*Zenginler daha zengin olamadıkları sürece açlıktan ölürler!
      
<http://globalekonomikmonitor.blogspot.com/2013/02/zenginler-daha-zengin-olamadklar-surece.html>*

Zenginler ve yoksullar arasındaki gelir farklılığı giderek bir uçuruma
dönüşürken bu eşitsizliği ortadan kaldıracak somut tedbirlerin
alınamıyor olması gelecek için gerçekten düşündürücü. Büyük bir
sorumluluk sessizliği seyrediliyor. Problemi görmesi gerekenler problem
olmadığında ısrarlılar. Bu sessizlik ortasında, geçen haftalarda İngiliz
yardım kuruluşu Oxfam'dan gelen öneri ölçüsüz bir saldırı gibi
algılandı. Yayınladıkları raporda, dünyanın en zengin 100 kişisinin
gelirinin, yoksulluğu 4 defa bitireceğini ileri sürdü. Aşırı derecede
artan gelirlere dikkat çekerek bu durumun yaratacağı olumsuzlukları
gündeme getirdi. Fakat rapor pek ses getirmiş görünmüyor. Ne dersiniz,
sizce bu görüş rasyonel mi?

Bize oldukça rasyonel görünüyor. Fakat rasyonel olduğunu kabul edersek
yazıyı burada bitirmemiz gerekir. Üstelik hayatın irrasyonel olduğu
kabullenmesine de aykırı bir durum yaratmış oluruz. Öyleyse biraz daha
farklı bir açıdan bakmaya çalışalım. İspatlamaya çalışacağımız düşünce
"Aç insanlar çalışmaya muhtaçtır!" düşüncesi olacak ve konuya irrasyonel
bir açıdan bakmayı deneyeceğiz. Kısaca şunu demek istiyoruz; zenginler,
daha zengin olamadıkları sürece açlıktan ölebilirler. Nasıl mı?

Tüketim kültürünün en basit ritüeli yemek yemektir. Yemek yeme
şekillerinin sınıfsal ve toplumsal mizacı ne kadar iyi anlattığı
herkesin malumudur. Gelin bu ritüeli sınıfsal bir karşılaştırmaya tabi
tutalım ve farklılıkların neyi anlattığını bulmaya çalışalım.

Yoksul insanlar ya da hayatlarını kazanmak için bedensel işlerde çalışan
kişiler için günün ana yemeği öğlen saatlerinde yenir. İş arasında yenen
yemek aynı zamanda yorulan vücudun dinlenmesi anlamına gelir. Bedenini
değil de sermayesini kullanarak hayatını kazanan zenginler için ise
günün en önemli öğünü akşam yemeğidir. Çünkü ertesi günün ihtiraslı
planları akşam yemeğinde düşünülür.

Yoksul insanlar için yemek samimi ilişkilerin yaşandığı bir andır.
Masadaki tek bıçak her şeyi kestiği için artık kesmez hale gelmiştir.
Yemek yendikten sonra sıyrılarak temizlenen tabağa diğer yemeğin
konulması son derece normaldir. Zenginlerin yemek sofralarındaki
ilişkiler daima mesafelidir. Her yemeğin bıçağı ayrıdır. Yemek yeme ve
temizlik birbirine karıştırılmaması gereken süreçlerdir.

Yoksullar için yemek iş demektir. Kendi bedensel çalışmalarını temsil
eder. Kendi işleriyle değiştirilebilir bir değere sahiptir. Zenginler
için yemek satın alınan bir maldır. Karşılığı sadece paradır. ^^^^^
<#BAS> - vvvvv <#SON>

Yoksullar yeni yiyeceklere direnirler. Bu, ağızlarının tadını
bilmemekten değil, yeni yiyeceğin kendi iş sürecindeki karşılığını
bilmemelerinden kaynaklanır. Zenginler farklı hazları almak için
ödenmesi gereken paraya düşünürler sadece.

Yoksullar, yemeklerini pişirdikleri odada yemeyi tercih ederler.
Zenginler için yemek salonu iktidar mücadelesinin devam ettiği bir
yerdir. Uyarıcı bir anlam taşır. Gelecekteki işler genellikle yemeklerde
planlanır.

Yoksullun yemeği, ürettiği ya da emeği ile satın alabildiği basit
şeylerdir. Zenginler ise rekabetçi dünyalarında daha fazla enerjiye
ihtiyaç duydukları için daha fazla et tüketirler.

Yoksullar için bir düğün, katılımcılara yemek dağıtılması anlamına
gelir. Yıllarca yapılan düğün hazırlığının anlamı budur. Zenginler için
şölenlerde yemekli kutlama yapmak masraf demektir. Zenginlerin ilave
masraf için ayrılmış ya da biriktirilmiş paraları yoktur.

Bu tipik özellikler hemen hemen dünyadaki tüm kültürlerde benzerdir.
Fazla yaratıcı ve özel seçilmiş sahneler değildir. Peki buradan nasıl
bir sonuç çıkarmalıyız?

Zenginler ve yoksulların yemek şekilleri ile yapılabilecek tek bir
çıkarım vardır. Konu üzerinde düşünen başta John Berger olmak üzere
birçok filozof ve eleştirmen aynı sonuca ulaşmaktadır. Yoksullar,
yedikleri yemeği düşünürler. Doydukları an tatmin olurlar ve süreç
tamamlanmış olur. Zenginler için ise yemek yeme bir fantezi ya da ayin
gibidir. Hiçbir zaman tatmine ulaşamazlar ve bu onlarda sonsuz bir iştah
yaratır. Hiç dinmeyen bir iştah!

Dünyanın 100 zengininin serveti yoksulluğu bitirebilir belki ama bu
hiçbir zaman adil bir sonuç yaratmayacaktır. Çünkü yoksullar karınlarını
doyuran bir yemek yedikleri zaman doymuş demektirler. Oysa zenginler
daima açtır ve sürekli çalışmaya ihtiyaçları vardır. Hırsları ve rekabet
açlıkları da bu yüzdendir. Kısacası, zenginler daha zengin olamadıkları
sürece açlıktan ölürler!

a45UyF587661-201302191314-08
^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>


-- 
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Siradan ogretmen anlatir,iyi ogretmen aciklar,yetenekli ogretmen yapar
ve gosterir,buyuk ogretmen esin kaynagi olur.

William a.ward

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Ben,Manevi Miras olarak,
Hicbir Ayet, hicbir Dogma,
Hicbir Donmus ve kaliplasmis Kural birakmiyorum.
Benim Manevi Mirasim Bilim ve Akildir...

K.Ataturk


Daha gun o gun degil, derlenip durulmesin bayraklar.
Dinleyin, duydugunuz cakallarin ulumasidir.
Saflari siklastirin cocuklar,
Bu kavga fasizme karsi, bu kavga hurriyet kavgasidir.

Nazim Hikmet Ran

        

"Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu?
Fakat bunu yapmaya gucu mu yok?
Eger yoksa, O gucsuz, ya da kesinlikle her seye gucu yeten degildir.
Her seye gucu yeten fakat istemeyen mi?
Eger oyle ise , O kotudur, ya da kesinlikle tum iyilik degildir.
O, ne gucu yetiyor, ne de istemiyor mu?
O zaman. O'nu Tanri diye cagirmak sacma olur.
O, hem gucu yetiyor hem de istiyor mu?
O zaman kotuluk nereden geliyor?"

(Istencin Ozgur Secimi Uzerine. Giris.)
EPICURE

        

Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]

Ayrilmak isterseniz de:
[email protected]

Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Title: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Cevap