*İlginç bir yazı. Hasan Ali Yücel ve Köy Enstitülerini bir başka bakış
açısından değerlendiriyor...
*







>* ZEYTİNİN TERİ*
>
> Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü
Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım
yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı.
Dağda su
> kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye kadar
gidebilmiştik.
>
> Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı.
Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya
baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık;
Hüseyin amcayla.
>
> Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi.
>
> Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere
dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma
sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra
"buldum galiba" diye haykırdı.
> "Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su
eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur.
O takdirde döşemelerin ıslak olmalı" dedi. Gerçekten de onca uzmanın
çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
> Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden
araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile
olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
> Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
> - Doktor musun?
> - Evet.
> - Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz.
Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer
soluklanırsınız.
> Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir
evdi.
> Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve
menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
> Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir
şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının
kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da artmıştı.
> Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli
ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde
çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı.
> Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa
yaşadığından dem vurdu.
> - Neden buraya yerleştin?
> - Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz,
unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanım. Hasan
Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada
öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini.
Ayrılamadım buralardan.
>
> - Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
>
> - Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek
olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın
çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat
yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az
> buçuk hekimlik yapmayı bile öğret tiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup
hayatı öğrettik çocuklara.
>
> - Yani elinizden çok iş geliyor.
>
> - Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını
kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
> Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan
kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra
zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan
> söz etti.
>
> - Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını
çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile de ısınmışız.
Giderek ona benzemişiz.
>
> - Nasıl yani?
>
> - İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
>
> Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
> - Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan. Çoğunu
sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor.
Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını
buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp olduğundan daha
şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz?
Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da
buruşturup atıyoruz insanları.
>
> "Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi" diye
soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
>
> - Hurma zeytini bilir misin?
>
> - Bilmem. Hiç duymadım.
>
> - Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı
sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar
bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır. Dalında
olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
>
> - Eeee.
>
> - Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları
oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara
bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı,
insanı. Hayata hazırlıyorlardı .
>
> Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
>
> "işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini
hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum" dedi.
> Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
> Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
>
> Dr. Mehmet Uhri
>
> Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine emek
verenlerin anısına ithaf olunmuştur

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap