New York'ta Beş Minareye farklı bir bakış. Belki de (ben seyretmediğim
için belki de diyorum)  doğru ve sağlıklı bir bakış....



            Sonda söylenmesi bekleneni baştan söyleyelim:

*Bu film düpedüz bir hıristiyanlık propagandasıdır.*



Bazılarının haklı bir şekilde dikkat çektiği gibi bir "*dinlerarası diyalog
filmi" *bile değildir. Anlaşılan o aşamayı geçmiş bulunuyoruz; *New York'ta
Beş Minare, açık bir hıristiyanlık propagandasıdır*.

Dinlerarası diyalog, *"Hepimiz aynı Tanrı'nın çocuklarıyız" *şiarıyla
Müslümanlığı, hıristiyanlığın içinde eritmeyi amaçlayan mega emperyalist bir
projedir. Gelinen noktada, bu projenin önemli ölçüde başarılı olduğu,
sıranın müslümanları hristiyanlaştırmaya geldiği anlaşılmaktadır...

Dikkat edilirse, AKP'ye ve Gülen cemaatine bağlı gazetelerin *"sinema
yazarları"* dikkatleri filmin mesajlarından çok *"Halk çocuğu Mahsun'u
küçümseyen sanat elitleri" *sorununa çekmeye çalışıyorlar.

Onlara göre milletin bağrından kopan ve bütün engellemelere karşın dişiyle
tırnağıyla kazıyarak kendisini kanıtlayan Mahsun Kırmızıgül, yeni bir Yılmaz
Güney efsanesi olarak parlamaktadır.

Bütün her şeyi ele geçirdikleri ve dünyanın sayılı zenginleri arasına
girdikleri halde bu *"eziklik" *edebiyatından vazgeçmiyorlar. Rantı var
çünkü; siyasette olduğu gibi sinemada, futbolda, edebiyatta da...

Oysa ne Mahsun Kırmızıgül ezik halk çocuğu, ne de onu küçümsemeye çalıştığı
varsayılan *"elitler" *elittir...

New York'ta Beş Minare filminden anlaşıldığı üzere Mahsun Kırmızıgül'ün
elinden tutanlar tutmuştur. Tarih, özellikle de bizim coğrafyamız, küresel
elitler tarafından elinden tutulan *"ezik halk çocukları" *ile
doludur. *İngiltere
Kraliçesi'nin elinden şövalye nişanı bile aldılar! *Mahsun Kırmızgül'e de
bir Oscar ödülünü çok görmesinler artık...



Bu film bir hıristiyanlık propogandasıdır;



*Müslümanlıkla İlgisi Olmayan Hacı*

Kafalarımıza *"gerçek müslümanlığın timsali" *olarak kazınmak istenen Hacı
Gümüş tiplemesinin aile yaşamı ve savunduğu fikirler bakımından
müslümanlıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Kırk yıllık karısı boynunda
haçla gezmektedir ve Hacı Gümüş eşini bırakın Hak dinine davet etmeyi, bu
durumu sürekli *"Hepimizi aynı Allah yaratmadı mı" *diyerek kutsayıp
durmaktadır.

Hacı Gümüş'e göre bir Allah vardır, bir de insanlar. Dinler, özellikle
müslümanlık yoktur. Herkes Allah'la kendince bir bağ kurmakta, buna da *"din"
*denilmektedir. *Oysa herkesin karısı boynunda haçla gezse, kızı kilisede
nikah kıydırsa ne güzel olacaktır!*

Haydi karısını Müslüman yapmayı başaramamış diyelim, kızını da müslüman
yapamamıştır bizim Hacı...Zaten bu durumdan şikayetçi de değildir, bilakis o
böyle mutludur. *Torunlarının hangi soya mensup olacağını bile merak
etmemekte ve bizlere de bu hibrit hayatın güzelliklerini anlatmaktadır. *

*(Kızı "jasmin"in hangi dini tercih ettiği tamamen muğlak bırakılmıştır.
Hristiyan bir gençle evlenmesine ve kilisede nikah kıydırmasına bakılırsa
annesinin dinine daha yakın durmaktadır).*



*Hacı: "Mensup Olduğumuz Din Önemli Değil"*

Hacı Gümüş'ün sık sık tekrarladığı üzere hepimiz Allah tarfından
yaratılmışızdır, ondan gelip ona gitmekteyizdir; o zaman ne önemi vardır
hangi dine mensup olunduğunun? Önemli olan, "*büyük buluşma"* olduğuna göre
*geriye İsa Mesih'in gökten inip hepimizi hıristiyanlığın şemsiyesi altına
davet etmesini beklemekten başka ne kalmıştır?*



İslamiyetin kadın-erkek mahremiyeti bakımından kesin olarak yasakladığı
davranışlar da Hocefendi'nin karısına ve kızına mübahtır nedense.



Örneğin, Hocaefendi'nin karısı, New York'lu müslüman lideri canlandıran
Danny Glover ile sık sık sarmaş dolaş olmakta, hatta Hacı'nın İstanbul'da
serbest bırakılması üzerine yanak yanağa öpüşebilmektedir!

Hayır, bizce bir sakıncası yok da *"Hocaefendilik" *mertebesine erişmiş bir
muhteremin nikahlı karısı *(hıristiyan bile olsa) * kocasının gözü önünde
yabancı bir erkekle sarılıp öpüşebilir mi?

Hacı Gümüş der ki:

"Öpüşür"

*Niye?*

Çünkü, hepimizi aynı Allah yarattı!

*O zaman niye Madımak otelini yaktınız, oruç tutmayanları bıçakladınız,
ülkeyi yıllardır türban tartışmasının içine soktunuz ve de "Tükürürüm böyle
sanata" dediniz efendiler?*

......................



*Önyargının Miladı (!): 11 Eylül*

Filmde, bağnazlığın ve önyargının ister hıristiyanlıktan, ister
İslamiyet'ten gelsin *"kötü bir şey" *olduğu vurgulanmaktadır.
Hıristiyanların, müslümanlar konusundaki ön yargılarının miladı 11 Eylül'dür
nedense..



Bu olayla birlikte bütün müslümanların terörist olduğuna inanmaya
başlamışlardır, *yoksa tarihte hâşâ böyle bir bakış açıları vâki değildir. *



Özünde iyi insanlardır aslında, Müslümanlara saygılıdırlar. Evet, 11
Eylül'le birlikte bir önyargı sahibi olmuşlardır ama bizimkiler gibi işi
domuz bağı yapmaya kadar götürmemekte, en fazla camiye ayakkabı ile girme
nezaketsizliğini göstermektedirler. Belki bu davranışı bile hoş görmek
gerekebilir, ne de olsa camiyi basan FBI şefi, kardeşini İkiz Kuleler'de
kaybetmiştir...

Hristiyanların en kötüsü mavi gözlü FBI şefi gibi olurken, Batman'da
yakalanan Hizbullah liderini canlandıran oyuncunun tipine baktığımızda;
bizim müslümanlarda tipsizlik, cehalet ve kötülüğün haddi hesabı olmadığını
görürüz (!)



İşte bu tipsiz ve de cani insanlar sayesindedir ki hıristiyan dostlarımız
İslamiyet hakkında yanlış kanaatler edinmektedir. *Oysa herkes, Hacı Gümüş
gibi birer çantada keklik, birer kucakta karpuz, birer "our boys" olsa nasıl
da mutlu olacağızdır!*



*Teröristler Müslümanlardan (!)*

Bu filmi çekenlere göre 11 Eylül'den doğan küçük bir önyargı dışında
hıristiyanlığın hiç bir kusuru yoktur. Buna mukabil, Müslümanların arasında
gani gani sapkın, terörist, cani kol gezmektedir. Zaten Irak'ta filan
öldürülenler de bunlardır canım, yoksa namazında niyazında müslümanlar
değil..

Filmin pek övünülen görselliğini Hollyood'tan ünlü bir görüntü yönetmeninin
ücret mukabili gerçekleştirdiğini öğrenmiş olduk. Helikopterle gökdelenler
üzerinden yapılan çekimler, Polis Akademisi yemin töreninde binlerce kişinin
aynı anda topuk selamı vermesi, Ali Sürmeli'nin yaptırdığı zikir ayinleri
vs. gibi sahneler "görkemliydi" ama yine de klasik Amerikan filmi
sahneleriydi. Hizbullah evlerine yapılan baskın sahneleri de başarılıydı.



Türk sinema ve tiyatrosunun bütün tecrübeli oyuncuları seferber edildiğine
göre oyunculuğun da başarılı olduğunu söylemeliyiz. Hacı Gümüş'ün daha ilk
cümlesinde suçsuzluğuna iknâ olup "yavşamaya" başlayan Mustafa Sandal da,
asosyal Türk Polisi tiplemesi Mahsun Kırmızıgül de oyunculuk mesleğinden
gelmemelerine rağmen iyiydiler.

Hacı Gümüş'ün Bitlis'teki anasını canlandıran Suna Selen'in yüzündeki botoks
ve operasyonla kaldırılmış kaşları, iyi oyunculuğa gölge düşürdü.



*AB Uyum Yasalarına Övgü*

"Bilindiği gibi AB uyum yasaları çerçevesinde ülkemizde artık işkence
yapılmıyor olup insan hakları alanında önemli adımlar atılmıştır" gibi
replikler ise tek kelimeyle utanç vericiydi. Neredeyse, "*AB'den sorumlu
Devlet Bakanımız Egemen Bağış, gecesini gündüzüne katarak çalışıyor olup,
kendisini en yakın zamanda Dışişleri Bakanlığı koltuğunda görmek en büyük
arzumuzdur*" bile diyeceklerdi...



FBI'ın elinden operasyonla  terör şüphelisi alabilecek kadar organize bir
gücün başında bulunan şahsın sadece, "*Buban gurban olsun sağa yavrıııımmm"
*deyip ağlayan sıradan bir "*baba yüreği" *olduğuna inanmamız da istenmiştir
ki bu konuda *"Aptal olduğumuza ilişkin vardır bir bildikleri"* demekten
başka bir yorum yapamıyoruz...

Film boyunca yanlış anlamalara meydan verebilecek bütün durumlar düzeltildi.
Örneğin Fırat gibi dindar bir aileden gelen bir polis, normalde Hacı
Gümüş'ten bu derece nefret edebilir miydi? Tabii ki edemezdi ve nitekim bu
nefretin sebebinin bir yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıktı. Mahsun,
babasını Hacı Gümüş'ün öldürmediğine hemencecik iknâ oldu ve Hacı'nın
"eceli" modundan, Hacı'nın bodyguard'ı moduna geçiverdi...

Mantık çelişkileri hayli vardı. Örneğin, polis Fırat'ın babası 1973 yılında
öldürüldüğünde Hacı Gümüş, en fazla 13 yaşlarında bir çocuktur. Dolayısıyla,
Fırat'tan en fazla on-on iki yaş büyük olabilir. 1973'te 12 yaşında olduğuna
göre 1961 doğumlu demektir. Oysa Hacı Gümüş Fırat'a "oğlum" şeklinde hitap
edebilmektedir. Haluk Bilginer'in oynadığı Hacı ayrıca en az 60 yaşlarında
bir adamdır.



*Pis ve Terörist Müslüman! (!)*

Yanyana hücrelere konulan Hacı Gümüş ile *"Deccal*" olarak yakalanan
Hizbullah lideri arasındaki fark; veresiye veren bakkal ile peşin alan
bakkal arasındaki farkı resmeden esnaf afişi gibiydi. *Bak Ali Bak. İşte
Gerçek Müslüman...Ali Bak Ali. İşte Pis ve Terörist Müslüman!*

Filmin en önemli sahnesi, Hacı Gümüş'ün polis Fırat'ın dedesi tarafından
öldürüldüğü sahnedir. Ölmeden önce geçmişteki menfur olayla yüzleşmeye ve de
karısını ve kızını *(nedense) *polis maaşından başka geliri olmayan *(üstelik
yeni tanıdığı -ve de üstelik -karısı ve kızının hiç de böyle bir ihtiyacı
yokken) *Fırat'a emanet etmeye vakit bulan Hacı, şehadet getirmeyi aklına
getirmemiştir.



*"Nasıl olsa aynı Allah'a gitmiyor muyuz"*

*diye düşündüğünden ölmeden önce şehadet getirmeyi gereksiz buldu belki
de...*

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap