Abi bir yazı dizisi yapmış, ayrıntılandırmış.
Ben daha basit, tek cümlede anlatayım,
DÖNDÜRÜLEMEYEN BORÇ STOĞU.
Bu hem iktidarın, hem cemaatin, hem devletin, hem Türk milletinin başını
yiyecek.
Biz de bu çatı altında olduğumuzdan hiç onaylamadığımız, hiç sorumlu
olmadığımız bu felaketten payımıza almak zorunda kalacağız.
Ve garanti veriyorum o günler geldiğinde Allah yardım etmeyecek.
Ederse gelin bana hesap sorun, o kadar kesin konuşuyorum.
Başımızı belaya sokanlar soluğu Amerika'da alacak, İsviçredeki
paralarıyla bu sorunlu dönemi gül gibi geçirecek.
Sonra da herşey bittikten sonra utanmazca, sırıta sırıta, iyi işler
başarmış insanların edasıyla yurda dönecekler, kaldıkları yerden devam
edecekler.
Çünkü Etrak-ı Biidraktır.
Tarih bunun ispatlarıyla doludur.

Oraj POYRAZ


  Orhan Bursalı: İktidarın Başını Ne Yiyecek-3

Cumhuriyet  22 Nisan 2013.

Selanik'ten selamlarımla başlayayım, ama Selanik yazmayacağım, iktidarın 
ekonomik açmazına devam:

Bir ülkeyi ev, apartman, gökdelen şantiyelerine dönüştürerek "köşeyi" dönmüş 
bir ülke var mı dünyada!

Biri bana bunu anlatsın!

İleri teknolojiye geçememiş, yüksek teknoloji, tasarım, Ar-Ge'yi imalat sanayi 
ve bütün diğer üretim alanlarına hâkim kılamamış bir ülkede, 2023'te "25 bin 
dolar milli gelir ve 10.

büyük ekonomi" ancak politikacı-iktidar palavrası olarak kalmaya mahkûmdur.

Yazın bunu bir kenara! RTE'gillerin ana sloganı şudur:

"Durmak yok: İnşaata devam!"

İnşaatçılar da dolduruşa gelmiş, "ülkeyi ancak inşaat yaparak biz kurtarırız" 
gibi zırvalıkları üstlerine almış durumdalar.

Ev, ofis satarak yabancıya, döviz getirecekler, Türkiye borçlarını ve verdiği 
dış açıkları kapatacak!

O getireceğiniz üç beş döviz Tayyipgillerin dişlerinin kovuklarına yetmez!

Ayrıca iktidar "inşaatçı" politikasıyla, örneğin İstanbul'ın kuzeydeki hayat 
damarı ormanlarını ve içme suyu beslenme kaynaklarını yok ediyor, bunun yol 
açacağı büyük sorunların üstesinden ileride Türkiye nasıl gelecek, bilinmez.

Küresel sıcaklığın Türkiye'yi kurak bölgeler arasına soktuğunu düşünecek 
olursak, RTE'nin yaptığı özellikle İstanbul'da iklim değişikliğini hızlandırmak 
olacaktır.

Adamlar geleceğe büyük sorunlar devrediyorlar!

Umarım İstanbul'un kuzeyi, bu iktidar gider de, mahvolmaktan kurtulur...

Ayrıca İstanbul'un yıkılıp yeniden yapılmaya çalışıldığı bu dönemde, iktidar 
inşaatçılara enerji tasarrufunda "sıfır tolerans"lı binalar/yapılar standartını 
da dayatmadı!

Bir yandan da yeni yapılarda fazla enerji kullanımına devam!

RTE döneminin (örnek ve milyarder) işadamı tipinin de inşaatçılar olduğunu 
anımsayalım!

***

Dönelim sanayinin ve ekonominin yapısına...

Sanayinin azgelişmiş ve düşük teknolojik üretim yapısını ele veren iki 
göstergeye dikkat çekeceğim:

Birincisi, gayri safi yurtiçi hasıla içinde, araştırma-geliştirmeye 
harcadığınız toplam miktarın oranı.

Aşağıdaki tabloda üç ülke ile kıyaslamalı olarak yüzdeleri görüyoruz.

Türkiye'nin Ar-Ge harcaması yüzde 0.87.
Bu 2012'de 0.89 olmuştur.

Bu iktidarın hedefi önce yüzde 2 idi, 11 yıldır yüzde 1'e bile ulaşamadıkça, 
yüzde 3'e çıkardılar!

Yok mu arttıran!

İşin farkında olanlardan biri Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan.

Hatta Sanayi Bilim ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün... Ama iktidar takmış kafaya 
yerli otomobili!

Çağlayan'ın, yerli marka-otomobil yapımı dayatmasını akılcı bulmayan Mustafa 
Koç'u televizyonlarda azarlaması, (bir tehdittir aynı zamanda!), kendini bilmez 
bir iktidar gücünün insana ne ayıplar yaptırabileceğinin örneği olarak tarihe 
geçti!

"Yerli oto yapıla!" emriyle bu iş olmaz.

Yayarsınız 10 yıla bu hedefi, önce burada üretil(e)meyen motor vb ne varsa, 
bunların tasarımı ve üretimi için bir politikalar dizisi saptarsınız... Hatta, 
patronlar yanaşmıyor mu, devleti akılcı bir şekilde üretimin içine sokarsınız.

Beş yılda işi bitirsiniz, sonra "gelin ortak markaya" dersiniz... Veya 
işadamları+devlet gibi konsorsiyumla bu işe soyunursunuz.

Yok, adamlar serbest piyasacı ve liberal ya, bu işe soyunmayacaklar!

Ama onların derdinin daha çok "işte yerli marka oto da yaptık" reklamında ve 
halkın oylarında olduğunu unutmayın!

Öyle olmasaydı, yerli otoya gelinceye kadar devletin yapacağı neler var neler!

Mesela ithal ettiğimiz kimya ürünleri, yarı mamül ve hammaddeler... 10 mu desem 
20 milyar dolar mı..

Petkim nal topluyor.

Petkim'i sattılar Türkiye'de olmayan bazı ürünlerin üretimi koşullarıyla... 
Minik minik yeni yatırımları yok değil.

"İki yüz - üç yüz milyon dolar tasarruf edeceğiz" diyorlar yeni yatırımlarıyla.

Oysa bizim 5 -10 -20 milyar dolarlık tasarruflara ihtiyacımız var, eğer 
koşacaksak!

***

Çağlayan, örneğin kimya sektöründeki bu üretim açığını ele alsın hele!

5 yıl içinde 5 milyar dolarlık bir üretimi burada nasıl gerçekleştireceğinin, 
plan ve programını yapsın.

Dayasın planın arkasına devletin Ar-Ge desteğini!

Hem yeni, modern büyük iş alanları yaratsın hem de 5 milyar dolarlık ithalat 
tasarrufu ve cari açık azlığı!

Sağa sola sataşacağınıza görevinizi yapın beyler!

Nihat Ergün de "Acaba Ar-Ge harcamamız neden yüzde 1'e bile ulaşamıyor" 
derdinden kurtulur!

Makamının da hakkını hukukunu verir!

Tabii, kimya sektöründe nasıl ithal edici değil de üretici oluruz, ayrı bir 
konudur, bir örnek fikir olarak ileri sürülmüştür.

Bütün sektörler için bu söz konusudur.

Böyle bir anlayışın adı ulusal bilim, teknoloji, yenilikçi ve Ar-Ge 
politikalarıdır.

Adında ve işin içinde, ulusallık, devlet, aklın güdümü, ülke çıkarına büyük 
kıskançlık, ulusalcılık olduğu için tüyleri diken diken oluyor mudur 
bakanlarımızın bilemem!

Ama baktıkları, üstlendikleri, yapmaları gereken işin tanımı budur da, ondan 
söylüyorum.(Bunu bilmez olurlar mı...

***

Neyse, ülke sanayisi, ekonomisinin içinde bulunduğu zayıflığı ortaya koyan bir 
başka göstergeyi de anımsatarak yazıyı tamamlayalım.

Aşağıda, ülkelerin Avrupa, ABD ve Japonya'da aynı zamanda tescil ettirdikleri 
patentlerin sayılarını görüyorsunuz (CBT, 1358).

Bu, sanayinin, ülke ve insan aklının nitelikli dışavurumu ve yarattığı ekonomik 
değer anlamına geliyor aynı zamanda!

Bu ve benzerleri yoksa, mama yok kardeşim!

Yarın bir yazı daha gelecek... O da damardan.

"Bu İktidarın Başını Ne Yiyecek" konusunu tartışırken, aslında ekonomi 
meselesini geride bırakan büyük gelişmeler içindeyiz, bu bağlamda, siyaseti ele 
alacağız.

Ama şu tekno-bilim-ekonomi konusunu bir bitirelim.

Cumhuriyet

 

a45UyF587661-201304221658-8
^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>

-- 
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Imkansizlik, yalniz sersemlerin sozluklerinde bulunan bir kelimedir.

Napoleon

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]

        Ayrilmak isterseniz de:
[email protected]

Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.




-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Cevap