------------------------------------------------------------------------

  BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, hükümetin hapishanelerdeki
  PKK’lıları hasta tutuklu veya mahkum diye çıkarma yoluna girdiğini
  açıkladı.

Değişik yargı paketleri ile hapishanelerdeki KCK’lıların tamamının
salındığını kaydeden Destici, */
"Bir tane bile KCK’lı içeri de kalmadı.
PKK’lı teröristlerinde hemen hemen tamamına yakını salınıyor.
Şu anda hapishanelerdeki 170 bine yakın mahkumun binde biri bile
terörist, PKK’lı değil.
Şimdi bunları da çıkaracaklar./**//*

*/Yargı paketleri ile çıkarmayı başaramadıkları, polisler ve adliyelere
her türlü operasyona rağmen çıkarmadıkları geride kalan PKK’lıları da
şimdi hasta tutuklu veya mahkum diye çıkarmaya yoluna girdiler./**//*

*/Bu konuda da bir anlaşma sağlamış vaziyetteler.
Bir mutabakat sağlamış vaziyetteler.
Önümüzdeki günlerde bunları da hasta adıyla, numarasıyla tamamını
içeriden çıkaracaklar ve içeride bir tane bile PKK’lı kalmayacak"/*dedi.

BBP, Sürmeli Otel’de ‘Büyük Katılım’ programı düzenledi.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, aralarında İstanbul, Ankara, Mersin,
Samsun ve Tokat’ın yer aldığı birçok ilden partisine katılan bin kişi
adına temsilen 300 kişiye rozet taktı.

Türkiye’deki bazı medya grupları ve medya mensuplarına seslenmek
istediğini belirten Destici, */
"Kendilerini en milli, en yerli, en İslami, en doğru olarak millete
yansıtmaya çalışan ve bu iddialarını her ortamda dile getiren medya
mensuplarına sesleniyorum.
Bugün onlara havuz,yandaş, candaş medya diye seslenmiyorum.
Kendi ifadeleriyle en doğru, en İslami, en yerli medya diye sesleniyorum.
Ey en İslami, en doğru, en yerli, en milli medya 4 kişi Büyük Birlik
Partisi’nden istifa ettiğinde BBP’de deprem haberleri yapan medya şimdi
burada yüzlerce kişi, BBP’ye katılıyor.
Bakalım yarın ne diyeceksiniz.
Yarın göreceğiz.
Ben o zaman İslami medya mı, yerli medya mı, milli medya mı yoksa havuz
medyası mı, candaş medyamı, yandaş medya mı olduğuna işte o zaman karar
vereceğim.
Herkesi doğruluğa, dürüstlüğe, doğru haber yapmaya davet ediyorum.
Ve Büyük Birlik Partisi içinden ellerini çekmeye çalışıyorum"/*diye konuştu.


    */"HİÇBİR OPERASYONUN BBP’DE KARŞILIK BULAMAZ"/*

Hiçbir operasyonun BBP’de karşılık bulamayacağını kaydeden Destici, */
"BBP’ni zaafa uğratma ya da yolundan döndürme ya da hedefinden saptırma
adına yürütülen hiçbir faaliyet başarıya ulaşmaz.
BBP’ye hiç kimse yön ve istikamet tayin edemez.
BBP’nin yönü de istikameti de bundan tam 22 sene önce rahmetli liderimiz
ve dava arkadaşlarımızla birlikte milli mutabakat metninde çizilmiştir
ve aynı yolda yürümeye devam ediyordur"/*şeklinde konuştu.

BBP ve onun gönül bağı içerisinde olduğu bazı kuruluşları bir takım
şiddet olayları içerisinde gösterilmeye çalışanlar olduğunu ifade eden
Destici, */"Birileri ülkemiz üzerinde geçmişte de bugünlerde de aynı
oyunları oynuyorlar.
Bir takım operasyonlar yapıyorlar.
Bir takım derin yapılar cinayetler işliyor.
Bir takım saldırılar gerçekleştiriyorlar.
Ondan sonra da bunu BBP ve onun gönül bağı içinde olduğu Alperen
Ocakları başta olmak üzere bir takım kuruluşlarımızla ilişkilendirmeye
çalışıyorlar.
Hiçbir BBP’li, hiçbir Alperen, hiçbir Türk-İslam Ülkücüsü vatanının,
milletinin ve devletinin aleyhine olacak hiçbir davranışın içinde olmaz.
Hiçbir BBP’li, hiçbir Alperen bir şiddet olayının içinde olmaz.
Biz kurulduğumuz günden bu yana ısrarla ve inatla şunu söyledik.
Şiddet kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın BBP
hareketi bunun karşısındadır.
Şiddete bulaşan yada şiddete bulaştıranların asla BBP ile ve onun gönül
bağı içinde olduğu kuruluşlarla ilişkisi yoktur, buraya bulaşanlarında
zaten bizim aramızda yeri yoktur.
Hangi oyunu oynamaya kalkarsanız kalkın, hangi tezgahı kurmaya
kalkarsanız kalkın, hangi operasyonu yapmaya kalkarsanız kalkın bu
BBP’nin ve BBP hareketinin üzerinde tutmaz"/*ifadelerini kullandı.


    */"AHİRETTE ŞEHİTLERİN YÜZÜNE HANGİ YÜZLE BAKACAKSINIZ"/*

Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden birinin hükümetin çözüm
süreci olarak adlandırdığı, kendilerini ise çözülme, ayrışma ve bölünme
süreci olarak adlandırdıkları süreç olduğunu anlatan Destici, */
"Türkiye’yi yönetenleri, Türkiye’yi nasıl bir çıkmaz sokağa
götürdüklerine hep birlikte şahitlik ediyoruz.
Hükümet üyelerinden, kabine üyelerinin en üstlerinden duyduğumuz sözler
1 hafta sözler yalanlanmak ya da yutulmak zorunda kalıyor.
Çünkü hükümet sözcüsü Başbakan yardımcısı ‘sekreterya diye bir şey söz
konusu değil diyor, İmralı canisine gidecek heyetleri biz belirleriz’
diyor ama bir hafta sürüyor.
1 hafta geçmeden sekreterya belirleniyor.
Bu sekteterya PKK’lı tutuklu mahkumlardan oluşuyor.
Yine oraya gidecek heyeti APO, bebek katili, İmralı canisi belirliyor ve
hükümette bunu kabul etmek zorunda kalıyor.
Değişik yargı paketleri ile KCK’lıların tamamı salındı.
Bir tane bile KCK’lı içeri de kalmadı.
PKK’lı teröristlerinde hemen hemen tamamına yakını salınıyor.
Şu anda hapishanelerdeki 170 bine yakın mahkumun binde biri bile
terörist, PKK’lı değil.
Şimdi bunları da çıkaracaklar.
Bunların adı PKK’lı , yargı paketleri ile çıkarmayı başaramadıkları
polisler ve adliyele her türlü operasyona rağmen çıkarmadıkları geride
kalan PKK’lılar da şimdi hasta tutuklu veya mahkum diye çıkarmaya yoluna
girdiler.
Bu konuda da bir anlaşma sağlamış vaziyetteler.
Bir mutabakat sağlamış vaziyetteler.
Önümüzdeki günlerde bunları da hasta adıyla, numarasıyla tamamını
içeriden çıkaracaklar ve içeride bir tane bile PKK’lı kalmayacak.
Türkiye’yi yönetenlere seslendiğini aktaran Destici şunları söyledi:
"Diyarbakır’da hanımının yanında kafasına sıkılarak şehit edilen
astsubayın, Bingöl’de şehit edilen Atıf müdürün, 30 yıl içinde şehit
edilen 30 bin şehidin katillerini, bu 21.Yüzyıl eşkıya sürülerini
hapisten çıkaracaksınız ahirette bu şehitlerin yüzüne nasıl bakacaksınız.
Hangi yüzle karşılaştığınızda bakacaksınız"/*açıklamasında bulundu.

------------------------------------------------------------------------

a45UyF587661-141126133022-01
^^^^^ <strict.html#BAS> - vvvvv <strict.html#SON>

 

a45UyF587661
^^^^^ <strict.html#BAS> - vvvvv <strict.html#SON>
Oraj POYRAZ

SEN DE HER SEY GIBI
. . . . . .
Sen de her sey gibi,yakinimda iken,
Sen de oluyorsun gozlerimde diken.
Git,git benden uzak,uzak bir yere git;
Ne olur,icimde her zaman bir umit,
Her uzak sey gibi oyle yalniz hayal,
Yalniz rahiya,renk,sarki halinde kal.

Cahit Sitki TARANCI




Peygamberden mucize istegi
TAHA 133.onlar: (muhammed) bize rabbinden bir mucize getirmeli degil miydi?
Dediler.
Once gelen kitaplardakinin apacik delili (Kur an) onlara gelmedi mi?
YUNUS 20.ona (muhammed e) rabbinden bir mucize indirilse ya!
Diyorlar.De ki: gayb ancak Allah indir.
Bekleyin (bakalim) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
ENBIYA 5 hayir, dediler, (bunlar) sacma sapan ruyalardir; bilakis onu
kendisi uydurmustur; belki de o, sairdir.(eger oyle degilse) bize hemen,
oncekilere gonderilenin benzeri bir ayet getirsin
ENBIYA 6.bunlardan once helak ettigimiz hicbir belde iman etmemisti;
simdi bunlar mi iman edecekler?
RA D 7.kafirler diyorlar ki: ona rabbinden bir mucize indirilseydi ya!
(halbuki) sen ancak bir uyaricisin ve her toplumun bir rehberi vardir.


 
Allah zamandir.

Muvatta 56/3



Sait Nursi ye gore elektrik kontagi ve meteor :
Bunlarin hepsi Kur anda vardir ve fizik kanunlarina gore aciklama yapmak
Kur anin kudretine, hikmetine aykiri dusmektedir

Sait Nursi, Ramazan Risalesi, s.1-15..



Osmanli Hukumeti Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor.

Hariciye Naziri Sefa Bey - 29.01.1921
Ingiliz Yuksek Komiseri Rumbold'a..



Rum, Ermeni gibi unsurlardan ayri ayri olusan bir takim ceteler, adi
hirsizlikla, ara sira da oldurmelerle mesgul olmuslar, Rum ve Ermeni
surgunu esnasinda bu unsurlardan ortaya cikan bazi ceteler ise siyasi
bir huviyet kazanmistir.
Ruslarin istilasi baslayinca, memleket icinde kari$iklik meydana
getirmek icin bunlar, Ruslar tarafindan da tesvik ve denizden de
desteklenmislerdir.

(22 Mayis 1919)
K.ATATURK



ALBERT EINSTEIN : NEDEN SOSYALIZM

Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkinda
gorus bildirmesi dogru mudur?
Ben buna birkac neden yuzunden evet diyorum.
Gelin, bu soruyu once bilimsel bilgi acisindan degerlendirelim.
Ilk bakista astronomi ve ekonomi arasinda onemli yontemsel farkliliklar
gorulmeyebilir.
Her iki alanda da bilim adamlari kisitli sayidaki gorungulerin(fenomen)
aralarindaki baglantilari mumkun oldugu kadar anlasilir yapmak icin
genel kabul gorecek yasalar kesfetmeye calisirlar.
Fakat aslinda yontemsel farklar vardir.
Ekonomi alaninda genel kabul goren yasalarin kesfedilmesini zorlastiran
gozlemlenecek ekonomik gorungulerin pek cok faktorden etkilenmeleri ve
bu etkilerin tek baslarina degerlendirilememesidir.
Ayrica, -hepimizin bildigi gibi- insanlik tarihinde uygar donem in
baslangicindan bu yana edinilen deneyimler ozunde ekonomik olmayan
faktorlerden etkilenip kisitlanmistir.
Ornegin, bircok buyuk devlet sekli varliklarini fetihlere borcludurlar.
Fetheden halklar, kendilerini fethettikleri ulkenin -yasal ve ekonomik
olarak- ayricalikli sinifi yapmislardir.
Toprak sahipligini tekellerine gecirmisler ve ruhani grubu kendi
aralarindan belirlemislerdir.
Egitimi kontrol eden bu rahipler, toplumdaki sinif ayrimini
kurumlastirmislar, insanlarin bundan sonra cogunlukla bilincsizce
toplumsal davranislarini yonlendirecek bir degerler sistemi yaratmislardir.

SOSYALIZMIN GERCEK HEDEFI

Ancak tarihsel gelenek, insanligin gelismesinin dune kadar Thorstein
Veblen in yagmaci donem adini verdigi asamanin otesine hicbir yerde
gecemedigini gostermektedir.
Gozlemlenen ekonomik gercekler o doneme aittir ve onlardan turetilecek
yasalar insanligin diger donemlerine uygulanamaz.
Sosyalizmin gercek hedefi bu donemin otesine gecerek, insanligin
gelisimini yagmaci donemden daha ileri bir doneme tasimak olduguna gore,
ekonomi bilimi, mevcut haliyle, gelecegin sosyalist toplumuna cok az
i$ik tutabilmektedir.
Ikinci olarak sosyalizm, amaci toplumsal-ahlak olan yone yonelmistir.
Ancak bilim amac yaratmadigi gibi, bunlari insanlara da asilayamaz;
bilim, en fazla, amaclara ulasilmasini saglayan araclar yaratabilir.
Ancak amaclar yuce ahlaki ideallere sahip kisiliklerce kavranilirsa ve
bu amaclar olu dogmamissa, yasamsal ve guclulerse bir cok insan
tarafindan ileri tasinarak, toplumun yavas/agir evrimine yon verir.
Bu nedenlerden oturu insana iliskin sorunlarda bilimi ve bilimsel
yontemleri fazla abartmamaya dikkat etmek ve toplumun orgutlenmesini
etkileyen sorunlarda sadece uzmanlarin soz hakki oldugunu da varsaymamak
gerekir.

BIR CIKIS VAR MI?

Bir suredir cok sayida kisi toplumun bir krizden gectigini one surerek,
toplumun dengesinin ciddi olarak bozuldugunu ifade etmektedir.
Boyle durumlarda kisilerin farkli dusunmeleri, hatta ait olduklari gruba
karsi dusmanca hisler beslemeleri tipik bir davranistir.
Ne dedigimi anlatmak icin basimdan gecen bir deneyimimi aktarayim.
Gecenlerde zeki ve iyi yetismis bir kisi ile yeni bir savas tehdidini
tartisirken, boyle bir savasin insanligin varligini ciddi bicimde
tehlikeye sokacagini ve bu tehlikeyi ancak uluslarustu bir
organizasyonun onleyebilecegini soyledim.
Bunun uzerine muhatabim bana gayet sakin bir bicimde, Insan irkinin yok
olmasina niye bu kadar karsisin? dedi.
Eminim ki daha bir asir onceye kadar hic kimse boyle gayr-i ciddi bir
soylemde bulunamazdi.
Bu soylem kendi icinde bir denge saglamak icin bosuna ugrasmis ve bunu
basarma umudunu az-cok kaybetmis bir adamin soylemi idi.
Bu soylem aci veren bir yalnizligin ve tecrit olmanin ifadesidir ve bu
gunlerde cok kisi ayni aciyi cekmektedir.
Sebebi nedir?
Bir cikis var mi?
Boyle bir soruyu sormak kolay, ancak belli derecede ikna edici bir yanit
vermek zordur.
Ancak duygularimizin ve ugraslarimizin celiskili, belirsiz olduklarinin
bilincinde olarak ve onlarin kolay ve basit formullerle ifade
edilemeyecegini bilerek yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya
calisip, yanitlamayi deneyeyim.

BIREYSEL VE SOSYAL VARLIK

Insan hem tek basina yasayan hem de sosyal bir varliktir.
Tek basina yasayan bir varlik olarak kisisel isteklerini tatmin etmek ve
dogustan edindigi yeteneklerini gelistirmek icin kendisinin ve
yakinlarinin varligini koruma cabasi icindedir.
Sosyal bir varlik olarak ise, cevresindeki dostlarinin sevgisini ve
takdirini kazanmaya, mutluluklarini paylasmaya, acilarini dindirmeye ve
yasam kosullarini iyilestirmeye calisir.
Iste sadece bu cesitli, zaman zaman celiskili cabalarin varligi, insanin
ozel karakterini aciklar; bunlarin ozgun bilesimi bireyin icsel bir
dengeye erisme derecesini belirler ve toplumun esenligine katkida bulunur.
Genel olarak bu iki durtunun gorece direnclerinin kalitimla duzenlenmis
olmasi mumkundur.
Fakat nihai olarak ortaya cikan kisilik, buyuk olcude insanin gelisimi
sirasinda kendisini icinde buldugu cevre, icinde buyudugu toplumun
yapisi, o toplumun gelenekleri ve belirli davranis bicimlerinin ovulmesi
ile olusur.
Soyut toplum kavrami birey acisindan cagdaslari ile ve onceki nesillerle
dolayli dolaysiz iliskisinin toplami anlamina gelir.
Birey dusunebilir, hissedebilir, mucadele edebilir ve kendi basina
calisabilir fakat -fiziksel, entelektuel ve duygusal varligi ile-
topluma oylesine bagimlidir ki- onu toplum cercevesinin disinda dusunmek
ve anlamak imkansizdir.
Ona gida, giyecek, ev, is araclari, dil, dusunce bicimleri ve buyuk
olcude dusuncenin icerigini saglayan bu toplum dur.
Bu kucucuk toplum kelimesinin ardinda sakli, gecmiste yasamis ve bugun
yasamakta olan milyonlarca insanin emegi ve becerisidir ona hayat veren.
Dolayisiyla, bireyin topluma bagimliliginin doganin ortadan
kaldirilamayan bir gercegi oldugu kanitlanmistir.
Aynen karincalar ve arilar gibi.
Fakat karincalarin ve arilarin tum yasam sureci en ince ayrintisina
kadar kati, kalitimsal icguduler ile belirlenmisken, insanoglunun sosyal
kaliplari ve karsilikli iliskileri son derece degiskendir ve degisime
aciktir.
Hafiza, yeni birlesimler olusturma kapasitesi, sozel iletisim kurabilme
ustunlugu insanoglunun biyolojik zorunluluklarinin buyurmadigi
gelismeler saglamasini mumkun kilmistir.
Bu gelismeler kendilerini edebiyatta, bilimsel ve teknik basarilarda,
sanat eserlerinde, gelenekler, kurumlar, orgutler olarak gosterir.
Bu bir anlamda insanin kendi yasamini kendinin nasil yonettigini ve bu
surecte bilincli dusunme ve istemenin nasil bir rol oynadigini aciklar.

DEGISKENLER-DEGISMEZLER...

Insanoglu dogustan, kalitimsal olarak, insan turunun karakteristigi olan
dogal istekleri de iceren, sabit ve degismez olarak niteledigimiz
biyolojik bir bunyeye sahiptir.
Buna ek olarak, yasam suresi icinde, iletisim ve baska etkiler
araciligiyla yasadigi toplumdan kulturel bir bunye edinir.
Zaman icinde degisime acik olan ve bireyle toplum arasindaki iliskiyi
buyuk olcude belirleyen iste bu kulturel bunyedir.
Modern antropoloji bize ilkel denilen kulturlerin karsilastirmali olarak
incelenmesi yoluyla, insanoglunun sosyal davranislarinin gecerli
kulturel kaliplara ve topluma egemen olan orgut tiplerine bagli olarak
cok buyuk degi$iklikler gosterdigini ogretmistir.
Iste insan turunu iyilestirme mucadelesi verenlerin umutlarinin dayanagi
sudur: Insanlarin birbirlerini mahvetmek istemelerinin ya da zalim,
kendi kendine kasteden kaderin ocagina dusmus olmalarinin nedeni
biyolojik bunyeleri degildir.
Yasami olabildigince doyurucu kilabilmek icin toplum yapisinin ve
insanin kulturel yaklasiminin nasil degistirilmesi gerektigini kendimize
sorarsak, degistiremeyecegimiz bazi kosullarin varligi gerceginin
surekli bilincinde olmamiz gerekir.
Daha once de belirtildigi gibi insanin biyolojik yapisi, nereden
bakilirsa bakilsin degismez.
Ustelik son birkac yuzyilda yasanan teknolojik ve demografik gelismeler
kalici durumlar yaratmistir.
Varliklarinin devami icin vazgecilmez sayilan urunlerle, nufusun gorece
yogun oldugu yerlerde, asiri ayrintili bir isbolumu ve son derece
merkezi bir uretim aygiti mutlak zorunluluk haline gelmistir.
Bireylerin ve nispeten kucuk topluluklarin tamamen kendine yeterli
olduklari, geri donup baktigimizda son derece huzurlu gorunen zaman
sonsuza dek yitip gitmistir.
Insanoglunun artik bir uretim ve tuketim gezegeni olusturdugunu
soylersek fazla abartmis olmayiz.

CAGIN OZU

Cagimizin ozunu bana gore neyin olusturdugunu kisaca belirtebilecegim
bir noktaya simdi varmis bulunuyorum.
Bu toplumla bireyin iliskisi ile ilgilidir.
Birey topluma olan bagimliliginin gecmiste olmadigi kadar bilincindedir.
Ama bu bagimliligi organik bir bag, koruyucu bir guc, olumlu bir varlik
olarak gormek yerine, daha cok dogal haklarina hatta iktisadi varligina
karsi bir tehdit olarak algilamaktadir.
Dahasi toplumdaki konumu oyle bicimlenmistir ki, yapisinin egoistce
suruklenisi surekli vurgulanmakta, dogal olarak daha zayif olan sosyal
yapisi gittikce bozulmaktadir.
Toplumdaki konumlari ne olursa olsun tum insanlar bu bozulma surecinde
rahatsiz olmaktadirlar.
Kendi egolarinin mahkumu olduklarini bilmeksizin, kendilerini guvensiz
ve yalniz, yasamin basit, sade, dogal tadindan yoksun kalmis hissederler.
Insan kisa ve cetin de olsa yasamin tadina varabilir, yeter ki kendini
topluma adasin.
Bugunku haliyle kapitalist toplumun iktisadi anarsisi bence belanin asil
kaynagidir.
Onumuzde bireylerinin, birbirlerini kolektif emeklerinin meyvelerinden
yoksun birakmak icin yilmadan -zor kullanarak degil fakat yasalarla
belirlenmis kurallarin tumune gonulden uyarak- ugrastigi dev bir
ureticiler toplulugu gormekteyiz.
Bu baglamda uretim araclarinin -yani tuketim mallarini ve buna ek olarak
yatirim mallarini uretmek icin gereken tum uretim kapasitesinin- yasal
olarak ve cogu kez bireylerin ozel mulkiyetlerinde oldugunun onemini
kavramamiz gerekir.
Konuyu basitlestirmek icin, asagidaki anlatimda uretim araclarinin
mulkiyetini paylasmayan herkesi isci olarak adlandiracagim, bu terimin
yaygin kullanimina tam olarak denk dusmese de.
Uretim araclarinin sahibi, iscinin isgucunu satin alabilecek durumdadir.
Isci uretim araclarini kullanarak kapitalistin mali haline gelecek yeni
mallar uretmektedir.
Her ikisi de gercek deger uzerinden olculmek uzere, iscinin urettigi ile
ona odenen arasindaki iliski bu surecin esas noktasidir.
Is sozlesmesi serbestce belirlendigi surece, isciye yapilan odemeyi
belirleyen urettigi malin gercek degeri degil, iscinin asgari
gereksinimleri ve is icin rekabet eden isci sayisina iliskin olarak
kapitalistlerin isgucune ihtiyaclaridir.
Teoride bile isciye yapilan odemenin urunun degeri tarafindan
belirlenmediginin anlasilmasi onemlidir.

KAPITALIZMIN YASASI

Kismen kapitalistler arasindaki rekabet ve kismen teknolojik
gelismelerin ve artan isbolumunun daha buyuk uretim birimlerinin
kucuklerin yerini almasini saglamasi sonucunda, ozel sermaye az sayida
elde yogunlasmaktadir.
Bu gelismelerin sonucunda, demokratik olarak orgutlenmis bir siyasi
toplumda bile etkin olarak denetlenemeyecek devasa bir guce sahip ozel
sermaye oligarsisi olusur.
Bu boyledir cunku yasama organlarinin uyeleri, nereden bakilirsa
bakilsin secmenle yasama organinin birbirinden ayiran ozel sermaye
tarafindan buyuk olcude finanse edilen ya da baska sekillerde etki
altina alinan siyasi partiler tarafindan secilir.
Bunun sonucunda halkin temsilcileri gercekte nufusun temel haklardan
yoksun kesimlerinin cikarlarini yeterince koruyamazlar.
Ustelik, mevcut kosullar altinda, ozel kapitalistler kacinilmaz olarak
temel bilgi edinme kaynaklarini (basin, radyo, egitim) dogrudan ya da
dolayli olarak denetlerler.
Dolayisiyla, bir vatandasin bireysel olarak nesnel yargilara varmasi ve
siyasi haklarini akillica kullanmasi hayli zor hatta cogu zaman imkansizdir.
Sermayenin ozel mulkiyetine dayali ekonomilerde egemen olan durum iki
ana ilke ile nitelendirilir: Birincisi, uretim (sermaye) araclarinin
ozel mulkiyetidir ve mulk sahipleri bunu diledikleri gibi kullanirlar;
ikincisi serbest is sozlesmesidir.
Bu anlamda tabii ki saf kapitalist toplum diye bir sey yoktur.
Iscilerin uzun ve aci siyasi mucadeleler sonucu, bazi kategorilerde
serbest is sozlesmesi nin iyilestirilmis bir bicimini saglamayi
basardiklarini ozellikle belirtmek gerekir.
Ama butun olarak ele alindiginda bugunku ekonomi saf kapitalizmden fazla
farkli degildir.
Uretime kar icin devam edilir, kullanim icin degil.
Calisabilecek durumda olan ve calismak isteyen herkesin is bulacaginin
bir garantisi yoktur.
Hemen hemen herdaim bir issiz ordusu vardir.
Isci her zaman isini kaybetme endisesi tasir.
Issiz ve cok dusuk ucret odenen isciler karli bir pazar olusturmadiklari
icin tuketim mallarinin uretimi sinirlidir ve sonuc mesakkatlidir.
Teknolojik ilerleme cogu zaman isin zorlugunu hafifletmek yerine daha
fazla issizlige neden olur.
Kar gudusu, kapitalistler arasindaki rekabetin durumuna gore gittikce
daha fazla derinlesen bunalima yol acan sermaye birikiminin ve
kullaniminin istikrarsizligindan sorumludur.
Sinirsiz rekabet, emegin cok buyuk olcude heba olmasina ve daha once de
sozunu ettigim gibi bireylerin sosyal bilinclerinin sakatlanmasina yol acar.
Bana kalirsa kapitalizmin en buyuk kotulugu bireylerin sakatlanmasidir.
Tum egitim sistemimiz bu beladan muzdariptir.
Gelecekteki kariyerine hazirlanmak icin acgozlu bir bicimde basariya
tapmak uzere egitilmis ogrenciye abartili bir rekabetci yaklasim asilanir.

BELADAN KURTULMANIN TEK YOLU: SOSYALIZM

Ben bu korkunc beladan kurtulmanin tek yolu olduguna eminim.
Bu yol, toplumsal hedefler dogrultusunda yonlendirilmis bir egitim
sisteminin eslik ettigi sosyalist ekonominin insasidir.
Boyle bir ekonomide toplumun kendisi uretim araclarinin sahibidir ve
uretim araclari planli bir tarzda kullanilir.
Uretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planli bir ekonomi isi
calisabilir durumda olanlara dagitir ve erkek, kadin, cocuk herkesin
gecimini garanti eder.
Bireyin egitimi, dogustan sahip oldugu yeteneklerin gelistirilmesinin
yaninda, gunumuz toplumundaki guc ve basarinin yuceltilmesi yerine,
bireyin icinde cevresindekilere karsi sorumluluk hissi gelistirmeyi
hedefler.
Yine de planli ekonominin henuz sosyalizm olmadigini unutmamak gerekir.
Boylesi bir planli ekonomiye bireyin tamamen kolelesmesi eslik edebilir.
Sosyalizmin basarisi son derece zor bazi sosyo-politik sorunlarin
cozulmesini gerektirir.
Siyasi ve ekonomik gucun merkezilesmesinin yarattigi etki alaninin
genisligi gozonune alindiginda burokrasinin mutlak gucunu ve kendini
begenmisligini engellemek nasil mumkun olacaktir?
Bireyin haklari nasil korunacak ve burokrasinin gucunu dengeleyecek
demokratik bir karsi-guc nasil saglanacaktir?
Yasadigimiz bu gecis surecinde sosyalizmin hedef ve sorunlarinin netligi
cok onemlidir.
Mevcut kosullarda, bu sorunlarin ozgurce ve engelsiz tartisilmasi guclu
bir tabu haline geldigi icin, bu derginin cikarilmasinin onemli bir kamu
hizmeti oldugunu dusunuyorum.

ALBERT EINSTEIN



PEZEVENK
. . . . . .
Dunya ahvalinden haberi yoktur
Sohbeti din ile acar pezevenk
Komsusu ac iken kendisi toktur
Sanki melek olmus ucar pezevenk
. . . . . .
Karanlik islerde ziplama ister
Evine granit * kaplama ister
Dunya mektebinden diploma * ister
Insanlik dersinden kacar pezevenk
. . . . . .
Herkesin kabina cesmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komsusunun yuzune bakmaz
Selamsiz sabahsiz gecer pezevenk
. . . . . .
Sanirsin Allah'la akde oturmus
Cennete giderken macun goturmus
Huriler'i dizip isi bitirmis
Simdi gilmanlari secer pezevenk
. . . . . .
Aydinliga dusman yobazin dolu
Hu cekerken sismis agzinda dili
Erbabi, ulkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini sacar pezevenk

Asik ERBABI



Zaman icinde Filistin in tamamina yayilacagiz

Prof.Dr.Haim Weizmann, Israil Devlet Baskani
Yilmaz Dikbas-EFENDI TERORISTLER
0532 233 31 52



Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]
<mailto:[email protected]>
        Ayrilmak isterseniz de :
[email protected]
<mailto:[email protected]>
        Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
        Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap