Acının 
Antropolojisi<http://piktobet.blogspot.com/2012/06/acnn-antropolojisi.html>
*David Le Breton*<http://piktobet.blogspot.com/search/label/David%20Le%20Breton>


<http://3.bp.blogspot.com/-dix0Ks5ap6o/T99bZK6jV4I/AAAAAAAAScY/cLGjccmTTi0/s1600/Veikko+Suikkanen+%2528fineartamerica%2529+-+piktobet.JPG>
"Bunalım dile getirilebilir, belirtiler oluşturabilir, birtakım işaretlere
ve fantazmalara dönüşebilir ya da eylemle giderilebilir hatta
bulaştırılabilir; acı ise sadece insanın kendisine aittir." *(J.B. Pontalis)
*

Acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı
deneyimdir: Hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi
birinden daha iyi bilmekle övünemez. İnsanın içinde doğmuş bir şiddettir
acı.

*Rene Leriche:* Katlanılması kolay tek bir acı vardır: Başkalarının acısı.*
*

*Virginia Woolf:* En sıradan bir kız öğrenci aşık olduğunda derdini
anlatmak için Shakespeare ya da Keats'ten yararlanır. Ama bir adam hekime
baş ağrılarını anlatmak istediğinde dil kaçar. Acısını bir eline alır ve
kendinden bir parçayı da öbür eline; bunları birbirleriyle çarpıştırıp
içlerinden yeni bir sözcük çıkarabilmek amacıyla.

"Acı hisleri, öteki hoş olmayan hisler gibi cinsel tahrik alanını aşarlar
ve bir zevk durumu yaratırlar." diyor *Freud*. Acının erotikleşmesinin
başkasına yapılan işkencelerle özdeşleşerek zevk duyma yoluyla sadik bir
karşılığı vardır. Ama mazohist kendi fantazma alanları dışında öteki
insanlar gibi acı çeker.

*J. Sarano:* Acı, bir işlev değildir; bir işlevin hasar görmesidir.

Acının karmaşıklığı, insanın bilincinde dolambaçlı bir biçimde ilerlemesi,
onu üstlenme biçimlerine yansır. Ötekinin bakışının gücü tedavilerde
placebo'ların etkisiyle yansır. Hastaların %35'i bir yalancı hap aldıktan
sonra çok açık seçik bir rahatlama hissettiklerini söylemişlerdir. Morfinin
çok şiddetli ağrı ya da acılarda sadece %75 oranında etkili olabildiği
gözönüne alındığında çok daha kafa karıştırıcı bir orandır bu. *H.K. Beecher
*'ın çalışmalarından alınan sonuçlara göre hastanın içinde bulunduğu stres
ne kadar şiddetliyse, yalancı ilaç da o kadar etkilidir. Sözgelimi bu
ilaçlar çok sıkıntı veren bir acı ya da ağrıyı kesmek amacıyla
kullanıldıklarında, test amacıyla oluşturulan bir ağrı ya da acıyı kesmek
amacıyla alındıkları durumlara göre 10 kat daha etkilidirler.

*Katherine Mansfield: *Boyun eğmek gerekir. Direnme. Kabul et! Acını
hayatının bir parçası yap. Yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey
dönüşüme uğrar.

Teşhis edilmiş, nedeni belirlenmiş bir ağrı ya da acı belirsiz, teşhis
edilmemiş, anlamsızlık içinde kalmış, aktör tarafından anlaşılmamış bir
acıya göre daha katlanılabilirdir.

Şiddetle direnen insana boyun eğdirebilecek bir güç yoktur.

Acı katıksız, biyolojik bir olgu değildir; her zaman insanın yüklediği
anlamın damgasını taşır; asla ulaşılmaz ve egemenlik altına alınamaz
değildir.

İslamın etimolojik anlamı "Tanrının buyruklarına boyun eğme"dir. Müslüman,
başına gelen talihsizlikler ve çektiği acılar karşısında isyan etmez.
Bunlara karşı, bir insan olarak elindeki olanaklarla mücadele eder, isyan
etmez, beddua etmez. Bu dünyada çekilen acılar ve sıkıntılar imanın gücünü
denerler. Acı, bir insanı Yaradana yakınlaştıran bir olgudur. Bir
Hıristiyan ya da Yahudi, iyi ve doğru insanın acı çekmesi paradoksuyla daha
çok karşı karşıyadır bir Müslümana göre; çünkü onlara göre Tanrı sevgidir;
Müslümana göre ise özellikle kadiri mutlaktır. Mümin kendini Tanrıya teslim
eder ve sabreder ve acı karşısında direnç gösterir.

"Biliniz ki bu dünyadaki hayat bir oyundur, vakit geçirmedir, boş bir
görüntüdür, aranızda yaptığınız bir gurur savaşıdır, zenginliklerle ve
çocuklarla kibirlenmedir. Yağmura benzer bu dünyadaki hayat: Bu yağmurun
yeşerttiği bitkiler inançsız insanları heyecanlandırır; sonra da solar,
sararır ve kuru ot haline gelir. Bu dünyadaki hayat geçici bir zevkten
başka bir şey değildir." *(Kuran)*

Gururla ve hoşnutluk içinde kendini acıya gark etmek, acıyı yok etmek ya da
azaltmak için hiçbir çaba göstermemek bilincin sorunlu olduğunun işaretidir.

"Çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar
reddedeceğim."*(Albert
Camus)*

Acı çeken insanın, çektiği acıyı adlandırması acıyla ilişkisini belirleyen
bir ölçüttür. İnsan herhangi bir yaradan ya da hastalıktan çok bunların
kendisi için ifade ettiği anlamlara tepki gösterir. Yaralı bir asker, bu
durumu, uzun zamandan beri, yaptığı işin olası bir sonucu gibi görmeye
alıştığı için, kolunu makineye kaptıran bir işçi kadar acı çekmez. Sonuç
olarak asker, yaşamı kurtulmuş olduğundan ve kendisine bir aylık
bağlanacağından umutludur; oysa işçi sakat kalma ve ekmeğinden olma
sonucunu doğurabilecek bir sakatlık riski yüzünden dehşete düşmüştür. Asker
acılarını nispeten serinkanlı bir tavırla karşılarken işçi üzüntü ve acı
içindedir.

Acının sözle ifade edilmesinde örtük bir sevgi beklentisi, duygusal
bağların sıklaştırılması isteği vardır.

Bir yerin havası, ortamı da hastanın, koşullarını üstlenme tarzında rol
oynar. Safra kesesi ameliyatı geçiren 69 hasta üstüne yapılan
araştırmalardan çıkan sonuca göre odaları ağaçlıklı bir alana bakan
hastalar, odaları tuğladan örülmüş bir duvara bakan hastalara göre 2 kat
daha az ağrı kesici tüketirler. Aynı şekilde son grupta yer alan hastalar
ortalama bir gün daha fazla kalırlar hastanede.

"Acıdan kaçabileceğimizi düşünerek ve bu kaçış olanaklarından yararlanarak
ama aynı zamanda etkilerinin olası sınırlarını da kabul ederek "acısız
yaşama" sanatına sahip olamayız; daha iyi acı çekerek daha az acı çekeriz."

*Jean-Paul II:* Yüzyıllar ve kuşaklar boyunca acıda insanı içsel olarak
İsa'ya, özel bir lutüfa yakınlaştıran özel bir güç bulunduğu
gözlemlenmiştir. Çok sayıda aziz yaşadıkları derin dönüşümleri çektikleri
acıya borçludurlar. Bu dönüşümün meyvesi insanın acının sadece kurtarıcı
anlamını keşfetmesi değil, özellikle acıyla yepyeni bir insan haline
gelmesidir. İnsan acıda tüm yaşamının ve misyonunun yepyeni bir boyutunu
bulur.
.
Çevirmen: İsmail Yerguz (Sel)
Görsel: Veikko Suikkanen (fineartamerica)
**********************************************************************************************
SENSİZLİK...
ine kaldım sensiz yani kimsesiz,
Yine arkadaşsız, aşksız ve sevgisiz,
Yine hayallerimde bulamadım seni,
Yine öksüz ve yetim bıraktın beni.

Sen olmayınca gözlerim kimseyi göremiyor,
Sen olmayınca kulaklarım birşey duyamıyor,
Sen olmayınca ellerim kimseyle birleşemiyor,
Sen olmayınca kalbim asla huzur bulamıyor.

En güzel günlerimi sadece senle yaşadım,
En güzel şarkıları sadece senle dinledim,
En güzel ve tatlı suyu sadece senle içtim,
En güzel aşkı ve sevgiyi sadece sende tattım.

Gel ne olur birlikte yazalım sonsuz aşkın kitabını sayfa sayfa,
Gel ne olur birlikte meydan okuyalım aşktan anlamayanlara,
Gel ne olur birlikte kafa tutalım aşka ve sevgiye engel olanlara,
Gel ne olur birlikte yaşayalım sınırsız aşkı utanmadan kana kana.

Bekliyorum
************
*************************************************************************[image:
Satır içi resim 1]

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.

<<kemalağa (2) -.jpg>>

Cevap