*Bir insanın ne kadar toprağa ihtiyacı var?*

Milliyet
27 Kasım 2010

Zengin bir tüccarın eşi olan abla köye, fakir bir çiftçi ile evli kız
kardeşini ziyarete gelir.
Şehir hayatının rahatlığını, çocuklarının giydiği zarif elbiseleri,
yedikleri lezzetli yemekleri anlatır, övünür. Küçük kız kardeş içerler.
"Hayatımı seninki ile değişmem" der. "Sıkıcı olabilir ama tasasızdır. Siz
debdebeli bir hayat sürebilirsiniz ama sürekli endişe içindesiniz."
Kadının kocası Pokhom kulak misafiridir. "Tek derdimiz toprağımızın az
olması. Yeteri kadar toprağım olsa şeytandan bile korkmam" der.
Şeytan<http://www.milliyet.com.tr/index/seytan>sobanın arkasında
gizlidir. "Öyle mi?" der. "Sana yeteri kadar toprak
verelim bakalım."
Şeytan Pokhom'un şansını açar. Köyün zengini kadından 100 dönüm toprak satın
alarak arazi sahibi olur.
Bir akşam evlerinde bir yolcuyu misafir eder. Misafir Volga'nın kıyısında
ekinlerin at boyu büyüdüğünü, toprağın ucuz olduğunu anlatır.
Pokhom satıp savar, Volga'nın kıyısında 400 dönüm satın alır. Artık durumu
çok iyidir ama hâlâ halinden memnun değildir.
Bir gün seyyar bir tüccar ona uzaklarda, Başkirlerin yaşadığı bakir
topraklardan bahseder. Bu topraklar o kadar geniştir ki insan bir sene
durmadan yürüse sonuna ulaşamaz. Ama Başkirler saftır, birkaç rubleye
ellerinden binlerce dönüm alınabilir.
Pokhom yanına hediyeler alarak gene yollara düşer ve Başkirleri bulur. Her
şey tüccarın anlattığı gibidir. Pokhom toprak satın almak istediğini söyler.
Hediyeler Başkirleri memnun etmiştir. Obanın en yaşlısı çağrılır.
"İstediğin kadar toprak seç" der yaşlı adam, kahkahayla. "Çok arazi var."
"Kaça?"
"Günlüğü bin ruble. Bir günde ne kadar mesafe kat edersen o kadar toprak
senin olacak."
"Bir günde insan çok mesafe kat edebilir."
"Hepsi senin" der ihtiyar gülerek. "Ama bir şart var. Eğer güneş battığında
başladığın yere dönmüş olmazsan toprağı da paranı da kaybedersin."

*Toprak o kadar güzel*
Ertesi sabah güneş doğarken Pokhom ve Başkirler bir tepede buluşur. İhtiyar
Başkir kalpağını yere koyar ve "Buradan başla" der. "Gördüğün her yer bize
ait. Bir dikdörtgen çiz, içindeki toprak sana ait olsun."
Pokhom bin rubleyi kalpağın içine atar ve yola çıkar. "En az 50 kilometre
yürürüm bir günde" diye düşünür. Beş kilometre yürüdükten sonra sola dönmeyi
düşünür ama "Daha erken, beş kilometre daha yürüyeyim" diyerek yola devam
eder.
Sonra sola döner. Yürü babam yürür. Toprak o kadar güzel, ağaçlıklar o kadar
sıktır ki bir türlü geri dönmek istemez. Birden bire durup geriye baktığında
güneşin inmeye başladığını görür. Tepede Başkirler karınca gibidir. Onlara
doğru koşmaya başlar. Nefes nefesedir. Neden bu kadar uzağa gittim! Ya her
şeyi kaybedersem! Adımlarını sıklaştırır. Fakat tepenin yamacına vardığında
güneş batmıştır.
"Burada güneş hâlâ batmadı, acele et" diye bağırır yaşlı Başkir. Pokhom son
bir gayretle koşar. Sırtından ter boşanarak, bacakları titreyerek, tam güneş
ufukta kaybolurken kendini kalpağın üzerine atar.
"Bravo" diye bağırır ihtiyar. "Çok toprağın oldu." Ama Pokhom duymaz.
Ağzından kan gelerek ölür. Bir uçtan diğer uca iki metreyi geçmeyen bir
çukur açıp onu içine gömerler.
İhtiyar Başkir şeytandır. Bir kahkaha atar. "Yeteri kadar toprağın oldu"
der.
Tolstoy'un özetlediğim bu öyküsünü ortaokulda İngilizce dersinde okumuştum.
O zaman öykü bir insanın doymazlığını anlatıyor sanmıştım. Dün yeniden
okuyunca ve dünyanın halini düşününce anladım ki bir insanı değil insanlığı
anlatıyormuş.

METİN MÜNİR

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap