------------------------------------------------------------------------
bayrak


  *ENVER AYSEVER*
  <http://www.birgun.net/yazarlar/enver-aysever-287.html>*: Kabataş
  yalanı, dava ve aydınlanma hırsızları!*

06.04.2016 08:47

<http://www.birgun.net/yazarlar/enver-aysever-287.html>

Aziz Nesin /*"Ah Biz Ödlek Aydınlar"*/kitabında /*"aydın kimdir?"*/,
/*"nasıl tutum takınmalıdır?"*/, /*"sorumluluğu nereye
kadardır?"*/sorularına yanıt arar. En çok altını çizdiği /*"halk iyidir,
aydın kötüdür"*/yaklaşımıdır. Üstelik bunun aydın ağzından pazarlanmış
olması en büyük felakettir. Tamamen katılıyorum bu saptamaya. Çocuklara
tecavüz edilmiş, ülkenin her yanında bombalar patlıyor, akademisyenler
hücreye tıkılıyor ve büyük kalabalık buna kayıtsız… Neymiş, /*"halk
iyi"*/… Yalan… Yazık ki halk suça ortak…

*Kendi evi için tüm gün temizlik yapan ama çöpünü sokağına döken bir
halk suçludur.* Önünü görmez, kör olmuştur. Cehaletin kutsandığı,
üstelik buna itiraz edenin meczup, sapkın gösterilip, hedef tahtasına
konduğu bir ülkede; büyük kitlenin şikâyetçi olma hakkı yoktur. Nazım
Hikmet, Bolu’da kaymakamın evindeki yemekte, her tür gerici savunuyu
yapan, Kuvayı Milliye’yi düşman sayan devletliye haddini bildirip,
masadan kalkmasa memleketin devrimci şairi olamazdı. Tarih izin vermezdi
buna. Va Nu /*"Rüzgâra karşı tek başına yürüyendir o"*/ demedi boşuna!
Ömrü mahpusta, sürgünde geçti.

Sabahattin Ali /*"Sırça Köşk"*/ yayınlandığında, Sabiha Sertel’le Tan
Gazetesi’nde karşılaşır. Sabiha Sertel: /*"Bu öykü başına iş açacak"*/
dediğinde, /*"Su testisi, suyolunda kırılır"*/ der. Bedel canından
olmak, ilk faili meçhule kurban gitmektir. Rıfat Ilgaz, veremin bedenini
en sert esir aldığı dönemlerde, devrimci olduğu için tabutluk denen
hücreye, konur. Bir kişinin ayakta kalmasına zor yetecek dar alanda, ne
insani ihtiyaçları giderecek koşullar vardır, ne gıda, ne de hava… Ama
işte aydın olma kavgasıdır bu. Dayanır…

Aziz Nesin’i zindana tıkmaları, Sivas’ta yakmaya kalkmaları hep bu aydın
düşmanlığındandır. Gerçeğe gözleri kapayıp, mutlu mesut kendi
bataklığında boğulma tercihi halkındır. Zalimlik böyle kurumsallaşır,
diktatör böyle oluşur. Kusur arkada sessiz yığınındır. Soru sormayan,
isyan etmeyen, /*"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen"*/ uyuşmuş
kalabalığındır. Daha çok örnek sayabilirim size. Orhan Kemal’den söz
edebilirim… 12 Mart’ın /*"Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu"*/nda buluşan
Sevgi Soysal’dan, Behice Boran’dan… Bizim aydın olma tarihimiz yazık ki
bu mahpusluklarla paraleldir.

Söz ettiğim ve sayamadığım daha niceleri, çoğu zaman bu uyuşuk yığına
rağmen, bir başına olmayı göze alarak ve inandığı değerler uğruna
sürmüştür ömrünü. Ne garip değil mi, memleket uğruna dövüşen, can
verenler hep memleket hasretiyle, uzaklarda ölüyor. Ayağı bu toprağa
bassa bile, hep yabancı hissettirilip, ruh sürgününe çıkarılıyor. Tezer
Özlü’nün o faşist 1 Mayıs 1977 saldırısından sonra Leyla Erbil’e
söyledikleri aklımıza kazınmalı; /*"Burası bizim değil, bizi öldürmek
isteyenlerin ülkesi"*/ demişti.

Aydınlanma kavgasında bedeninden bir parçayı kaybeden Server Tanilli,
yurtdışında zorunlu sürgün hayatı bitip, sıkça ülkeye geldiğinde, her
gün imzaya giderdi kitap fuarına. /*"Niye?"*/ diye sorduğumda,
insanların yüzüne bakmayı, onların sesini duymayı önemsediğini, ancak
böyle yaşadığını fark ettiğini anlatmıştı. Memlekettir bu… Ağrısı,
sızısı, sevdası, hasretiyle bizim olan memleket.

12 Eylül 1980 faşizminden sonra, koca bir açık hava hapishanesine dönen
memleket, ilk kez ve sarsıcı bir şekilde /*"Gezi Dirilişi"*/nde
ayaklandı. Değerlerini, haysiyetini anımsadı insanlar. Umulmadık bir
anda gericiliğin önü kesildi. Kadınlar, yaşlılar, gençler, farklı cinsel
yönelimi olanlar, din/mezhep, milliyet kökeni olmaksızın, herkes mavi
gökyüzünde, parlak bir yıldızdı ve uçurtmayı vurdular en sonunda, kana
buladılar her yanı… Vurulan sadece Berkin değildi, ağlayan sadece onun
anası değildi… Gezi çocuklarının tamamıyla birlikte, memleket öldü o
günlerde…

Can Yücel’in /*"Memleket bölünür mü?"*/ sorusuna verdiği yanıtta olduğu
gibi, ikiye ayrıldık. Ne diyordu büyük şair; /*" Bölünsün, namuslular ve
namussuzlar olarak ayrılalım!"*/ öylesine güçlü çıktı ki Gezi’nin sesi,
öyle barışçı, öyle tertemizdi ki, mutlaka bir yerden kirlenmesi ve
insanların hedefe konması gerekiyordu. Bildik kurgu yapıldı ve
/*"Kabataş Yalanı"*/ icat edildi. Yöntemi ve bunu kullananları
biliyorduk gerçi. Lakin bu kez koro acayip genişlemiş ve yalancılığı
gönüllü üstlenen gazeteciler çıkmıştı!

Benzerine zor rastlanır bir yalandı söylenen. İstanbul’un göbeğinde,
başı bağlı bir kadına, üstleri çıplak deri kıyafetli bir takım
insanların hem tecavüze kalkıştığı, hem üzerine idrar yaptıkları
söylendi, yazıldı. Devletin tepesi kayıtların olduğunu ve pek yakında
sinemalarda gösterileceğini haykırdı! Dedim ya, halk suçsuz değildir.
Sormadı o uyuşmuş kalabalık: /*"Yahu güpegündüz böyle bir olay olsa hiç
tanık olmaz mı, İstanbul’u dikizleyen mobeseler hakikati göstermez mi,
kimsecikler güvenlik güçlerine haber verip, bu sapık kılıklı herifleri
yakalamaz mı?"*/ diye…

Amaç belliydi. Tıpkı geçmişte sıkça yapıldığı gibi toplum birbirine
kırdırılmak istendi. /*"Kalkışma"*/ dendi Gezi’ye. Sanatçılar, aydınlar
hedefe kondu ve o günün namuslu gazetecileri bir bir yerinden edildi ve
yalancılar göreve geldi. Piyasa medyası her zaman olduğu gibi,
yalakalığa, yalancılığa ortak olmak için can attı. Bugün merkez medya
artık yalancılıktan sabıkalıdır.

Bizim memlekette hukuk hiçbir zaman olmamıştır. Terazi bozuktur. Lakin
hukuk dediğin salt mahkemelerde aranmaz, tarihte, vicdanlarda da bulunur
kimi zaman. Bazı yargıç zalimliğin hükmünü yazar, kimi haysiyetli
olmanın… Sivas zaman aşımına uğratılmışken, Hrant davası sündürülürken,
Berkin’in daha katili belli değilken, Sarısülük’ün katili aramızdayken,
Sur’un, Ankara’nın hesabı sorulmamışken, nasıl huzurlu olur, yaşama
gülerek bakar ki insan? Bu ülkede hırsıza hırsız, katile katil,
tecavüzcüye tecavüzcü, yalancıya, yalancı demek suç olmuş! Ne gam…

Artık dilimizde /*"Kabataş Yalancısı"*/ diye bir deyim var. Hiçbir
mahkeme bunu ortadan kaldıramaz, belleğe kazınmıştır. Bu yalana ortak
olanlar bu sıfatı hak etmişlerdir. Ne etseler boştur. Ben yarın bu
nedenle hâkim karşısına çıkacağım. Dava İstanbul 15. Asliye Ceza
Mahkemesi’nde görülecek. Elbette orada bulunacağım. Yukarda saydığım
acılara bakıp, kimseden rol çalmak istemem. Benimki önemsizdir. Gezi
çocuklarının aileleri hala kanlı gözyaşı dökerken, kendini fazla önemli
saymak ayıptır. Ancak bilesiniz ki; oraya /*"Kabataş Yalancıları"*/nı
yargılamaya gidiyorum, savunma yapacak değilim. Her zaman olduğu gibi
soru soracağım…

Kimle yan yana olduğunuz, kimle yoldaşlık ettiğiniz önemlidir. Boş ve
kof kalabalıklar hakikati gölgeler.

Anayasa referandumunda /*"Yetmez Ama Evet"*/ diyenler, Silivri kapısında
nöbet çadırında gidip oturan cemaatçiler, Ali Tatar ve benzerlerinin
ölümüne kalemiyle neden olanlar, müstemleke aydını tavrını
benimseyenler, *‘Cumhuriyet’*/’Aydınlanma’/ *‘Devrim’* demekten
korkanlarla yürünecek yol yoktur. Antiemperyalist olmayan her tutum
yanlıştır. Her muhalif görünenle aynı tarafa düşme, esas tutsaklıktır!

Diyeceksiniz ki, /*"geride kaç kişi kaldı?"*/

Kaç kişiyse o kadarız. Ben aydın olma kavgasını ustalarımdan öğrendim.
Kalabalığa uyarak aydın olunmaz, inatla bildiğini söyleyeceksin,
/*"kabahatin büyüğü"*/ halkın olsa da, hoşuna gitmese de sözlerin,
direneceksin…

/*"Kabataş Yalancısı"*/ olmaktan daha korkuncu ne olabilir ki?

http://www.birgun.net/haber-detay/kabatas-yalani-dava-ve-aydinlanma-hirsizlari-108281.html

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160406114146 Oraj Poyraz [email protected]
2016/04/06  12:48 5  4  [email protected]

 

KARA CIZGILER
. . . . . .
dogada ilk kirlenmedir
ulkelere
bolunmesi
yeryuzunun

Fazil Husnu DAGLARCA

Ebu Hureyre ( Radiyallahu Anh) soyle dedi : Rasulullah ( Sallallahu
Aleyhi ve Sellem ) :
Kafirin disi yahut kopek disi Uhud dagi gibidir. Derisinin kalinligi da
uc gunluk mesafedir buyurdu.

( Muslim - Tirmizi - Ibni Mace )
Cehennemle ilgili hadis. Sahihmis bilenler denetlesin.

Marx hataliydi.
Din insanligin afyonu degildir.
Afyon;uyusturucu, hissizlestirici,$ikici seyleri akla getiriyor.
Ama din,$iklikla korkunun afrodizyagi,gaddarligin anfetamini olmustur.
En iyi oldugu durumda ruhlari ayaga kaldirmis,can kuleleri dikmistir.
En kotu oldugu durumdaysa butun uygarliklari mezarliga cevirmistir.

PHILLIP ADAMS


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap