----------

  ****

*CEMAAT MİNAREYİ ÇALIP KILIFINA UYDURDU*

*soL Haber sitesinden Emre Deveci yazdı:*


*Mahsun Kırmızıgül'ün New York'ta Beş Minare isimli filmi Hollywoodvari
aksiyon sahneleri ve Fethullah Gülen'i aklama girişimi olması ile oldukça
ilgi çekiyor.*

Büyük bir tanıtım-reklam kampanyasının ardından gösterime giren ve geride
kalan 2 haftalık sürede yaklaşık 2 milyon kişi tarafından izlendiği iddia
edilen New York'ta Beş Minare filmi, özellikle İslamcı kesimde "Artık bizim
de sinemamız var" mutluluğu yaratmış görünüyor. Ancak filmin içeriği ve film
hakkında yazılanlar mutluluğun "Yaşasın, artık kendimizi Hollywoodvari
biçimde anlatabiliyoruz" anlamında olduğunu gösteriyor.

Film, Fethullah Gülen benzeri bir kişiyi ve Gülen cemaatini akla getiren bir
oluşumu anlatması ile de islamcı kesimi heyecanlandırırken, güncel bir çok
konuya da bütünlükten kopuk olarak göndermelerde bulunuyor. Töre
cinayetlerinden İslami terör örgütlerine, 11 Eylül saldırısından faili
meçhul cinayetlere, Bitlis'ten New York'a uzanan film, Gülen cemaatini
aklama girişimi olduğunu gizlemiyor.
*
**MAHSUN'UN FİLMİNİ ELEŞTİRMEK 'BEYAZ TÜRKLÜK' MÜ?

*Film hakkında yazılan bazı yazılarda "şimdi Beyaz Türkler filmi eleştirmeye
başlayacaklardır. Onlara göre bir türkücü ve halkın arasından gelen bir kişi
film çekemez" benzeri cümleler dikkat çekiyor. Ancak bilindiği gibi
film, Mahsun
Kırmızıgül'ün kendisine ait olan Boyut Film tarafından 11 milyon dolarlık
bir maliyetle çekildi. Bunun yanısıra, film 5 Kasım'da gösterime girmeden
önce aylarca tanıtım-reklam yapıldı. Ve film gösterime girdiğinde bütün
salonları işgal etti. Filmin konusunun ve verdiği mesajların iktidarla ve
egemen ideoloji ile 'yandaşlık' derecesinde uyumlu olduğunu da eklemek
gerek. Bunlar düşünüldüğünde, Mahsun Kırmızıgül'ün 'mağdur' olduğu tezinin
altı oldukça boş görünüyor.

*FİLMİN VERDİĞİ MESAJLAR: SİNEMADA YANDAŞLIK ÖRNEĞİ

*Zaman'ın Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı filmle ilgili yazısında "hemen,
verilen mesajların çiğ propaganda olduğu yönünde eleştiriler yapacaklardır,
ben hiç de öyle olduğunu düşünmüyorum" diyor. Ancak filmde öyle mesajlar
veriliyor ki bunlara 'çiğ propaganda' ve'yandaşlık' dememek mümkün değil.
Bunlara birkaç örnek:

- Filmin bütününde Emniyet Teşkilatı güzellemesi yapılıyor. Teşkilatın
yüksek teknoloji kullandığı, polislerin müthiş bir fedakarlık, cesaret ve
sevgi ile çalıştığı mesajı hemen her karede hissediliyor. Öyle ki, ABD'ye
Hacı karakterini yakalamak üzerine gönderilen 2 Türk polisi, FBI ajanları ve
Amerikan polisine adeta ders veriyor. Türk polisinin FBI ajanlarına sözlü
olarak kafa tutması ise 'göğsünüzü kabartıyor'.

- Başından sonuna kadar filmde, Emniyet Teşkilatı'ndaki Fethullah Gülen
'sevgisi'nin 'normalleştirilmeye' çalışıldığını söyleyebiliriz.

- Filmde, 'Hacı' karakterinin Türkiye'ye getirilmesinin ardından Hacı'nın
Amerikalı müridi kendisine 'hoşgörü' gösteren polise (kendisi ile İstanbul
Golden Otel'de yemek yiyor, bu anda kamera reklam için bir süre otelin
tabelasına odaklanıveriyor) kaygılı olduğunu çünkü Türkiye'deki insan
hakları ihlallerini bildiğini söylüyor, polis ise kendisine (Mustafa
Sandal'ın çok kötü oyunculuğu ile) son yıllarda gerçekleşen Avrupa Birliği
reformları ile büyük ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor.

- İslamın dünyada kötü algılanmasına neden olduğu mesajı verilen bir İslami
terör örgütünün lideri Deccal karakteri (filmden bu kişinin Hizbullah lideri
olduğunu çıkarıyorsunuz) yakalanıp, 'masum' ve 'mağdur' Hacı karakterinin
(filmden bu kişinin de Fethullah Gülen olduğunu çıkarabilirsiniz) yan
koğuşuna konuluyor. Emniyet Müdürü öfkeli bir biçimde gelip Deccal
karakterine kızdığı sırada Hacı kendisine büyük bir 'sevgi' ile İslam ve
müslümanlık dersi veriyor. İslamı dünyaya yaymanın şiddet kullanarak
değilancak sözle anlatarak olacağını söylüyor.
*
**BİRİNİ SEÇMEK ZORUNDASIN: HİZBULLAH MI, İSMAİLAĞA TARİKATI MI, GÜLEN
CEMAATİ Mİ?

*Filmin temel amacının Fethullah Gülen ve Said-i Nursi güzellemesi olduğunu
söyleyebiliriz. Dünyada İslamın yanlış algılanmasına neden olan terörist
örgütler yanında Gülen cemaati benzeri bir oluşum sevgi ve hoşgörüsü ile
doğru ve makul olanı temsil ediyor, medeniyetler arasında köprü kuruyor,
önyargıları yıkıyor. Öyle ki, Hacı karakterinin eşi bir hristiyan ve kızının
nikah töreni hem kilisede hem de camide yapılıyor.

"Kim tarafından kontrol edildiği belli olmayan, kafa kesen, terör yöntemini
uygulayan İslamcı örgütler" arasında Gülen cemaati yükseliyor. Gülen
cemaatinin Batı için ne büyük bir şans olduğu mesajı verilirken Türkiye'deki
laik kentli izleyiciye de önyargılarını yıkma çağrısı yapılıyor.
*
**MÜTEVAZİ, HOŞGÖRÜLÜ, SİVİL VE MAĞDUR! ..YERSENİZ!

*Filmde Hacı karakteri kendini tasavvufa vermiş, mütevazi, sevgi dolu,
hoşgörülü ve kendi gibi müridleri olan bir cemaat lideri olarak
gösteriliyor. Ancak filmde öyle sahneler var ki, bu imaj oldukça sırıtıyor.
Gülen cemaati benzeri bu oluşumun FBI ve Amerikan polisinin elinden silahlı
adamları ile Hacı'yı kurtardığı sahne bu kadar da olmaz dedirtiyor. Hele ki,
5 dakikada geliveren bir helikopter ile Amerikan polisinden kaçabileceğini
gösteren sahne cemaatin gücünü göstermeye çalışırken oldukça güldürüyor.
*
**SENARYO DANIŞMANI MALUM SAVCI ZEKERİYA ÖZ MÜ?

*Filmin başında Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlarını andıran bir
patlama gerçekleşiyor. İlerleyen bölümlerde bu kişiyi Hizbullah benzeri bir
örgütün öldürdüğünü anlıyorsunuz. Bombalar patlatan, aydınlara suikast
düzenleyen ve domuz bağı ile insanları öldüren bu örgütün yaptıklarından büyük
bir hata ile Hacı karakteri sorumlu tutuluyor.

Gerçek suçlular yakalandığında ise Emniyet Müdürü'nün, "bu örgütleri hangi
karanlık güçler kontrol ediyor, bunları cesur bir savcı soruşturmalı" diye
isyan etmesi ise herkesin aklına tabi ki Ergenekon ve Zekeriya Öz'ü
getiriveriyor.

En azından Mahsun Kırmızıgül böyle istiyor.
*
**BİZ SİZE HOLLYWOOD FİLMİ ÇEKEMEZSİNİZ DEMEDİK!..

*Ekrem Dumanlı'nın filmle ilgili Zaman'da yazdığı yazı islamcıların sanat
konusunda

nasıl bir aşağılık kompleksine sahip olduğunu da ortaya koyuyor:

"... New York'ta Beş Minare, her geçen gün kendine daha fazla güvenen Türk
sinemasının ulaştığı noktayı gösteriyor.

 ... Çok daha sade sahneler yerine Hollywood filmlerine parmak ısırtacak
sahnelerin çekilmesi Türk sinemasının özgüvenini gösteriyor.

 ... Oysa bunun örneğine 'Hollywood sineması'nda sıkça rastlanıyor.

 ... Türk sinemasının komplekslerinden kurtulması, kendini bulması halkıyla
barışmasıyla mümkün.

... Öteden beri Mahsun'u içine sindiremeyen bir kitlenin varlığı gözden
kaçmıyor. Hatta bir kısım çapsız tepkilerin tipik bir 'Beyaz Türk kibri'
olduğu da aşikâr."

Bu satırlarla birlikte herkesi dünyaya batı gözüyle bakmakla eleştiren
islamcıların Hollywood hayranlığını da bir kez daha görmüş oluyoruz. Bu
Hollywood hayranlığıyla sağa sola 'Beyaz Türk kibri' yaftası
yapıştırmalarının da nasıl bir mantık olduğunu da sormadan edemiyoruz.

Son olarak, filmin Zaman gazetesi reklamlarını hatırlattığını da not etmek
gerekiyor: Birbirini dinle (islamcı farklı tarikatları), sevgi ve höşgörü
göster (sadece islamcılara), gerçeklere zaman ayır (gerçek islamcı ol Zaman
oku)

ve önyargıları yık (islamcılara ön yargılı olma)!

*Emre Deveci (soL)*

*Odatv.com *

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap