiyordum. Yengeme hadi gidelim dememe rağmen o kabul etmedi. Benim korktuğumu sanarak, "Ayla burası yalnız onlara ait değil. Bizimde oturmaya hakkımız var." Dedi ve mecburen oturmaya devam ettik. Yengem o diğer adamların söylediklerini duysaydı asıl kızılca kıyamet o zaman kopacaktı. Fakat ben Fatih'te böyle bir olay yaşanırsa oradan sağlam çıkamayacağımızı da biliyordum. Bu yüzden yengemi oradan götürmeye çalışırken. Diğer adam bu sefer camiye getirilen bir cenaze için hiç yakışık almayacak bir söz etti. "Şu adam belki sağlığında bir kez bile camiye gelmemiştir ama, şimdi cenazesini getiriyorlar" diye kendi kendine söylenmeye başlayınca, yengem yine dayanamayıp, "Sen nerden biliyorsun o insanın camiye gelmediğini. Onu ancak Allah bilir. O Allah'la kulu arasında bir şey. Hem günahtan bahsedersiniz, hem de tanımadığınız kişiler hakkında atar tutarsınız. Asıl günah budur işte" dedi ve yarım kalan münakaşa tekrar başladı. Ben yeniden hem adamı, hem yengemi sakinleştirmeye çalışırken, bu kez adam, "Bana bakın hem burası erkeklerin yeri sizin burada oturmaya hakkınız yok" dedi ve bu sefer de benim kafamın tasını attırdı. Bende adama dönüp, "Ne yani haremlik selamlık mı var burada. Bana bak o dediğin Osmanlı devrinde kaldı... Şimdi Cumhuriyet var biliyor musun? İşinize gelse de gelmese de Cumhuriyeti yaşamak zorundasınız " diyince, adam bu sefer adeta delirdi ve göğsüne vura vura, "Bana bakın bana ben erkeğim erkek!" İşte bu söz benim koptuğum an oldu ve adama dönüp tüm kibarlığımı, tüm terbiyemi unutup, "Lan başlarım senin erkekliğinden de senden de ha. Siz kim olduğunuzu sanıyorsunuz. Kimi kimin evinden kovuyorsunuz." Diyerek adamın üzerine yürüdüm. Bu sefer yengem beni sakinleştirmeye çalışırken bir fırça da ona attım. "Bu davayı sen başlattın bırak ben bitireyim. Şu terbiyesize de biraz terbiye öğreteyim" Fakat benim bu çıkışım adamın üzerinde iyi bir etki yaratmış olmalı ki o bas bas bağıran adam birden bire bize arkasını dönüp sesini soluğunu kesti. Yengemde beni zorla yerime oturtup sakinleştirmeye çalıştı. Orada fazla oturmadık ve çarşambaya doğru yürümeye başladık. Çarşambaya girdiğimiz andan itibaren ise Türkiye dışında bir yere girmişçesine insan manzaraları değişmeye başladı. Çarşaflı kadınların sokakları doldurduğu, Mağaza vitrinlerinde başlarına kar maskesi şeklinde başlıklar geçirilmiş mankenler, yüzleri mağazanın içine sırtları caddeye dönük gelin mankenlerle dolu bir semt olup çıkmış güzelim Fatih. Balat yokuşunu aşağıya inerken, merdiven başında oturan minik çocuklar bize İngilizce konuşmaya çalışınca, gülerek onlara Türk olduğumuzu söylediğimiz de aldığımız cevap da çok ilginçti. "Ne bilim abla o kadar çok turiste benziyorsunuz ki." Bu da gösteriyor ki artık orada bu çarşaflar ve türbanlar Türkiye'nin normal kıyafeti olmuş, o küçük çocuklar için tek giyim tarzı bu ve bunun dışında giyinenler ise ancak yabancılar, yani turistler. Evet, Anayasanın 35. Maddesinin değiştirilmesi restleşmelerinin, Topluca kuvvet komutanlarının ve üst düzeyde komutanların tutuklandığı şu günlerde Fatih'te yaşadığım o bir gün içimi adeta bir kor gibi yaktı. Değişim İstanbul, Fatihten başlamış. Fatih artık İstanbul'un bir semti değil. Sanki İran da bir semt. O gün yaşadıklarımız bununla sınırlı değil. Bir başka günde Fener Rum Patrikhanesinde karşılaştığımız bir Rum'un anlattıklarını sizlerle paylaşırım... 25.07.2010 -- http://www.aylaberkin.com/ -- Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!'' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar. http://ozkanbostanci.blogcu.com/ -- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected]. To unsubscribe from this group, send email to [email protected]. For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
