RAHMİ ÖĞDÜL : NÜKLEER İKTİDARIN GERİLİM HATLARI

30.01.2015

AutoResizeImage.mailbox:///Z:/PortableApps/ThunderbirdPortable/Data/profile/Mail/Local%20Folders/Templates?number=403648445&part=1.2&filename=ARI.jpegÜlke,
boylamasına geçen ve birbiriyle kesişen yüksek gerilim hatlarıyla
döşendi, döşenmeye de devam ediyor. Asıl gerilimi gizlemek, Haziran
Direnişi’nde görünür hale gelen iktidar ile halk arasındaki gerilim
hattında biriken enerjiyi, düşünsel ve bedensel devrimlere yol açacak
yaşam enerjisini dağıtmak için durmadan yeni gerilim hatları
yerleştiriyorlar toplumsal bedenin üzerine.

Etnik, dinsel, mezhepsel ayrımlar arasına gerilim hatları döşediler,
yetmedi; mikro düzeye, bedenlere de döşüyorlar. Yetişkinler ve
çocukların arasına kıvılcımlar saçan yeni gerilim hatları çekiyorlar;
toplumun doğal bağlarını kopararak bireyleri tek tek kendi çuvalına
sokuyor iktidar. Altı yaşındaki kız çocuklarına cinsellik yükleyerek
pedofilinin önünü açmakla yetinmeyen iktidar, anne ile erkek çocuk
arasındaki doğal bağları da koparıyor: /*“Annen de olsa diz kapağının
üzeri tahrik eder.”*/ Tüm bağları parçalayarak hayatta kalabiliyor, bizi
güçsüz bıraktıkça güçleniyor, nükleer santral gibi.


    Kütle parçalanıyor

Zenginleştirilmiş uranyumu parçalayarak enerji elde eden bir nükleer
santral gibi çalışıyor. Bireyler, kurdukları yatay bağlarla kudretli bir
toplumsal beden olarak karşısına dikildiğinde, iktidar ortaya çıkan
kütleyi parçalayarak kendi varlığını meşrulaştıracak ve güçlendirecek
enerjiyi elde etmesini biliyor. Her ikisi de Einstein’ın fiziğinden,
madde ile enerji arasındaki ilişkiden yararlanıyor. Nükleer reaktöründe,
ışık hızıyla toplumsal kütleyi parçalarına ayırıyor.

Korkuyoruz. Aklımızın ermediği yüksek bir teknolojiyle çalışan nükleer
santralın yeryüzünde yarattığı felaketler belleklerimize kazınmışken,
iktidar da bu irrasyonel korkuyu çoğaltarak iş görüyor. Gölgelerimizden
bile korkar olduk. İrrasyonel bir varlık haline gelen nükleer iktidar,
bizleri doğaya, yeryüzüne bağlayan gölgelerimizi de ele geçirmiştir; ve
iktidarı, her yere sinmiş ve bizi gözetleyen bir gölge olarak
algıladığımızda paranoyaklara dönüşüyoruz. Gölgelerimizden
kurtulduğumuzda iktidardan da kurtulacağımızı düşündüğümüzde köşeye
sıkışmışız demektir. Şimdi bireyin önünde iki seçenek var: Ya korkusuyla
yüzleşerek korkusunun yersiz olduğunu anlayıp bir gizil güç olarak kendi
gölgesini ele geçirecek ya da kurtulmak istediği gölgesiyle birlikte
kendisini çaresizce boşluğa bırakacaktır, yani toplumsal intihar.
Amerikalı ressam Mark Rothko (1903-1970) da gölgesinden korkmuş ve
intihar etmişti.
AutoResizeImage.mailbox:///Z:/PortableApps/ThunderbirdPortable/Data/profile/Mail/Local%20Folders/Templates?number=403648445&part=1.3&filename=ARI-1.jpeg/*“Resimlerimin
yüzeyleri her yönde dışarı doğru taşar ya da her yönden içeri doğru
daralırlar. Bu iki kutup arasında söylemek istediğim her şeyi
bulabilirsiniz”*/ diyen Rothko’nun intiharından hemen önceki
tablolarında bulutumsu figürlere, gölgelere rastlıyoruz. Köşeye sıkışmış
bir sanatçının gölgeleri.


    Taş fırın erkekleri

İktidarın yarattığı korkuyu dillendiren taş fırın erkeklerinin
sözlerinden bu korkunun nasıl da irrasyonel bir hâl aldığını
sezebiliyoruz. Nedenini sorgulayamadığımız kaygılar ve endişeler olarak
korkunun bedeni ele geçirmesi, tam da iktidarın istediğidir. Kendi
gölgesinden korkan ve gölgesinden kurtulmak isteyen bireylerden oluşan
bir toplum. Toplumsal bağlarından koparılıp tecrit koşullarında yaşamaya
zorlanan bireylerin deneyimlerini, hapishane hücrelerinde yaşayanlardan
biliyoruz. Tamamen tecrit edilmiş bireyler kendi bedenlerine,
gölgelerine yabancılaştıkları gibi, uyarandan yoksun bir hücrede
sanrılar da görmeye başlıyorlar.

İktidar bir sanrıdır; bağlarından koparılıp tecrit koşullarına
yerleştirilmiş, kendi gölgesinden korkan bireylerin gördüğü bir kâbus.
İktidarın nükleer santralında parçalanmış atom çekirdekleri, toplumsalın
yatay ağlarında yeniden kaynaştıklarında, işte o zaman ışık hızıyla
hareket eden kütlenin enerjisi kâbusu neşeye çevirecektir.
Gölgelerimizden korkmayacağız o zaman, gölgelerimiz bizi yeryüzüne ve
birbirimize bağlayacak.


------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150206110118-03

 

Deniz fenerleri kiliselerden daha yardimcidir.

Benjamin Franklin

Gazze de, Myanmar da, Suriye de Muslumanlar olduruluyor, Sarki Turkistan
da oruclulara zorla su iciriliyor, Islam dunyasinin her yerinde zulum,
kan, kiyim, savas, kufur var.
Bizim dini butun, bu olup bitenleri ajans haberlerinden ogreniyor.

Mehmet Sevket Eygi
Murtecilerin cok sevdigi ve onemsedigi fikir adami.

Kisisel tanri anlayisi insanmerkezci bir kavramdir, bunu ciddiye alamiyorum.
The idea of a personal God is an anthropological concept which I am
unable to take seriously

Albert Einstein, letter to Hoffman and Dukas, 1946; from Albert Einstein
the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New
Jersey: Princeton University Press, 1981.


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap