Yorum yapmıyorum. Okuyun, anlayın, siz yorumlayın. Ben konuşursam yanlış
anlarsınız şimdi.   Oraj POYRAZ   L2fSIJNoA0xfSNxA
------------------------------------------------------------------------


  Süleyman Ateş : MÜT’A NİKÂHI

Sayın Hocam.....;

Öncelikle Yüce Allah'ın selamı üzerinize olsun.

Belki Siz'de okumuşsunuzdur. Perşembe günü iki gazetede okudum.
*/"Vahhabi imamdan şok fetva"/* başlığı altında: */"Suudi Arabistan'da
tartışmalı açıklamalarıyla tanınan Kral Fahd Deniz Akademisi Camii imamı
Şeyh Muhammed El Ârifî, bu kez Suriyeli kadınlara fetvası ile gündeme
geldi. Esad güçlerine karşı savaşan Suriyeli muhaliflerin iki yıldır
kadınlarla ilişkiye giremediğini iddia eden Şeyh El Arifi, Suriyeli
kadınlara -mücahitlerle bir geceliğine de olsa 'muta nikâhı'kıymalarını-
tavsiye etti. Muta nikâhı kıyacak Suriyeli kadınlar için birtakım
şartlar da öne sürdü. Buna göre gelinlerin yaşı 14'ten küçük olmamalı ve
mümkünse gelinler dul veya boşanmış kadınlardan seçilmeli."/* demiş.
Haber aynen böyle.

Birkaç yıl önceki bir cevabınızdan hatırlıyorum (inşaallah yanlış
değildir). Siz, muta nikâhına sıcak bakmıyordunuz. Şimdi haber üzerine
muta nikâhı hakkında kapsamlı bir bilgi verirseniz bizleri bu konuda da
aydınlatmış olacaksınız. Selam ve saygılarımla...

Cevap: İmamın fetvası, bazı İslâm ulemasının görüşüne ve Hz.
Peygamber'in zaman zaman uygulamalarına uygundur. Bu konuda ayrıntı
bilgi istiyorsanız, */"Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri"/* adlı eserimde
müt’a konusu ayrıntı ile açıklanmıştır. Özeti şudur:

Müt'a nikâhı:

*/"Kadınlardan yararlanmanıza karşılık ücretlerini, onların bir hakkı
olarak verin. Hak kesildikten sonra birbirinizle karşılıklı anlaşarak
kesilen miktarı azaltıp çoğaltmanızda üzerinize bir günah yoktur.
Şüphesiz Allah, her yaptığınızı bilen, her şeyi yerli yerince
yapandır."/*(Nisa: 24)

Nisâ 24. âyetin bu bölümünde geçen istimtâ' (yararlanma) karşılığında
kadına verilecek ücretin, nikâh karşılığı verilen mehr mi, yoksa
kadından belli bir süre yararlanma (müt‘a denilen geçici evlenme)
karşılığı verilecek ücret mi olduğu üzerinde görüş ayrılığı vardır.

Ehl-i sünnet müctehid ve müfessirlerinin bir kısmına göre buradaki
ücret, nikâhta kadınlara verilmesi gereken mehrdir. Mehr, nikâh ile
kadından yararlanmanın karşılığıdır. Bunun belli bir miktarı vardır.
Fakat kadınla erkek, aralarında anlaşarak, âyette ücret olarak anılan
mehri diledikleri biçimde ayarlayabilir, azaltıp çoğaltabilirler.
İstimtâ‘ ise nikâhtan ve mehri ödedikten sonra erkeklere helâl olan
birleşmeden kinâyedir.

Bazı bilginlere göre de – ki özellikle şî‘a âlimleri bu görüştedirler–
bu cümle, müt‘a nikâhına delâlet etmektedir. Müt‘a nikâhı, bir erkeğin,
belli bir süre için bir kadınla evlenmesidir. Süre bitince nikâh
bozulur. Kadın, erkek aralarında anlaşırlarsa yeni bir ücretle süreyi
uzatabilirler. İslâmdan önce Araplar arasında bu tip evlenmeler vardı.
Bu âyet, bu tür evlenmelere cevaz vermiştir. Ehl-i Sünnet âlimlerine
göre de İslâmda da daha önce bu tür evlenmeye cevaz verildiği, sonra
zaruret ortadan kalkınca Allah Elçisi’nin, bunu yasakladığı görüşündedirler.

Âyetteki bu cümlenin, müt‘a nikâhını kastettiği hakkında bazı
sahâbîlere, özellikle Abdullah ibn Abbâs'a, İbn Mes‘ûd'a ve Übeyy ibn
Ka‘b'a dayanan rivayetler vardır. Nisa Suresi, 24. Âyetteki Bu üç
sahâbînin ve Sa‘îd ibn Cübeyr gibi bazı tâbi‘îlerin, âyeti */"İlâ ecelin
musemmâ: Belli bir süreye kadar"/* ilâvesiyle: */"Onlardan belli bir
süreye kadar yararlanmanıza karşılık onlara, hakları olan ücretlerini
veriniz"/* şeklinde okudukları rivayet edilir. Mücâhid’e göre bu âyet,
müt‘a nikâhı hakkında inmiştir.

*/"Ücretlerini veriniz"/*cümlesindeki ücretle, nikâhın bir gereği olan
mehir kastedilmiş olabileceği gibi, geçici olarak yararlanmanın yani
müt'a nikâhının gereği olan ücret de kastedilmiş olabilir. Ancak
Kur'ân-ı Kerîm'de nikâhtan söz eden âyetlerde ücret kelimesi mehr
anlamında kullanılmaktadır. Burada da bu anlamda olması daha
kuvvetlidir. Fakat müt'ayı kabul edenler bu âyetteki ücreti müt'a ücreti
olarak tefsir ederler.

Hz. Peygamber’in, müt’ayı (geçici evlenmeyi) özellikle erkeklerin, savaş
gibi uzun süre eşlerinden ayrı kaldıkları zorunlu hallerde serbest
bıraktığı, fakat Mekke’nin fethini müteakip yasakladığı hakkında
hadisler bulunduğu gibi bu nikâhı, Hz. Peygamber’in değil, Hz. Ömer’in
yasakladığı hakkında da rivayetler vardır.

Müt'a nikâhı hakkındaki hadîsler:

Hadîs mecmualarında müt'a nikâhının önce mübah olup sonra neshedildiğine
dair hadîsler çoktur. Önce bu nikâhın mübah olduğuna dair hadîsleri görelim:

1) Ashabdan Abdullah şöyle diyor: */"Biz Allah'ın Resulü (s.a.v.) ile
birlikte savaşa giderdik. Yanımızda karılarımız yoktu. 'Burulmayalım
mı?'dedik. Önce bizi bundan men etti. Sonra bir elbise karşılığında
belli bir süre için kadın nikâh etmemize müsaade buyurdu. (Bu sözü
anlatan) Abdullah, daha sonra: "Ey inananlar, Allah'ın size helâl
kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü
Allah, sınırı aşanları sevmez.”/* (Mâide: 87) âyetini okudu.'' (Tefsîru
Mucâhid, s. 152: Kurtubî, el-Câmi’: 5/130) Müslim'in, Nikâh kitâbının
üçüncü bâbındaki hadîs de aynı anlamdadır. Ancak orada: */"Biz
Resulullah ile birlikte savaşırdık"/* cümlesi yoktur. Bunun yerine:
*/"Biz gençtik..."/* kaydı vardır.

2) Câbir ibn Abdullah ve Seleme ibn el-Ekva' şöyle diyorlar: */"Bizler
orduda idik. Resulûllah (s.a.v.)in çağırıcısı şöyle bağırdı: Allah'ın
Resulü (s.a.v.) kadınlarla müt'a yapmanıza izin verdi. Müt'a
yapınız."/*( Müslim, Nikâh: bab: 3, hadis: 18) Müslim'de bu anlamda bir
hadîs daha var.

3) Atâ şöyle diyor: */"(Ashabdan) Câbir ibn Abdullah, umre için
(Mekke'ye) gelmişti. Evine (ziyarete) geldik. Orada bulunanlar kendisine
birçok şey sordular. Sonra müt'adan söz ettiler. Câbir: 'Evet biz,
Allah'ın Resulü (s.a.v.)in, Ebubekir ve Ömer'in devrinde müt'a yaptık,
dedi."/*( Buhârî, Nikâh: Nikâhu'l-mut’a; Müslim, Nikâh: b. 3, h. 13)
Müslim'in, Nikâhu'l-müt'a bâbındaki 15’nci hadîste de Câbir şöyle diyor:
*/"Biz Allah'ın Resulü (s.a.v.)in ve Ebubekir'in devrinde bir avuç hurma
ve un vererek birkaç gün müt'a yapardık. Nihayet Ömer, 'Amr ibn Hureys
hakkında müt'ayı yasakladı."/*

5) Seleme İbnu'l-Ekva', Allah'ın Resulü (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu
anlatıyor: */"Hangi erkek ve kadın, aralarında anlaşırlarsa üç gece
beraber kalırlar. Bundan sonra süreyi artırmak isterlerse artırırlar,
ayrılmak isterlerse ayrılırlar.” Seleme İbnu'l-Ekva', bu hadîsi
anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "/*Artık bilmiyorum bu, yalnız
bizim için özel bir izin mi idi, yoksa bütün insanlara verilen bir
ruhsat mı idi?*/" (İbn Mâce, Nikâh: Nikâhu'l-muharrem)/*

*/Müt'anın, önceleri mübah iken sonra menedildiğini bildiren hadîsler de
vardır:/*

*/Bu konudaki hadîsler de genellikle Sebre el-Cuhenî tarafından rivayet
edilmiştir. Mekke'nin fethinde Allah'ın Resulü (s.a.v.) ile beraber
bulunan Sebre şöyle diyor: "/*Orada onbeş gün kaldık. Resulullah
(s.a.v.), kadınlarla müt'a yapmamıza izin verdi. Ben, yakınlarımdan biri
ile (başka rivayetlere göre amcam oğlu ile) birlikte çıktık. Ben ondan
(gençtim), güzeldim. O biraz çirkindi. İkimizin de birer hırkası vardı.
Ama benim hırkam eski, amcam oğlununki taptaze idi. Mekke'nin aşağısına,
ya da yukarısına vardığımızda servi gibi bir kadına rastladık.

— Birimizin seninle müt'a yapmasına ne dersin? dedik.

— Bana ne vereceksiniz? dedi.

*/"Hırkalarımızı serdik. Kadın iki erkeğe de bakmaya başladı. Arkadaşım,
kadının göz ucuyla beni süzdüğünü görünce:/*

*/— Onun hırkası eski, benimki taze, dedi. Kadın iki üç kere:/*

*/"/*Bunun hırkası fena değil, dedi. Ben o kadınla müt'a yaptım.
Allah'ın Resulü (s.a.v.) müt'ayı haram kılıncaya dek ondan
ayrılmadım.*/" (Müslim, Nikâh: bab: 3, hadis: 19-20; Dârimî, Nikâh: 16)/*

*/Müslim'in aynı babının 19’ncu hadîsinde ve Nesâ'î'nin hadîsinde bu
kadının yanında üç gün kaldığını söyleyen Sebre, İbn Mâce'nin hadîsinde
yalnız bir gece kaldığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: "/*Onunla
evlendim, o gece yanında kaldım. Ertesi sabah Resulullah (s.a.v.)in
yanına geldim. Kendileri Rükn ile Bâb (HaceriEsved ile Kâ'be kapısı
arasında) durmuş şöyle diyordu: Ey insanlar, ben size müt'a için izin
vermiştim. İyi biliniz ki Allah onu, kıyamet gününe kadar haram kıldı.
Kimin yanında böyle bir kadın varsa onu serbest bıraksın. Onlara
verdiklerinizden hiçbir şeyi geri almayınız!*/" (İbn Mâce, Nikâh: 44)/*

*/Buhârî'deki rivayette müt'anın, Hayber günü yasaklandığı, (Buhârî,
Nikâh, Nikâhu'l-muharrem) Müslim'deki rivayette Mekke'nin Fethinde
nehyedildiği; Müslim'in başka bir rivayetinde Huneyn savaşının bir kolu
olan Evtâs Savaşında yasaklandığı (Müslim, Nikâh, bâb: 3, hadis: 18);
İbn Mâce ve Ebû Dâvûd Sünenlerindeki hadîste ise Vedâ' Haccında
yasaklandığı (İbn Mâce, Nikâh: 44; Ebû Dâvûd, Nikâhu’l-mut’a)
bildirilmektedir./*

*/Müt'anın, Resulullah ve Ebubekir devrinde, Hz. Ömer devrinin de bir
kısmında mübah olup uygulandığını bildiren hadîsler yanında; Hayber
Savaşında, yahut Mekke'nin Fethinde veya Evtâs'ta, ya da Vedâ haccında
yasaklandığını söyleyen rivayetler de vardır. Bu rivayetler çelişik
olduğu için muhaddisler bunları bağdaştırmak üzere müt'anın birkaç kez
yasaklanıp serbest bırakıldığını söylemişlerdir. İmam Nevevî'ye göre
müt'a hakkındaki yasaklama ve serbest bırakma iki defa olmuştur:
"/*Hayber'den önce helâldi, Hayber'de haram kılındı. Mekke'nin Fethinde
mübah kılındı. Evtâs da Mekke'nin Fethini müteâkip olmuştur. Bundan üç
gün sonra da ebediyyen haram kılınmıştır.*/" (Müslim: 2/1022, dipnot: 1) /*

*/Bu rivayetler gösteriyor ki Hz. Peygamber (s.a.v.) şartlar
gerektirdiği zaman müt'aya müsaade etmiş, ama normal şartlarda onu kesin
yasaklamasa da pek hoş görmemiştir. Ancak Hz. Ömer (r.a.) devrinde
toplum büyüyüp zenginleşince artık müt'a, çeşitli kimseler tarafından
hiç gerek yokken istismar edilmeğe başlanmış ve toplumda birçok sorun
ortaya çıkarmaya başladığı için Hz. Ömer ve onu destekleyen sahâbilerin
ictihadiyle yasaklanmıştır. Çünkü Hz. Ömer, İslâmın ruhunu biliyordu.
Zorlayıcı gerekler yokken bunun uygulanması, toplumun bozulmasına yol
açabilirdi. Bundan dolayı yasaklanmasını, İslâmın ruhuna daha uygun
bulmuştur. /*

*/Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi müt'anın haram olmadığına dair
rivayetler daha çok Câbir ile özellikle Abdullah ibn Abbas'a ve
Sahabeden bir grupa dayanır. (İbn Kesîr, Tefsîr: 1/474) /*

*/Ancak İbn Abbâs’ın, müt'ayı, zorunlu hallerde mübah gördüğü hakkındaki
rivayet, akla daha uygun gelmektedir. Zaten Peygamberimiz de zorunlu
hallerde buna izin vermişti. Buhârî'nin kaydettiği rivayete göre
Abdullah ibn Abbâs, müt'a nikâhından sonra bir kişiye, müt'a yapması
için izin vermiş, hizmetçisi ona: "/*bu, şiddetli hallerde ve kadınların
az olduğu durumlardadır (değil mi?)*/" deyince İbn Abbâs: "/*Evet*/"
cevabını vermiştir. (Buhârî, Nikâh, Nikâhu'l-muharrem) /*

*/Müt'a nikâhının durumunu soran Ammâr ibn Yâsir'e İbn Abbâs'ın "/*O
sadece müt'adır (bir yararlanmadır) ne zinâdır, ne nikâhtır, ne
talâktır, ne de tevârüstür*/" dediği rivayet edilir./*

*/Müt'aya müsaade edişi, halk arasında eleştiriye uğrayınca İbn
Abbâs'ın: "/*Ben herhalde buna müsaade etmedim. Ancak çaresiz kalana ölü
eti yemek nasıl helâl ise, zorunluluk durumunda müt'a da öyle helâldir,
dedim.*/" diye kendisini savunduğu da gelen rivayetler arasındadır. /*

*/Kanaatimize göre bu rivayetler, İbn Abbâs'ın, müt'a hakkındaki
görüşünden döndüğüne dair rivayetler ortaya atılmıştır. Onun, görüşünden
döndüğüne dair kesin delil yoktur. Yalnız kendisi değil, Câbir ibn
Abdullah, Übeyy ibn Kâ'b, Abdullâh ibn Mes'ûd gibi bazı sahâbiler ve
Mücâhid gibi bazı tâbiîler de müt'anın mübah olduğu kanaatini korumuşlar
ve müt'anın, Hz. Ömer'in ictihadiyle yasaklandığını söylemişlerdir.
Nitekim Hz. Ömer'in: "/*Allah'ın Resulü devrinde iki müt'a helâl idi.
Ben bunları menediyor ve yapanları cezalandırıyorum. Bunlar nikâh
müt'asiyle hac müt'asıdır.*/" dediği rivayet edildiği gibi, müt'anın,
Hayber'de haram kılındığı meâlindeki hadîsin râvîsi olan Hz. Alî'nin de:
"/*Ömer müt'ayı menetmeseydi, şakî olandan başka hiç kimse zinâ
etmezdi.*/" dediği de rivayet edilir. (Mefâtîhu'l-ğayb: 3/287) /*

*/Bu birbiriyle çelişen rivayetlerde şüphesiz, İslamın başında ortaya
çıkan hizipleşmelerin parmağı vardır. Durum ne olursa olsun, ehlisünnet
bilginlerinin çoğunluğu, önceleri helâl olan müt'anın, sonra haram
kılındığı görüşünde birleşirler. Dediğimiz gibi bazı sahâbiler ve
tâbiîler bu görüşü kabul etmemiş, müt'anın mübah olduğunu
söyleyegelmişlerdir./*

*/"/*Ücretlerini veriniz*/" cümlesindeki ücretle, nikâhın bir gereği
olan mehir kasdedilmiş olabileceği gibi, geçici olarak yararlanmanın
yani müt'a nikâhının gereği olan ücret de kaydedilmiş olabilir. Ancak
Kur'ânı Kerîm'de nikâhtan söz eden âyetlerde ücret kelimesi mehr
anlamında kullanılmaktadır. Burada da bu anlamda olması daha
kuvvetlidir. Fakat müt'ayı kabul edenler bu âyetteki ücreti müt'a ücreti
olarak tefsir ederler./*

*/Ehlisünnet bilginleri müt'ayı haram saymakla beraber müt'a yapana zinâ
cezası uygulamazlar. Zira bunun gerçekten zinâ olup olmadığında onlara
göre de şüphe vardır. Şüphe ise cezayı kaldırır. Çünkü Hz. Peygamber
(s.a.v.): "/*Gücünüz yettiği kadar Müslümanlardan cezaları kaldırınız.
Eğer bir Müslüman’a bir çıkar yol bulursanız onu serbest bırakınız.
Çünkü imamın (devlet başkanının, yöneticinin) affetmede yanılması, ceza
vermede yanılmasından daha iyidir.” buyurmuştur. (Tirmizî, Hudûd, 2; Ebû
Dâvûd, Salât: 114; Hâkim ve Beyhakî de bu hadisi rivayet etmişlerdir.
Fayu'l-Kadîr, 1/226-227) Bu hadîs, mümkün olduğu kadar cezadan kaçınmayı
emrettiği gibi: */"Şüpheler karşısında cezâları kaldırınız!"/*
(Feydu’l-Kadîr: 1/227)meâlindeki hadîs de İslâm hukukunun temel
kurallarındandır.

Müt’anın yasaklanmadığı, serbest olduğu görüşünde bulunan Şîa uleması
ise birkaç delil ile görüşlerini desteklemektedirler:

Müt'ayı helâl sayan şî'a uleması, görüşlerini şöyle savunurlar:

1- */"Aralarında Übeyy ibn Kâ'b, Abdullah ibn Abbas ve Abdullah ibn
Mes'ûd'un bulunduğu sahâbilerden bir cemaat âyeti belli bir süreye kadar
ilâvesiyle: "/*femâ’stemta’tum bihî minhunne ilâ ecelin musemmen
feâtûhunne ucûrehunne: Onlardan belli bir süreye kadar yararlanmanıza
karşılık onlara ücretlerini veriniz!” şeklinde okumuş, Habîb ibn Sâbit
de, İbn Abbâs'ın kendisine verdiği Übeyy Mushafında âyetin bu ilâve ile
yazılı olduğunu görmüştür. Saîd ibn Cübeyr de âyeti bu ilâve ile okumuştur.

2- Hz. Alî'nin, */"Ömer müt'ayı menetmeseydi, şakî'den başkası zina
etmezdi"/* dediğini el-Hakem ibn Uyeyne rivayet etmiştir.

3- Câbir (r.a.), Resulullah, Ebubekir ve Ömer devrinde müt'a
yaptıklarını söylemiştir.

4- Âyetteki istimtâ kelimesiyle faydalanma ve cinsel ilişki kasdedilmiş
olamaz. Çünkü böyle olsa, kadından faydalanmayan kimsenin hiç mehir
vermemesi gerekir. Halbuki ilişkiden önce karısını boşayan, yarı mehir
vermekle yükümlüdür. Eğer buradaki istimtâ ile sürekli nikâh
kasdedil­miş olsa, o zaman âyetin hükmüne göre yalnız akid yapmakla
bütün mehri ödemek gerekir. Çünkü */"Onlara ücretlerini veriniz"/*
buyurulmuş­tur. Oysa daimî nikâhta yalnız akid yapmakla mehrin tamamını
vermek gerekmez. İlişki şarttır. Ancak müt'a nikâhında sadece akidle
ücretin tamamını vermek gerekir.

5- Ayrıca Hz. Ömer'in */"Resulullah devrinde hac ve kadın müt'ası vardı.
Ben bunları menediyorum ve bunları yapanı cezalandırıyorum."/* sözü de
müt'anın, Resulullah devrinde helâl olduğunu gösterir. (Tabresî,
Mecmau’l-beyân: 3/32)

6- Eğer bu âyet ile sürekli nikâh kasdedilmiş olsa, aynı surede nikâh
hükmünün başka yerlerde tekrar edilmiş olması lâzım gelir. Çünkü surenin
baş tarafında 3-4’ncü âyetlerle asıl nikâh izah edilmiştir. Burada aynı
şeyin tekrarına lüzum yoktur. Ama bu âyeti müt'aya yorarsak o zaman âyet
yeni bir hüküm getirmiş olur, tekrar olmaz.

7- Müt'a nikâhının caiz olduğunda bütün ümmet ittifak etmiştir. İhtilâf,
bunun neshedilip edilmediğindedir. Eğer bu hüküm neshedilmiş ise,
nesheden ya tevatüren veya âhâd yoluyla bilinir. Tevâtüren bilinmiş
olsaydı Alî ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Abbâs ve İmran ibn el Husayn
gibi sahabîlerin, Muhammed dininden tevâtüren sabit olmuş bir hükmü
inkâr etmiş olmaları gerekirdi ve bu da onların küfrünü gerektirirdi ki
bu, batıldır. Bu neshin âhâd haberiyle sabit olması da bâtıldır. Çünkü
icma ile mübah olduğu sabit olan bir hükmü, ahâd haberi neshedemez. Zira
icmâ kesinlik ifade eder. Halbuki âhâd haberi kesin değil, zannîdir,
şüphelidir.

8) Rivayetlerin çoğunluğu, Hz. Peygamber (s.a.v.)in müt'ayı ve evcil
merkep etini yemeyi Hayber günü yasakladığını söylüyor. Yine
rivayetlerin çoğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), müt'ayı, Mekke'nin
Fethinde veya Vedâ haccında serbest bırakmıştır. Mekke'nin Fethi ve
Vedâ' haccı, Hayber'den çok sonra olmuştur. Demek ki müt'anın, Hayber
günü neshedildiği yolundaki haberler, doğru değildir. Aksi takdirde
nâsihin, mensûhtan önce vukubulması gerekir. Nesih ve helâl kılmanın,
birkaç kez vukubulduğu yolundaki haberler de zayıftır. Mu'teber kişiler,
böyle bir şey söylememişlerdir. Bunu söyleyenler, bu rivayetler
arasındaki çelişkileri gidermeğe çalışanlardır.

Şî'a’nın kanıtları tersine Mefâtîhu’l-ğayb (Büyük Tefsir) sahibi
Fahreddîn-i Râzî bazı bazı kanıtlar ileri sürmüş ise de bu kanıtlar pek
doyurucu görünmemektedir.

Âyetin, nikâhın hükmünü beyan ettiğini söyleyenlere göre eğer mehir
belli bir miktar takdir edilmiş ise, anlaşma ile o takdir edilenin
tamamını vermek, ya da düşürmekte bir günah yoktur. Buna göre et-terâdî
karşılıklı olarak mehir üzerinde anlaşmadır. Fakat âyetin müt'a hakkında
olduğunu söyleyenlere göre anlamı şudur:

Müt'anın süresi dolunca artık erkeğin, kadın üzerinde bir hakkı kalmaz
Eğer erkek, kadının yanında daha fazla kalmak ister de */"Sen süreye
birkaç gün ilâve et, ben de ücretini artırayım"/* derse kadın
serbesttir. Dilerse bu teklifi kabul eder, dilerse reddeder. İşte
*/"Haktan sonra karşılıklı anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah
yoktur"/* cümlesi bunu ifade ediyor. Yani önce kestiğiniz ücret ve
süreden sonra aranızda anlaşmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz
Allah, her şeyi bilen, yerli yerince yapan, en güzel hüküm verendir.''
(Aynı eser, 290-291)

Süleyman Ateş

http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=635&Itemid=133

 

 

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150219135102 Oraj Poyraz [email protected]
2015/02/19  14:36 4  58  1 undefined [email protected]

 

Genel Kural:
Kendi ozel cikarlarini en iyi bir sekilde degerlendirebilecekleri icin
bireyleri mumkun oldugu olcude kendilerini incitebilecekleri alan
disinda davranislarinda tamamen serbest birak.
Bireyler yanilirlarsa ve hatalarini anlarlarsa bir daha ayni seyi
yapmayacaklardir.
Bireyler baskalarini incitmedikleri takdirde yasanin gucunu kullanma.
Bir kisinin herkesin guvenligini bozmasi sozkonusu oldugunda hukuk
gereklidir ve cezanin tatbiki yararlidir.

Jeremy Bentham

Cennetten kovulup geri sizan seytan
SAD 76.iblis: ben ondan hayirliyim!
Beni atesten yarattin, onu camurdan yarattin, dedi.
SAD (77-78) (Allah teala da) buyurdu ki: Cunku sen suphe yok ki,
kogulmussundur.
Ve muhakkak ki, lanetim kiyamet gunune kadar senin uzerinedir.
A RAF 20.derken seytan, birbirine kapali ayip yerlerini kendilerine
gostermek icin onlara vesvese verdi ve: rabbiniz size bu agaci sirf
melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladi, dedi.

Zirvaliklar, bizleri bir ulus olarak birlestiren bir cimentodur.(2007
Yili nda yaptigi bir gosteriden)

George Carlin


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap