Osmanlı yönetici sınıfı "Endurun" adı verilen bir okulda
yetiştirilirdi.
Ancak Türklerin bu okula kabul edilmesi yasaktı...
Bu yasağın nedeni Türklerin Osmanlı egemen sınıfınca "Etrak-ı Bidrak"
olarak damgalanmış olmasıydı.
"Etrak-ı bidrak" ise, "algılamasız Türk," anlamına gelen hakaret ve
aşağılama taşıyan bir kavramdı...
Yani açıkçası Türkleri aptal, salak ve bigane birer mahlûk olarak
kabul eden ve kendi devletinin yöneticisi olmaları için eğitmeye dahi
değer görmeyen bir kültüre sahipti Osmanlı'nın yönetici kadrosu...
Osmanlı, bir üst-kültür olarak "Türk"lüğü her dönemde reddetmiştir...
Ancak reddedilen bu "Türk"lük, memleketi işgal eden emperyalist
ordular ve onlarla işbirliği içinde bulunan Osmanlı yönetim kadrosuna
karşı bir kurtuluş savaşı vererek Milli Devleti'ni bu esas ve koşullar
içinde kurmuştur.
Osmanlı bir ümmetti...
Yeni Türk devletini kuran ise, bir "millet"tir...
Ümmet, otoriteye kul olan dindaşların toplamından oluşur.
Millet ise, ortak bir kültür paydasını paylaşan insanların birliğidir.
Ümmet, aynı dinden olanların inanç ortaklığını temsil eden iradeye kul
olan bir teslimiyetin ürünüdür.
Mustafa Kemal Atatürk'ün tanımlaması ile Türk milleti, Türkiye
Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkıdır...
Şimdilerde ülkemiz medyası tarafından sistemli bir biçimde pompalanan
"Yeni Osmanlılık," İslam âleminin liderliğine soyunmak ve ABD'nin
Büyük Ortadoğu çıkartmasının uygulayıcısı rolünü üstlenerek bölgedeki
"Milli Devlet"lerin yeniden harmanlanmasına ortaklık etmek birbirleri
ile irtibatlı, sistemli ve tek merkezden yürütülen stratejilerdir...
Bu gerçeği görmeden sürdürülecek değerlendirmeler bizi "somut gerçeğin
somut tahlili" ilkesinden uzaklaştırır ve nesnel düzlem gerçeğe karşı
bir şaşı bakışa sürükler.
Gerçek, düşüncelerimizi tutsak eden bağımlıklardan arınarak somut
gerçeğe ön yargısız yaklaşmamızla algılanabilir... Gerçeği, tüm
gerçekliği içinde kavrayabilmek için ise, bu nitelikteki nesnel [ön
yargısız] bir bakışa gereksinimimiz vardır.
Osmanlı'nın dayandığı feodal üretim tarzı ve üzerinde oluşan ekonomik
model, eskimiş ve kendiliğinden tarihin tozlu raflarındaki "ebedi
istirahatgah"ına defnedilmiştir... Artık hiçbir güç, tertip ve dalavere
onu o raftan indirip bu ülkenin başına musallat edemez...
21. Yüzyılın koşulları içinde artık hiç kimse otoriteye kul olmayı
kabullenecek bir kültürel yapıya sahip değildir. Köprülerin altından
çok sular akmıştır.
Kulların dünyasında aşağılanan "Türk," köhnemiş bir tebaadan modern
bir Cumhuriyet yaratmıştır.
Aydınlanmış dimağların kendi iradeleri ile kafalarını karanlığa
sokmalarını beklemek ham bir hayalden başka bir şey değildir.
Tarihin akışı bu yöndedir, sosyal determinizm bize bu yönü işaret
etmektedir; ancak... İşte en önemli nokta burasıdır. Koşullar, tarihin
akışı ve nedenselliğin göstergesi bu yönde diye, oturup beklemek ve
güzel ve aydınlık günlerin bize kendiliğinden ulaşacağını umut etmek
de o derece de boş ve ham birer hayalden ibarettir.
Çünkü koşullar kendiliğinden olguyu yaratmaz...
Özellikle sosyal gelişmelerde koşulları iyi değerlendiren ve o
koşulların bileşkesinde doğru hedefler saptayan ve doğru eylemlerle o
hedeflere adım adım yürümesini bilen örgütlü bir topluma ihtiyaç
vardır.
İşte Türkiye'nin eksikliğini duyduğu temel öğe budur.

LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com


-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap