Murat BARDAKÇI : 'Gay'ler eskiden esnaftan sayılır ve padişahın
  huzurunda yapılan resmigeçitlere bile katılırlardı

  * Murat BARDAKÇI : 'Gay'ler eskiden esnaftan sayılır ve padişahın
    huzurunda yapılan resmigeçitlere bile katılırlardı <#mozTocId748627>
      o RESMİ KAYITLARDA VAR <#mozTocId648712>
      o İNANMAYAN OKUSUN <#mozTocId716236>
      o Gay ilişkilerden Avrupalı olmaya karar verince utanır olduk
        <#mozTocId251202>
  *    Erol İrdelmen : Osmanlı’da Eşcinsellik ve Divan Edebiyatı (1.
    Bölüm) <#mozTocId13196>
      o KADIN KILIĞINA GİRMİŞ RAKS EDEN OĞLANLAR... <#mozTocId391061>
      o "DİVAN EDEBİYATINDA PEDERASTİK ŞİFRELER" <#mozTocId378387>
      o "ŞİİRLERDEN SEÇMELER" <#mozTocId469018>

[email protected]

**

Bursa’da geçtiğimiz günlerde yürüyüş yapmak isteyen eşcinseller
engellemeler yüzünden değil yürümek, birkaç metre bile ilerleyemediler
ve sadece bildiri okumakla yetinmek zorunda kaldılar.

Ama bu eşcinsellerin büyük büyük dedeleri, bundan asırlarca önce
/*"meslek grubu"*/kabul edilip esnaftan sayılmış, hattá hükümdarların
sefere çıkmalarından önce düzenlenen büyük resmigeçitlere bile
katılmışlardı. İşte, Evliya Çelebi’nin meşhur /*"Seyahatnáme"*/sinde,
17. asır gay’lerinin Dördüncü Murad’ın huzurunda yapılan bir geçit
resmine yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde katılmalarının
anlatıldığı bahis...

GAZETELERDE okumuşsunuzdur: Eşcinseller, geçtiğimiz günlerde Bursa’da
valilikten izin alarak /*"Buluşma"*/adı altında yürüyüş yapmak istediler
ama engellendiler; değil yürümek, birkaç metre bile ilerleyemediler ve
sadece bildiri okumakla yetinmek zorunda kaldılar.

Hadisenin kahramanlarının bu sayfada da gördüğünüz fotoğraflarından,
yürüyüşe hazırlananların çoğunluğunu travestilerin ve transseksüellerin
teşkil ettiği anlaşılıyordu. Yorumunu sizlere bıraktığım böyle bir
görüntüye bugün Anadolu’nun herhangi bir viláyetinin sokaklarında
rastlanmasının imkánsızlığı bir yana, bu yürüyüşün Bursa gibi bir sanayi
şehrinde bile yapılabilmesi zaten çok zordu.

Bursasporlu Esnaf Derneği Başkanı Fevzinur Dündar, yürüyüşten önce bir
demeç vermiş, /*"Osmanlı’nın payitahtı olan Bursa’da böyle bir yürüyüşü
kabullenemiyoruz"*/demiş ve /*"Bursa’nın erenlerin, evliyaların
şehri"*/olduğunu söylemişti. Neticede, Bursa’da planlanan
/*"Buluşma"*/mümkün olamadı.


    RESMİ KAYITLARDA VAR

Buraya kadar herşey tamamdı, zaman ve şartlar işin gereğini yerine
getirmişti ama doğru olmayan tek husus, Osmanlı’nın
/*"payitahtında"*/yani /*"başkentinde"*/böyle bir yürüyüşün
yapılamayacağı meselesi idi. Zira, Osmanlı Devleti’ne daha sonraları
asırlarca başkentlik yapmış olan ve /*"erenlerle evliyalar"*/bakımından
Bursa’dan hiç de geri kalmayan, hattá hemen her köşesinde bir veya
birkaç yatır bulunan İstanbul’da, geçmiş asırlarda böyle yürüyüşler
yapılmıştı. Eski zamanların eşcinselleri, İstanbul’da padişahın
huzurunda düzenlenen resmigeçitlere bile iştirak etmiş, hattá yanlarında
kendilerini pazarlayanlar olduğu halde yürümüşler ve bu yürüyüşler o
devrin kayıtlarına ayrıntılarıyla geçmişti.

Osmanlı zamanında müşteriye çıkan delikanlılara /*"hîz oğlanı"*/denirdi
ve mesleklerini icra eden /*"hîz"*/lerin devlet tarafından kayıt altına
alınmaları şarttı. Hayatını bu işten kazanan erkekler /*"defter-i
hîzán"*/yani /*"hizler defteri"*/denilen kütüğe yazılırlardı ve bugünden
çok daha önemli bir farklılık sözkonusuydu: Profesyonel eşcinseller,
/*"esnaftan"*/kabul edilirlerdi. Esnaf, o devirde ordunun bir bölümü
sayılır, padişahın sefere çıkışından önce İstanbul’da yapılan büyük
geçit resmine bütün meslek grupları katılır ve /*"hîzán"*/, yani
eşcinseller de bu geçit resminde yeralırlardı.

Bu törenlerden birini, 17. asrın çok önemli bir ismi, Evliya Çelebi,
meşhur /*"Seyahatnáme"*/sinde ayrıntılarıyla yazıyor. Zamanın hükümdarı
Dördüncü Murad’ın bir sefere çıkışından önce yapılan büyük resmigeçide
askerlerin yanısıra bütün İstanbul esnafının da katıldığını, meselá
börekçilerin sanatçılarla, peksimetçilerin imamlarla, yelkencilerin de
dalgıçlarla, imamlarla ve müezzinlerle birarada yürüdüğünü ve binlerce
kişilik kortejde /*"eşcinsellerin, deyyusların ve pezevenklerin"*/de
yeraldığını söylüyor.


    İNANMAYAN OKUSUN

Evliya Çelebi, Seyahatnáme’sinin birinci cildinde her meslek grubunu
ayrı ayrı anlattığı ve İstanbul’un esnaf tarihi bakımından bugün en
önemli kaynak kabul edilen bu geçit resmi bahsinde, eşcinsellerin
yürüyüşünü bugünün Türkçesi ile şöyle yazıyor:

/*"Pasif dilber eşcinsel esnafı: Bunlar, evsiz-barksız 500 kişidir.
Kendi kadir ve kıymetlerini bilmeyip Bábulluk’ta, Kalatyonoz’da,
Finde’de, Kumkapı’da, San Pavlo’da, Meydancık’ta, Kiliseardı’nda ve
Tatavla’da málum işin yapıldığı yerlerde boğaz tokluğuna çalıştıkları
sırada avlanıp Subaşı’nın (yani, o zamanın polis müdürünün) tuzağına
düşer ve deftere kaydedilirler. İşte, sözü edilen bu kişiler geçit
resminde Subaşı ile şakalar ederek yürürler. Bunlar gibi daha nice esnaf
mevcuttur ama anlatmakta hiç fayda yoktur ve sadece Subaşı tarafından
bilinirler. Resmigeçide katılan deyyusların sayısı 212, pezevenklerin
adedi de 300’dür."*/

17. asır Osmanlı İstanbul’undaki eşcinsel resmigeçidinin ayrıntıları
Evliya Çelebi’de kısaca işte böyle geçiyor ama bu yazdıklarımdan dolayı
hiddetlenecek ve her zamanki ádetleri veçhiyle /*"Bunların hepsi
uydurma"*/diyecek olan zamanımızın gönüllü Osmanlı polislerinden de
önceden küçük bir ricam var: Geçmiş dönemi duygu ile değil, bilgi ile
yorumlayın, dolayısıyla oturup okuyun, en azından verdiğim kaynakları
gözden geçirin, hattá bu kaynakların nakletmediğim bahislerini de bir
zahmet tedkik buyurun ve diyeceğinizi ondan sonra söyleyin! Zira bu
tarih beğenelim veya beğenmeyelim bizim tarihimizdir ve olayların
meydana geldikleri zamanın şartlarına göre değerlendirilmeleri halinde
utanılacak hiçbir şeyimiz yoktur.


    Gay ilişkilerden Avrupalı olmaya karar verince utanır olduk

İSTANBUL caddelerinde geceleri mesleklerini icra etmeye çalışan
travestileri görüp de /*"Ahlák namus kalmadı, ne günlere geldik"*/diye
yakınanlar, eski devirlerin daha başka ve daha temiz olduğunu
zannetmekle hata ediyorlar!

Hata ediyorlar, zira málum işin geçmişiyle bugünü arasında hiçbir fark
yoktur, insanoğlu aynı insanoğlu, merak da aynı meraktır. Değişiklik,
sadece málum işin gizli yahut açık yapılmasında ve tıp teknolojisinin
gelişmesi neticesinde transseksüellerin ortaya çıkmasındadır. Ama,
geçmiş asırlarda gizlenmesinde gerek görülmeyen bazı eğilimler bugün
/*"ayıp"*/kabul edilmekte ve örtülü bir şekilde sürdürülmektedir.

Uygunsuz kadınlarla erkekler, Osmanlı zamanında da faaliyetteydiler.
Devlet bu faaliyetlere bazen göz yummuş, bazen de sıkı yasaklar
getirmişti ama yaygın düşünce, /*"İsteyen, canının çektiğini
yapsın"*/şeklindeydi. Üstelik bu iş eski devirlerde sadece bize mahsus
değildi, bütün dünyada várolan birşeydi. Aynı cinse duyulan ilgi Osmanlı
toplumunda da hafiften yadırganırdı fakat yadırgama kendi cinsine düşkün
olanın bu merakını gizlemesini gerektirecek bir hále gelmez, herşey
ortada, apaçık cereyan ederdi. Şairlerin delikanlı sevgilileri için
kaleme aldıkları gazeller elden ele dolaşır, bestecilerin yine genç
erkekler için döktürdükleri nağmeler de her yerde terennüm edilirdi.

Meselá, Fuzuli’nin /*"Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb /
Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb"*/mısraıyla, yáni /*"Sabah
usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka
bağlılığını göstermiş"*/sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya
yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılırdı. Gazel, daha sonra /*"Başlar,
onun anber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar
meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir
baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken
usturasından yine de kaçmazdım..."*/sözleriyle devam etmekteydi.

Bir başka örnek: Küçük Mehmed Ağa’nın eseri olan ve müziğimizin en
san’atlı parçalarından sayılan Evcárá makamındaki bestede, yáni
/*"Gelince hatt-ı muanber o meh cemálimize / Yazıldı mebhas-i sevdá
kitáb-ı hálimize"*/güfteli eserde /*"O ay yüzlü sevgilimizin sakalları
çıkmaya başlayınca, hálimizi anlatan kitaba sevda bahsi yazıldı"*/deniyordu.

Eşcinsel ilişkiler, Avrupalı olmaya karar verip Tanzimat’ı ilán
etmemizden sonra, 1840’lardan itibaren /*"ayıp"*/sayılır oldu ve bir
zamanlar sıradan hadise gibi görünen münasebetler artık sessizliğe büründü.

19. asrın büyük álimi ve devletin resmi tarihçisi Cevdet Paşa,
/*"Máruzát"*/isimli eserinde bu anlayış değişikliğini apaçık, şöyle anlatır:

/*"...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık
sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk
ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden
Káğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid
Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde
gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kámil ve Áli Paşalar (o
devrin sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup olanlar
kalmadı. Áli Paşa, yabancıların eleştirisinden çekinerek kulamparalığını
gizlemeye çalışırdı."*/(/*"Máruzát"*/, Türk Tarih Kurumu Yayını, sah: 9)

0     0     0     0     0     0     0     0     0     0     0     0    
0     0     0     0     0     0    0


   
   
  Erol İrdelmen : Osmanlı’da Eşcinsellik ve Divan Edebiyatı (1. Bölüm)

http://blog.milliyet.com.tr/kontiki


    KADIN KILIĞINA GİRMİŞ RAKS EDEN OĞLANLAR...

/*"Zene rağbet eder mi akil olan "*/

/*"Tabı Ali civana maildir. "*/

/*(Kadına rağbet eder mi akil olan?*/

/*Ali’nin doğası oğlana meyleder.)*/

/*Gelibolulu Ali*/

/*"Türk psikiyatrisinin kurucusuOrd. Prof. Mazhar Osman Usman
(1884-1951) ın öğrencisi olan Prof. Dr.Ayhan Songar (1926-1997) cinsel
patolojiyi incelerken, Osmanlı Saray Edebiyatı veDivan şiirinden
örnekler verir. Songar, Osmanlı Sarayındaki
"*/*içoğlanı*/*"*//*kurumunun sübyancılık ve oğlancılığın en somut
örneklerinden biriolduğuna vurgu yapar. Songar’ın belirttiği üzere,
Sarayın oğlangereksinimini karşılamak üzere özellikle Sakız adasında
edilgeneşcinseller yetiştirilirmiş. Oğlan çocuğunu bu iş için yetiştiren
vegeçimlerini bu yolla sağlayan aileler, önce çeşitli kateterleri
çocuğunanüsüne sokmak suretiyle onu alıştırır, daha sonra aile
bireylerinceanal ilişki (fiili livata) bizzat uygulanır ve sonunda oğlan
istenilenkıvama gelince, altın karşılığında Saraya satılırmış.
Ayrıntıları AyhanSongar’ın *//*"*/*Psikiyatri*/*"*//*adlı eserinin
*//*"*/*Seksüel Patoloji*/*"*//*bölümündebulabilirsiniz. (Psikiyatri,
Prof. Dr. Ayhan Songar, Seksüel Patoloji,s: 345, Gül Matbaası, 1971)"*/

Klasik psikiyatride/*"homoseksüellik"*/ (eşcinsellik),
/*"pederasti"*/(oğlancılık) ve /*"pedofil "*/(sübyancılık) üç ayrı
psikoseksüelsapkınlıktır. Modern psikiyatri bunları psikoseksüel
hastalıklar olarakgörür.

Yetişkinlerin erkek çocuklara karşı duydukları cinsel ilgi
pederasti,küçük erkek ve kız çocuklarına karşı duyulan cinsel ilgi ise
pedofiliolarak tanımlanır. Pedofil ve pederastların çoğu genelde
erkektir. İstersapkınlık, ister sapıklık, ister hastalık olsun, çağdaş
toplumdaeşcinsellik belli bir yere kadar hoş görülse de çocukların
cinselistismarına yönelik pederasti ve pedofili kesinlikle kabul görmez
veyasalara göre suçtur.

Ancak, feodal ve köleci toplum anlayışı üzerine kurulmuş olan
Osmanlıİmparatorluğunun tarihine baktığımızda belli bir dönemde
pederasti vepedofilinin özellikle Saray çevresinde bir hayli beğeni
kazandığınıgörmekteyiz. Şark-İslam geleneğinde erkek adam/*"(!) "*/ için
/*"edilgeneşcinsellik"*/ pek hoş karşılanmasa da, /*"etken
eşcinsellik"*/, yani,oğlancılık, kulamparalık ve zoofili (hayvanla
cinsel ilişki) belliçevrelerde ve kırsal kesimde kabul görmüştür.
(Kulampara < gulam=/*"*/*pare”=*/*"oğlan"*/*“parçası,=*/*"*/ anlamına=/*"*/>

/*"Oğlanlara düşkünlüğün (özellikle XIV-XVIII. Yüzyıl) Osmanlı
kültüründe onay görmesi ve Saray çevresinde çok revaçta olması
nedeniyleeşcinsel-pederastik-erotik bir edebiyat -Divan Edebiyatı-
gelişmiştir.Divan şairlerinin cennette hizmet eden, sakilik yapan,
"*//*saklıinciler*//*"e benzetilen "*//*gılman*//*" (gulam’ın çoğulu)
tasvirlerindenesinlenerek pederastik içerikli dizelere veya tümüyle
pederastikşiirlere yer verdikleri görülmektedir."*/

Hemen hemen tüm Divan şairlerinin kullandığı oğlancılık ve
eşcinsellikleilintili /*"Hamamnamelerde,"*/ hamam alemlerinden, oradaki
yakışıklıgençlerden ve her tür hizmet sunan hamam oğlanlarından söz
edilir./*"Şehrengizler, "*/ başta başkent İstanbul olmak üzere, büyük
kentlerineğlence yerlerini ve güzellerini anlatır. Erkekler erotik bir
şekildeövülür. Mesihi’nin /*"*/Medhi Cüvânânı Edirne/*"*/ (Edirne'nin
OğlanlarınaÖvgü) adlı şehrengizi ünlüdür.

Enderunlu Fazıl Bey'in /*"*/*Hubabname*/*"*/si çeşitli uluslardan
delikanlılarıncinsel özelliklerini şiirsel bir dille anlatır.
/*"*/*Defteri Aşk*/*"*/ adlıeseri eşcinsel aşkla ilgilidir.
/*"*/*Çenginame*/*"*/si XVIII. yüzyılİstanbul’unun erkek dansçılarını
anlatır. Divanı da eşcinsel, pederastik temalı şiirlerle doludur.


    /*"DİVAN EDEBİYATINDA PEDERASTİK ŞİFRELER"*/

İlk bakışta bir kadın sevgiliye yazılmış gibi görünen Divan şiiri
mercekaltına alındığında dizelerde sözü edilen sevgilinin erkek veya
oğlanolduğu anlaşılır. Divan edebiyatının kendine özgü pederastik
şifreleri,sözcükleri, simgeleri, benzetmeleri vardır. Divan şairleri bu
şifrelisözcükleri gerektiğinde kullanırlar. Divan şiirini çözümlemeye
yardımcıolacak jargonun bazı şifreler şunlardır:

/*"Civan"*/: Genç, taze delikanlı, oğlan anlamına gelen Farsça
birsözcüktür. /*"Cüvan"*/ ve /*"nevcivan"*/ şeklinde de kullanılır.
Şiirlerdekicivan heveskârdır, eğlenceye düşkündür, aşırı ateşlidir, yeni
açılmayabaşladığı için de mahcup ve ürkektir.

/*"Hat"*/: Gençlerin yanağında çıkan ince tüy, ayva tüyü anlamına
gelir.Kelime /*"*/*yazı*/*"*/ anlamına da geldiğinden yazıya benzetilen
tüyler/*"*/*yanak sayfası*/*"*/ betimiyle kullanılır.

/*"Hal"*/: Oğlanın vücudunun çeşitli yerlerinde bulunan /*"*/*benek
vebenler*/*"*/ için kullanılır.

/*"Hub"*/: Güzel, günah; /*"*/*huban*/*":"*/*erkek ve kadın güzeller,
anlamlarınagelir. */*"Hat"*/ ile eşanlamlı olarak kullanılır.

/*"Yusuf"*/: Tevrat ve Kuran’da adı geçen Yusuf Peygamber şairlerin
erkekgüzellerini betimlemekte kullandıkları bir simgedir.

/*"Serv"*/: Servi ağacı, erkek sevgilinin uzun boylu olduğuna işaret eder.

/*"Ruh, rüh"*/: Bu sözcük Farsçada /*"yanak"*/ anlamına da gelir.
/*"Ruhi"*/ /*"al"*/:pembe yanak, al yanak; /*"ruhi zerd"*/: sarı, solgun
yanak anlamındadır.


    /*"ŞİİRLERDEN SEÇMELER"*/

Henüz ergenlik aşamasına gelmemiş, sesi kalınmamış, sakalı ve
bıyığıçıkmamış, yani /*"erkek"*/ olmamış olan oğlanlar Divan şairleri
gözündenazlı kızlar gibidir:

/*"Kızoğlan kızı nâzın, şehlevend âvâzı âvâzın,"*/

/*"Belâsın ben de bilmem, kız mısın, oğlan mısın kâfir."*/

/*(Nazlanman kızoğlan kız gibi, haykırman güzel delikanlı gibi*/

/*Belasın ben de bilmem, kız mısın oğlan mısın kafir)*/

/*Nedim*/

Ya da, oğlanların ateşli bir Rum dilberinden farkları yoktur:

/*"Dilde bu âteşi yakan mahdum"*/

/*"Tıflı nevres henüz dahi masûm "*/

/*"Görünür gerçi sûretâ mazlûm "*/

/*"Hâli Hindûsu lîk âfeti Rûm "*/

/*"Yaktı gönlümde nârı Bû Leheb'i"*/

/*"On üç on dört yaşında bir Çelebi." "*/

/*(Dilde bu ateşi yakan oğul,*/

/*Daha yeni yetişmiş bir masumdur.*/

/*Görünüşte uysaldır ama*/

/*Hint beniyle bir Rum afeti gibidir.*/

/*Gönlümde Ebu Leheb'in ateşini yaktı*/

/*On üç on dört yaşında bir Çelebi.)*/

/*Sükkerî*/

Oğlan çocuğu yaşı ilerleyip ergenlik başlayınca, sakal ve
bıyıklarçıkmaya başlayınca herşey mahvolur, pederastik hayaller de yıkılır:

/*"Sakalın geldi vü mahvoldu zülfün"*/

/*"Demişler hata bâkî, ömre fânî." "*/

/*(Sakalın çıktı ve zülüflerin mahvoldu.*/

/*Demişler sakal kalıcı, ömür geçici*/

/*Mesîhî*/

Oğlanların tüyleri ergenlik zamanı gelişip sakal ve bıyığa
dönüşünce,onlar artık sevgili olmaktan çıkar ve güzelliklerini kaybederler:

/*"Meydânı ruhi yarda oynar iken dil"*/

/*"Hattı erişip dedi bunun bitti sakalı "*/

/*"Veren ruhuna zîb ü bahâ hâl ü hatındır "*/

/*"K'onlardır eden hüsn metâını bahâlı." "*/

/*(Sevgilinin yanak meydanında dil oynarken,*/

/*Ayva tüyleri büyüyüp dedi bunun sakalı çıktı.*/

/*Yanağını süsleyen ben ve tüylerindi*/

/*Senin güzel malını değerli kılan onlardı.)*/

/Mesîhî/

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150629110206 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/06/29  12:40 4  58  1 undefined [email protected]

 

Silent leges inter arma.
* * *
Savas sirasinda kanunlar susar.

Latin Atasozu - (Cicero)

Anadolu daki Milliyetci hareketi yok etmek, millet icin var olma
meselesidir... O alcaklara karsi cikanlar, Islama, halifeye,
padisahimiza unutulmaz hizmette bulunmus olacaklardir.

Yazar Refi Cevat Ulunay - 04.04.1920

Muhammed in koydugu esaslarin toplu oldugu kitaba Kur an denir.
Islam ananesinde bu ayetlerin Muhammed e Cebrail adinda bir melek
vasitasiyla Allah tarafindan vahiy, yani ilham edildigi kabul olunur.
Muhammed birdenbire Allah in Resuluyum diyerek ortaya cikmamistir.
O, Araplarin ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtac
oldugunu anlamis, bunlari islah icin tenha yerlere cekilerek senelerce
dusunmus ve yillarca tefekkurden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri
dogmustur

ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Tarih kitabi


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap