Doğrusu mega projeleri ben de severim. Genellikle mega projeler
kalkınan, büyümekte olan ülkelerde olur. Haa bir de kolay zengin olmuş
petrol zengini ülkelerde.

Ben çok belgesel izlerim. Ve mega projeleri de özellikle severek ve
seçerek izlerim. Tarih öncesi dönemlerde, yakın çağda, ve son yüzyıl
içinde, bir sene öncesine kadar dünyada yapılmış bütün mega projelerin
hikayesini izledim diyebilirim. Dünyada son yüz yelli yıl içinde
yapılmış mega projelere baktığımızda şunu görüyoruz. 1980’lere kadar
mega projeler ağırlıklı olarak Batı Avrupa, Kuzey Amerika ülkelerinde
öbeklenmişti. Sonraki zamanda Basra Körfezi ülkelerinde yapılan mega
projeler artmaya başladı. Son on beş yıldır Çin ve Uzakdoğu’da yapılan
mega projeler çoğaldı. Yakın zamanlarda yapılan yüz mega projenin
rahatça 40-50‘si Çin’de, 20-30’u Arap ülkelerinde, kalan bölümü ise
dünyanın diğer bölgelerine serpiştirilmiş durumda.

Projelerin niteliklerine baktığımızda da bir özellik görüyoruz. Uzakdoğu
mega projeleri genellikle büyük altyapı projeleri dev barajlardan oluşan
kümeler, otoyollar, yüksek rakıma inşaa edilmiş özel tren hatları,
havaalanları, limanlar, nitelikli sanayi bölgeleri, mega üretim
projeleri olarak da, çok özel devasa gemiler, süpertankerler, LPG
gemileri, özel sondaj platformları ve bunun gibi üretime, ihracata,
sanayiiye yönelik şeyler.

Ortadoğu‘ya baktığımızda her biri ayrı bir zevksizlik eseri olan, tamamı
tüketime yönelik projeler görüyoruz. Burc el-Arap, Burc el-Halife, her
bir denize sıfır yüzlerce lüks konut içeren  Palmiye Adası, Dünya adası,
dev alış veriş merkezleri, Disneyland tipi eğlence parkları, çölde inşaa
edilmiş kayak merkezi falan.

Avrupa’da birkaç metro, uzun yol tüneli inşaatı, süper boyutlarda, ya da
özellikleri olan gemiler, tünel delgi makinaları imalatı falan.
Amerika’da da aynı şekilde mega inşaat projeleri çok az. Olan projeler
ya ihracata yönelik özel süper ürünler, ya da savunma sanayine ait süper
silah sistemleri.

Bizim de gerçekleştirilmiş ve inşaa halinde olan mega inşaat
projelerimiz var. İstanbul Boğazı tüp geçit projesi, Körfez Geçişi için
köprü projesi, Artvinde inşaası devam eden su düşüş yüksekliği kıran
baraj inşaatı, üçüncü köprü inşaatı bunlar arasında dikkat çekenler.

Dolgu alanlara inşaa edilen havaalanları, limanlar yeni değil. Benim
bildiğim Çin’de bu şekilde yapılmış bir mega liman, Hongkong ve
Japonya’da birer hava limanı var. Hollandalılar denizden toprak kazanma
konusunda bir numara. Ve dünyada nerede bir denizden toprak kazanmaya
dayalı proje varsa işin içinde mutlaka Hollandalı mütaahit firmalar var.
Hemen bütün dünyada önemli mega inşaat projelerinin ana kontraktörü ya
tek başına ya da Japonlarla ortak olarak İngiliz firmaları. Taşeron
firmalar ağırlıklı olarak Filipinli, Malezyalı firmalar. Taşeron olarak
Türk firmalarını da görüyoruz. Türk firmaları ağırlıklı olara ülkemizde,
Orta Asya’da, Orta Doğuda yürütülen mega inşaat projelerinde görüyoruz.
Küresel ölçekte öne çıkan, tek başına büyük mega inşaat projelerini
üstlenebilen bir Türk firması yoktur maalesef.

Mega projelere evet diyorum. Hatta eksik ve yetersiz kaldığını da
düşünüyorum. Ancak, çağdaşımız olan ülkelerde yapılan inşaat ve imalat
faaliyetlerine baktığımızda ileride olduğumuzu söylemek kesinlikle
mümkün değildir. Hatta yapılanlar eksiktir, yetersizdir. Ufku dar,
dünyada olup bitenlerin farkında olamayanlar için ülkemizde son yıllarda
yapılanlar göz kamaştırıcı gelebilir. Özellikle de son yirmi yılı
1900’lerin başıyla kıyaslayınca hayranlığa kapılanları, büyük başarılara
ulaştığımızı sananları anlamak mümkün. Ancak, herkes bilmeli, biz hala
daha çağdaşlarımızla hemen her kalemde, her toplumsal, üretim, sanaii
parametresinde ilk onun içinde değiliz.

Dünya gücü, süper güç, masaya yumruğunu vuran ülke, sözünü dinleten ülke
babalanmalarına kalkışmadan önce bunu çok iyi bilmek gerekir. Osmanlı
orduları İngiliz ordularıyla dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli
cephelerde karşılaştığında ülkelerin ve halkların savaş hazırlıkları,
teknolojik, ekonomik ve kültürel seviyeleri birbirine göre nasılsa bu
gün de öyledir. Ordularımız hala daha çağdaşı ordular göre yetersiz
sayıda ve nitelikte silah donanımıyla çağdaşı orduların karşısına
çıkmaktadır. Hala daha ülkemiz ekonomisi batılı orduları finanse eden
ekonomilere göre eskiden olduğu kadar küçüktür.

Şunu da eklemek isterim, ordularımız Arap, Yunan, Bulgar, Ermeni
ordularıyla kıyaslayanlar açıkça saçmalamaktadır. Bizim gerçek
hasımlarımız Rusya, Amerika, batılı müttefik ordularıdır. Bizim
ordularımızı kıyaslarken kullanacağımız ölçek budur. İran ordusu bizim
ordularımıza kıyasla gerçekten de ciddi bir tehdit haline gelmiştir.
Buna dikkat etmek gerekir.

Bu günlerde siyasi kaygılarla, seçimlere yönelik olarak halka pompalanan
büyük başarı haberleri karşısında uyarmak isterim. Halka duyurulan büyük
başarı hikayelerinin büyük bölümü hala daha prototip, taslak ürünlerdir.
Hala daha bu ürünlerden anlamlı sayılarda TSK envanterine dahil
edilenler çok azdır. Milli tüfek hala daha kitlesel ölçekte
üretilmemiştir. Milli gemi olarak söylenenlerden donanmaya teslim
edilenlerin sayıları yeterli değildir. Milli saldırı helikopteri olarak
TSK saflarına teslim edilenler onun katları mertebesindedir. Bahsi geçen
çeşitli tipte ve menzilde roket sistemlerinin büyük bölümü hala daha
taslaktır. TSK envanterinde bunlardan yeteri kadar yoktur. Rakamlarla
konuşmak gerekir. Eğer merak edenler varsa Google abi size yeteri kadar
veri üretebilmektedir. Göreceksiniz ki, ülkemizin sınırlarını korumak
bile çok zorlu bir macera halini almış durumdadır.

Günümüz şartlarını daha önceki şartlarla kıyaslayanları da nefret
hisleriyle karşılıyorum. Özellikle de kendilerini cumhuriyetin
kurucularıyla, ve günümüz imkanlarını onların yaşadıkları çağın
şartlarıyla kıyaslayanları anlamak mümkün değildir. Günümüzün finansal
imkanları, inşaat ve imalat imkanları göz önüne alındığında bu gün
yapılanlar geçmişe göre elbette çok büyük ve devasadır. Bu her zaman
böyle olmuştur. Cumhuriyetin erken dönemlerinde yapılan barajlar,
köprüler, viyadükler el emeğiyle yapılmıştır. Günümüzde 500 tona kadar
yük taşıyan kamyonlar, bir kepçede 350 ton atabilen yükleyiciler,
inanılmaz miktarlarda beton karabilen makinalar, otomatik tünel delgi
makinaları ve daha nice teknolojik icat ve imkan vardır.

Başka ülkelerin bizde yürütülmekte olan mega projeleri kıskandığını
söylemek aptallıktan başka şey değildir. Sadece Tokyo kendinin su
baskınlarından korunması için yapılan dev yeraltı tünellerinin, bizim
Yerebatan sarnıcımızın en az bin misli büyüğü olan dev su biriktirme
sarnıcının 20 milyar dolar gibi bir rakamla gerçekleştiği
söylenmektedir. Çağdaşımız olan ülkelerde gerçekleştirilenler bizde
gerçekleştirilen mega projelerden hem boyut, hem maliyet olarak çok çok
fazla büyüktür. Kimse Körfez geçiş köprüsü inşaatın, III. Köprü
inşaatını, gerçekleşmiş olan tüp geçit inşaatını gözünde büyütmesin.
Başka ülkelerde bunlardan misli misli büyük projeler yürütülmektedir.

Ülkemizde deprem gerekçe gösterilerek toplanan paralarla yapılan
bölünmüş otoyollar, köprü ve viyadükler kesinlikle yeterli değildir.
Bunlarla avunmak, bunları propaganda malzemesi yapmak anlamsızdır.
Bunlar zaten yapılması gereken, yapılmazsa yapamayanların dövülmesini
gerektirecek nitelikte işlerdir. Evet, 2015 yılı itibariyle ülkeye
otoyol yapmayanları döverler.

Benim dolgu alanlara yapılan inşaatlar konusunda çekincelerim var elbette.

Ilk olarak sismik olaylar sonucu dolgu alana yapılan inşaatları
görebileceği zararlar konusu önemli. 1999 depreminde Değirmendere
bölgesinde dolgu alana inşaa edilen binaların, hatta koca bir kıyı
şeridinin nasıl deniz altında kaldığını hatırlamamız gerekir.

İkinci olarak küresel iklim değişiklikleri sebebiyle denizlerde su
seviyelerinde yaşanması beklenen yükselmelerin yapılan projeleri tehdit
edebileceğini düşünüyorum. Bu tehlike deniz seviyesinde olan bütün
yerleşimler ve inşaatlar için geçerli. Nasıl ki, Hollanda’da, Maldivler,
Florida kıyıları, Missisipi Nehrinin deltasında yer alan New Orleans
gibi yerleşimler tehlikedeyse, bizde de şimdi olan ve halen yapılmakta
olan inşaatlar tehlike altındadır. Benim tahminin önümüzdeki yirmi yıl
içinde bir metrenin üzerinde su yükselmelerinin yaşanması ihtimalinin
olduğunu yönünde. Yüzyılın sonunda muhtemel su yükselmesi yetmiş metre
olarak öngörülmüş. Bugün için kentlerin en değerli mülkleri hemen
sahilde kıyı şeridinde olan mülklerdir. Yirmi yıl sonra buraların
sürekli su baskını altında kalması çok muhtemeldir. Doğrusu arsa, gayri
menkul spekülasyonu yapanların uzun vadede bunu dikkate almalarını öneririm.

Genel olarak, askeri, stratejik sebeplerle ülkenin ağır sanayii
yatırımlarının yüksek hızlı trenlerle kıyılarda limanlara bağlanan
Anadolunun merkezindeki yerleşimlere odaklanması gerektiğini
düşünmekteyim. Denizli, Afyon, Manisa, İzmit, Adapazarı, Kırşehir,
Sivas, Kayseri, Konya, Gazi Antep gibi şehirler bu anlamda çok değerlidir.

Ülkemizde gerçekleşen ve inşaa halinde olan birkaç mega projeye bakınca
benim hemen aklıma gelenler bunlardır.


Saygılar.
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA

------------------------------------------------------------------------


  Türkiye'nin İkinci Denize Dolgu Havalimanı İçin Çalışmalar Başlıyor

09 Şubat 2015 Pazartesi 08:40

AutoResizeImage.mailbox:///Z:/PortableApps/ThunderbirdPortable/Data/profile/Mail/Local%20Folders/Templates?number=464308114&part=1.2&filename=ARI.jpeg
<http://www.haberler.com/turkiye-de-ikinci-bir-denize-dolgu-havalimani-6947203-haberi/>Ordu-Giresun
Havalimanı'ndan sonra Türkiye'de denize dolguyla inşa edilecek ikinci
havaalanı Rize-Artvin Havalimanı olacak. Yapımına yılın ikinci
çeyreğinde başlanacak.

Ordu-Giresun Havalimanı'ndan sonra Türkiye'de denize dolguyla inşa
edilecek ikinci havaalanı Rize- Artvin Havalimanı olacak. Hükümetin 2015
yatırım programına alınan havalimanı için proje çalışmaları başlatıldı.
520 milyon dolara mal olması beklenen havalimanı için 766 hektar alandan
oluşacak proje sahasında yaklaşık 266 hektarlık alanda deniz dolgusu
yapılacak.


    RİZE- ARTVİN HAVALİMANI

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Rize- Artvin
Havalimanı'nı öncelikli yatırım programına aldı. Martta açılması
planlanan Ordu-Giresun Havalimanı'ndan sonra Türkiye'de denize dolguyla
inşa edilecek ikinci havaalanı Rize-Artvin'in yapımına yılın ikinci
çeyreğinde başlanacak. Proje çalışmaları başlatılan havalimanının
tamamlanmasıyla, yıllık ortalama 850-900 bin yolcu ve günde ortalama
15-20 uçuş kapasitesi oluşacak. Havaş'ın Rize'ye günde 17 otobüs seferi
düzenlediği ve özel araçları ile birlikte Trabzon Havalimanı'nı kullanan
günlük yolcu sayısının ortalama 2 bin 500 olduğu göz önüne alınarak,
Rize- Artvin Havalimanı'nın inşası kararlaştırıldı.


    520 MİLYON DOLARLIK PROJE

Rize'nin Pazar ilçesi ile Yeşilköy yerleşim yerleri arasında yapılması
planlanan proje, 766 hektar alandan oluşacak. Proje sahasında yaklaşık
266 hektarlık alanda deniz dolgusu yapılacak. Rize- Artvin
Havalimanı'nın, 2014 yılı birim fiyatlarıyla altyapı için 400 milyon
lira, üstyapı için ise 120 milyon lira olmak üzere 520 milyon liraya mal
olması bekleniyor. Havalimanının inşaatı aşamasında 300, işletme
aşamasında ise 1000 personelin çalışması planlanıyor. Havalimanı Rize
şehir merkezine 34, Artvin'e ise 123 kilometre uzaklıkta olacak.


    2017'DE HİZMETE AÇILACAK

Proje kapsamında saatte 36 uçağın iniş kalkış yapabileceği 45 metre
eninde ve 3 bin metre uzunluğunda pist, 240x120 metre boyutlarında 1
adet apron inşa edilecek. Genel olarak yolcu ve kargo uçaklarına hizmet
verecek Rize Havalimanı'nın ayrıca kompozisyon sınıfı D, türbülans
sınıfı ağır, kalkış ağırlığı 150 bin kilogramdan fazla uçaklara hizmet
vermesi bekleniyor. 2017'de işletmeye açılması planlanan havalimanının
öngörülen ekonomik ömrünün 25 yıl olduğu belirtildi. (Kaynak: Dünya)



------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150210100846 Oraj Poyraz [email protected]
2015/02/10  12:20 03  undefined  undefined undefined
[email protected]

 

Iyi dostluklar, hesapsiz kurulur.

Balsac

Sana gelen kotuluk, kendindendir, (gunahlarin yuzundendir)..

(Nisa, 4/79)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet
gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili
kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.

Benim Tanriya iliskin tutumum bir bilinemezcinin tutumu gibidir.
Yasamin daha iyi hale gelmesi ve yuceltilmesi adina ahlaki ilkelerin
temel bir oneme sahip olmasi gerektigine yonelik guclu bir dusuncenin,
bir yasa koyucu fikrine ihtiyac gostermedigine, ozellikle odullendirme
ve cezalandirma temelinde hareket eden bir yasa koyucuyu fikrine ihtiyac
gostermedigine kaniyim.

My position concerning God is that of an agnostic.
I am convinced that a vivid consciousness of the primary importance of
moral principles for the betterment and ennoblement of life does not
need the idea of a law-giver, especially a law-giver who works on the
basis of reward and punishment

Albert Einstein in a letter to M.Berkowitz, October 25, 1950; Einstein
Archive 59-215; from Alice Calaprice, ed., The Expanded Quotable
Einstein, Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2000, p.216.


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap