Mevlüt Uluğtekin Yılmaz (Yeniçağ  23 Aralık 2010)
>  Kürtçe konuşamayan Fransızlar...
>
> Kürtçe dayatması sürüyor... Daha geçen gün Mersin'de -insan demeye dilim
> varmıyor- birisi, "Kürtçe şarkı bilmiyorsun" diye, ses sanatçısını öldürdü!
> Türkiye'nin geldiği noktaya bakar mısınız? Çok değil yedi-sekiz yıl önce
> kim cesaret edebiliyordu böylesine?
> Şimdi, bu olaya nokta koyup, bir okuyucumdan aldığım iletiden söz edeceğim.
> Ülkemizin has evlatlarından Dr. Erdem Alptuna'nın yaşadığı olayın öyküsü
> bu... Bu öyküyü tüm Türk milletinin öğrenmesini istiyorum. Ve değerli
> hekimimizin akıcı üslubuna hiç dokunmadan metni sizlere
> sunuyorum:
>  "Oğlumun hastalığı nedeniyle Fransa'da bulunduğum bir sırada hastane
> kantininde bir grup aksanlı Türkçe konuşan kişiyle karşılaştım. Türk doktoru
> olduğumu öğrenince yanıma gelip üst katlardan birisinde yatan babalarını
> görüp göremeyeceğimi sordular.
> 'Bir Türk doktordan hastalığını öğrenmek için can atıyor, Fransız
> doktorlara biz tercüme etsek bile inanmıyor' dediler.
> Dört eski Türk vatandaşı ile asansörde babalarını görmek için çıkarken
> aralarından birisi "Bize Kürtçe konuşturmadınız, o yüzden kaçtık, buralara
> geldik" dedi sertçe.
> "Siyasi sığınma hakkı istediniz ve verdiler, öyle mi?"
> "Evet."
> "Siyasi sığınma hakkı için gerekçe olarak Kürtçe konuşturmuyorlar dediniz.
> Öyle mi?"
> "Evet."
> "Eh o zaman yaşadınız. Artık Fransa'da aranızda Kürtçe konuşur güzelce
> anlaşırsınız. Hatta, eminim Fransız Milli Eğitim Bakanlığına bir de dilekçe
> vermişsinizdir ve onlar da size Kürtçe eğitim yapan okullar açacaklardır,
> öyle mi?"
>  "Hayır dilekçe vermedik."
>  "Niye vermediniz? Fransız Millet Meclisine girin. Orada Kürtçe konuşun.
> Kürtçe eğitim yapan okullar isteyin. Ana dille eğitim yapan bu okulları
> açmaz da Kürtçe eğitim yapmazlarsa caddelere çıkın, pankartlar açın, Kürtçe
> eğitim istiyoruz, ana dille eğitim istiyoruz diye, Şanzelize caddesinde
> yürüyün."
>  "Doktor bey bizimle alay mı ediyorsun. Bizi hapse atarlar ve hemen bu
> ülkeden sürerler."
> "İyi ya siz de Türkiye'ye kaçarsınız, Fransa'da bize ana dille eğitim hakkı
> vermiyorlar ve Kürtçe konuşturmuyorlar diyerek siyasi sığınma hakkı
> istersiniz."
>  "!!!"
> "Bakın eğer bunu yapmazsanız oğullarınız ve kızlarınız Kürtçe konuşamayan
> Fransızlar olacaklar. Bence mutlaka pankartlar açıp Şanzelize'de
> yürümelisiniz ve siyasi haklarınız için PKK ile iş birliği yapıp Fransız
> Ordusuna saldırın ve askerlerini öldürün. Eminim 30 bin Fransız asker ve
> sivilini öldürdükten sonra size Kürtçe eğitim yapacak bir iktidar
> bulursunuz. Ha gayret."
> Sertlik ve saldırganlık bitiverip dört eski Türk vatandaşının başları öne
> eğildiği sırada asansör arzulanan katta durdu. Babalarını gördüm. Beyin
> kanaması ile felç geçirmekteydi. Durumu anlattım. Gerçeği söyledim ve tedavi
> olacağını ve yaşayacağını söyledim.
> Sağlam eli ile elimi tuttu bırakmadı. "Doktor bey, söyle oğlanlara beni
> memlekete götürsünler. Türk doktorlara teslim etsinler. Bir nefeste beni iyi
> ettin, can verdin. Sevgili Türkiyem gözümde tütüyor. N'olur burada ölmeme
> izin verme. Ankara'daki doktorlar geçen defa beni iyileştirmişlerdi. Beni
> n'olur seninle birlikte Ankara'ya götür."
> Benim de başım öne eğildi. Çünkü isteğini gerçekleştiremezdim.
> Beş başı öne eğik insan, asansörden konuşmadan indik; oğlanlar çocuklarını
> Kürtçe konuşamayan Fransızlar yapmak için evlerine dağıldılar, ben de
> oğlumun tedavisine devam etmek için yoğun bakımın yolunu
> tuttum."
> Fransa'da yaşanan gerçek olayın anlatımı burada bitiyor.
> Yorumu okuyucularıma bırakıyorum.
> Haftaya buluşmak dileğiyle...
>

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap