Kerbelâ Olayı <https://asimetriksavaslar.wordpress.com/>

AutoResizeImage.mailbox:///Z:/PortableApps/ThunderbirdPortable/Data/profile/Mail/Local%20Folders/AKorunmali.sbd/ASIRADA?number=64216767&part=1.2&filename=image001.jpg
<https://asimetriksavaslar.wordpress.com/>İslâm dünyasında ilk ayrılıkçı
hareketler Hz. Muhammed’in vefatıyla birlikte başlamış, /*"Kerbelâ
Olayı"*/olarak bilen ve Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin başta olmak üzere
Hz. Muhammed’in ailesinden (Ehl-i Beyt) bir çok kişinin öldürülerek
Halifeliğin Emevî Hanedanına geçmesi ile sonuçlanan savaştan sonra İslâm
dünyası iki ana gruba bölünmüştür. Kerbelâ olayı, Müslüman-Hıristiyan
ayrımından daha ciddi bir sorun haline gelen bu bölünmeye ilaveten,
şehitlik, kendini dava uğruna feda etmek, dava uğruna her türlü
zorluklara katlanmak gibi duyguların gelişmesi ile çatışma ve savaşma
kültürüne de etki etmiştir.

Peygamberin ölümünden sonra halifelik makamına kimin getirileceği
tartışmasında Peygamberin damadı ve en sevdiği kişi olan Hz. Ali’nin bu
makamı hak eden kişi olduğu dile getirilmiş, ancak Hz. Ali /*"Hz.
Muhammed’den sonra en uygun kişi Ebu Bekir ve daha sonra Hz.
Osman’dır"*/diyerek bu tartışmaya o an için son vermiştir. Hz. Osman’ın
ölümünden sonra ise Emevî hanedanından Hz. Ömer hilafet makamına
getirilmiş, onun ölümünden sonra ise Hz. Ali, halife olarak seçilmiştir.

Normal olarak, İslâm Dünyasının liderleri olan Halifeler, /*"eşitler
arasında birinci olmak ve ileri gelen kişilerden oluşan şuranın
öğütlerine göre hareket etmek"*/üzere kendisine eşit düzeydeki kişilerce
seçiliyordu. Ancak, Hz. Ali’nin seçimi esnasında Emevî kabilesinin
lideri ve o zamanki Suriye Valisi Muaviye, halifeliğin kendi soyuna
verilmesi gerektiğini iddia ederek Hz. Ali’nin halifeliği döneminde
çeşitli siyasî oyunlara başlamıştı.

Dördüncü halife Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’in de torunları olan Hasan ve
Hüseyin isminde iki oğlu vardı. Normal olarak, halifelik henüz babadan
oğula geçen bir makam olmasa da, 24 Ocak 661’de Hz. Ali öldüğünde, Şam
ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Ali’nin büyük oğlu Hz. Hasan’ın
halifeliğini kabul ederek ona biat ettiler.

Hz. Ali’nin daha sağlığında çirkin bir muhalefet sergileyen ve Hilafet
makamını silah kullanarak devralmak isteyen Muaviye, 60 bin kişilik bir
ordu toplayarak Hilafet merkezine doğru ilerlemeye başlaması üzerine,
Halife Hz. Hasan da 40 bin kişilik bir ordu toplayarak karşı harekete
geçti. İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Muaviye’nin ajanları
vasıtasıyla başlattığı propaganda faaliyetleri ile Hz. Hasan’ın
ordusunda çözülmeler, ayrılıklar ve hatta ayaklanmalar başladı.
Ordusunun bu durumu ile savaşmayı göze alamayan Hz. Hasan, Muaviye’nin
barış çağrısına uydu ve bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın en önemli
maddesi; Halifeliğin Muaviye’ye devredilmesi ve Muaviye’nin ölümünden
sonra ise tekrar Hz. Hasan’a iade edilmesiydi.

Ancak, sonraları askeri ve siyasi gücünü iyice sağlamlaştıran Muaviye,
bu anlaşmanın hükümsüz olması için çeşitli hilelere başvurdu ve Hz.
Hasan’ın eşinin Hz. Hasan’ı zehirlemesini sağladı. Bu durumda, Hz.
Hasan’ın vefâtından sonra Hz. Hüseyin’in halifeliği gündeme geldi ve
halkın ileri gelenlerinden Muâviye aleyhine, Hz. Hüseyin’e halife olarak
biat etmek isteyenler oldu. Ancak, Hz. Hüseyin Muâviye ile aralarındaki
anlaşmayı bozmayı uygun görmeyerek Muâviye’nin ölümünü beklemeyi
yeğledi. Fakat, Muâviye’nin halifeliği Hz. Hüseyin’e devretmek gibi bir
düşüncesi yoktu ve oğlu Yezid’i kendinden sonra Emevî hükümdarı ve
Halife yapmayı planlıyordu.

Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışlarına
uygun olmadığı gibi, Yezid’in de serbest hareketlerinden dolayı
halifeliğe adaylığının kabul edilmesi mümkün değildi. Yezid’in
veliahtlığı bir hayli tepki görmesine karşın, Muaviye çeşitli
girişimlerle Müslümanların Yezid’i halife olarak kabul etmeleri için
çalışıyordu. Hatta Muaviye, bu amaçla Mekke’ye ve Medine’ye geldi ve
buraların halklarına, Yezid’in veliahtlığını öteki bütün eyalet ve
şehirlerin de kabul ettiğini savunarak ve halkı tehdit ederek onların da
Yezid’e veliaht olarak biatını sağladı.

Muaviye 18 Nisan 680’de Şam’da ölünce, Yezid daha önce kendisine veliaht
olarak biat edildiğinden babasının yerine saltanat tahtına ve hilafet
makamına geçti. Onun için önemli bir sorun olarak Hz. Ali’nin diğer oğlu
Hz. Hüseyin’in kendisine biat meselesi vardı. Doğal olarak Hz. Hüseyin,
Yezid’e biat etmedi. 4 Mayıs 680 gecesi kardeşi Muhammed Hanefi’nin de
tavsiyesiyle bütün aile fertleriyle birlikte Mekke’ye gitti.

İslâm yasalarıyla alay eden Yezid’in halifelik makamına oturması ile
Kûfe’de halk bir kere daha kaynaşmaya başladı. Kûfeliler, Hz. Hüseyin’e
yanlarına gelmesi ve başlarına geçerek Emevî egemenliğine karşı
ayaklanmasını isteyen haberler ve elçiler gönderdiler, kendisini halife
olarak tanımaya hazır olduklarını bildirdiler. Hüseyin’e mektup yazanlar
her kabileden nüfuz ve itibar sahibi, kentin yerli zenginleriyle,
Kûfe’ye yerleşip varlık sahibi olmuş yabancı kabilelerin başlarıydı.

Bunun üzerine Hz. Hüseyin amca oğlu Müslim*‘i oradaki durumu yerinde
görmek ve uygun bir zemin sağlamak üzere Kûfe’*ye gönderdi. Çok dikkatli
ve gizli propaganda toplantılarıyla, bir ay içinde yirmi bine yakın
Kûfeli Şii Hüseyin’e biad yeminiyle ihtilal ordusuna kayıt yaptırdı. Hz.
Hüseyin de bu gelişmeler üzerine Mekke’den Kûfe’ye doğru yola çıktı.

Hz. Hüseyin, Kûfe’ye hareketinden önce kendisiyle birlikte hareket eden
topluluğa kısaca hitap ederek; Kûfe yolunda şehid olmayı göze aldığını,
buna tamamen hazır olduğunu belirterek /*"Bize canını fedâ etmeye,
bizimle can vermeye hazır olanlar, Allah’a kavuşacaklarına tam inançla
inanmış bulunanlar, bizimle gelirler"*/demiştir. Hz. Hüseyin ve
beraberindekiler, Kûfe yolunda, inandıkları bir dava uğruna şehid
düşeceklerini bilerek ve bunu korkusuzca göze alarak yola çıktılar.

Bu arada Hz. Hüseyin’in ön hazırlıkları yapmak üzere Kûfe’ye gönderdiği
amca oğlu Müslim’in faaliyetleri öğrenildi. Yezid’in Kûfe Valiliğine
getirdiği zalim Ubeydullah tarafından bazı Kûfelilerin de yardımıyla
Müslim yakalanarak idam edildi. Bu idam, Hz. Hüseyin’i davet eden Kûfeli
onbinleri sindirdi ve Hz. Hüseyin’e yardım etmekten vazgeçmelerine sebep
oldu.

Müslim’e oynanan oyunun dahi Kûfelilere güvenilmeyeceğini göstermesine,
hatta kendisi için baş koyduklarını söyleyenlerin de dağılıp kaçmasına
rağmen, Hz. Hüseyin Mekke’den yola çıkan ailesi ve fedakar dostlarıyla
yola devam etmekten çekinmedi. Yezid’in ordusunun geldiğini haber alınca
yanındaki yoldaşlarını toplayıp, kendilerini ölüm ve felaketin
beklediğini, isterlerse kendisinden ayrılabileceklerini ifade ettiyse
de, yanında bulunanlar hayatlarını kurtarmak için onu terk etmek
alçaklığını yapmayacaklarını ifade ettiler.

Hz. Hüseyin, Irak’a yaklaşırken Ubeydulah’ın gönderdiği bin kişilik öncü
birlik tarafından takip edilmeye başlandı. 4000 kişilik asıl kuvvet ise,
Kerbelâ yakınlarında bekliyordu. Hz. Hüseyin, kendisini hemen arkasından
izleyen bu öncü birlik yüzünden hiçbir müsait yerde konaklayamadı.
Susuzluktan ve yorgunluktan yürüyemeyecek hale geldiklerinde, Fırat’a
uzak olmayan susuz bir alanda, *‘kısır, çorak’*anlamına gelen Akr köyüne
yakın bir yerde konaklamaya zorlandılar. Nihayet, Kerbelâ’ya
geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu
tarafından sarılmış durumdaydılar.

Müslümanlardan oluşan bir ordu, kendi dinini kuran Hz. Muhammed’in
torununa ve onun ailesine saldırmaya ve onları öldürmeye hazırlanıyordu.
Karşılarındaki bir avuç insan ise günlerdir çektikleri susuzluktan
dolayı dudakları çatlamış, dilleri kurumuş ve yorgunluktan yürüyemeyecek
haldeydiler.

Aşura günü (Hicri 10 Muharrem 61) Hz. Hüseyin, küçük ordusunun saflarını
düzene soktuktan sonra atına binerek düşman ordusunun karşısında durup
bir konuşma yaptı. Bu konuşmasının bir kısmı şöyleydi.

/*"Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, dünyaya karşı ihtiyatlı
davranın; eğer bütün dünya bir kişiye kalacak veya bir kişi orada
sürekli kalacak olsaydı, peygamberler bâki kalmaya daha layıktı,
rızaları celbedilmeye daha evla ve böyle bir hükme daha uygun olurlardı.
Ancak Allah Teala dünyayı fani olmak için yaratmıştır; yenileri eskilir,
nimetleri zail olur, sevinci ise kararır (gam ve üzüntüye dönüşür).
Dünya, engebeli bir menzil ve geçici bir evdir. Öyleyse ahiretiniz için
azık toplayın; en güzel azık ise sakınmaktır; Allah’tan sakının ki
kurtuluşa eresiniz."*/

Bu doğrultuda yaptığı diğer konuşmaları da karşı tarafta hiçbir etki
yaratmadı ve kuvvetçe dengesiz bir şekilde savaş başladı. Hz. Hüseyin’in
askerleri yavaş yavaş şehit düşüyorlardı ve öğle üzeri olduğunda iyice
azalmışlardı. Hz. Hüseyin de bu az sayıda susuz ve bitkin insanla yaya
olarak savaşıyordu. Sonunda her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid
edildi. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin’in vücudunda otuz üç ok, otuz
dört kılıç ve kargı yarası vardı. Sonra çadırlar ve kadınlar yağma
edildi, savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz.
Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin’in yanındakilerden şehit
olanların toplam sayısı yetmiş iki kişi idi.

Hz. Hüseyin’in katliamdan kurtulan oğlu, kızları, kız kardeşi ve diğer
esirler Kûfe şehrine götürüldü. Kendilerini ısrarla çağıran ve yardım
sözü veren Kufelilerin vicdanları ihanetlerinin korkunç sonuçları ve bu
hazin manzara karşısında rahatsız olmuştu. Kısa bir süre sonra,
Kûfeliler, yaptıkları bu ihaneti Tanrının bağışlaması için,
/*"Tavvabin"*/örgütünü kurarak, Hüseyin’in öcünü almaya ve kendilerini
bu uğurda feda etmeye and içtiler.

Maalesef bu elim olay siyasi bir boyut kazanmıştır. Hz. Hüseyin’in 10
Muharrem 61′de (1 Ekim 680) Kerbelâ’da şehit edilmesinden sonra Şia için
bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin
tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şiiler’in her yıl dövünerek,
kendilerine işkence yaparak tutmaya başladıkları bu matem orucu
Şii-Fatımî devletinin himayesinde devlet merasimleriyle icra edilmiş,
daha sonra bu merasimler İran’da gelenek halini almıştır. Sünni inancın
kabul etmediği bu matem, Şiî inancın canlı tutulmasında ve mezhep
bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol oynamıştır.

Kerbelâ olayından sonra meydana gelen diğer olayların da etkisiyle İslâm
dünyası Şii-Sünni olmak üzere iki ana gruba bölündü. Her grup diğeri
tarafından kabul edilmeyen kendine has bazı uygulamaları nedeniyle
diğeri tarafından dışlandı. Ancak, Hz. Ali’nin ve oğulları her iki grup
tarafından da saygı ve kabul görmektedirler.

Şiiler ile Alevi-Bektaşiler İmam Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri için yas
ayı kabul ettikleri Muharrem ayında oniki gün oruç tutarlar. Her yıl
Kurban bayramının ilk gününden itibarın, üçüncü haftanın son günü
başlatılan bu oruç, aynı zamanda bir ibadet olarak algılanmaktadır. İmam
Hüseyin’in şehit edildiği gün olan orucun sonunda Şiiler, zincirlerle
kendilerini döverek, kesici aletlerle yaralayarak kendi kendilerine
işkence ederler. Bu şekilde ıstırap çekerek, Hz. Hüseyin’in o korkunç ve
dayanılmaz acılarına ortak olduklarına inanırlar. Alevilerde ise hiç su
içmedikleri Muharrem orucu, onikinci gün aşure çorbasının pişirilip
dağıtılmasıyla son bulur.

Aşûre’yi Şia’nın yas günü ilan etmesine karşılık Emevîler, Kerbelâ
faciasını unutturmak için bir vesile sayarak o günü adeta bir bayram
kabul etmişlerdi. Hatta Fatımî Devletinin yıkılmasından sonra şenlikler
düzenlenmiş, tatlı yiyecekler pişirilmiş ve bu konudaki bid’atların
haklı gösterilmesi maksadıyla çeşitli hadisler uydurulmuştur.

Radikal Müslümanlar, Kerbelâ olayında baş aktör durumunda olan Yezid’in
ismini /*"İslâm düşmanı zalim hükümdarlara veya
güçlere"*/yakıştırmaktadırlar. Örnek olarak, İranlılar İran-Irak
savaşında Saddam’ı, Iraklılar ise Irak’ı işgali nedeniyle ABD’ni Yezid
olarak isimlendirmişlerdir.

Olayın geçtiği Kerbelâ ise, Müslümanların Cihad alanını simgelemekte,
/*"her yer Kerbelâ"*/sloganıyla Cihad’ın her yerde icra edilmesi
gerektiği ima edilmektedir. Olayın geçtiği ay olan Muharrem ayı ise,
aynı yaklaşımla cihad yapılması gereken zamanı simgelemekte ve /*"her ay
muharrem"*/sloganıyla cihadın sürekli olduğu vurgulanmaktadır. Kerbelâ
olayında Hz. Hüseyin’in şehid edildiği gün olan Aşure günü ise şehitlik
için en uygun zaman olarak kabul edilmekte ve /*"her gün
aşure"*/sloganıyla şehitlik için her gün hazır olunması belirtilmektedir.

Hz. Hüseyin’in Mekke’den Kerbelâ’ya yaptığı zorlu yolculuğa istinaden
zikredilen /*"Kerbelâ Yolculuğu"*/ise, dava uğruna çekilen zorlukları
belirten bir deyim haline getirilmiş, /*"Kerbelâ Savaşı"*/ise, İslâm
düşmanlarına karşı verilen savaş anlamında kullanılmıştır.

Kerbelâ olayından aşırı sol örgütler de söylem geliştirmişlerdir.
/*"Kerbelâ Ruhu"*/deyimi, ezilenlerin ve yoksulların, zalimlere ve
saltanat sahiplerine karşı mücadele azmi anlamında kullanılmıştır.

Aşırı Sol ideolojisinde, /*"Kerbelâ Kültürü"*/deyimi, devrimci hareketin
şehitlik kültürü anlamında kullanılmış, ölüm oruçlarında ve sorgulamaya
karşı direnmede Kerbelâ kültürüne sahip olunması gerektiği ifade
edilmektedir.

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150629153342 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/06/30  01:40 4  58  1 undefined [email protected]

 

Hayatin, karsisina cikardigi muskul hadiselere sabir ve tahammul et.

Hz.Ali

Osmanli Hukumeti Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor.

Hariciye Naziri Sefa Bey - 29.01.1921
Ingiliz Yuksek Komiseri Rumbold a..

Hayat, her hangi bir tabiat harici etkenin mudahalesi olmaksizin dunya
uzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesidir

Mustafa Kemal ATATURK
(Afet Inan Ataturk Hakkinda 1930)


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap