Abuk bir iddiaya verilmiş güzel bir cevaptır.
Evet, Osmanlı'nın zencileri olmuştur.
Köleler, köle ticareti yüzyıllarca yaşanmıştır.

Elbette tarihte her şey kendi dönemi içinde değerlendirilmeli diyoruz.
Osmanlı'da öyle, Selçukluda öyleve elbette Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluşu da böyledir.
Ve eminolun, 2000'li yıllarda kendi döneminin şartları içinde
değerlendirilecektir.
Bu bakışla bile bu dönem hiç de iyi bir zaman dilimi olarak
anlatılmayacaktır.

Ancak, yalan bir tarihi de insanlara öğretmek doğru değil.
Yazıyı ikinci kez alanlardan özür dilerim.

Oraj POYRAZ

-------- Original Message --------
Subject:        Re: [FLTURK] Fwd: [OzgurGundem] TÜRKLERİN ZENCİLERİ HİÇ
OLMADI. [1 Attachment]
From:   Enis Pinar <[email protected]>



 
[Attachment(s) <#TopText> from Enis Pinar included below]

"/TÜRKLERİN ZENCİLERİ HİÇ OLMADI.../" oyle mi?

[email protected] <mailto:[email protected]> tarafindan gonderilen ekteki
yazida bu iddiada bulunan Prof. Dr. Ramazan Demir, herhalde Osmanli
devletinin kurulusundan itibaren 1847-57 yillarina kadar yaklasik 550
yil boyunca resmen köle ticaretinde bulundugundan bihaber.

Mumkun olsa da Prof. Demir, kacirilip zorla seks ticaretinde kullanilan
Cerkez ve Gurcu kizlara sorsa acaba kendisinin "/kimseyi zorla ...
sömürmemiştir/" gorusune katilirlar mi. Istanbul Universitesinden mezun
olmus bu kisi anlasilan devrinde Nuruosmaniye'de bulunan Esirci Han'ini
da hic isitmemis.

Birkac ilginc husus:

"/1840'larda yilda 10.000 kole yasal olarak ithal ediliyordu ...
 
Kole talebinin Anadolu'daki iki merkezi Istanbul ve Izmir'di.

Kolelerin ticareti kervanlarla ve gemilerle, sonradan da
buharli-gemilerle yapiliyordu.

1860'larda isi icin satilan Afrikali ve beyaz kolelerin fiyati yirmi ile
30 lira arasi degisiyordu. Cariyelik icin alinan beyaz kolelerin
fiyatlari 20 ile 70 lira arasi degisiyordu. _Beyaz cocuklar 30 liraya
satiliyordu_ (Toledano,1982).

Siyah koleler ev icinde kullaniliyordu. Bunlar Sudan ve Sub-saharadan
Misir veya Osmanli-kuzey Afrika yoluyla getiriliyordu. Habes koleler
Hicaz ve Misir yoluyla getirildiler.

Beyaz koleler hem evde hem de askeri amaclarla kullanmak icin Kara
denizin Dogu ve bati kiyilarindandi.

18 ve 19. Yuzyillarda agirlik ev-hizmetinde kullanilan Afrikali
kadinlardi. Bunun yaninda bazı Cerkez ve Gurcu kadinlar kullaniliyordu.
Cerkez kadinlar kentlerdeki ust-sinif haremlerine kadar yukseldiler.
Bugun Latin Amerika, Kuzey Amerika ve Avrupa'da kolelestirilmis irklara
karsi en cahil insan bile ikci bir tutuma sahiptir. Turkiye'de Cerkez ve
Gurcu kadinlarin bir zamanlar kole oldugunu bile kimse bilmez.

Zenci ve Habesler cogu kez Kizil Deniz, Iran Korfezi, Hint Okyanusunda
inci-toplama dalgiclari, kurek-cekici (forsa) ve seyahat-kayigi calisani
olarak kullanildi/"

Kaynak: http://www.e-tarih.org/makaleler.php?sayfa=makaledetay&makaleno=1200


_Ilaveten_:

"The Ottoman Empire (1299-1912) initially secured enslaved men, women
and children through conquest; however, as the empire expanded it
increasingly looked to sub-Saharan Africa for slave labor. As the supply
of white slaves from Central and Western Europe had been significantly
reduced, especially after the Russian annexation of the Caucasus in the
early 19th century, Ottoman Turks turned to the south. During the
remainder of the 19th century Ottoman Turks, who controlled the major
Red Sea ports, used the regular voyages of pilgrims to Mecca to purchase
tens of thousands of African captives. By the 1860s, up to 15,000
individuals were carried annually on Ottoman ships during the
pilgrimages to Mecca and Medina. Africans were taken aboard ships at
Jeddah and transported up the Red Sea toward the center of the Ottoman
Empire in Anatolia.

African males were used in various capacities in the Ottoman Empire, in
households, in agriculture and industry, in the military and for
specialized tasks. Some were apprenticed to their owners as assistants
but sometimes advanced to become partners in businesses. Females served
in a range of domestic capacities---as wet nurses, nannies, menials,
cooks and washers---as well as concubines in harems. There they had
contact with Nubian and Ethiopian eunuchs who protected and maintained
the harems; eunuchs, with a value at least three times that of other
slaves, also served as palace guards and staff, as confidential servants
and as keepers of mosques and tombs.

Although most of the records of African captives concern those who
served in courts and urban centers, there are occasional historical
references to those who worked in the countryside. Africans were
variously used for gang labor in agriculture---for instance, in
state-maintained rice cultivation---as well as in mines and for draining
marshes.

Africans regularly served in the Ottoman military, largely as infantry,
and they also served as musicians, dancers and singers for the wider
society. Respect for one of Islam's earliest converts and noted singers,
Bilal ibn Rabah Al-Habash, is reflected in muezzin guilds in Turkey that
venerate the founder of their sacred art form."

Kaynak: 
http://exhibitions.nypl.org/africansindianocean/essay-outlying-areas.php#Turkey


Boyle gercek disi milliyetcilik tezleri ileri suren Profosur'un kim
oldugunu merak ettim ve biraz arastirinca meger Ramazan Demir'in Akdeniz
Universitesi Tip Fakultesi uyesi olup doktorasini ise Istanbul
Universitesinden Histoloji ve Embriyoloji uzerine almis oldugunu ogrendim:

http://tip.akdeniz.edu.tr/ramazan-demir#i

http://www.ias-worldwide.org/profiles/prof94.htm

Yani gorunurde Turk tarihi uzerine herhangi ihtisasi olmayan bir sahis.
Sayin Profosor'un ekteki yazisinin notunu herkes kendisi versin.

Saygilarimla,

Enis PINAR
------------------------------------------------------------------------

2013/2/15 <[email protected] <mailto:[email protected]>>

    -----Original Message-----
    From: Yılmaz ARSLAN <[email protected] <mailto:[email protected]>>
    To: Undisclosed-Recipient:;
    Sent: Tue, Feb 12, 2013 11:19 am
    Subject: [OzgurGundem] TÜRKLERİN ZENCİLERİ HİÇ OLMADI.

     
    TÜRKLERİN ZENCİLERİ HİÇ OLMADI...
     
    Prof. Dr. Ramazan DEMİR
     
    Türk milleti, tarihin her döneminde, insanlığın hizmetine uygun
    işleri başarmayı kendine gaye edinmiş bir millettir. Bulunduğu
    coğrafyalara hak ve adaleti götürmüş, kimseyi zorla ve hile ile
    sömürmemiştir. Herkese "insan" varlık olarak bakmış, 'yaratılanı
    yaratandan dolayı' sevmiş ve bağrına basmıştır...
     
    Osmanlı Devleti Batılı sömürgenler tarafından parçalanıp
    paylaşılınca geriye kalan anayurt Anadolu'yu da işgal ettiler.
    Çarıklı halk, Gazi Paşa'ya inanarak, güvenerek fukaralığına
    bakmaksızın şahlandı ve düşmanı mukaddesatından uzaklaştırdı.
    Zaman içinde Anadolu, zülüm gören dışarıdaki Türklere göç merkezi
    oldu. Anadolu'ya göçle gelenler devlet idaresinde söz sahibi
    oldular, bakan, başbakan oldular, paşa oldular... Batılı
    emperyalistlerin yaptığı gibi göçmenler maymunlarla aynı kafeste
    tutulmadılar, Türklerin hiçbir zaman ne "Pigme"leri ne de
    "Aborjin"leri oldu. Türklerin hiç bir zaman 'zenci'leri de olmadı...
     
    **
     
    Adalardan Orta Avrupa'ya kadar, Balkanlar da dâhil olmak üzere,
    yaygınlık gösteren "ırkçılık" hiçbir dönemde Türk yurduna uğramadı. 
    Toplumsal yapı gereği biraz "küfürbaz" olabilir bazı Türk
    toplulukları, bu nedenle küfrün her türlüsü konuşulurken hiç kimse
    bir başkasını 'siyah' olduğu için, farklı 'etnikten' olduğu için
    aşağılanmadı, hakaret edilmedi... 'Zencidir' diye 'maymun sesi'
    çıkarılmadı...
     
    Çünkü Türk tarihinde 'siyahların' ya da farklı 'etnik kökenden'
    gelenlerin, giremedikleri dükkân, okul, bar, restoranı olmadı. Bir
    hatırlatma da yapalım burada; siyah ırka yapılan ayırımcılığı
    hafifletmek adına, güya eşitlik sağlanıyor görüntüsü yaratmak için,
    "siyah bir öğrenciyi üniversiteye alıp, dersi sınıfın dışında
    dinlemesine izin verme" olarak bilinen Oklahoma örneği insanlığın
    yüz karası olarak hatırlardadır.
     
    Böyle bir garabeti Türk milleti hiçbir dönemde yaşamadı.
    Çünkü 'ırkçılık' ve sömürgenlik ancak güçlü olunduğu zaman
    uygulanabilir kavramlardır... Güçsüz olanın 'ırkçılık' yapması
    beklenemez zaten...
    Türk milleti en güçlü olduğu devrelerde bile asla bu kavramların
    uygulamasına girmemiştir...
     
    Tek hedefi ve amacı, 'hak-hukuk-adalet' sağlamak... Diğer bir örnek
    ise, dünyayı sarsan iki büyük kanlı savaşı başlatanlar Türkler
    değildir.
    İdeolojileri ırkçılık ve sömürgecilik olanlar başlatmıştır...
     
    **
     
    Her devirde Türk düşmanlığını açık ya da perdeli yapan Batı
    zihniyetinin devşirme siyasi lejyonları Türk milletini hedefe
    koymuşlar, en aşağılık sıfat olan 'ırkçılık' ile suçlamaktadırlar...
     
    Her lafın başında "ırkçılık yapıyorsunuz" diye koro halinde
    bağırmaktalar...
    Hedef belli; 'yeni' diye millete yutturulan anayasada 'Türk'
    kavramını çıkarmaktır. Böylece Türk'ün varlık tapusu olan Türkçeye
    "eş" değer bir 'uydurma dil' yaratmaktır, amaçları...
     
    Hâlbuki günümüzde Türk ve Türkçe düşmanlığı yapılarak örtülü bir
    şekilde 'ırkçılık' yapılmaktadır. Bazı çevreler, Türk düşmanlığına
    pirim verdiği için bu alanda bayağı kişilikler yarışmaktalar.
     
    Sonuç
     

    Yukarıda detaylarını anlatmaya çalıştığım şefkat ve hoşgörü timsali
    Türk milletine reva görülen bu aşağılama yaftası, satılık kalemler
    ve kiralık beyinler tarafından yürütülmektedir. Tarih boyunca
    özgüvenle yoğrulmuş bir millete, hakka ve hukuka dayalı yaşam
    felsefesine sahip bir millete bu iftiranın yapılması, affedilir bir
    kusur değildir.
     
    Türk milletinin adı ve ideolojisi düşmanları tarafından hedef
    tahtasına oturtulmuş ve dört bir yandan saldırı altındadır. Bu
    saldırıdan rahatsız olan Türk milleti ırkçılıkla suçlanmayı asla
    kabullenmeyecek ve hazım edemeyecektir.
    Bunu yapanlar da mutlaka derslerini alacaklardır...
     
    Yazıma son vermeden, mütedeyyin samimi dindar vatandaşlarıma
    seslenmek istiyorum; sizin inançlarınızı, kutsallıklarınızı, dini
    duygularınızı istismar ederek, politik malzeme yaparak sizi
    kandıran, oylarınızı alan sahtekâr politikacıların farkına varın,
    onları iyi tanıyın... Senin ata ismin olan, ceddinin sana bıraktığı
    manevi miras ismini yok etmek istiyorlar, özün olan Türk kelimesini
    yasalardan, kurumlardan silmek istiyorlar. Bağımsızlığı karakter
    olarak seçen sana "uşaklığı" yeğleyecek sistemleri öneriyorlar...
    Buna EVET diyecek misin?
     
    R.Demir, 09.02.2013 (www.r-demir.com <http://www.r-demir.com/>)
     
     



-- 
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Basarilarini gizlemek, en buyuk basaridir.

La rochefoucauld

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Ben,Manevi Miras olarak,
Hicbir Ayet, hicbir Dogma,
Hicbir Donmus ve kaliplasmis Kural birakmiyorum.
Benim Manevi Mirasim Bilim ve Akildir...

K.Ataturk


Daha gun o gun degil, derlenip durulmesin bayraklar.
Dinleyin, duydugunuz cakallarin ulumasidir.
Saflari siklastirin cocuklar,
Bu kavga fasizme karsi, bu kavga hurriyet kavgasidir.

Nazim Hikmet Ran

        

"Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu?
Fakat bunu yapmaya gucu mu yok?
Eger yoksa, O gucsuz, ya da kesinlikle her seye gucu yeten degildir.
Her seye gucu yeten fakat istemeyen mi?
Eger oyle ise , O kotudur, ya da kesinlikle tum iyilik degildir.
O, ne gucu yetiyor, ne de istemiyor mu?
O zaman. O'nu Tanri diye cagirmak sacma olur.
O, hem gucu yetiyor hem de istiyor mu?
O zaman kotuluk nereden geliyor?"

(Istencin Ozgur Secimi Uzerine. Giris.)
EPICURE

        

Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]

Ayrilmak isterseniz de:
[email protected]

Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Title: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Cevap