SİLİVRİ DURUŞMALARI NEDEN YAYINLANMIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?
Bedri Baykam
Aslında yaşadığımız süreç bir açıdan çok karışık, bir diğer açıdan da
her noktası anlaşılır bir basit puzzle. Her gün gazete sayfalarına, TV
haberlerine yansıyan kavgalar, restleşmeler, tabii ki olağan bir
ülkede görülemeyecek korku filmiyle-trajikomedi tadında serüvenlerin
iz düşümleri.
Konu o kadar ortada ki: AKP bu Cumhuriyete cinsiyet değiştirme
operasyonu yapıyor! Hastanın her gün bir organı adeta ameliyat
ediliyor. Konumuz adım adım Atatürk'ten bize miras kalan laik
demokratik bir Cumhuriyeti, mümkün olduğu kadar fazla ses
çıkarttırmadan, her inlemede "bir bardak suda fırtına koparmayın"
diyerek yobaz bir gerici din temelli sözde demokratik, özde teokratik
faşist rejime dönüştürmek. Bu yüksek hayal gücü ve yoğun "oldu da
bitti maşallah" gerektiren ağır işlem gerçekleşirken hastanın her
şikayetini susturacak formüller düşünülmüş de... bazen mızrak çuvala
sığmıyor!
Bu işin en net belli olduğu anlarda, Hükümet yaygara koparan
Yargıtay'a, Danıştay'a, HSYK üyelerine, YARSAV'cılara, Baro
Başkanları'na, hep aynı şeyi söylüyor: "Siz siyaset yapıyorsunuz! CHP
ağzı ile konuşuyorsunuz... O zaman bu mesleği bırakın, çıkın siyaset
yapın!" İşte tam bu noktada görmek istemedikleri nokta şu: Bu
saydıkları kişi ve kurumlar, CHP'li siyaset filan yapmıyorlar. Onlar
sadece Anayasa'nın temel maddelerini savunuyorlar. Yani onlar "oyunun
zaten mecburi olan kurallarının uygulanmaya devam edilmesini
istiyorlar ve Hükümetin açık yoldan sapmalarını gördüklerinde rejimi
savunmak için harekete geçiyorlar. O zaman ne oluyor dersiniz? Bu
faşizm meraklılarının borazanları hemen "siz statükocusunuz, reform
istemiyorsunuz" diye ortaya atılıveriyorlar... Bu yorumları yobazların
yapması normal. Ama sözde demokratik basın soytarıları yapınca "Allah
akıl fikir versin" demekle yetiniyorum!
Geçen Cuma günü yine Silivri'de dava izlemeye gittik
arkadaşlarla. "Ergenekon" adı verilen o bahtsız davanın acıklı olduğu
kadar Aziz Nesinlik kanıt paketleri dışında belki en sonunda yapmam
gereken yorumu belirteyim: Silivri'de yaşananları her gördüğümde bu
davanın neden İstanbul'a 90 dakika uzaklarda yapıldığını ve
oturumların neden televizyonlardan naklen yayınlanmadığını daha iyi
anlıyorum. Çünkü şayet orada yaşananları milyonlar "naklen"
izleyebilseler, o davaya inanan insan sayısında çoook abartılı bir
değişim yaşanır! Uzun lafın kısası, hiç kimse böyle bir şeyin bir gün
yaşanacağını sanmasın. O dava hep "gizli" ve uzaklarda sürecek ki,
Hükümet gece rahat uyusun... Sormak lazım zat-ı muhteremlere; hani çok
şeffaftınız? Hani AB standardında demokrasiniz? Bu mu afra-tafranız,
21. Yüzyıl iddialarınız!
Bir de şu "ek" soruyu yöneltmek lazım: Arada sırada kin
kustukları tarihi durakların en başında gelen 27 Mayıs davalarında
neden yoktu bu büyük sır ve kapama merakı? Neden orada herkes rahatça
davayı izleyebiliyor veya radyodan takip edebiliyordu? Neden fotoğraf
çekilebiliyordu? Yoksa dünyanın en mükemmel ve çağdaş Anayasalarından
birini getiren 1960 Devrimi, iddialarınızın tam aksine kartlarını açık
oynayan bir halkla bütünleşmenin ürünü müydü?
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, yine tarihi bir
konuşma yaptı... Bir savunma değil, adeta bir iddianame okudu. İlk
sözleri, "yalan makinesi"ne bağlanmak istediğini söyleyen sanık Erkut
Ersoy'un bıraktığı yerden başladı: "Yalan makinesine Erdoğan ve Gül
bağlansın". Perinçek Başbakan'ın yepyeni bir konuşmasında farkına
varmadan ağzından kaçırdığı sözleri salonda dinletti: "Bizim içeri
tıktığımız bir tek aydın yok". Gerçekten de bu sözler Erdoğan'ın
gözünde ve fiiliyatta yürütme ve yargının uyum içinde çalıştığının
yani güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının yok edildiğinin direkt
kanıtı! "Ben bu davanın savcısıyım" diyen Tayyip Bey, şimdi
hakimliğini de ilan etmiş. Perinçek yine bu hükümetin dağıttığı
demokratik açılım süreci kitapçığında, "gerekli hallerde özel
yargılama yapılabilir" dendiğini anımsatarak, Silivri Mahkemesi'ni
Başbakan'ın kurdurduğunu, devletin diğer yargı kurumlarından birinde
yargılanmadıklarını vurguladı. Ardından hakimle bir gerginlik yaşayan
Perinçek " Mahkeme heyetine "Bu tertibin yanında yer almayın,
Erdoğan'a siper olmayın" diyerek davada tarafların yer değiştireceğini
ısrarla vurguladı.
Daha sonra sıra sanık Muzaffer Tekin' e geldi. O da onurlu
yoğun bir konuşma yaptı ve Hükümeti çok sıkıştırdı. "Yalan ve
iftiralar sürdükçe bunları ısrarla çürüteceğim" dedi. Tekin ardından
Aydınlıkta 24-10-10'da yayınlanan "Osman'ımın 21 Yalanı" başlıklı çok
detaylı ağlanası tutanak analizini okudu. İki cümlesinden HİÇBİRİ
birbirini tutmayan bir adamın sözleriyle Ergenekon ve Danıştay
Cinayeti gibi alakasız davaların birbiriyle birleştirildiğini
anımsatan Tekin "devşirilmiş tanıklar ve kurgulanmış delillerle"
ısmarlama cevapların adeta kurgulandığını hatırlattı.
İlk fırsatta "dökülen" Ergenekon kanıtlarını da ele almamız gerekecek...
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected].
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.