Internette dolaşıp duran bir efsaneydi. Meğer bu da yalanmış. Bizim her işimiz yalan. Türk milleti yalan, Türklükle ilgili değerler yalan, dinimiz yalan, imanımız yalan. Süper güç, bölgesel güç yalan. Aklınıza gelen her şey yalan. Bu kadar çok yalan benim aklıma daha fantastik şeyler getiriyor.
Belki de, biz bir matrixde yaşıyoruz. Bedenlerimiz büyük cam kavanozlarda, besleyici solüsyonun içinde. Anılarımız, yaşantılarımız ve her şey meğer bir insan makina arayüzüyle beynimize işleniyormuş. Türkiye, Türklük, millet, vatan, din, iman her şey bir illüzyon ya. O halde geriye ne kaldı ki? Onlarda aynı illüzyonun bir parçasıdır kesin. Lüften birileri dürtsün, uyandırsın, bizi. Ya da ne bileyim, içine hapsolduğumuz cam kavanozu kırsın. Beynimize bağlanmış elektrodları koparsın. Belki gerçek çok acı olabilir. Olsun, ben kendi hesabıma acı gerçeği tatlı hayale tercih ederim. Saygılar. Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA * * ------------------------------------------------------------------------ *Yılmaz Özdil: Mahşerin üç atlısı…*** Geldikleri gibi gittiler. İyi de… Nasıl geldiler? * Ocak 1915. Avustralya’nın New South Wales eyaletindeki Broken Hill kasabasından geçen trene ateş açıldı. Beş kişi hayatını kaybetti. Güzergahtaki kayalıklarda askeri operasyon yapıldı. Masum sivillere ateş açan iki saldırgan öldürüldü. Ertesi günkü Avustralya gazetelerinde fotokopi gibi tıpa tıp aynı cümleler vardı. */“Türkler Avustralya’ya saldırdı, Türkler katliam yaptı”/*manşetleri atmışlardı. Saldırganların çantasından Türk bayrağı çıkmıştı. Ayrıca, birinin cebinden mektup çıkmıştı, o mektupta herşey itiraf ediliyordu, */“padişahın emriyle Avustralya halkına savaş açtıkları”/*yazıyordu. * Ahali galeyana geldi. İntikam alınacak Türk bulamadıkları için, Osmanlı’nın müttefiki olan Alman göçmenlerin yaşadığı kasabaları bastılar, evlerini ateşe verdiler. Ve, topluca askere yazıldılar! * Tesadüfe bakın ki… Sadece bir ay önce, Britanya imparatorluğu Osmanlı’ya savaş ilan etmişti. Ancak, Avustralya’da zorunlu askerlik olmadığı için yeterince gönüllü bulamamıştı. Tam bu atmosferde, iki Türk saldırgan şırrak diye trene ateş açıp, masum sivilleri katledince, gönüllülük kavramı */“vatan borcu”/*na dönüşmüştü. O gazla gemilere doluşup, Türklerden hesap sormak için Çanakkale’ye geldiler. * Halbuki… O saldırganlar Türk değildi. * Bunu ben söylemiyorum, seneler sonra bu mevzuyu kurcalayan Broken Hill Tarih Kurumu üyesi Gordon Densie söylüyor. * Saldırganlar, göçmen Afgan’dı. Biri imamdı, biri deveciydi. İmam olanı, çaktırmadan kasaplık yapıyordu. Kasaplar Birliği’ne üye olmadan, caminin bahçesinde kaçak kesim yaptığı için, hakkında dava açılmıştı. Bu davaya kin güdüyordu. * */“Padişahın saldırı emrini”/*gösteren mektup da, palavraydı. İmamın belindeki kuşağından çıkan mektupta, aslında */“belediye denetçisi beni suçladı, yalvardım yakardım, dinlemedi, kimseye düşmanlığımız yok, sadece denetçiye kinim var, onu öldürmek istedim”/*yazıyordu. * Deveci desen… Madenlerde yük taşıyordu, en iyi müşterisi Almanlardı. Savaş çanları çalmaya başlayınca madenler kapanmış, işini kaybetmiş, üç beş kuruş kazanmak için seyyar dondurmacılığa başlamıştı. İşsiz kalmasına sebep olanlara gıcıktı. İmam arkadaşının aklına uymuş, saldırı planına dahil olup, bedel ödetmeye kalkmıştı. * Bu gerçeklere rağmen… Halka yalan söylendi, */“Türkler saldırdı”/*etiketi yapıştırıldı. Çatışma bölgesine Türk bayrağı monte edildi. * İki sene geçti geçmedi, yangın çıktı dediler, tren saldırısına dair tüm belgeler, askeri yazışmalar, hastane kayıtları kül oldu. * Saldırganlar son model askeri tüfekler kullanmıştı. Açlıktan nefesi kokan imamla deveci o pahalı tüfekleri nasıl satın almıştı, kimden almıştı? Mermileri bittiği halde, neden canlı olarak değil de, ölü ele geçirildiler? Muamma olarak kaldı. Ateş edenlerin başkası olduğu, bu iki salağın önceden öldürülüp, buraya yerleştirildiği bile iddia edildi. * Neticede, Avustralyalı gençler dolduruşa getirildi, Çanakkale’ye sürüldü. * Kıssadan hisse… * Bir yabancı istihbarat servisi, bir kindar imam ve bir yalancı medyayla, bir milleti felakete sürüklemek mümkündür. * Mahşerin üç atlısını… Yabancı istihbarat servisi, kindar imam ve yalancı medyayı gördüğümüzde, dikkat etmek lazımdır! ------------------------------------------------------------------------ a45UyF587661-150319145646 Oraj Poyraz [email protected] 2015/03/19 22:22 4 58 1 undefined [email protected] Sahsiyetsiz adam toplumun dolgu maddesidir. Ali Suad Yeryuzu baligin sirtindadir. Cennete girecekler ilk olarak bu baligin cigerinden yiyecektir. Buhari 3/51 Biz Spinoza nin izleyicileri, Tanri yi, butun varolanlarin harika duzeni ve yasaliligi ve insanda ve hayvanda kendini ortaya cikardigi olcue onun ruhu icinde goruruz. We followers of Spinoza see out God in the wonderful order and lawfulness of all that exists and in its soul as it reveals itself in man and animal. >From a letter to Eduard Busching, Oct.25, 1929, Einstein Archive, reel 33-275, quoted in Jammer, p.51: (Bu goruslerinden dolayi Einstein in Panteist oldugu sonucu cikarilabilirse de, bir sonraki gorusunde de agnostiklige yakin oldugunu belirttigini gorecegiz) Grup eposta komutlari ve adresleri : Gruba mesaj gondermek icin : [email protected] Gruba uye olmak icin : [email protected] Gruptan ayrilmak icin : [email protected] Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected] Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/ -- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to [email protected]. To post to this group, send email to [email protected]. Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat. For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
