------------------------------------------------------------------------
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv : Türkler, artık geçmişinizle yüzleşin
diyenlere cevap:
*03.06.2016* *16:42*
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv geçmişiyle yüzleşme polemiğine açıklık getirdi.
Ataöv, Ermeni lobisinin iddialarını ve Alman Meclisi'nin aldığı kararı
18 maddede çürüttü. İşte Ataöv'ün o yazısı.
Birtakım yabancı ülkelerin meclisleri kabul ettikleri yasalar ya da
kararlar ve açıkladıkları bildirilerle bize *"Ey Türkler, artık
geçmişinizle yüzleşin!"* iletilerinin altını çiziyorlar. Bunlar sözde
*"yüzleşme yürekliliğini"* gösterebilmemiz için bize bir anlamda
yardımcı olacaklarını da ekliyorlar. Yanıtımız: Peki, yüzleşelim! Ancak,
önce bunun ne demek olduğunu biz de bilelim, onlar da öğrensin. Şöyle ki:
*
l. Önce, *geçmişle yüzleşmek bir tarih sorunudur.* Geride kalmış
olayları aydınlatacak belgelerin kapsamlı, eksiksiz, doğru, yansız ve
dengeli biçimde ortaya konması gerekir. Bu uğraş bilimin görevidir.
Geçmişte ne olduğunu belirlemenin ilk koşulu siyasilerin kararlarını bir
yana itmektir. Bilimsel gerçek yalnız bir görüşü yayma amacıyla
yürütülen bir kampanyanın malzemesi yapılamaz. Bilimin görevi ortaya
geçmişte ne olduysa onu yan tutmadan yansıtan, kanıt değerinde belgelere
dayalı ve doğruluktan ayrılmayan bir kütük çıkarmaktır. Yöntemi genel
olarak bilimsel araştırmalarda, özel olarak da tarihte kullanılan
belgeci yaklaşımdır.
*
*2*. İncelenen konu, anlaşmazlığa taraf olanlardan biri ya da birkaçı
için *bir kin ve öç kaynağı olamaz*. Hele egemen olmaya özenen görüşün
doğruluğunu sorgulayan ikinci görüşlerin eşit olarak dinlenmediği,
savunulamadığı, dikkate alınmadığı, hatta yasak olduğu, üstelik sözü
edildiğinde para, tutukluluk ve hapis cezalarının geçerli sayıldığı
kurullarda, ortamlarda ve ülkelerde siyasal amaçlar için kullanılamaz.
Yabancı meclislerin özgür araştırma kapılarını sımsıkı kapayıp yalnız
tek bir yorumu geçerli sayması, skandal ölçüsünde bir saptırmadır. Bir
tarih yorumu iç siyaset yapısının kendine özgü koşullarında iyi
örgütlenmiş varlıklı baskı kümelerinin desteğine kavuşmak, bu yoldan oy
toplamak ve maaşa ek olarak birçok yönden yüksek gelirli temsil
mesleğini sürdürme tasarısına tutsak edilemez. Böylelerinin bildiri,
karar ya da yasaklarının *"son söz"* olacağı asla kabul edilemez.
*
*3*. Dünyanın uzak bir köşesinde, yüz yıl önce yer almış olaylar başka
bir ülkedeki günümüz iç iktidar savaşımında yerel baskı örgütlerinin
buyruğunda yorumlanamayacağı gibi, *ulusal düzeyde siyasetin ya da
uluslararası güç dengesinde bir çıkar arayışının da aracı olamaz.* Her
ülkenin dışa karşı ulusal ve başka ulus-devletler topluluğu içinde
kendine bir yer arayışı olacaktır. Ancak, başka ulusların tarihi
herhangi bir ulusun dış dünya önünde topluca konumunun bir malzemesi
durumuna sokulamaz. Tarihi incelemede, başka bir deyişle geçmişle
yüzleşmede *"sebep-sonuç"* ilişkisinden, yani bilimsellikten, iyi
niyetten ve onun parçası olan yansızlıktan vazgeçilemez.
*
*4*. Bir tarih olayını ele almaya çalışanlar, *kimi ulusları ya da
halkları önyargılı bir biçimde **"iyi"**ya da **"kötü"**diye ikiye
ayıramazlar.* Tarih dersi vermeye kalkanlar, aynı düzeye
yerleştirdikleri, hem Tanrıya hem şeytana inanan Zerdüştlükten doğma
mezhepler örneği ayrı ayrı toplumları bıçakla keser gibi ikiye bölüp
birine iyi, ötekine kötü işlem uygulayamaz. Değişen yorumlara göre iyi
ya da kötü kişiler ve yöneticiler vardır, ama iyi ya da kötü ulus ve
halk ayrımı yapılamaz. Yoksa o tavrın kaynağı ancak ırkçılık olur.
Tarihçilik özelliklerini taşımayan kimi Batı meclislerinin savcı
edasıyla ortaya atılmaları ancak ırkçılıkla tanımlanabilir. Siyaset
pazarından gelen bu kişilerin davranışı kökeni Haçlı Seferlerinde olan
*"Müthiş Türk"* simgesini canlandırıp günümüze oturtma ve bunun
armağanını cebe indirme çabasıdır. Ne var ki, böylesine çıkarcı oyun
insanlığın uzun birikimine de ters düşer.
*
*5*. Bilimin kendinde *tüm belgeleri inceleme, öne sürme ve gerçek
olanları sahtelerinden ayırma gereği* vardır. Özellikle *"Ermeni
sorunu"* nda Osmanlı belgelerini yok saymak değil, tam karşıtı, onlara
özel önem vermek gerekir. Eğer konu Osmanlı devletinin *1915* yılı ve
dolaylarında ya da herhangi bir zamanda Ermenilere ilişkin siyasetinin
ne olduğunu saptamaksa, bunun yanıtı önce ilk elden kanıtlar olan
Osmanlı belgeliklerindedir. Başka devlet belgelerine de karşılaştırma
amacıyla kuşkusuz bakılabilir. Ancak, gerçekte Osmanlı resmi tavrını
belirleyecek olan ilk elden belgeler orada bulunur. Diyelim,
Britanya'nın Waterloo Savaşı'ndan önce Napolyon' a ilişkin siyasetinin
ne olduğunu belgelere dayalı olarak anlamak için ilk önce (Alman ya da
Japon değil) Britanya arşivine bakmanın kaçınılmaz olması gibi,
Ermenilere ilişkin Osmanlı siyasetinin anahtarları da Osmanlı tarih
hazinesindedir. Üstelik, birbiriyle bağlantılı bu belgeler ülkemizde
taranmış, birçoğu yayımlanmış, filme alınmış ve dünyanın önemli
kütüphaneleriyle araştırma merkezlerine yıllar önce armağan edilmiştir.
*
*6*. Ancak, bunlardan yararlanmak için *Türkçe ve Osmanlıca bilmek
gerekir*. Ayrıca, kimileri bugünkü dile, hatta yaygın yabancı dillerden
İngilizceye bile çevrilmiştir. Bunlara *"ne olacak, Türk belgeleri!"*
deyip bakmayanlar, bu tarih konusunu incelemeye yetkili değillerdir.
Tarihçilerin son birkaç kuşaktır yaptıkları Osmanlıca, Arapça ve Farsça
öğrenip eski Batılı yazarların yanlışlarını düzeltmek, önyargılarını
açıklamak ve boşlukları doldurmaktı. Günümüz yabancı siyasetçileri şimdi
eskinin dengesiz sunumlarına yeniden özeniyorlar. Özellikle, Osmanlı
belgeleri soykırımın varlığını kanıtlamıyor, ama başka gerçekleri ortaya
çıkarıyor ve yabancıların beğenisini bu nedenden ötürü kazanamıyorlarsa,
önyargılı bu tavrın bilimsel değerlendirmede yeri yoktur. Türkçe ve
Osmanlıca öğrenip uzun yıllar Doğu araştırmalarında deneyim kazandıktan
sonra, buyursunlar, *200.000* dosyalık Babıâli Evrak Odası'na girsinler,
224 ciltlik Meclis-i Vükelâ Mazbataları'na, *117* ciltlik Tezakir-i
Seniye ve *46* ciltlik İradat-ı Seniye dosyalarına, ardından Harbiye,
Dahiliye ve Maliye sicillerine baksınlar, Mesail-i Mühimme yazanaklarını
ve Gayrimüslim cemaatlere ait defterleri ve daha birçok şeyi
incelesinler, il salnamelerine de insinler, ancak ondan sonra ahkâm
kesmeye aday olsunlar. Amerikalı hiç İngilizce bilmeyen ve hiçbir
Amerikan belgesine elini sürmeden *ABD'*yi anlatmaya koyulan birinin
değerlendirmesini baş tacı ediyor mu? Gerçek şu ki, Osmanlı yönetiminin
soykırım tasarladığını ve uyguladığını gösteren tek bir güvenilir belge
yoktur.
*
*7*. İleri sürülen sorun *"soykırım"*ın varlığı ya da yokluğu ise -ki
odur- *kimi Ermeni ya da kimi Türk ve Müslüman ailelerinin başlarına
gelenler (acılı olmakla birlikte) bu çerçevenin dışında kalır.* Ancak,
sorun kişisel boyutta da ele alınabilir. Ama konu o zaman soykırım
incelemesinin dışına çıkar. Kişisel boyutta kalsa bile, Türklere
yapılanların da eksiksiz incelenip gereği gibi değerlendirilmesi
gerekir. Doğu Anadolu yalnız kurşunlanarak ve süngülenerek değil,
görülmemiş yöntemlerle boğazlanmış çeşitli Müslüman kümelerini örten çok
sayıda toplu gömütlüklerle doludur. Bu gömütlükler tanıklar huzurunda
birer birer açılıyor. Kaldı ki, yabancı tarihçilerin, giderek kimi
Ermeni yayınlarında da bu gerçeklere göndermeler vardır. Birtakım
yabancı siyasetçiler bunlardan habersizseler derslerini iyi
çalışmadıkları anlaşılır. Ama biliyor ve susuyorlarsa, aktörelerinden
kuşku duyulur.
*
*8*. Tarih olaylarının sunumunda zaman zaman *sahte* *"belgeler"* in öne
sürüldüğüne rastlanıyor. Bu konuda Ermeni tarafı bu yanıltmacı olanağa
çok ve sürekli olarak başvurmuştur. Seçtikleri örnekler sıradan kişiyi
hemen kazanacak nitelikte, yani duygusallığı ağır basan düzmecelik
türündendir.
Örneğin, Vasili Vereşçagin adlı bir Rus ressamının *1871*′de yaptığı
yağlıboya (üstelik oldukça iyi bilinen) ve kurukafalardan oluşmuş tepeyi
gösteren bir tablo *"barbar Türklerin 1915′te öldürdükleri Ermenilerin
kafataslarından oluşup Anadolu'yu kaplayan tepeler"*diye sunulmuş, bu
düzmece Almanca, Fransızça, Farsça, İspanyolca ya da Bulgarca yazılmış
çeşitli kitapların kapağında, yazı içlerinde ve kartpostallarda yer
almıştır. Gene örneğin, Mustafa Kemal Atatürk' ün göreceli olarak az
bilinen bir fotoğrafının altına ve ayaklarının di*bin*e (aslındaki dört
köpek yavrusu silinerek) basit bir foto-kurguyla bir (sözde Ermeni)
çocuk cesedi yerleştirilmiştir.
Araştırma yapma ya da kitap okuma alışkanlıkları ve vakitleri olmayan
yabancılar bu çarpıcı örneklerle hemen etkilenmekte ve *"Ermeni sorunu"*
nun özünü kavradıklarını sanarak Türkleri bir sözcükle *"barbarlık"* la
suçlamaktadırlar. Türk tarafı bu konuda dünya kamuoyunun önüne bir tek
düzmece bile sürmemiştir.
Gene Ermeni tarafının *"Ararat"* ya da *"Musa Dağı'nda Kırk Gün"*
benzeri çok sayıda filmin ardında aynı yanıltma amacı vardır ve uzun
araştırmalar yapmak yerine göze hitap ettiği için kısa süre içinde
yandaş kazanmaktadır.
*
*9*. Bir suç söz konusuysa ve suçu işleyen(ler) saptanmış ve yaşıyorsa,
kınama ve cezalandırma söz konusu olabilir. Ancak, *suçlama ve ceza
yalnız bir taraf için uygulanamaz.*
Sanıklar ve suçlular tarih ve yargı önünde eşittirler, kişilerden
kimileri belirli topluluk, halk, ulus ya da devletten diye ayrıcalıklı
durumda olamazlar. Yalnız Osmanlı belgelerinde değil, üçüncü taraf
yayınlarında, hatta Ermeni ordularının eski komutanlarının anı
kitaplarında ve savaş tarihini inceleyen Ermeni yazarlarının
kitaplarında Ermenilerin neden olduğu kıyımların kanıtları bulunmaktadır.
Yurtdışındaki günümüz Ermenilerinin çerçeve dışına çıkardıkları şu
önemli gerçekler var: Silahlı ayaklanmalar, Müslüman kıyımları,
Osmanlının savaş düşmanı Çarlık Rusyası, İngiliz, Fransız ve
Yunanlılarla işbirliği, Türklere karşı savaşlar, *1914-18* arasında bir
düzine savaşa katılmaları, salgın hastalıkların neden olduğu ölümler ve
yerleri değiştirilenlerden büyük çoğunluğunun yeni yerlerine varmaları,
tehcirin kalkmasıyla birçoğunun eski yerlerine dönmeleri ve bunlardan
kimilerinin geniş kıyım yaptıkları gerçeği. Amerikalı Protestan ve
Fransız Katolik din yayıcılarına göre, İsa'nın sevgili kulları olan bu
kişiler yakıp yıkma, öldürme ve tecavüz gibi bol acımasızlık örnekleri
verdiler mi? Evet! Ermeni yayınları (örneğin bugün*"Agos"* gazetesi)
bunlara gereği gibi yer veriyor mu? Hayır! Ermenilerin suçlu olanları
hiçbir yargı yerinde bu yaptıklarının hesabını verdiler mi? Hiçbir yerde!
*
*10.* Bununla bağlantılı olarak, *suç kanıtlanmışsa, onun sorumlusu
ortaklaşa olarak tüm halk ya da ulus değildir*. Bir suç belirli bir
ırktan, etnik kökenden, dinden ya da dilden olanların tümünü kapsamaz.
Suç ve ceza yalnız suçu işleyen kişi için geçerlidir. Yakın tarihlerde
*(2003*′te) yayımlanan ( *"Birinci Dünya Savaşı Sözlüğü"* başlıklı)
önemli İngiliz kitabında bile (Britanya belgelerine dayalı olarak)
*"Türkler daha seferberlik hazırlıkları içindeyken Ermeniler doğuda
Ermeni olmayan 120.000 kişiyi boğazladılar, Van'ı ele geçirip devletten
ayırdılar, Rus ordularının koruması altında orada bağımsızlıklarını
açıkladılar ve 50.000 kişi daha öldürdüler"* diye yazmasına (s. *34-35)*
karşın, *savaş sonunda hiçbir Ermeni yargılanmamış, yalnız Türkler ceza
yemiştir.* Bu uygulama *"yenginlerin adaletini"* simgeler ve yenilenin
hakkını işgalci durumundaki güçlü devletin buyurganlığına bırakır.
*1918*′den sonra Türklere yapılan buydu. Oysa, bu durumda, hak güçlünün
olur; sözde hukuk yenginden yana çıkar.
*
*11.* Suç ve ceza, olayla ilgili olmayan *yeni kuşakları da içine
alamaz**.* Öyle olursa, kimi ulusların yurttaşlarının, başkalarından
farklı olarak, toptan ve istisnasız biçimde, sanki bir günahla doğmakta
oldukları onaylanmış olur. Böyle bir yaklaşım metafizik, doğaötesi ve
akıldışı bir yorumu geri getirmek anlamına gelir. Ne Türklerin, ne
Ermenilerin ve ne de başka bir ulusun bir suç yüküyle dünyaya geldikleri
saçma düşüncesi kabul edilemez.
*
*12.* Bununla bağlantılı olarak, *suçlama ve cezalandırma geriye,
diyelim, yüz yıla ya da yüzlerce yıl geriye götürülemez*. Tarih
incelenir, olaylar saptanır ve değerlendirmeler yapılır. Yalnız tek bir
olayda, üstelik tek bir yan suçlanarak hesap sormak gibi bir yaklaşım
seçicilikten de öte bir önyargı örneğidir. Geçmiş olayların tümü içinde
birini, aradan geçen uzun süreyi de dikkate almayarak başkalarından
ayıklayıp öne çıkarmak, tarih yönteminin onaylamayacağı bir yanlıştır.
En başlara gidersek, hele sırasıyla İspanya, Hollanda, Britanya, Fransa,
Rusya, Almanya, Amerika ve Japonya'nın büyüme dönemleri yanlış aktarılan
efsanelerle doludur. Gerçek olan ise, acımasızlık, kan dökümü, kıyım,
eşkıyalık, hırsızlık, gaddarlık, yabanıllık ve sömürü tarihidir.
*
*13.* Bu yanlışlar art arda yapılarak konunun siyasal atışmaya
dönüştürülmesi beklenen açıklık yerine karmaşa getirir. Eğer tarihte
olanları *kimi yabancı devletlerin meclisler gibi iktidar kurumları
karara bağlayacaksa*, o zaman Amerika, Fransa, İsviçre ve Almanya gibi
ülkeler açıkça *"gerçek bakanlığı"* adıyla bakanlıklar da kursunlar.
Bugün yaptıkları da adını koymadan aşağı yukarı budur. Bizler de tüm
gerçekleri o merkezden öğrenelim*(!).* Batı dünyası hızla böylesine
yalın bir buyurganlığa doğru yol alıyor. Ekonomiyi ondan soruyor,
onların kültür kasırgasına hedef oluyoruz. Şimdi de sıra geri kalanını
da onlardan öğrenmekte mi? Tarihsel gerçek araştırması bu yoldan kurban
edilemez.
*
*14.* Ayrıca, biliyoruz ki, Türkiye'yi sınamak, onu sanık sandalyesine
oturtup gene bir daha yargılamak isteyen *yabancıların kendi geçmişleri
yoğun, görülmemiş ve uzun sömürü tarihi, hatta ondan da öte, insan
haklarını yüzyıllarca çiğneme tarihidir*. Asya'da, Afrika'da ve bugün
Amerika denen Yeni Dünya'da hem uzak hem de yakın geçmişte uluslararası
hukuku ve insancıllığı görülmemiş biçimde ayaklar altına alıp koca
anakaraların çeşitli ve *milyon*larca halklarına kıymış ve türlü acılar
çektirmiş olanlar Türkiye'nin karşısına yargıç ya da savcı gibi
çıkamazlar. Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya tarihleri
Kızılderililere, siyahlara, Çinlilere, Filipinlilere, Magriplilere,
Çingenelere, İnuitlere, Güney Afrikalılara, Orta ve Güney Amerikalılara,
Avustralya yerlilerine ve Balkanlar'dan Kafkasya'ya Türklere ve öteki
Müslümanlara yapılanlar eksiksiz anlatılmadıkça yazılamaz. Yüzyılları
kapsayan bu gaddarlıkların yeni halkaları çevremizde bile bugün de sürüyor.
*
*15.* Kaldı ki, kimi Batılı ülkeler kazandıkları savaşlardan sonra
mahkemeler de kurmuş, başkalarının tartışmalı ilişkilerinde kendi
çıkarlarına uyan yanı desteklemişlerdir. Örneğin, İkinci Dünya
Savaşı'ndan sonra oluşturulan Nürnberg ve Tokyo mahkemelerinde *savcılar
ve yargıçlar kazananlardan, suçlananlar da yeniklerdendi.* Oysa,
örneğin, Nazi Alman savaş uçaklarının Londra'yı bombalaması gibi
Müttefik hava kuvvetleri de Alman sivil yerleşim bölgelerinde taş
üstünde taş bırakmamışlardı ve ilk iki atom bombası da Hiroşima ve
Nagazaki'de sivillerin başlarında patlamıştı. Tokyo Mahkemesi'nin
kuruluş belgesine göre, mahkemenin kararını yenik Japonya'daki Amerikan
işgal güçleri komutanı tek başına değiştirebilirdi. Daha sonra,
Yugoslavya'da, Sierra Leone'de, Kamboçya'da ve benzeri yerlerde farklı
ölçüler kullanıldı. Ayrı ayrı örneklerdeki uygulamalar da değişik
olamaz. Değerlendirmelerde çifte ölçülere bağlı kalınamaz. Doğruyu
bulmak için yapılan bilimsel araştırmada ve son değerlendirmede hangi
yöntemlere başvurulması gerekiyorsa, anlaşmazlıkların aydınlığa
kavuşmasında da aynı yöntem kullanılır. Tarih araştırmasında da, bilimin
her dalında olması gerektiği gibi, siyaset dışında bağımsız
değerlendirme vazgeçilmez koşuldur.
*
*16.* Hele yabancı bir siyasal iktidar ya da onun parçası, birtakım dış
merkezler, onların bilgi yoksulluğu önyargılarıyla yarışan kurulları ve
geleceklerini güçlü baskı örgütlerinin acımasına bağlamış görünen
siyaset kişileri ulusların tümünü ilgilendiren *anlaşmazlık konularını
bir pazarlık konusu yapamazlar*. Tarih anlaşmazlığa taraf olanlardan
birinin günümüzdeki çıkarlarına hizmet edecek biçimde değiştirilemez.
Hele *"Ermeni sorunu"* gibi bir konu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
katılması için önde gelen önkoşullardan biri gibi açıkça ya da gizli
olarak ileri sürülemez.
*
*17.* *Yalnız Türkiye ya da herhangi bir devlet tek başına **"günah
keçisi"**gibi seçilemez.* Geçmişle ve tarihle yüzleşme gerekiyorsa, bu,
tüm ülkeler için uygulanabilir olmalıdır. Sayıları iki yüze yaklaşan tüm
dünya devletlerinin eksiksiz her biri kendi tarihiyle yüzleşecek olursa,
biz de aynını yapalım. Yabancılara ve onlar gibi düşünen kimi
yurttaşlarımıza söylemek isteriz ki, aynı süreçten tümümüz geçelim. O
zaman, bizi suçlamaya kalkanlar ilk önce kaçan devletler olacaklar. Daha
da öte, böyle bir yüzleşmeye hiçbiri yanaşmayacak. Örneğin, *ABD* yeni
kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne katılmamış, kendi asker ve sivil
görevlilerinin başkalarınca hiçbir biçimde yargılanamayacağını duyurmuş,
bunun için özel yasalar geçirmiştir. *"Savaşı kazananın ya da güçlü
olanın kendi tarihiyle yüzleşmesi gerekmez"* diye bir şey olamaz.
*
*18.* Kendi çıkarları için Türkiye'yi suçlama yolunu seçen hiçbir
yabancı devlet böyle bir sınamayı göze alamayacaksa da, buna razı
olduklarını bir an için düşünsek bile, *Amerika, Fransa, Almanya ya da
her hangi bir başkası geçmişinin ipoteği altına sonsuza değin konamaz*.
Böylesine bir sınamaya herkesle birlikte bizim de razı olduğumuzu bir an
için düşünelim. O zaman, Türklerin geçmişi, en beyaz çıkan bir kaçının
içinde yer alacaktır.
* * * * *
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/turkler-artik-gecmisinizle-yuzlesin-diyenlere-cevap-138800h.htm
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-160604123143 Oraj Poyraz At Openmail [email protected]
2016/06/04 19:48 5 4 [email protected]
Otoritesi tum insanlarca kabul edilebilecek olan bir dogal asillige
(natural nobility) ihtiyacimiz bulunmaktadir.
Wilhelm Ropke
Liderler mutlaka Kureys kabilesinden secilmelidir.
Buhari 3/129, 183; 4/121; 86/31
Ateskes sonrasinda hukumetimizin Adana ili ile Antep, Maras, Urfa
sancaklarini birakma gucsuzlugunde bulunmasi, bu yorede Fransiz ve
Ingiliz koruyuculugu altinda Ermeni isgalini ve orgutlenmesini
kesinlestirmis ve bunlar, o il ve sancaklari Ermenilestirmek amaci ile
bir yila yakin bir sure calisma gostermis
1.Simdiye dek yapilan saldirilarin turu asagida ozetlenir:
A.Fransiz ve Ingiliz gorevlileri ile Ermeni komitelerinin ve oralarda
bulunan Ermeni toplulugunun aciktan aciga Muslumanlarin haklarina
saldirmalari.
B.Osmanli topraklarinin degi$ik yerlerinde oturan Ermenilerin buralara
goclerinin kolaylastirilmasi ve burada sayilarinin artirilmasi.
C.Yabanci uniformasi ile Ermeni birliklerinin buralara gonderilmesi ve
buradakilerle birlestirilmesi.
D.Islam halkin az zamanda ekonomik ve baska baskilarla yok edilmesi ve
oldurulmesi ve goce zorlanmasi.
E.Aralarina asamali olarak sokulan boluculukle Islam halkinin yabanci
koruyuculugunu istemek zorunda birakilmasi.
(22 Eylul 1919)
K.ATATURK
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.