------------------------------------------------------------------------

      *Sa**dece verilen görevi yaptım!*
      
<http://globalekonomikmonitor.blogspot.com/2015/01/sadece-verilen-gorevi-yaptm.html>

Finansal kuruluşlarda yapılan işlemler karşılığı alınan ücretler artmaya
devam ediyor. İşlemi gerçekleştirenlerin bu ücretleri savunma şiddeti de
artıyor. Onlara göre her şey mantıklı.

Kredi alıyorsunuz, faiziyle birlikte tabi. Üzerine bir de dosya masrafı
isteniyor. Bu nedir diye soruyorsunuz, genç müşteri temsilcisi yerçekimi
yasasını savunur bir kesinlikle anlatıyor: /*"Bu kredi için yapılan
işlemlerin bir maliyeti var; telefon, kırtasiye..."*/ Anladık da,
pazardan domates alınca neden istenmiyor; pazarcı da dosya yerine poşet
açıyor?

Kredi kartı kullanıyorsunuz, borcunuzu varsa faiziyle birlikte
ödüyorsunuz. Ama yıl sonunda kredi kartı aidatı kesiliyor. Neden aldınız
diye soruyorsunuz; parlak sesli çağrı merkezi çalışanı dünyanın yuvarlak
olduğunu savunur gibi anlatıyor: /*"Kartın bir maliyeti var, takas
kuruluşu ücreti var..."*/ Tamam da, karpuz kabuğunun maliyeti neden
ayrıca alınmıyor?

Paranı yatırmak için hesap açıyorsun. Bir gün bir bakıyorsun bir kısmı
uçup gitmiş. Hesap işletim ücreti kesilmiş. Neden diye soruyorsunuz,
müşteri temsilcisi suyun yüz derecede buharlaşacağını savunur gibi
açıklıyor: /*"Tüm hesaplardan alınıyor, hesap açmanın maliyeti, herkes
ödüyor..."*/ İyi de, oksijen almak için para mı ödüyoruz?

Bu cevaplarla siz bitkin şekilde evinize dönerken finans kuruluşu
çalışanı işini büyük bir başarı ve gerçekçilikle yaptığı için kendiyle
gurur duyuyor. İşte, hikaye tam da burada başlıyor. Size bu açıklamaları
Newton yasaları titizliğiyle yapan kişi bir kredi aldığında, hesap
işletim ücreti ya da kredi kartı aidatı ödediğinde ortalığı birbirine
katabiliyor. Katmasa bile haksızlık olduğunu düşünüyor. E öyleyse,
burada bir çelişki yok mu?

Başaşağı duran psikoloji bilimini ayakları üstüne diken, bilinen her
şeyi alt üst eden psikolog Arno Gruen, Nazi kamplarını yönetenler ile
şirketleri yönetenleri kıyasladığında belki de psikoloji biliminin en
sıradan ama en çarpıcı saptamasını yapar: Her iki çalışan grubu da
normaldir. Yanlış okumadınız, normal.

Davranışları, çalışma şekilleri, duyguları, ifadeleri ve konuşmaları
oldukça normaldir. Fakat tek bir fark vardır. Bu normallik bilinen
normallik değildir. Peki nedir öyleyse?

Gruen'e göre çalışanlar, normal hayatın işleyen düzenine uyum
sağlayabilmek için kendilerinden ödün verirler. Çalıştıkları yerin
istediği insan olmak için, istenilen şekilde düşünmeye, hissetmeye ve
davranmaya başlarlar. Normal insanın gerçek duyguları yoktur artık.
Normalliğin deliliği başlamıştır.

Kendi değer ölçütlerinin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmektense
/*"görev tanımım böyle, amirim emretti"*/ yoluna giderler. O andan
itibaren empati yeteneği bittiği için görev ve vicdani sorumluluk
arasında ayırım yapabilme yeteneği de kaybolur. Artık her ikisi de
aynıdır. Yani kişiye yapılan uygulama ne olursa olsun, görev tanımı
gereği yapıldığı için sorun yoktur. İşte, sorumluluk duygusuyla
çalışırmış gibi davranan bu çalışan tipi, aslında soyut düşüncelere
/*"görev"*/ diye boyun eğmiş kişilerdir. Çünkü göreve sadakat ona
/*"kişilik"*/ verir. Terfi etmekte, yüksek ücret almakta, rahat bir işe
kavuşmaktadır. Yönetici değiştikçe sadakat duyulan şey de değişir. Bu
kez yeni yöneticinin kuralları gelir ve onlara sadakat duyulmaya
başlanır. Yani kişilik yeniden değişmiştir. Bu iş hayatı boyunca süren
kısır bir döngüdür.

Oysa iş hayatındaki herkes size ne kadar mantıklı gelir, değil mi?
Liderler ne güzel sözler söylerler. Bir aile olduklarını, ayakta kalanın
düşene yardım ettiğini, herkesin birbirine yardım ettiğini anlatıp
dururlar. Tıpkı size, ödediğiniz o paraların yerçekimi kanunu kadar
normal olduğunu anlatan o çalışan gibi. İşte, Arno Gruen'in can alıcı
tespiti buradadır. İş hayatındakilerin gerçek duyguları yoktur;
düşünülmüş duyguları vardır. Bu tür insanlar duygulu insanlar gibi
davranmak konusunda uzmanlaşmışlardır. Olanla olması gereken arasında
vicdani ve ahlaki açıdan hiçbir farklılık görmezler ve sıkıntı
duymazlar. Yani her şey tasarlanmış bir roldür. Kısacası size o
açıklamayı yapan kişi, gerçek değil kendinin dramatize halidir ve
aslında gerçek bir kişiliği maalesef yoktur.

Gruen'e göre hata insanın iç dünyasını ve dış dünyayı yanlış
algılamasındadır. Yaşamın üzerine kurulu olduğu yalanlar, güce sahte
uyum, kendinden vazgeçiş, içsel boşluk ve kendine yabancılaşma sonucunda
normallik, yani insan sevgisi ve sağduyu, bir süre sonra insanlık ve
sorumlu davranıştan yoksun deliliğe döner.

İş hayatının bu karmaşık yönünü, ve iş hayatındaysanız eğer, sahip
olduğunuz kişiliği daha yakından öğrenmek istiyorsanız Arno Gruen'in
/*"Normalliğin Deliliği"*/ ve Hannah Arendt'in /*"Kötülüğün
Sıradanlığı"*/ adlı başyapıtlarını okumanız faydalı olabilir. En azından
düşünülen duygular ile gerçek duygular ayırımına biraz varabilirsiniz.
Aksi takdirde altı milyon kişinin ölümünden sorumlu Nazi Bakanı Adolf
Eichmann'ın savunması size de uygun düşecektir: /*"Hukuki olarak suçlu
değilim; sadece verilen görevi yaptım!"*/

 
------------------------------------------------------------------------

a45UyF587661-150123101849-03
^^^^^ <strict.html#BAS> - vvvvv <strict.html#SON>


 
-- 

Doymak bilmeyen fakirdir;elindekiyle yetinen zengindir elindekini
paylasan daha da zengindir.

Dusuncenin gucu/James Allen

Risale-i Nur, Said-i Nursi ye ait kitaplar koleksiyonuna verilen isimdir.
Said-i Nursi, bu kitaplarda Risale-i Nur dan ovguyle soz eder.
Ona gore kimse, bu kitaplara itiraz edememistir.
Herkes bu kitaplarin buyuklugunu ve yuceligini kabul etmistir.
Kur an i buyuk bir kitap olarak gormekle beraber, Risale-i Nuru daha
fazla degerli bulur.
Risale-i Nur u okuyanlarin, devamli okuyup yazanlarin dogruyu
bulacaklarini, okumazlarsa gaflet icinde kalacaklarini dile getirir.
(Sualar 486,548) (Barla Lahikasi 51,142) (Emirdag Lahikasi-2 187)
(Tarihce-i Hayat 624) (Asa-yi Musa 250)

Ben anlamiyorum! Ya sen?

Cehennemliklerin sucu seks ve icki idi.
Cennetliklerin mukafati da seks ve icki...
Gelecektekiler bizim safligimiza guluyorlar.
Sen anliyor musun?
Ben anlamiyorum!
Huri ve fahisenin farki nedir?
Biri Allahin calisani, digeri kulunun...
Inananlarina rusvet olarak huri veren Allah ve genelev olan cennet!
Hangisi gunahsiz?
Caresizlikten karnini boyle doyuran fahise mi?
Yoksa vucudunun hazzi, kullarin iyi islerinin mukafati olan huri mi?
Sen biliyor musun?
Ben bilmiyorum!

Sadik Hidayet
Modern Iran edebiyatinin onde gelen duz yazi ve kisa hikaye yazaridir.
17 Subat 1903 te Tahran da dogdu, 9 Nisan 1951 de Paris te 48 yasinda
canina kiyip bu dunyadan goctu...
Sadik Hidayet in bircok kitabi Yapi Kredi Yayinlari tarafindan
yayinlandi...


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap