Deniz HAKAN : Musul’dan Kobani’ye

  * Deniz HAKAN : Musul’dan Kobani’ye <#mozTocId645839>
      o Türkifikasyon’dan detürkifikasyon’a <#mozTocId480525>
      o Kürdifikasyon değil Barzanileştirme <#mozTocId677446>
      o Kobani’den Musul’a <#mozTocId936993>
      o Diyarbakır’dan Kobani’ye <#mozTocId365443>
      o Musul’u vermek <#mozTocId449140>

Cumartesi, 07 Mart 2015 00:00

7 Mart 2014

[email protected]

Obama, IŞİD’e karşı savaş ilan ettiğinde, pek çok yerden bir ağızda
*/“Suriye’ye saldıracak”/* dediler. Hayır, Amerika’nın gücü buna
elvermiyordu; yarattığı İslamcı ordusu ve destekleyicileriyle Suriye
savaşını kazanamadığını, Esad’ı indiremeyeceğini görmüştü.

Hayır, Suriye’ye saldırı değil, Amerika’nın Ortadoğu’daki iddiasını
koruma amacıyla başlattığı yeni bir uzun savaş geliyor dedik;
ayrıntılarını sürecin başından bu yana bu sitede irdeledik, burada
tekrarlayacak yer bulunmuyor.

Ancak şu iki noktaya dikkat çekiyorduk:

Uzun savaş bir de-islamizasyon rüzgarıyla birlikte geliyor; öncelikli
hedef Esad olmaktan çıkıyor; Amerika bu süreçte kendi safına çekidüzen
vermeyi umuyor; başta Kürtler olmak üzere yeni ittifaklar, yeni ve daha
modern ordular arıyor ve IŞİD’i gördüğü her yerde bitirmek üzere vurmak
yerine, Amerikan yardımını bölge güçlerini bu yolda */“terbiye etmek”/*
için kullanmaya çalışıyor. Şimdi, uzun savaş içinde Musul savaşının
başlangıç işaretleri verilirken tüm bu vektörleri bir kez daha yakından
görebiliyoruz ve Amerika’nın Musul savaşı, genel olarak bölgenin
geleceğini ve özelde Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.

Yalçın Küçük, Çıkış kitabında */“Oyunların Sonu mu?”/* başlıklı yazıma
yer verme inceliği gösterdi. Davutoğlu’nun */“Musul’un istikrarı tarihi
bir misyondur”/*, Barzani’ninse */“Musul’u bırakmayız”/* açıklamaları
yaptığı bugünlerde, uzunca da olsa, bir kısmını buraya almayı gerekli
görüyorum:

IŞİD, büyük savaşına, Musul’u alarak başladı ve bu incelemeyi yazmaya
başladığım sırada ikinci kez Kerkük kapısına dayanmıştı. Maliki,
Barzani’yi IŞİD’e Musul kapılarını açmakla suçlamaktadır.

Açtı mı, Maliki’nin söylediği gibi Musul’daki Irak askerlerine, IŞİD’in
kendilerine değil, Maliki’ye karşı olduğu propagandası yaptıysa, en
azından denediğini kabul edebiliriz. Amerika artık sadece meczuplarla
çalışabiliyor ve Barzani, bir meczup misali, herhalde Musul ile
Kerkük’ün kendisine kalacağı hesapları yapmaktadır.

*/“... On dokuzuncu yüzyılda Mısır, şeklen Türk egemenliğinde olmakla
birlikte Hidiv sisteminde aslında İngiltere yönetimindedir. Şimdi ise
Irak içinde, şeklen Bağdat’a ve aslen Amerika’ya bağlı de facto bir Kürt
devleti kuruyorlar... Ancak bu politikanın içinde Musul’un Kürtlere
verilmesi yoktur ve Kürtlere bahşedilen güçlü bir federasyon değil,
Amerikan askerliğidir.”/*


    Türkifikasyon’dan detürkifikasyon’a

1926’da Musul’u vermiş ve */“türkifikasyon özgürlüğü”/* almıştık; Şeyh
Sait ile Musul anlaşması pek yakın tarihtedir.

Musul’u İngilizlere verdik; karşılığında Türkiye Kürtlerinin
türkifikasyonunu, */“türkleştirilmesini”/* aldık. Emperyalist cephe,
Bolşevizm’in yayılmasını engelleyecek bir */“tampon”/* arayışı içindeydi
ve 1926’da Amerikan raporları Kürtler ile Ermenilerin devlet yönetme
tecrübesine ve mevcut durumda yetisine sahip olmadıklarını, bir
Kürdistan ya da Ermenistan’ın ayakta kalmasının pek güç olduğunu kabul
ediyordu.

Aranan tampon Türkiye olunca, İngiltere Musul’u aldı ve Şeyh Sait’i
bastırırken Türklere karışmadı.

Şimdi Amerika, Musul benimdir, diyor.

Bu kez, emperyal devletlerin Türk egemenlerine uygun gördüğü, Kürtlerin
de-türkifikasyonu’dur; tampon işlevini yitirmiş Türkiye’ye ise
Diyarbakır da fazladır.

2014 yazında Netanyahu, The Guardian’a Kürdistan’a İsrail’in talip
olduğunu açıklıyor ve şöyle diyordu:

*/“We should support the Kurdish aspiration for independence, a nation
of fighters who have proved political commitment and are worthy of
independence.”/*

Netanyahu, */“Kürtlerin bağımsızlığını desteklemeliyiz,”/* ve */“Kürtler
siyasal olarak İsrail cephesine siyasal bağlılıklarını kanıtladılar,”/*
diyordu...

İsrail’in Türk egemenleriyle ilişkisinin bir metres ilişkisi olduğu
sıklıkla söylenir; ancak islamizasyonla kirlenen coğrafyamızda artık
metres ilişkisi dahi fazla modern kalıyor ve İsrail, Kürtleri haremine
dahil etmek ister gibi konuşmaktadır.

Peki ama nasıl olacak, bu Kürdistan nasıl ayakta kalacak; İsrail ya da
Amerikan ordusu doğrudan koruyamayacaksa, bir harem ağası şarttır.

Demek, metreslikten harem ağalığına terfi var; ancak harem ağalarının
kendi iktidarları yoktur ve haremin kimin olduğunu unutmamaları elzemdir.

Yalçın Küçük yıllardır, */“Musul’u almazsanız Diyarbakır’ı verirsiniz”/*
diyor, ve göz göre göre veriyoruz, bedava.

İlker Başbuğ, 2007’de Harp Okulu konuşmasında */“Asıl tehdit Kuzey
Irak’tır, Kürt kökenli vatandaşlarımız için çekim merkezi olacaktır”/*
dediğinde Genelkurmay’ın Yalçın Küçük’ün sözlerini doğru kabul ettiğini
ortaya koymuş oluyordu.

Ancak uzun sürmedi, 2009’a gelindiğinde aynı Başbuğ’un, Mehmet Ali
Birand’ın diliyle */“Barzani boykotunu yumuşattığını ve yakın dönemde
Barzani ekibiyle görüşme sürecini açacağını”/* öğreniyorduk.

CIA eski şeflerinden Henri Barkey’in, Türkiye’nin */“açılıma”/* 2007’ye
kadar hazır olmadığını çünkü TSK’nın henüz */“yenilmemiş”/* olduğu
tespiti buraya oturmaktadır.

TSK, 2007 yılında Ergenekon davası ile başlayan süreçte, gene Barkey’in
sözleriyle */“kafeslendi”/* ve Türk Silahlı Kuvvetleri bugün, hiçbir
itirazlarını görmediğimiz tezkere gereğince artık peşmergenin
güvenliğini sağlıyor; Amerikanca, */“cherry on top”/* diyoruz.


    Kürdifikasyon değil Barzanileştirme

PKK savaşı bir de-türkifikasyon savaşı oldu.

Evren, her politikasıyla, PKK’ya asker topladı; 90’lı yıllar, devamıdır.

AKP’sinden muhalefetine, medyasından yüksek komutanlığına */“çözüm”/*
dedikleri süreç ise de-türkifikasyonu bir başka aşamaya taşıyor.

Ancak buna kürdifikasyon da diyemiyoruz; */“süreç”/*, islamizasyon ile
Amerika-İsrail taşeronluğu getirmek için yürütülmektedir; bu anlamda
Barzanileştirme demek yerindedir.

Suriye ve Türkiye Kürtlerinin */“Barzanileştirilmesi”/*, kuşkusuz öyle
kolay bir iş değil.

Kürt hareketini yakından takip edenler, Amerika’nın birinci Irak savaşı
sırasında PKK-Vejin ve Mehmet Şener vakasını bilirler.

O dönemde de, PKK ile Barzani’nin birleşerek bir halk isyanı
düzenlenmeleri, netlikle, ortaya atılmıştı; böylece hem Saddam ortadan
kaldırılmış olacak hem de Kürt bağımsızlığı sağlanacaktı.

Öcalan’ın karşı çıktığını ve */“vakanın”/* Şener’in öldürülmesi ile sona
erdiğini hatırlıyoruz.

Bu kez, KCK iddianamesinden okuyoruz, */“09.06.2010 tarihli Avukatlar
ile yaptığı görüşmede sonrasında Avukatlar tarafından düzenlenen Görüşme
Notlarında”/* Öcalan’ın değerlendirmesidir: */“İsrail bu bölgede
Kürtlersiz yaşayamaz, boğulur. Bunun için on yıldır bir proje
peşindedir. Güney’de küçük bir ulus-devleti kurduruyor, buna ihtiyaç
duyuyor.”/*

Öcalan Irak Kürtlerinden, Barzani’den bahsediyor.

Devam ediyoruz, iddianamenin 665. sayfasından olduğu gibi aktarıyorum;
avukatların Öcalan’dan */“Suriye’de Kürtlere belirli hakların tanınması
ve bazı belediyelerin verilmesi durumunda, Esad rejimini
destekleyecekleri ve bu konunun Esad’a yazılı ve sözlü iletilmesi
talimatını aldıkları”/* yazıyor. Bu */“suçlama”/* iddianamenin çeşitli
yerlerinde tekrarlanıyor.

Esad’ın Kürtlere sırtını dönmesi durumunda, Öcalan’ın */“muhalif”/*
hareketin içinde yer alabileceği de not düşülüyor.

Esad Kürtlere sırtını dönmedi; ancak Amerika, Ortadoğu’da kalıcı olma
iddiası taşıyacaksa, Türkiye ve Suriye Kürtlerini */“muhalif”/* harekete
katmak zorunda.

Bunun bir ayağı olarak Türkiye’deki açılım sürecini kullandığını
biliyoruz; kimilerinin */“ulusal hareketin doğası”/* olarak */“normal”/*
gördüğü açılım/pazarlık süreci, emperyalizmin programıdır ve
*/“normal”/* görenler de bunu */“normal”/* görüyor, hatırlatarak geçiyoruz.

Amerika, PYD ile Barzani’yi */“birleştirmeyi”/* ise sayısız kez, sayısız
konsey ya da anlaşma ile denedi. Başarıları, olduğu zaman bile geçici oldu.


    Kobani’den Musul’a

Son deneme Kobani üzerinden gerçekleşti.

Amerika, IŞİD savaşının başında Irak’a yardım etmek için nasıl
Maliki’nin gidişini şart koştuysa, Kobani’de de yardım için koşullarını
*/“Esad ile gizli-açık bağların koparılması ve Türkiye, Barzani, ÖSO ile
daha yakın işbirliği”/* olarak saydı.

Barzani ile Suriye-Türkiye Kürtleri arasındaki */“zoraki
birliktelikte”/*, Şengal’den Kerkük’e pek sorunlu ve pek kavgalı-dövüşlü
günler geçse de, söz yüzüğü bu kez henüz atılmış değil.

PYD’nin, her türlü açıklamasına rağmen, Esad’dan bütünüyle
koparılabilmiş olduğunu düşünmek için çok erken.

Ancak, Amerika’nın Musul savaşı ilanını, Musul’a yerleşme planı olarak
okuyabiliyoruz.

Operasyonda Irak ordusu ile Kürtlerin birlikte yer alması öngörülse de,
Türkiye’den de beklentiler olduğu ortada.

Denklemin üzerine, operasyon tarihinin */“Irak ordusunun henüz hazır
olmadığı”/* gerekçesi ile ertelemesi ekleniyor; Davutoğlu’nun
*/“Musul’da istikrar bizden sorulur”/* pozisyonundan */“operasyon
gündemde değil”/* noktasına hızlı dönüşünü de bu erteleme kararı ile
birlikte okuyabiliriz.

Amerika ile Irak’ın açıklamalarına baktığımızda, erteleme nedeni ile
ilgili olarak, Amerika’nın */“Musul operasyonunda Irak ordusu
askerlerinin Şii değil, Sünni ağırlıklı olması”/* isteği ile Irak
tarafının */“Amerika’nın silah sözü verdiği, ancak henüz sözünü
tutmadığı”/* ifşaatıyla karşılaşıyoruz.

Amerika, bir kez daha */“yardım ile terbiye”/* peşinde. Irak ordusu ve
meclisinin Tikrit harekatını resmi olarak İranlı general Kasım
Süleymani'nin yönetmesini istemesinin Amerika’yı ne denli rahatsız
ettiğini biliyoruz.


    Diyarbakır’dan Kobani’ye

Maliki’nin, */“Amerika bize yardımda ayak sürüyor, İran ile ilerlemekten
başka yolumuz yok”/* ve */“halk beni isterse hayır demem”/* minvalindeki
açıklamaları, Amerika’da Maliki’nin yeniden bir güç olarak sahneye
çıkması korkusu yarattı.

Bölgede İran-ABD çekişmesinin ne yönde ilerleyeceğini göreceğiz, ancak
Amerika’nın Musul’a yerleşme planları doğrultusunda, */“Musul’u almazsak
Diyarbakır’ı veririz”/* sözü artık aynı zamanda ve daha genel bir
anlamda */“Musul’u almazsak, Kobani’yi de verebiliriz”/* şeklinde
okunabilir olmaktadır. Burada biz kim miyiz, kuşkusuz AKP ve Barzani’den
bahsetmiyoruz; emperyalizmin bölgeyi bir yazboz tahtasına çevirmesinden
önce, AKP’den ve Barzani’den çok önce, dört yüzyıl boyunca bu
topraklarda kardeşçe yaşamış halklarız.

Tekrar tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Barzani Musul hayalleri kurabilir; Erdoğan ve Davutoğlu IŞİD’e karşı
vermeye zorlandığı ve zorlanacağı savaşta bir kez daha Amerikan
pastasından birşeyler koparabilme umudu besleyebilir.

Ancak, Amerika Kürtlere yer açarken Arapları düşünmek, en azından bir
kısmını kendi yanında tutmak zorunda ve şimdiye kadarki işaretler
Musul’u kendi yandaşı Sünnilere vermek istediği yönünde. Amerikan
programında Türkler ve Kürtlere düşen, Amerikan askerliğidir.


    Musul’u vermek

Dolayısıyla, AKP’lilerin */“Musul’u zaten Mustafa Kemal vermişti, şimdi
biz alacağız”/* şarkılarının da, Barzani’nin */“Musul’u vermeyiz”/*
çıkışlarının da bir kıymet-i harbiye’si bulunmuyor.

Kuşkusuz, Musul’da yeterince Kürt var; Amerika, başarılı olabilirse, bir
denge gözetecektir; ancak, */“denge”/* hangi şekilde kurulursa kurulsun,
Türklerin de, Kürtlerin de, bu programda, Musul’u alması değil, kendi
askerlerinin kanlarını akıtarak Musul’u Amerika’ya vermesi öngörülmektedir.

Amerika’nın, hangi aktör üzerinden olursa olsun, Musul’a
*/“yerleşebilmesinin”/* ise, anti-emperyalistler için, yalnızca
Diyarbakır’ın değil, aynı zamanda Kobani’nin, başka deyişle Suriye
Kürtlerinin Barzanileştirilmesi yönünde şimdiye dek gördüklerimizden çok
daha etkili bir adım olacağını görmek durumundayız.

Böyle bir denklemde, bu güne dek bilinen çizgisiyle Kandil’e yer
olmadığını da eklemek gerekiyor.

Bir uzun savaş; Ortadoğu’da kalıcı olabilmek için, Amerika Kürtlerde
müttefik arıyor.

Ana medyanın HDP aşkı ve CHP’yi unutup HDP’yi yeni */“sol parti”/* ilan
etmesi ile tutarlıdır ve AKP, Amerika istediği ya da dayattığı zaman
Musul’u Amerika’ya hediye etmek için çalışmaya ikna edilmiş görünüyor.

Bir uzun savaş ve Türkiye için zaman daralıyor.

 

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150317110608 Oraj Poyraz [email protected]
2015/03/17  11:44 4  58  1 undefined [email protected]

 

Yokluk buyuk varliktir azizim, yeter ki fark edebilesin.

Nietzsche

Andolsun ki biz, (dunyaya) en yakin olan gogu kandillerle donattik.
Bunlari seytanlara atis taneleri yaptik ve onlara alevli ates azabini
hazirladik.

Mulk-5

Eger Tanri gercekten yoksa, onu yaratmamiz gerekir.
Sizi sacmaliklara inandirabilenler, size katliam yaptirabilirler.

Voltaire


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap