From: [email protected]
Subject: (GugukluhayaT) Şüpheniz batsın / Can DÜNDAR
Date: Thu, 30 Jun 2011 18:11:28 +0000
Şüpheniz batsın!
Kaçma şüphesi... Saklanma şüphesi... Delilleri karartma şüphesi...
Yargıçların bir insanı tutuklu yargılamak, daha doğrusu tutuklulukla
cezalandırmak için türlü çeşit şüpheleri var.
Hizbullahçıların tahliyesinde en ufak şüphe alameti göstermeyen hukuk vicdanı,
tutuklu veya hükümlüler muhalif milletvekilleri olunca birden derin şüphelere
gark oluverdi.
"Yargı reformu"nun faydaları işte...
Haberal ve Balbay için "Deliller tamamen toplanmadı; savunmaları hâlâ alınmadı"
deniliyor.
Gerekçe mi bu; itiraf mı?
841 gündür tutuklu olan birinin suçlanmasına dayanak oluşturacak deliller henüz
toplanmadıysa, savunması hâlâ alınmadıysa bu hangi akla, hangi insafa sığar?
Bu gerekçeye isyan etmez misiniz?
* * *
Aynı gün içinde Balbay ve Haberal'ın tahliye taleplerinin reddedilmesi, Hatip
Dicle'nin hapis cezası nedeniyle vekilliğinin düşürülmesi, yargı erkini
yasamanın üzerine çıkarıverdi.
Ben, "Millet iradesi her şeyin üzerindedir" diyenlerden değilim. Bir kurallar
rejimi varsa, milletin tamamının oyu bile hukuksuz bir kararı meşrulaştırmaya
yetmemeli... O açıdan Balbay'ın ya da Dicle'nin haklılığı, çok oy almalarından
gelmiyor. Bir oy dahi alsalar, bu haksızlık karşısında ayağa kalkacaktık.
Buradaki ayıp, ortada bir kurallar rejiminin olmaması...
Başbakan'ından Yargıtay Başkanı'na kadar herkesin görüp itiraf ettiği bir
haksızlığın, bir türlü sonlandırılmaması...
Tersine siyaseten kullanılması...
* * *
"Her sanık, mahkûm olmadıkça masumdur" ilkesine rağmen, "Ama onlar şu suçtan
yargılanıyorlar. O halde milletvekili olabilirler, ama tahliye olamazlar"
demenin bir mantığı var mı?
"Terör örgütünün propagandasını yapmak"tan mahkûm olmuş birinin adaylığını
onaylayıp vekilliğini reddetmek akla sığar mı?
Bunun, insan vicdanında, evrensel hukukta yeri var mı?
Dünyanın en demokratik bilinen ülkesine gidelim, terörle mücadelede en tavizsiz
yönetime bakalım:
30 yıl önce, 1981'de "Demir Lady" Margaret Thatcher bile, "terör örgütünün
lideri" saydığı IRA militanı Bobby Sands'in milletvekili adaylığını
engellememişti.
27 yaşındaki Sands, hem de bir bombalı saldırıdan mahkûm olduğu halde ve
hapiste açlık grevinde olduğu dönemde milletvekilli adayı olmuş ve 30 bin oyla
İngiliz Parlamentosu'na seçilmişti. Ne var ki seçildikten 25 gün sonra açlık
grevinde ölmüştü.
* * *
İngiltere IRA ile kıyasıya mücadele ettiği dönemde, terör eylemi suçundan
mahkûm bir örgüt liderinin adaylığını engellememiş, seçimini kabullenmişti.
Hal böyleyken seçilmiş vekillere "propaganda suçu", "demokratik düzeni ortadan
kaldırma girişimi" gibi gerekçelerle vize verilmeyişini dünyaya nasıl
anlatacaksınız?
Ne hukuk bunu kabul eder, ne insan vicdanı, ne seçmen aklı...
İktidar bu konuda kılını kıpırdatmazsa, yasaklanan vekiller ve partileri,
Meclis'i boykot etmekte, hatta sine-i millete dönmekte yerden göğe haklı
olurlar.
"Tehdit etmeyin" diyorlar.
Yargının, yürütmenin, yasamanın kapılarını böyle kapatırsanız, insanlara çıkış
için sadece o kapıyı bırakırsınız.
Ve hiç "şüphesiz", vebal altında kalırsınız.
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected].
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.