Aslında izlediğim bütün yorumcular hep aynı şeyi söylüyorlar.
Batılılar, oligarklar islam ülkelerindeki kargaşadan rahatsızmış,
özellikle dini fanatizm kökenli çatışmalardan fena halde korkuyorlarmış
falan.

Ben bunu kabul etmiyorum.
Aldanmayalım, batılı kendine çağdaş, müreffeh, kudretli iş ortakları
aramıyor.
Tam tersine kolay sömürülecek, ezilecek, elindeki rahatça alınabilecek,
zayıf insan kitleleri arayor.

Batılılar tarihin her döneminde islam ülkelerini destabilize etmeye
çalıştılar.
İç çatışmaları körüklediler.
Etnik fay hattı varsa onu gıdıkladılar, dini ya da mezhep temelli bir
fay hattı varsa onu kurcaladılar.
Ama her zaman aynı şeyi yaptılar, islam ülkelerinin dengesini bozmaya,
düzenini bozmaya çalıştılar.

Aslında islam ülkelerinde kalkınma ve refah umutları yaratan girişimler
vardı.
Milliyetçilik, laiklik eksenli hareketler.
Batılılar bunları her zaman marjinalize ettiler.

Arap milliyetçiliğini BAASÇILIK, Türk milliyetçiliğini ULUSALCILIK
olarak mücadeleye değer gördüler.
Her zaman islam ülkelerinde etnik bölücülerle, çeşitli tipteki
mürtecilerle iş ortaklığı yaptılar.     
        Peki bütün bunları neden yaptılar?
Çok basit, olgun, erişkin, muktedir bir medeniyeti sömürmek,
elindekileri almak çok zordur.
Prematür, saplatılı, muktedir olmayan bir artık medeniyet diyemiyeceğim
toplumları ise sömürmek çok kolaydır.
Bir düşünün otuz yaşında kodumu oturtan bir  adamın elindekini almak mı
kolay,
Yoksa on yaşındaki bir sokak çocuğunun mu?

İslamiyet burada anahtar nokta.
İslamiyetin özellikle doğduğu yıllara, yerlere, olaylarına saplanıp
kalmış renkleri, çeşitleri en büyük iş ortağı.
Bunlar Sünnisiyle, Şiisiyle, Vahabisiyle her türlü politik islami akımdır.

Tam tersine islamda açılım, reform, restorasyon isteyenler ise batının
en büyük düşmanlarıdır.
Mürtecilerle işte bu noktada batının doğal bir ortaklık alanı vardır.

_*Son bir tek cümlede ifade edersek, batılı başkasının mürtecisini,
mücahidini sever, kendi topraklarında ise ılımlı, çağdaş, akıllı, uysal
Müslüman ister.*_
Saygılar.

Oraj POYRAZ


    Ahmet Kılıçaslan Aytar - SICAK BARIŞ

  *
  *
  Nihayet ABD ve İsrail iki küsur yıldır süren Suriye savaşının askeri
  bir harekâtla durdurulması halinin bir felâkete-fakat,rejimin düşmesi
  halinde de radikal örgüt çatışmalarının benzer sonucu yaratacağını
  farketmiş, Orta Doğu'da  Rusya ile kesişen çıkarlarında ayrışmaları
  halinin bölgeye barış getirmeyeceğini görmüştür.

  *
  Şimdi bu durumun biricik çözümüne yürünüyor; ABD, İsrail'in
  güvenliğini merkeze alıyor ve Filistin ile yeni bir barış sürecini
  başlatmayı öngörüyor.
  Ama İsrail'den istenebilecek bir tavize karşılık, İsrail'e güçlü bir
  teşvik oluşturmak adına İsrail'in bulunduğu coğrafyada güvenliğini
  garantilemeyi istiyor- bu yüzden,

  *
  Suriye krizinin çözümü önüne koyduğu "Esad'sız  çözüm" rezervi
  kaldırılmıştır.
  Suriye'nin dağılmaması ya da kuzeyinde Kürtlerin yeraldığı yeni Suriye
  Federasyonu oluşumu öngörüsünde uluslararası bir konferans
  düzenlenmesi,tarafların BM arabuluculuğunda müzakere masasına oturması
  ve iç savaşın sona erdirilmesi,
  Irak alanında da -muhtemelen, bağımsız bir Kürdistan ulus devletinin
  inşası ve zengin kaynakların bu yoldan alınıp-verilmesi
  düşünülüyor-ki,bu yöntem Türkiye'nin giderek  Kürdistan lehinde
  küçüleceği anlamındadır.
   
  *
  Üstelik -birincisi, müzakereler sürecinde Suriye İç Savaşının amili
  unsurları -mesela, Türkiye'nin egemen bir devlet olan Suriye devletine
  karşı uluslararası hukuk ihlali varsa -bunun,müeyyideleri ve
  içtihadları gibi hükme bağlanacak bir çok parametrenin uluslararası
  sistem ağlarına yansıtılmasının yolu açılıyor.
  İkincisi -son olarak, Boston'daki saldırıda küresel tehdit olduğu bir
  kez daha anlaşılan ılımlı İslam'la bağnazlaşmış liderler, terör
  örgütleri ve militanların tasfiyesine başlanılıyor.
   
  *
  Bu süreç; İran nükleer sorunu ve kimi  diğer sorunların da diplomatik
  çözüme ulaştırılması halinde meşruiyeti ve güvenilirliği tartışılan
  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde, ulusal çıkarları için
  ayrıcalıklı pozisyonlarını dünya siyasetinin belirleyicisi yapan
  "mevcut statüko"nun değişebileceği umududur.
  Eski dünyayı düzenleyen NATO,IMF,Dünya Bankası ve AB gibi gerek
  ekonomik gerek siyasi kuruluşlarla uluslararası sistemin yeniden
  düzenlenmesini  ve  bugünün Orta Doğu'daki paylaşım kavgasının
  "Kürdistan" üzerinde paylaşımın dengelenmesine dönüşüdür.
  En önemlisi Türk Halkının  Türkiye'nin nasıl bir kör kuyuya
   atıldığını görmesi vesilesidir...  

  *
  ABD ve İsrail İslam dünyasında izlediği politik stratejileriyle hem
  İslami fundamentalizmin etkisizleştirilmesi gerekçesiyle bölgenin
  işgaline ve askeri şiddetin kullanılmasına zemin hazırlanmasını hem de
  bölge ülkelerinin siyasal rejimlerinin yeniden biçimlenmesini
  öngörüyordu..
  İslamcı teröre karşı önlem olarak Ilımlı İslam devletlerinin
  yaratılması ardından ülkeleri küreselleşme politikalarıyla kapitalist
  dünya sistemine entegre etmeyi düşündüler.

  *
  Ne ki, insanlar gerçek müslümanlıktan koparılırken, Batı'nın "İslam'a
  ve peygamberine vurmak için alanlar açtığı,şer'i ahkâma  savaş açtığı
  -bu suretle, insanın şer'i yükümlülüklerin hilafına yaptıklarında
  hiçbir faziletli inanca bağlı kalmadan özgür olmasına yol açıldığı
  inancı pekişti.
  Giderek Türkiye ve İslam ülkelerinde İslami fundamentalist hareket,
  milliyetçi ve laik ideolojiyi koruyan ordularla doğrudan mücadele
  etmek -yerine,

  *
  İslam'ın yeni entellektüel ve iktisadi eliti, orduları kendi
  politikaları doğrultusunda kullanmak ve yeni rejimlerinin temelini
  oluşturmak üzere İslam'ı uysallaştırma ve transformasyona uğratma -bu
  suretle,İslami Hareketle önce iktidar olmak ardından İslam Birliği
  hedefinde geliştiler.
  Bugün bu inançtakilerin BM'in esas aldığı insan hakları müeyyidelerini
  davalarına şahit tutup -mesela,herkesin düşünce,vicdan ve din
  özgürlüğü ya da herkesin görüş ve yorum özgürlüğünü koruma hakkı
  vardır iddialarına karşı söz kalmadı!

  *
  Çağdaş akıla-bilime ve vicdan-düşünce özgürlüğü esasına dayanan İslam
  dini yerine ikame edilen Ilımlı İslam'ın yukarıdaki tezinden hareketle
  üreyen radikal örgütler -bugün,yıkımın, acımasızlığın,kan ve
  gözyaşının temsilciliğini yapıyor.
  Yalnızca hedefleri doğrultusunda bu örgütleri kullanan ABD ve İsrail
  dünyasını değil Çeçenistan,Dağıstan gibi hassas bölgelerde
  Rusya'yı,Balkan ülkelerini,Uygur Türkleri yoluyla Çin'i,Türk ve
  İslam'ın olduğu heryeri tehdit ediyorlar.

  *
  ABD ve Rusya yeni müttefiklik ilişkisine giderken -sonuç olarak,
   İsrail güvenliğinin sağlanmasını teminen İslami fundamentalizmin
  gerçek anlamda etkisizleştirilmesi sürecini başlatmıştır -ki,bu
  noktada Türkiye'nin konumunu ve rolünü görmek gerekiyor.

  *
  2005'te İstanbul'da 40 İslam ülkesinden üç yüzü aşkın sivil toplum
  kuruluşunun katılımıyla "Uluslararası İslâm Dünyası Sivil Toplum
  Kuruluşları Konferansı: Değişen Dünyada Yeni Bir Vizyon Arayışı"
  başlıklı  konferans düzenlenmiştir.
  İslam dünyası sivil toplum kuruluşları arasında sürdürülebilir
  gelişim,birlik,karşılıklı işbirliği çerçevesinde teknik ve sosyal
  faaliyetlerde çalışmalar ve birlik gayesinde ortak refleksler
  geliştirmenin koordinasyonunun sağlanması öngörüsü ardında,
  40 İslam ülkesinin sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hedef;İslam
  coğrafyasının  topyekün  siyaseti,ekonomisi ve sosyo-kültürel
  yapısının  ılımlı İslam'a dönüştürülmesidir.

  *
  Bugün Başbakanlığa bağlı TİKA, Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansıdır,
  yukarıdaki amaçla kurulan tüm sivil toplum örgütlerini  ve diğer
  yardım kuruluşlarını da şemsiyesinde tutuyor.
  Ilımlı İslamcı medeniyet kurma iddiasında AKP dış politikasının bazen
  ekonomik,bazen ilişkide olduğu halklarla ya da ülkelerle
  bağlantılarını güçlendirmek,bazen yeni nufuz alanları açmak görevi
  yürütüyor.

  *
  Arap Baharında muhalif hareketini yürüten terör örgütleriyle el-ele
  islami örgütlere Tunus'ta  Libya'da, Mısır'da Suriye'de açıkça  hem
  yurt içinde hem  yurt dışında stratejik,taktik hizmet ve lojistik
   sundular.
  Ya da Balkan ülkelerinde yaygın yolsuzluk ve devlet yapılarındaki
  zayıflamaya paralel  büyüyen İslamcı harekete verdikleri türlü
  destekle -işte, Kosova'da Forumi, Pagja Studentore, Bashkohu gibi
   İslami örgütlerin nufuz kazanmasına, Arnavutluk'ta ve Makedonya'da
  Müslüman Kardeşliği modelini geliştirmeye çalışıyorlar.
  Ya da İslam dini üzerinden  Çeçenistan,Dağıstan gibi hassas bölgelerde
  Rusya'yı, Uygur Bölgesinde müslüman Türklerle Çin'in tehditinde önemli
  rol oynuyorlar; radikal örgütlerin arkasında akan kanın,dökülen
  gözyaşının failidirler.

  *
  Paylaşımın dengelenmesi süreciyle Ilımlı İslam politikasında
  Türkiye'nin fiziki, siyasi ve sosyal yapısının yeniden düzenleneceği
  anlaşılıyor..
  Re-cep Tay-yip Er-do-ğan derken -Allah muhafaza, Diyarbakır
  Kürdistan'a, Van Ermenistan'a, Türkiye Konstantinapolis'e mi gidiyor? 

  23.5.2013

  Ahmet Kılıçaslan AYTAR
  [email protected] <mailto:[email protected]>

_^^^^^ <#BAS> - vvvvv <#SON>
-- 
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Ani yazmak, olumun elinden bir sey kurtarmaktir.

Andre gide
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]  Ayrilmak isterseniz de :
[email protected]

        Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
        Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.




-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Cevap