HARİKA BİR BAŞUCU YAZISI, HEP OKUYUN VE HATIRLAYIN ;
ŞEKER & KOLESTROL & TRİGLİSERİT... 
 Prof. Demirkol ile Cuma günü buluştuk.
Sağlık gibi bir konuda uzun zamandır bu kadar bilgilendirici bir sohbet 
yapmamıştım, bir o kadar da keyifli... 
*** 
Gelirken bir arkadaşıma rastladım, kilolarından şikayetçidir hep. Ona "Canının 
istediğini ye ama çok hareket et" dedim. Yanlış mı yaptım acaba?
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye 
dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal 
özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri 
tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi 
başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar 
yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni 
şeker. Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker. 

*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan 
kimyasal yapısıyla da tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka 
yerden kısarım” demek çok yanlış... 
Kesinlikle. 

*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel 
yememişseniz tabii. 

* Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum...
O zaman 6” ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği 
için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir. 

* Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi?
Kesinlikle şeker. 

* Tuz için de "Günde en fazla 6 gram alın" deniyor...
Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da 
doğru olmadığını gösteren... Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama 
şekeri atamıyorsunuz. Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri 
dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp 
hastalığı, damar sertliği gibi... 

ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ? 
* İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne 
yapacağız?
Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, 
vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini 
hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen 
kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği 
zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” 
sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık 
hissettirerek... O yüzden de siz aşerersiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye 
aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir 
diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü. 

* Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor... 
Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun 
yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. 
Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! 
Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama... Demek ki, 
şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak 
soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış 
ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün 
Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde 
İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat 
artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker 
tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten 
günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, 
diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor. 

*Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
Hiç. 38 senedir ne çayıma, ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç 
yemiyorum.

*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...
Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin 
enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan 
gördünüz mü siz? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden 
de kendisi üretmeyi becerebiliyor . Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. 
Peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü 
testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok 
dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde 
ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla “˜sakaroz”(bir yapay tatlandırıcı olan 
sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. 
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan 
şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz 
şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. 

* Nasıl?
Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. 
İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye 
dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az 
enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır 
. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına 
götürülecek, ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli 
doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa 
dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde 
yağlanmalara sebep olacaktır. Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen 
tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra 
vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin 
glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de 
önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin 
salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca 
yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda 
değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz 
alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem 
karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına 
yol açar. Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, 
meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır 
şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz 
de Amerikanlaştık!”ˆÇünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. 
Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor... Böylece eskiden 
baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu. 

* Ama meyvedeki fruktoz doğal? 
Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister 
misiniz?”ˆİster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan 
fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol 
açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa 
bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç 
değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle 
masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi 
düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz. 

SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR
* Bu trigliseritin önemi ne peki? 
Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi 
kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. 
Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok 
azalır ve adetten kesilirler. Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. 
Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. 
Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer 
siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. 
Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı. 
Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi 
sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın 
Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı 
olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak 
portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu 
miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız 
kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının 
karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol 
açıyor. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle 
kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır 
diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte 
ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir. Çünkü 
üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu antioksidanlar da 
damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.

YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ
* Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor... 
Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor. Meyveden almak 
istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. 
Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut. Burada Taş 
Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker 
içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz 
meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği 
bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza 
zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar 
meyve yiyin” deniyor. Ama hayır. Meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı 
yüzünden sakıncalı. Şimdi gelelim yine Başbakan’a... Başbakan, alkol 
içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı. 

* Vallahi ben yıllardır Başbakan’ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki 
içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm...
Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz 
hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün 
Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı 
sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor. 

* Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz? 
Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe 
bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye 
kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker 
tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker 
katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz. Elma, armut, 
şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan 
da 300 gram yiyebilirsiniz. Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış , 
sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediyseniz onları 
da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden 
ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir 
muz gibi...

* Peki ya karpuz ve kavun?
Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli 
arasında... Ama ben biliyorum ki mesela “Yazın ne yemeli?” diye bir diyetisyene 
sorduğunuz zaman, “Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini 
geçiştirmeli” der. Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu. Çünkü beyaz 
peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız fruktozla oksitleyerek 
damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz . Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş 
yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz... Bu 
arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz 
yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Halbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim 
yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır. 

* Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi. Alkol karaciğer için bir toksik 
maddedir. Bu kesin . Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani 
zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var. Erkekte 
bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram. 

* Peki neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 
ml. şaraba (küçük bir kadeh). Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela 
yarım kadeh şarap öneriyoruz. Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar 
genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır, hem de antioksidan içeriği 
açısından kansere, kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki 
gösterir. Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, 
zarar vermez. Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. 
Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum. Eğer din alkolü kesin bir şekilde 
yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de 
yasaklardı. 

* Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor...
Elbette. 

* Peki neden kadın-erkek ayrımı var?
Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu söylenemiyor. 
Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği 
saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 
20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar...

* Peki haftanın üç günü birer kadeh içilse?
Bu soru çok sık soruluyor bana. “Ben 6 gün içmeyeyim ama 7” nci gün dört duble 
içeyim” diye... Hayır. Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe 
vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın. 

HERGÜN“YARIM KADEH KIRMIZI”ŞARAP FAYDALI
*Ben hiç içmiyorum... 
Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. 
Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir. Alkolün sınırlarını 
bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız 
gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz. 

* Peki içkinin fazlası ne yapıyor vücuda? 
Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar. Yani bütün o 
şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce 
karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik 
gibi eşittir işareti hiç yoktur. Yani “Sen şunu yaparsan şu olursun!” Siz 
doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik 
değişim vardır. Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da 
alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir 
dört gibi...
                                          

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap