------------------------------------------------------------------------
bayrak
İmam ile Profesör sohbet ederken imam,
*-*/*"hocam"*/*demiş,*
*-*/*"Profesör olmak için ne kadar okumak lazım?"*/
Profesör;
*-*/*"önce ilkokula gittim, 5 sene..."*/
İmam;
*-*/*"vah, vah..."*/
Profesör;
*-*/*"sonra ortaokula gittim, 3 sene..."*/
İmam;
*-*/*"vah, vah, vah..."*/
Profesör;
*-*/*"sonra liseye gittim, 3 sene..."*/
İmam;
*-*/*"vah, vah, vah, vah..."*/
Profesör imamın tavrını garipseyerek;
*-*/*"sonra üniversiteye gittim, 4 sene..."*/
İmam kafa sallayarak;
*-*/*"vah, vah, vah,vah, tüh, tüh..."*/
Profesör içinden la havle çekerek;
*-*/*"sonra lisansüstü aldım, 2 sene..."*/
İmam sağa sola vücudunu yatırarak dövünürken;
*-*/*"vah, vah, vah, vah, tüh,tüh..."*/
Profesör iyice kızmaya başlamış ama hissettirmeden;
*-*/*"sonra doktora aldım,3 sene..."*/
İmam artık kafa sallayıp dizlerini döverek;
*-*/*"vah, vah, vah, vah, tüh,tüh, hay allah, hay allah..."*/
Profesör artık dayanamamış sormuş;
*-*/*"Ya imam efendi"*/*demiş, */*"ikide birde bana vah,vah,tüh,tüh
deyip acıma ifadesi veriyorsun, sebebi ne bunun..."*/
İmam;
*-*/*"hocam"*/*demiş,*
*-*/*"ben sadece iki aylık kuran kursuna gittim beni duzmeyen kalmadı,
sen bunca yıl eğitim aldığını anlatırken, ona dövünüyordum...!!!!"*/
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160522111212 Oraj Poyraz [email protected]
2016/05/22 13:48 5 4 [email protected]
Matematik ne neden soz ettigimizi, ne de soyledigimiz seyin dogru olup
olmadigini bilmedigimiz bir konudur.
Bertrand Russell
Nebe Suresi 31.
-33.Ayeler:
Suphesiz takva sahipleri icin de basari odulu vardir;
bahceler, baglar, gogusleri tomurcuk gibi kabarmis yasit kizlar.
Kur an-i Kerim in bazi ayetlerine iliskin mazeretler:
1- Bu ayetler yanlis tercume edilmis!
2- Bu ayetler yanlis anlasilmaya musait yani herkes anlayamaz!
3- Bu ayetler zaman asimina ugradi yani bugun gecersiz!
4- Bu ayetler cag disi yani Islam da reform yapilmasi lazim!
5- Bu ayetlere iman etmek imkansiz ama yine de ben bir muslumanim!
Mazeretlerin Cevaplari:
1- Diyanet Vakfi Meali ni, konularinda uzman Ilahiyatci Heyet hazirladi.
En cok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlis tercume yapmasi
imkansiz. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
2- Kur an-i Kerim i herkesin anlayabilecegine dair ayetler var* ve zaten
bu sebeple indirilmis . Tersi ise adaletsizlik olur cunku herkesin
anlayamayacagi ve yanlis anlasilmaya musait bir kutsal kitap gondermek
Allah a yakismaz. Bir sakinca da sudur; Muslumanlara siz Kur an i
anlamazsiniz, sadece biz anlariz diyen ruhban sinifi olusur ki Islam da
ruhbanlik haramdir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
3- Kur an in, kiyamete kadar , cihansumul(evrensel) yani her zaman ve
her yerde hukmunun gecerli olduguna inanmak farzdir. Hal boyle iken bu
mazeret gecersizdir.
4- Allah 21. yuzyilin hayat sartlarini ve yasam bicimini ezelden beri
bildigine gore Allah in bu durumu hesaba katmadigi ni iddia etmek Allah
a karsi cok buyuk bir iftiradir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
5- Bu ayetlere iman etmeyenin adi Musluman degil Kafir dir.** Hal boyle
iken bu mazeret gecersizdir.
*Bakiniz: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide Suresi 15.
Ayet, Hac Suresi 16. Ayet.
**Bakiniz: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet.
DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -8-
Galaksilerin, uzayin devasa dunyalarindan cikip miniklerin dunyasina
indigimizde ise, alistigimiz sagduyuyu paramparca eden gercekliklerle
karsilasmaya baslariz. Sanki partikullerin; atomlarin ve atomdan kucuk
parcaciklarin dunyasi, bambaska yasalarla yonetiliyor gibidir ve bu
konuda cesitli yorumlar yapilmistir. Mesela kuantum teorisinin Kopenhag
yorumu, multi-universe cogul dunyalar yorumu gibi.
Kuantum teorisine dalmadan once isigin hareketleri ve atomlar hakkindaki
bilgilerin biraz tazelenmesi gerekir. Bu yuzden, kuantum kuramini cok
iyi izah eden bir baska kitaptan da alintilar yapacagim. John Gribbin:
Schrondinger in Kedisinin Pesinde.
Isigin davranis biciminin ne oldugu sorusu fizikcilerin hep ilgisini
cekmistir. Kutlecekim yasalarini gelistiren Newton da bir prizma ile
isigin olusturan tum renklerin spektrumunu incelemekteydi. Varsayimina
gore, i$ik kucuk parcaciklar halinde eter denilen bir ortam icinde
yayilmaktaydi. Tipki bir bilardo masasindaki onlarca topun ordan oraya
carparak dolasmalari gibi. Diger yandan Hollandali fizikci Christiaan
Huygens in farkli bir kurami vardi. Huygens e gore ise, i$ik parcacik
olarak degil, bir dalga seklinde hareket etmekteydi. Bunu da bir golun
yuzeyinde hareket eden dalgaya benzetebiliriz. Ister parcacik olarak
davransin, ister dalgacik olarak, i$ik luminiferous ether icinde
yayilmaktaydi.
Bilimcilerin ortak gorusu isigin parcacik olarak davrandigi yonundeydi
ve isin acikcasi hic kimse Newton gibi bir devin karsisina cikmaya
cesaret edemiyordu. Ayrica isigin parcacik gibi davrandigini gosteren
bulgular da vardi. Mesela, i$ik puruzsuz bir kenardan gecerken keskin
kenarli bir golge olusturuyordu; bu ise duz bir dogrultuda ilerleyen
parcacik akisinin davranisiydi. Bugun bildigimizin aksine, isigin
havadan daha yogun bir ortamda daha hizli ilerledigi zannedilmekteydi;
ornegin suyun icinde.
18. yuzyilda iki ayri fizikci Ingiliz Thomas Young ve Fransiz Augustin
Fresnel isigin nasil davrandigini anlamak icin deneyler yaptilar.
Alintiliyorum:
Thomas Young un deneyi
Young, ortasinda iki dar yarik olan i$ik gecirmez bir perdeye i$ik
tuttu. Perdenin arkasinda bu iki yariktan gecen i$ik yayilip bir
birbirleri ile bir girisim yapti ve bir desen olusturdu. Eger, i$ik su
dalgalari gibi yayiliyorsa perdenin arkasinda her bir yariktan gelen
yapici ve yikici dalgalarin sebep oldugu, bir acik bir koyu sekilde
devam eden bir girisim oruntusu olusmasi gerekiyordu. Young yariklarin
arkasina beyaz bir perde koyunca tam da bunu buldu: bir acik bir koyu
seritler halinde bezenmis bir perde.
Belli bir fizik yasasini takip eden sekil veya sayi dizilerine oruntu
denir ve seylerin nasil davrandigini anlamamizda iyi bir yontemdir.
Mesela bir lavabonun icine bosalttiginiz suyun, egime uyarak burgac
seklini almasi bir oruntudur. Diyelim ki lavabo gorunmez olsa, siz
dalganin sekline bakarak suyun ne tur bir ortamda hareket ettigini
tahmin edebilirsiniz. Isigin yolu uzerine cesitli engeller koyarak,
ortaya cikan desenleri, oruntuleri incelemek, isigin dogasinin
anlasilmasinda cok yardimci olmustur.
Isigin su dalgasi gibi yayilmasi basit bir fikirdir. Dalgalar
carpistiklarinda tepe yukseklikleri esit olanlar birbirlerini yok
ederler. Carpisma acilarina gore cesitli oruntuler olustururlar.
Young un deneyi fazla ses getirmedi. Bir kac yil sonra, Augustin Fresnel
konuyu yeniden ele aldi ve isigin tum hareketlerini dalga olarak
aciklayan daha olgun bir calisma yapti. Bu calisma, isigin bir yag
tabakasina vurdugunda nasil farkli renkler olusturdugunu da
aciklamaktaydi. Bir dalga gibi gelen i$ik, yag icindeki yogun ortama
daldiginda kirilmalara ugruyor ve beyaz isigin yag tabakasindaki
yansimasi bir renk kumesi, yani bir renk oruntusu olusturuyordu. Yine de
hic kimse bu dalgalanan seyin neye benzedigini tam olarak kestiremiyordu.
James Clark Maxwell (1831-1879)
Iste o siralarda buyuk Iskoc fizikci ve matematikci James Clark Maxwell
imdada yetisti. Maxwell elektrik ve manyetizma arasindaki iliskileri
inceliyordu. Elektrik ve manyetizmanin birbirleri ile yakin iliskisi
oldugunu aciklayan ve kendi adi ile anilan denklemleri gelistirdi. 1864
yilinda, Elektromanyetik Alanin Dinamik Teorisi (A Dynamical Theory Of
The Electromagnetic Field) isimli calismasini yayinladi. Elektrik ve
manyetik alanlarin uzayda dalga formunda ve sabit i$ik hizinda
ilerledigini bulmustu. Boylece elektrik kuvveti ile manyetik kuvvet
birlestirilerek elektromanyetizma modeli olusturuldu. Optik uzerine de
calismalar yapan Maxwell, isigin da tipki elektromanyetik kuvvet gibi
dalga hareketi yaptigini calismalari ile destekledi. 1887 yilinda ise,
Heinrich Hertz radyo dalgalari seklinde elektromanyetik sinyal gonderip
geri almayi basardi. Boyle TV nin icadindan once senelerce insanlari
oyalayan radyonun yolu acilmisti.
Senelerce elektronik sektorunden ekmek yiyen bir insan olarak, konu
James Clark Maxwell e geldiginde, biraz duygusal davranmama izin verin.
Cunku Maxwell in calismalarina yol veren bir buyuk ustayi anmazsam, ona
haksizlik etmis olacagimi hissediyorum. Bir universite tahsili bile
olmayan bu buyuk usta Michael Faraday dir. (1791-1867) Bu dev adam tek
basina elektromanyetizma kuramlarina giden yolu acmistir. Fakat saglam
bir matematik alt yapisi olmadigi icin genelde calismalarini deneysel
olarak surdurmustur. Maxwell ise onun calismalarini ele alip
matematiksel bir zemine oturtmustur. Michael Faraday icin zamaninda ufak
bir yazi hazirlamistim. Dileyenler burdan erisebilirler:
https://leventerturk1961.wordpress.com/2014/11/10/bay-faraday/
***
Artik hic kimsenin, isigin dalga seklinde ilerlediginden suphesi yoktu.
I$ik kurami tamamlanmis gibiydi. Fakat, her nasilsa gozden kacan veya
hak ettigi ilgiyi gormeyen bir fenomen vardi. Bu yapilan calismalar
bildigimiz Gunes isigi uzerineydi. Oysa isigin bir baska turu daha
vardi. Isitililan cisimlerin yaydigi isigin davranislari. Bu davranis
biciminde ise i$ik, birbirinden cok sert bicimde ayrilan renk tayflari
olusturuyordu. Bunlar bir gokkusaginin renk dagilim mantigina pek
benzemiyordu; yani bir renkten obur renge yavas bir gecis yoktu.
Tersine, renk tayflari, aralarinda bir bosluk olusturarak keskin bir
bicimde birbirlerinden ayriliyorlardi. Bu fenomen incelenmedi; ta ki
Albert Einstein konuyu yeniden ele alana kadar. Yaygin olan kanaatin
aksine Einstein, yeniden isigi bir parcacik olarak dusunmeye basladi ve
yolun sonunda dalgacik/parcacik ikilemine varildi. Ama bu yola dusmeden
once, atomlarin dunyasina girmekte fayda var. Cunku, i$ik uzerine
yapilan calismalarla, atom uzerine yapilan calismalar birbirinden
ayrilamazlar.
Binlerce yil once, Abderali Demokritos her seyin temeline atom fikrini
oturtmustu. Atomlar, herbiri kendine has formlari olan en kucuk,
bolunemeyen parcaciklar olarak dusunuluyordu ve bunlar kendi aralarinda
birleserek bildigimiz maddeyi olusturuyordu. Kaya atomlari, su atomlari,
insan atomlari gibi parcaciklar olduguna inaniliyordu. Aslinda pek de
yanlis bir dusunce sayilmazdi bu. Artik kedi atomu, seker atomu gibi
seylerin olmadigini biliyoruz ama atomun ic yapisindaki farkliliklarin
degi$ik elementleri dogurdugu cok iyi bilinmekte ... Samoslu Epikuros
ile Romali Lucretius da atom fikrini desteklediler. Demokritos soyle
yazmisti: Var olan tek sey atomlar ve bosluktur, gerisi insanlarin
kanaatinden ibarettir. Bunlar gercekten de kendi donemlerine gore
olaganustu dusuncelerdi. Fakat Aristotales in mistik goruslerinin hakim
olmasi ile atom dusuncesi unutuldu gitti ve yuzyillarca doganin temel
elementlerinin ates, hava, toprak ve su olduguna inanildi.
Atomun, bir gunes sistemi gibi dusunuldugu model, kolaylikla
kavranabilse de cok yanilticidir.
Atom denince akliniza ilk olarak ne gelir ? Herhalde sokaga cikip
insanlarla soylesi yapsak, buyuk bir cogunluk atomlari bir tur gezegen
sistemi gibi anlatacaktir. Merkezde bir cekirdek ve onun etrafinda vizir
vizir donen elektronlar. Aslinda bu, fizikci Niels Bohr un atom
modelidir ve sadece zihinlerde bir fikir olusturulmasi icin
tasarlanmistir. Bilinen en iyi model ise, 1 numarali sirada yer alan
Hidrojen elementinin atomudur. Merkezde bir protondan olusan bir
cekirdek ve bir elektron. Bu sadece Hidrojenin izotoplarindan biridir
ama genelde bu sekilde taninir. Pratik ve gozde canlandirilmasi uygun
bir modeldir ama kafalari hep bu goruntuye sapladigi icin olumsuz
etkileri de ortaya cikmistir.
Yakla$ik 1900 lu yillara kadar cesitli atom modelleri gelistirildi.
Bunlarin hepsinin tarihcesine deginemem ve zaten gerekli degil. Neticede
bunlarin hepsinin dogruluk paylari olmakla birlikte atom gercekligini
ancak sinirli olarak aciklayan modellerdi.
Rutherford atom modeli de yine gezegen sistemini esas alir. Cekirdekteki
protonlar + elektrik yukludur, notronlar yuksuzdur. Elektronlar ise -
yukludurler.
1911 de Yeni Zelandali-Ingiliz nukleer fizikci Ernest Rutherford kolay
kavranan bir atom modeli onerdi. Atomun kucuk bir merkezi olmasi
gerekiyordu ve buna cekirdek adi verildi. Cekirdekte pozitif elektrik
yuklu protonlar bulunurken, cekirdek etrafinda donen elektronlar negatif
elektrik yukluydu. Eger protonlarin ve elektronlarin sayisi, yani
elektriksel degerleri, birbine esit ise bu atom yuksuz olarak kabul
ediliyordu; ama eger bu sayilar birbirine esit degilse bu parcacik iyon
olarak adlandirilmisti. Iyonlar cok kararsiz yapiya sahiptiler ve yuksek
elektrik yuklerinden kurtulmak icin baska iyon ve atomlarla iliskiye
girerler. Daha sonra ise, atom cekirdeginin buyuklugunun atomun
buyuklugunun yuzbinde biri kadar oldugu anlasildi. Yani atomun ici buyuk
oranda bosluktan olusmaktaydi. Bir futbol sahasina minik bir igne
sapladiginizi dusunun, sonra on metre ileriye toz zerrecikleri
serpistirin. Igne basi cekirdege denk gelirken, on metre ilerdeki toz
parcalari elektronlar olarak dusunulebilir. Iste arada buna benzer bir
bosluk bulunmaktadir.
Fakat ortada ciddi bir sorun vardi. Cekirdegin etrafindaki elektronlar
neden cekirdegin uzerine dusmuyordu? Akla gelen ilk model gezegen
modeliydi. Elektronlarin da cekirdek etrafinda bir yorungeye uyarak
dondukleri dusunuldu. Fakat donen elektronlar enerji kaybedince bir
sarmal cizerek cekirdege dogru gitmeleri gerekirdi, bu ise zincirleme
bir patlama ile sonuclanacakti. Neden boyle olmuyordu? Gunes sistemi
modeli belki pratik bir modeldi ama ise yaramiyordu. Cunku, gezegen
modellerinde gezegenler belli hizla kendi yorungelerinde donerken diger
gezegenler ile iliskiye gecmiyorlardi. Evet, aralarinda kutle cekim
etkisi vardi ama, mesela uydularini degis tokus etmiyorlardi. Oysa
atomlar ve elektronlar surekli iliski halindeydiler ve onlarin bir
enerji kaybetmeden yorungede nasil kaldiklarini aciklayacak baska bir
model lazimdi. Artik kuantum enerji paketcikleri kuraminin yolu acilmaya
basliyordu. Enerji paketciklerinin ne oldugunu daha iyi anlayabilmek
icin, gundelik hayatimizdan pratik bir benzetme yapilabilir.
Bankada 128 liraniz oldugunu ve bunu bir ATM makinesinden cekmeye
calistiginizi dusunun. ATM makinesi size en az para degeri olarak, tek
seferde, 10 TL verebiliyorsa, bu durumda en fazla 120 TL cekebilirsiniz.
(100 luk, 50 lik, 20 lik, 10 luk banknotlarin makineye ek$iksiz
yerlestirildigini farzediyoruz.) Teorik olarak, 128 liraniz hala
sizindir ama ATM makinesinin tasarimindan oturu 8 TL bankada kalacaktir.
Bu 8 TL yi almanin tek yolu, uzerine 2 TL daha eklemek ve 10 TL lik bir
paket olarak cekmektir. Bu mantigi anlamak cok onemlidir, cunku kuantum
enerji paketcikleri asagi yukari bu sekilde davranirlar. Kla$ik fizigin
davranis kuraminda, parcaciklar tek baslarina belli yasalara uyarak
hareket ederlerken, kuantum mekaniginde bazi parcaciklar ancak diger
parcaciklarla birleserek, ortaklasa hareket edebilirler. Onlari bu
birliktelikten ayri olarak dusunurseniz davranislarini anlayamazsiniz.
Kuantum atom modelinde yorunge yerine enerji seviyesi kavrami tercih
edilir. Elektronlar belli enerji seviyelerinde bir konumdan digerine
sicrama yaparlar.
Fakat enerji paketciklerinin davranislari bununla sinirli degildir.
Onlar ayni zamanda belli enerji seviyelerine ulastiklarinda bir durumdan
diger bir duruma sicrama yaparlar. Yine gezegen ornegine geri donersek.
Diyelim ki Dunya ve Mars gezegenleri kendi yorungelerinde guzelce
donerlerken, Dunya gezegeni Mars in yorungesine oturmaya karar veriyor.
Bu yapmak icin Mars yorungesine dogru bir egri cizmesi gerekmektedir.
Bir anda ortadan yok olup, sonra Mars yorungesine yerlesemez. Oysa
elektronlar, kuantum sicramasi denilen bir olayla, tam olarak bunu
yaparlar. Bunun sebeplerinden biri, elektronlarin ancak belli degerlere
sahip enerji paketcikleri, enerji seviyeleri tasimalaridir. Daha az veya
daha fazla enerjiye sahip olabilirler, ama ancak belli enerji
seviyelerinde paket halinde, yorungeler (veya konumlar) arasinda sicrama
yaparlar.
Dolayisi ile, artik atom davranis bicimini, gezegen davranis bicimi gibi
dusunmenin bir anlami yoktur. Bohr atom modeli okul kitaplarina, populer
bilim kitaplarina fazlasi ile girmistir ama cok yanilticidir. Cok
detaylara girmeden, atom yapisini kisaca toparlamak gerekirse,
Schrodinger in Kedisinin Pesinde kitabindan ufak bir alinti yapiyorum.
Merkezdeki minik bir cekirdegin etrafi elektron bulutuyla cevrilidir.
Elektronlar ari gibi cekirdegin etrafinda vizildayip dururlar. Once
cekirdegin sadece protonlardan olustugu saniliyordu. Her birinde
eletronun negatif yukuyle ayni buyuklukte pozitif yuk vardi; boylece
esit sayidaki proton ve elektron her atomu elektriksel olarak yuksuz
yapiyordu. Daha sonra protona cok benzeyen ama elektrik yuku olmayan bir
atom parcacigi bulundu. Bu da notrondur. Hidrojenin en basit hali (bir
proton ve bir elektrondan olusan izotopu) haric butun atomlarda
cekirdekte protonlar gibi notronlar da vardir. Fakat yuksuz atomlarda
gercekten de elektron sayisi kadar proton vardir. Cekirdekteki proton
sayisi, atomun hangi elementin atomu oldugunu belirler. (Elementler ayni
cins atomlardan olusan ve kimyasal yollarla kendilerinden daha farkli
maddelere ayrilamayan saf maddelere verilen isimdir. Hidrojen, Helyum,
Azot, Flor, Oksijen, Sodyum gibi). Cekirdegin etrafindaki buluttaki
elektron sayisi (proton sayisiyla aynidir) o atomun ve elementin
kimyasal ozelligini belirler. Fakat birbirleriyle ayni sayida proton ve
elektrona sahip bazi atomlarin farkli sayida notronlari olabileceginden
kimyasal elementler izotop denilen farkli turlerde bulunurlar. (Ornegin,
en basit element olan hidrojenin dogal uc izotopu bulunur: 1H, 2H ve 3H.
Iki tanesi ise laboratuvar ortaminda yapay olarak sentezlenmistir: 4H ve
7H) Izotop kelimesi Yunanca ayni yer anlamina gelir. Zira izotoplari
farkli olan elementler periyodik kimyasal cetvelde ayni yerde gosterilirler.
Yeni atom modellerinde, yorungeler yerine, belli bir enerji
seviyesindeki elektron bulutlari fikri vardir. (Sagdaki sekil)
Elektrostatik karsitliklar elektronlari cekirdege dogru cekerken,
elektrostatik denklige sahip elektronlar ayri paketcikler halinde
cekirdek etrafinda yer alirlar.
Bu sekilde, fiziksel yasalardan yola cikarak kimya biliminin de
dogasinin aciklanmasi icin uygun bir yol acilmisti. Atomlar birbirleri
ile nasil tepkimeye girip molekulleri olusturuyordu? Mesela, karbon
neden dort hidrojen atomuyla birleserek metan molekulu olusturuyordu?
Buna cevap basit bir kabuk modelinden geldi. Kabuk modelinde elektronlar
belli sayidaki paketcikler halinde yer alirlar. Bu enerji seviyelerine
kabuk adi verilir ve hepsinin belli matematiksel degerleri vardir.
Kuantum kurali en alt basamakta, yani cekirdege en yakin olan enerji
seviyesinde 2 elektrona izin verir. Eger atomda bundan fazla elektron
varsa, artik elektronlar bir ust enerji seviyesine yerlesirler. (ATM
makinesinde 10 luk, 20 lik, 50 lik vs banknotlar olmasi gibi.) Atomlar
enerji seviyelerini kararli bir yapiya getirmek icin birbirleri ile
elektron aliverisinde bulunurlar ve boylece ortaya farkli molekuller
cikar. Mesela 1 proton, 1 elektron ve 0 notron bulunan Hidrojen, en alt
enerji seviyesinde 2 elektrona kavusmak icin farkli atomlarla tepkimeye
girer. Bilinen en guzel molekul konfigurasyonlarindan biri Metan
molekuludur.
Bir karbon (C) atomu dort hidrojen atomuyla oyle birlesir ki, her bir
hidrojen (H) atomunda iki elektron varmis gibi olur ve her bir karbon
atomu da ikinci kabukta, yani enerji seviyesinde sekiz elektrona sahip
olur. Boylece metan molekulu olusturulur. Karbon, yasamin olusmasinda
son derece onem tasiyan bir elementtir. Pek cok farkli elementle
birlesebilir ve canli hucrelerin yapitaslari olarak buyuk gorevler
ustlenirler.
Kimya apayri bir bilim. Tum bu anlatilanlarda onemli olan nokta, bazi
atomlarin ve atom alti parcaciklarin ancak belli enerji seviyelerinde
sicrama yaptiklarinin anlasilmasi. Ayni sekilde, bazi parcaciklar ise
ancak baska parcaciklar ile bir bag kurduklarinda anlam kazanirlar ve
davranislari anlasilabilir. Onlari tek baslarina ele alamayiz; bu
gercegin kabul edilmesi, kuantum kuraminin bir parca olsun
anlasilmasinda buyuk onem tasir.
Artik, kuantum kuraminin bagrinda yer alan cift yarik deneyine
deginmenin zamani geldi. Ama once, su ana kadar buldugumuz, doganin 4
temel kuvvetini animsatmak isterim. Dr Stephen Hawking in kitabindan
alintiliyorum.
Doganin bilinen kuvvetleri 4 sinifa ayrilir.
Kutle cekim kuvveti: Dort kuvvet arasinda en zayif olanidir ama uzun
menzilli bir kuvvetir ve cekim kuvveti olarak evrendeki her seyi
etkiler. Buyuk kuvvetlerin cekim kuvvetleri birbirine eklenir ve diger
tum kuvvetlere hukmedebilir.
Elektromanyetizma: Bu da uzun menzilli bir kuvvettir ve kutle cekim
kuvvetinden cok daha gucludur. Ancak sadece elektrik yuku olan
parcaciklari etkiler. Ayni isareti tasiyan yukler arasinda itme, farkli
isaretleri tasiyan yukler arasinda cekim etkisi yaratir. Yani buyuk
cisimler arasindaki elektrik kuvvetleri birbirlerini ortadan kaldirir
ama atom ve molekuller seviyesinde hukum suren onlardir. Elektromanyetik
kuvvetler butun kimyanin ve biyolojinin sorumlusudur.
Zayif nukleer kuvvet: Radyoaktif etkiye neden olur. Evrenin erken
donemindeki ve yildizlardaki elementlerin olusmasinda hayati bir gorevi
vardir. Ancak gunluk yasantimizda bu kuvvetle karsilasmayiz.
Guclu nukleer kuvvet: Atomun cekirdegindeki protonlari ve notronlari
birarada tutar. Ayrica protonlarin ve notronlarin kendilerini de
birarada tutar. Bu cok onemlidir; cunku proton ve notronlar da kuark
adini verdigimiz cok daha kucuk parcaciklardan olusmaktadir. Guclu
nukleer kuvvet Gunes ve nukleer guc icin enerji kaynagidir ama onunla da
gunluk hayatta dogrudan bir iliskimiz bulunmaz.
Yukardaki maddelerde belirtilen gucler bir tablo olarak su sekilde
gosterilebilir.
kuvvet-tablosu
Bu arada, yeri gelmisken belirteyim, -bence- astrologlarin gezegenler
hakkindaki kehanetlerine inanmayin derim. Yok, Jupiter in sizin
uzerinizdeki sans etkisi soyle olmus, yukselen burcunuz falanca burcmus
gibi aciklamalar, belki kulaga hos gelebilir ama bunlarin pek bir degeri
yoktur. Gercekte ise, kutle cekim kuvveti Newton un:
F= G(m1.m2/r kare)
formulu ile ele alinir. Bu formulde;
F= Iki kutle arasindaki cekim kuvvetinin buyuklugu
G= Evrensel cekim sabiti
m1= Birinci kutlenin buyuklugu
m2= Ikinci kutlenin buyuklugu
r= Iki kutle arasindaki mesafedir.
Newton un sozleri ile ifade etmek gerekirse: Her bir noktasal kutle
diger noktasal kutleyi, ikisini birlestiren bir cizgi dogrultusundaki
kuvvet ile ceker. Bu kuvvet bu iki kuvvetin carpimi ile dogru orantili,
aralarindaki mesafenin karesi ile ters orantilidir.
Yani, pratikte, evinizdeki masanin sizin uzerinizdeki genel etkisi,
mesafe yuzunden, Merkur gezegeninin etkisinden daha fazladir. Ama yine
de birileri, bir turlu aciklanamayan esrarengiz etkilerle, Merkur un
kendilerine ask, saglik, para gonderecegini dusunuyorsa, elbette
keyifleri bilir.
-devam edecek-
Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.