* YALÇIN KÜÇÜK : İBN HALDUN HİKAYESİ BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL
<#mozTocId400163>
o ANAHTARIM İLBER ORTAYLI <#mozTocId760941>
o TÜRKEŞ’İN ÇIRAĞI "ALLAME" TAHA AKYOL <#mozTocId930047>
o İBN HALDUN VE İSLAM <#mozTocId69597>
o MUKADDİME BAŞ ESER DEĞİLDİR <#mozTocId517889>
o ARAPLAR İÇİN İBN HALDUN YOKTUR <#mozTocId766338>
o İBN HALDUN’U TÜRK DEVLET ADAMLARI ÇIKARDI <#mozTocId655333>
o İBN HALDUN MİTİ <#mozTocId692588>
o ALTI GÜN SAVAŞI <#mozTocId486128>
o İşte bu çeviriler, tam bu zamanda "piyasaya" çıkmaktadır.
<#mozTocId165323>
o ARAP DOLARLARI <#mozTocId884158>
o ARAPLAR’DA ÇOK İBN HALDUN VARDIR <#mozTocId62263>
o İLAHİYAT YANI ZAYIF <#mozTocId168270>
o HERKES GİTTİ YALNIZ KALDIM MEYHANEDE <#mozTocId481285>
o İbn Haldun: Mukaddime ve Türkler İçin Manzume <#mozTocId285142>
o AYDINLIĞA ÇIKMAK <#mozTocId393996>
o Alimler çok zaman sığınmak için vardırlar. <#mozTocId379015>
o PARİS’TE HERKES SOSYOLOGTUR <#mozTocId144797>
o MECELLE YASASI: SIKIŞIRSA GENİŞLER <#mozTocId224205>
o GÜLEN ORDUYA SIZMAK ÜZERE VARDIR <#mozTocId188541>
o TAHA AKYOL OKUMAYI BİLMEZ <#mozTocId28546>
o Burada görüyorsunuz, kaç dilden kitap kullanıyorum.
<#mozTocId913829>
------------------------------------------------------------------------
*YALÇIN KÜÇÜK* :*İBN HALDUN HİKAYESİ BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL*
Düşünmek mi, kitap yazmak mı, ikisi de kolay değildir, /*"anahtar"*/
şarttır. Benim vardı, birisi İlber Hocam idi, takıldığım zaman telefon
açardım.
*29.05.2017*
Peki İlber Hocam neredeler; evet, /*"yeni teorisi"*/ azdır, ama /*"doğru
çıkışları"*/ çoktur, ve fakat, ne yazık, artık hiç yoklar. Hürriyet’te
bir Pazar sayfası aldılar, kaç’a; şimdi kimin için ve ne yazıyorlar, pek
bilemiyorum. Belki çok’a sattılar, çünkü sustular. Kaybımız büyüktür.
*ANAHTARIM İLBER ORTAYLI*
Düşünmek mi, kitap yazmak mı, ikisi de kolay değildir, /*"anahtar"*/
şarttır. Benim vardı, birisi İlber Hocam idi, takıldığım zaman telefon
açardım ve ayrıca Ankara’dayken yeteri kadar görüşürdüm, müthiş bir
kolaylıktır. Memnundum, her yerde övüyordum, hep /*"büyük"*/ diyordum,
daha çok üniversiteden arkadaşları, /*"ne buluyorsun ki"*/ diyorlardı ve
soruyorlardı ve ben susuyordum, çünkü buluyordum ve bulduğumu alıyordum.
Bırakıyordum, hürriyetler bitti, ama halkımız, profesör halkım,
kıskançlıkta serbest olmalıdır, diyordum.
Kitap mı, sormadan yazamazsınız ve benim en az birkaç anahtarım vardı,
cevaplarlar ve ben yazardım. Bana yetiyorlardı. Belki çok derin
değildiler, ama çok geniştiler ve neredeyse her soruya yetişiyorlardı.
Tabii, birkaç anahtarım oluyordu ve her fırsatta sorardım; kafamın
durduğu yerden tekrar açardım, cevaplarla açılıyordum. Ama şimdi
uzaktalar ve artık bir de Pazar’ı var, demek sustular.
Şimdi yeni anahtarlar arıyorum ve buluyorum; hiç kimseler bilmezler,
anahtarsız kitap yazmak zordur. Ve şimdi, demek ben zor işlere soyundum
ve anahtarsız yapamam, biliyorum. Anahtar peşindeyim.
Peki ben mi, bir tür /*"sömürücü"*/ olduğumu kabul ediyorum, bazı
anahtarlarıma da söylüyorum; güzel, yalnız bu kadar değil, fazlası da
var. Ne demek, İlber Hocam’ın bir de Taha Akyol programları vardı, bir
de /*"Akyol’u Var"*/. Akyol, müthiş bilgili görünüyor ya da
davranıyordu; sanki bir /*"erüdi"*/ ya da /*"bilge"*/ ve Osmani deyişle
/*"allame"*/, belki de sadece gösterisidir. Daha doğrusu öyle görünmeye
sanki bayılıyordu, bir veya iki programlarını seyretmişliğim var,
/*"duymuşluğum var"*/; bu, Kürtlerimizin cümle kurgusudur. Güzel, Akyol,
dilini de çok kibar bir Türkçe’ye çeviriyordu, çok gülüyorduk. İlber’in
program sırasında ise gülüp gülmediğini bilmiyorum; Akyol’un program
dili, sanki Abdullah Gül’ün her zamanki dilidir, ince ve ilaveten çok
kibardır. Necip Fazıl Üstad bu dile ayrı bir ad veriyordu, güldüğünü de
duymuştum, /*"duymuşluğum var"*/ demek istiyorum. Ne yazık, bunu da
kaybetmiş olmaktan ayrıca üzülüyorum.
*TÜRKEŞ*’İN*ÇIRAĞI* /*"ALLAME"*/*TAHA AKYOL*
Bir dönem var, Bülent Ecevit muhalefet lideri ve belki de başbakan,
Alparslan Türkeş her zamanki yerinde, önce çok laiktiler ve mutlaka
/*"kımız"*/ içiyorlardı ve birden yoğun Müslüman oldular ve değiştiler.
Televizyonlarda yarışıyorlardı, /*"Sayın Ecevit hırsızdır"*/, buna pek
gülüyordum, hırsızın sayın’ını ise ilk kez duyuyordum. Ecevit de,
/*"Sayın Türkeş, katildir"*/ buyuruyordu, bundan da katilin /*"sayın"*/
olabileceğini ilk kez öğreniyordum. Güzel, Taha Akyol işte bu zamanda,
Türkeş’in bir /*"yanaşmanı"*/ idi ve yardımcısıdır, yanından hiç
ayrılmıyordu. Peki, Türkeş’in işine fiilen katılıyor muydu, hiç
bilemiyorum. Sayın Türkeş’in yanında bir tür çırak olduğunu
düşünüyordum. Sonra Aydın Doğan yanına alıverdiler ve işte o günden
bugüne pek kibar oldular ve /*"allame"*/ sayıldılar, kendisi
saymaktadır. Ayrı ve ince bir dili var; İlber Hocam, duydukça gülüyor
muydu, gülmemek zordur. Ve ben bir-iki kez sordum, cevabını saklı
tutuyorum. Ama şu anda yüzümde bir gülüş hissediyorum.
***
Sayın Akyol ne biliyor, demek gerek, ne bilmiyor ki, neredeyse benden de
çok biliyor. Ve öyle sanıyorum sanki bir /*"ümm-i allame’dir"*/,
doğuştan bilge, diyorum;*Tayyip *Beyefendi, İbn-i Haldun’dan söz ettiler
ya, Akyol, hem biliyorlar ve hem de aşıyorlar. Tenkit’i dahi var. Şimdi
buradayız; Sayın Akyol neredeyse bir gün sonra yazmışlar.
*İBN HALDUN VE İSLAM*
Ve*24 Mayıs 2017 tarihindeyiz* ve Hürriyet’teyiz, yerimiz yüksektir,
Taha Akyol fıkrasındayız, /*"İbn Haldun ve İslam"*/ sütunundayız. O gün
şöyle başlıyoruz: /*"İbn Haldun adıyla İstanbul’da yeni bir
üniversitenin açılmasına sevindim. İbn Haldun, İslam’ın ve insanlığın
bilim tarihinde çok büyük bir isimdir. Törende konuşan Cumhurbaşkanı
Erdoğan, İbn Haldun’u bırakıp pozitivist sosyolojinin kurucusu Auguste
Comte’un geçmişte önemsenmiş olmasını eleştirdi. Hatta bunda bir kasıt
olduğunu ima ederek İbn Haldun mahkum edilmiştir, dedi."*/ Çok güzel,
yalnız işaret ediyorum, /*"dediler"*/ fiilini kullansalar, daha kibar
olurdu; Akyol’a daha uygundur. Bizim dilimizde çoğul ekler daha çok
saygı yüklüdürler. Misal mı, /*"Kemal Paşa geldi"*/ değil,
/*"geldiler"*/ var ve ben de zaman zaman Osmani kibar dili seçiyorum.
Muhtemelen Farisi’den alıyoruz.
***
Akyol, buradan hemen sonra, /*"günümüzde sosyoloji bilimi Comte’u çoktan
aşmıştır"*/ diyorlar. Çok güzel, ülkemiz, öyle anlıyoruz, açılmaktadır
ve Akyol Üstad, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, hemen ve açıkça
eleştirmektedir. Öyle anlıyoruz, aşılmış bir kimsenin, şöyle de
söyleyebiliriz, artık tarih olmuş bir Comte’un, on dördüncü yüzyılda
yaşamış ve yazmış olan İbn Haldun’u, çok daha eski bir tarihi, mahkum
etmesi imkansızdır, söylenen işte budur. Kibar bir biçemi var.
Pek güzel, bundan sonra, Taha Akyol, bir /*"giriş"*/ kitabı olan
Mukaddime’yi ve İbn Haldun’un /*"Seyahatler"*/ olarak da bilinen
anılarını da okuduğunu not etmektedir. Çok kutluyorum. Ve öyle
anlıyorum, çok eski ve muhtemelen da tam olmayan bazı Osmani İbn Haldun
kitaplarına iltifat etmişler. Neden bu yolu seçtiler, bilemiyorum.
Yalnız bu sorum yöntemseldir ve bir nedenle formüle etmiş durumdayım.
*MUKADDİME BAŞ ESER DEĞİLDİR*
Bu soruların bir nedeni var, İbn Haldun, modern zamanlara,*1952 yılında*
başlayan*1957 yılında* tamamlanan üç ciltlik /*"Mukaddime"*/ çevirisiyle
çıkmıştır; şöyle de söyleyebilirim, bir tekrardır, daha önce insanlığın
nerede ise tümü, İbn Haldun’dan hiç haberdar değildiler. Daha da
açıklayabilir miyim, İnsanlığın İbn Haldun bilgisi bu çevirilerle
başlamaktadır ve çeviriler, bir anlamda, İbn Haldun kadar önemlidir.
Sanki İbn Haldun’durlar.
Ve /*"İsyan"*/, birinci ciltten aldığım şu bilgiyi vermek istiyorum;
/*"Mukaddime’yi, İngilizce’ye çeviren ve adının duyulmasını sağlayan, o
zamanlar bir İbrani Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan F. Rosenthal
idi. Şöyle anlayabiliriz, Mukaddime’nin ilk çevirisini bir Yahudi bilim
adamı olan Rosenthal yapmıştır; büyük teşekkürler borçluyuz. Güzel,
bilgi verirken düzeltmeler yapmak durumundayız; Taha Akyol, "*/İbn
Haldun’un baş eseri Mukaddime/*" diyor ki, asla doğru değildir ve
"*/Mukaddime/*" de belirtiyor, bu bir eser değil, sadece giriş’tir.
Devam etmek durumundayım, Arap tarihçiliğinde "*/Giriş/*" şarttır ve
usüldür. Bütün Arap tarihlerinde bir "*/mukaddime" vardır ve bizde de,
Osmani’de, usül aynı idi, devam ediyordu. Ediyorum.
*ARAPLAR İÇİN İBN HALDUN YOKTUR*
Güzel, benim çalışma dairemde, bana ait, Ibn Khaldun, Fransızca olarak,
/*"Al-Mukaddime"*/ olarak vardır. İbn Haldun’un asıl eseri, /*"İbar"*/
ya da /*"Haber"*/, tarih anlamındadır, pek çok cilttir ve yine benim
çalışma dairemde, İbar’dan seçmeler, iki cilt olarak, Ibn Khaldun,
/*"Peuples et Nations du Monde"*/ ismiyle vardır. /*"Extraits des
Ibar"*/ olarak devam ediyor, présentée par A. Cheddadi, hazırlayanı
belli ediyor ve /*"İbar’dan Seçmeler"*/, buradayız. Pek güzel, Arap
dünyasında yaşayan ciddi bir İbn Haldun uzmanı Cheddadi, iki ciltlik bu
çalışmasının ilk sayfasında, başlık anlamında, /*"Ibn Khaldun,
Anthropologue ou historien?"*/ ifadesine yer veriyorlar. Buradan şunu
anlıyoruz, Haldun’un tarih çalışmalarına, Arap dünyasında, ne demek
gerektiği konusunda bir tereddüt görüyoruz, antropoloji mi tarih mi,
hangisi, tereddüt ediyorlar. En çok bir /*"insan bilim"*/ olabilir ve
sosyoloji asla ve kata yoktur.
Güzel, geriye kalan Arap dünyası, ne diyorlar; bir tek cevap var,
/*"yok"*/ sayıyorlar. A, /*"sosyoloji"*/, akıllarına bile getirmiyor ve
b, tümden reddediyorlar. Güzel, tekrarlıyorum, Araplar için İbn Haldun
ve kitapları hiç yoktur; İbn Haldun, dünyaya gelmemiştir ve kitapları
ise hiç yoktur. Ve görmüyorlar. Şimdi Araplar tarafından reddedilen
Haldun adıyla bir üniversite açıyoruz. Buradayız.
*İBN HALDUN*’U*TÜRK DEVLET ADAMLARI ÇIKARDI*
Demek anlamaya çalışıyoruz, Profesör Rosenthal’ın çevirisine kadar,
demek, dünyanın hiçbir yerinde, İbn Haldun, hemen hemen, yoktular. Çok
güzel, biraz daha açabilir miyim, Profesör Rosenthal’ın, İbn Haldun’un
bu eserlerini gerçekten dünyaya getiren bu İbrani bilim adamının bir de
/*"A History of Muslim Historiography"*/ kitabı var, güzeldir. Bir
asistan arkadaşıma vermiştim, iade etti ama kütüphanemde bulamıyorum,
yalnız notlarımda yazılıdır, Rosenthal, çevirisini yaptığı
/*"Mukkaddime"*/ için, /*"His great work was much admired and diligently
studied by later generations, especially among Turkish statesmen and
scholars"*/ da diyorlar. Güzel, çevirmen, sanki yeni bir kitaptan söz
ediyorlar; bu yeni kitaba hayranlık duyanlar var. Peki, bunlar ise
/*"Türk devlet adamları ve alimleridirler"*/ ve buna gerçekten harika
diyorum.
Tabii ben de bir iş yapıyorum, Mukaddime’nin, Araplar tarafından
reddedildiğini ve Türk büyükleri tarafından da sevinçle karşılandığını
ortaya çıkarıyorum. Yaptığım iş önemlidir ve pek çok soru ile yüklüdür.
Güzel,*1960 yılının* sonlarına doğru, öyle görüyoruz, İbn Haldun, sanki
yer altından çıkarılmıştır ve bu arada, Türk devlet ve bilim adamları bu
çıkartmaya çok sevinmişlerdir. Tabii ben de daha basitleştirerek /*"1967
Yılı"*/ diyorum; ben de işte bu yılda böyle devlet ve bilim adamlarımız
olduğu için sevinç duyuyorum.
*İBN HALDUN MİTİ*
Pek güzel, öyleyse bilimsel bir eseri kenara koyuyorum ve sanki bir
polisiye yazıyorum. Ve Ümit Hassan’ın doktora tezine geliyorum, Siyasal
Bilgiler Fakültesi’nden almışlar, Bülent Daver, Nermin Abadan, Mümtaz
Soysal jüri üyeleriydiler,*1977 yılında* sonuçlandığını görüyoruz. Peki,
Doktor Hassan’ın bu çalışmasını, basıldığı zaman edinmiş ve
incelemiştim. Burada başka bir noktadan bakıyorum.
Kısa girişin son paragrafı, Profesör Von Grunebaum’un bir çalışmasından
alınmış, Von Grunebaum’un Avusturyalı olduğunu varsayabiliriz, Almanca
yazıyor ve Almanların uzun yıllar, islamoloji çalışmalarını ellerinde
tuttuklarını not edebiliyoruz. Doktor Hassan’dan şunu aktarıyorum:
/*"Grunebaum’a göre, ‘neredeyse bir İbn Haldun mitosu yaratılmak
üzeredir. İbn Haldun efsanesi öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, ortada
kendisine atıflar yapılan güvenilir bir metin vardır, Mukaddime, fakat
okunmasına pek de gerek görülmemektedir."*/*Çok şaşırtıcı değil mi,
değerli Profesör, Mukaddime’*ye, bir /*"mitoloji"*/ ya da bir
/*"esatir"*/ gözüyle bakmaktadır ve ancak, ne yazık, okuyucusu
bulunmamaktadır. Tabii Taha Akyol, bu genellemenin dışındadır.
Yalnız bir soru çıkıyor, kitaplarımdan İsyan’ın, birinci cilt, seksen
beşinci sayfasında görülüyor: /*"Yenişafak"*/ Gazetesi,*29 Eylül 2004*,
çok güvenilir olduğunu ısrarla belirterek, kuponla, Mukaddime
vermektedir. Taha Akyol, güvenilir, Türkçe, Mukaddime okumayı tercih
etmemektedir. Çok şaşırtıcı bulduğumu not ediyorum; sanki Akyol,
Profesör Grunebaum’u doğrulamaktadır. Okumamaktadır. Ve burada duruyorum.
***
Yalçın Küçük, İsyan, cilt *1*, s.*85*
***
*ALTI GÜN SAVAŞI*
Eta li sluçaynı Tovarişi, nyet , eta ni sluçayni; bu bir tesadüf mü
yoldaşlar ve hayır, tesadüf değildir. İlk önce Rusça görmüştüm, oradan
alıyorum, tesadüfe inanmayan birisiyim ve tekrarlıyorum.
Ve derhal, kütüphanemde, /*"Historical Dictionary of Israel"*/
olmalıdır, göz önüne koymuştum ve alıyorum, /*"Six Day War, 1967"*/
girişini açıyorum, /*"Altı Gün Savaşı, 1967"*/, İsrael’in Başkan Nasır
ile Suriye’de Hafız Esat’ı, birleşmişlerdi, perişan ettiği tarihtir.
İsrael, neredeyse, Mısır dünyasının topraklarının çoğunu aldılar, Sina
Yarımadası, Süveyş Kanalı yakını West Bank, Golan Tepesi, artık
İsrael’in elindedir. Zaferdir ve sanki İsrael yeniden kurulmaktadır.
İşte bu çeviriler, tam bu zamanda /*"piyasaya"*/ çıkmaktadır.
İşte /*"Mukaddime"*/ bulunmuştur. Ve İbn Haldun, Arapları neredeyse yok
saymaktadır ve Türkleri sadece ağır sözlerle yazmaktadır. Tekrarlıyorum,
Türk Devlet adamları çok memnundurlar.
Güzel, şimdi ben*1916 yılından* başlayan, beş ciltlik yeni bir
/*"Tezler"*/ üzerinde çalışıyorum ya,*1916 yılında*, İngiliz
emperyalizmi, birden aynı aileye dört Arap Devleti ihsan etmişti ve
Türkleri Arapların topraklarından çıkardılar. Bu bir; iki, biz Türklerin
halk kültüründe /*"Araplar bizi arkadan vurdular"*/ ideolojisi
hakimdi,*1960 yıllarında* da öyle olduğunu biliyoruz. Ve hem İbn
Haldun’u ve hem de İsrael’i çok seviyoruz.
*ARAP DOLARLARI*
Yeni Tezler’i biraz da bunun için çalışıyorum. Bilimsel olarak görürüz.
Arapları sevmemek ve hatta nefret etmek uzun yıllar sürdü.*27 Mayıs 1960
ile* birlikte ve özellikle Türkiye İşçi Partisi’nin etkisiyle bir
kırılma yaşamaya başladık. Yalnız, güzel bir söz var, birisini bir dua
ya da beddua ile öldürebilirsiniz, ancak kahvesine biraz arsenik koymak
şarttır.
Demirel’in, başbakanımız idi, /*"beş sente muhtacız"*/ dediği günleri
unutmuyoruz, hem büyük bir ekonomik kriz ve hem de Demirel’in
/*"Milliyetçi Cephe Hükümeti"*/ ya da zulmünü birlikte yaşıyorduk.*12
Eylül 1980 Darbesi*, bekleniyordu ve gelmiştir. İşte o zamanlar, dünyaya
da /*"Arap doları"*/ yayılıyordu, saçıyorlardı ve bizler, devlet
adamlarımız, Suudi Saraylarını gezmeye ve tavaf etmeye başlamıştık, Arap
dolarları topluyorduk. Sonra*24 Ocak 1980 kararlarını* aldık, sonra
dayanıklı tüketim malları imal etmeye ve sonra Arap pazarlarına satmaya
başladık. Sonra Arap dolarlarıyla birlikte Araplarımızı sevmeye
başladık. Aynı zamanda ideolojimizi ve tarihimizi değiştiriyorduk.
*ARAPLAR*’DA*ÇOK İBN HALDUN VARDIR*
Edward Said’i biliyoruz, /*"L’Orientalisme"*/ kitabını yüksek tutuyoruz,
/*"Doğu, Batı Tarafından Yaratılmıştır"*/, bu kitabın ikinci başlığıdır.
Bu kitapta /*"De Sacy, E. Renan, K. Marx"*/ önemli bir bölümdür. Bu
önemli bölümde İbn Haldun hemen hemen yoktur. Bütün bu önemli kitapta
İbn Haldun’un adı, bir yerde Caussin’in İbn Haldun’un kitaplarına büyük
güven duyması nedeniyle, /*"auquel Caussin fait grande confiance"*/
geçmektedir. Öyle anlıyoruz, İbn Haldun efsanesi, esatiri, küçük ölçekli
olmuştur. Kalmıştır.
Tabii, Haldun’u çalışırken, Balşaya Sovyetskaya Entsiklopedya’yı ihmal
etmiyorum, Kütüphanemde mevcut koleksiyondan, Vol.*17 ve*
stranitsa*259*, bakabiliyorum, /*"pridavaya reşayuşşee znaçeniye klimaty
i geografiçeskie srede, on ostalsya na pozitsiya idealizma"*/
yazıyorlar. Şunu çıkarıyoruz, İbn Haldun tarih sistemini kurarken, iklim
ve coğrafyaya fazla belirleyici, yer vermektedir ve bu da idealizmde
kalması anlamındadır. Demek Sovyet düşüncesinde de İbn Haldun’un yeri
yoktur. Güzel, sona yaklaşıyoruz.
Arabi Felsefeci Abid El Cabiri ise, biz /*"Araplar’da çok İbn Haldun
var"*/ demektedir ve tekrarlıyorum, Arap tarihçilerin hepsi bir
Mukaddime yazıyorlar. Haldun, uzun yıllar, Kahire’de yaşadılar; Kahire
elenizm’in toprağıdır, okuması ve bilmesi çok doğaldır. Ancak, İbn
Haldun’un açıklıkla söylediği üzere, Haldun bir sufidir, bir
/*"mistik"*/, aynı anlamda bir batini’dir ve tasavvufi’dir, /*"akılcı"*/
değildir. Doktor El-Cabiri, bu noktaya vurgu yapmaktadır; bilim dışında
görmektedir.
*İLAHİYAT YANI ZAYIF*
Bir de İbn Haldun’un , /*"asabiye"*/ ve bazen da /*"asaba"*/ görüşü var;
İbn Haldun’un, Al-Muqaddima’sında iki yerde geçiyor, bir yerde /*"des
liens du sang (assabiyya) , necessaire a l’autodefense"*/ olarak
okuyoruz. Buradaki /*"autodefense"*/ sözcüğünü /*"özsavunma"*/ şeklinde
anlıyoruz, her aşiret’in bir asabiye’si olması gerektiğini ve bunun da
savunma için zorunlu olduğunu kavrayabiliyoruz. Şöyle de söyleyebiliriz,
asabiye, /*"esprit de corps"*/ karşılığıdır, her aşirette olması gereken
/*"dayanışma"*/ gücüdür. Asabiye güçlüyse, aşiret de güçlüdür ve hepsi
budur. Aşiret ruhu, birlik bilinci, asabiye’dir.
***
Herhalde artık bitirmek durumundayım. Deniz Hocam ile Okan Hocam, Odatv
çalışmalarımızda, yazılarımızda, bir tür editörlüğümüzü üstleniyor
diyebiliriz. Deniz Hocama bu yazıyı yazmadan önce /*"iki sayfa"*/
demiştim; Deniz Hocam da /*"anlıyorum, on sayfa"*/ cevabını verdiler.
Henüz, on sayfa olmadı; umuyorum, bitmek üzeredir. Ama son olarak,
Maxime Rodinson’a bakmak durumundayım; /*"Marxism et Monde Musulman"*/
Frankofon aydınlarımızın bir dönem en önemli kitabı idi ve bendeki Doğan
Avcıoğlu’ndan kalmadılar. Bu dünyadan ayrılınca, Gülseli bazı
kitaplarını bana verdiler ve üzerinde Doğan’ın da işaretleri var.
Rodinson, yetmişli yıllarda hem marksizm’de ve hem de islami
araştırmalarda pek güvenilir birisi sayılıyordu, kitabı*700 sayfaya*
yakındır, hacimli bir kitap demek istiyorum; Paris*1972 baskısı*, yeni
Tezler’de mutlaka yeniden incelemem gerekiyor ve Rodinson da asabiyet’e,
/*"esprit de corps"*/ diyor ki, /*"dayanışma"*/ ruhu olarak anladığımı
tekrarlıyorum. Ayrıca İbn Haldun’un buna bir /*"perspective
sociologique"*/ şekilde yaklaştığını ekliyor, bundan ilahiyat yanını
zayıf bulduğu sonucunu çıkardığını düşünüyoruz. Sosyolojik yaklaşımla,
asabiyet’e ya da /*"asabi olmaya"*/ bir /*"mise en relief"*/, bir
/*"özgünlük"*/ kazandırmış olmaktadır. Bir form veriyorlar, sanki
kavramlaşmıştır.
Yine Rodinson’dan aktarıyorum, Orwell, /*"şovenizm"*/ demektedir ki,
aşiret bağlılığı olarak da anlayabiliriz. Sovyetler de bu kavram
üzerinde düşünmüşler /*"partiynost"*/ kavramıyla da açıklıyorlar,
/*"esprit de parti"*/, güzel ve bir /*"parti ruhu"*/ veya
/*"dayanışması"*/ şeklinde anlayabiliyorum. Ve hepsi budur.
Ne demek, İbn Haldun her aşirette var olan /*"bağlılık"*/ hali üzerinde
biraz durmuştur, aşiret ya da kavimde bağlılık bilinci güçlüyse, aşiret
ve kavim güçlü olarak kalmaktadır ve devam ediyorlar. Hepsi bu kadar;
ancak buradan, /*"sosyoloji"*/ çıkaramayız ve Haldun’a /*"sosyoloji
bilgini"*/ diyemeyiz. Öyleyse,*Tayyip *Beyefendi’yi, danışmanları
gereksiz olarak üzmüşler. Tabii sosyal meselelerle ilgili üniversite her
zaman sevindiricidir, yalnız, ben olsam, /*"Namık Kemal Üniversitesi"*/
adını seçerdim. Daha çok bizdendir, işaret etmiş oluyorum.
*HERKES GİTTİ YALNIZ KALDIM MEYHANEDE*
Peki ama İbn Haldun biz Türklere /*"köle"*/ demiş ise çok mu yanlış
yapıyordu, hep sorumuz var ve eğer burada doğruyu yazacak ya da
söyleyecek birisi varsa, bu, İlber Hocam’dır; eskiden yapıyordu ve hem
konuşuyordu ve hem de güldürüyordu, ama şimdi, Pazar’a çekildiler. Ne
yazık sustular ve ben de biz Güneylilerin /*"herkes gitti yalnız kaldım,
meyhanede"*/ havasına mahkum oldum. Henüz, mahkum olmuyorum, yeteri
ölçüde olmuşluğum var.
Ne demek, Mukaddime’de İbn Haldun’un biz Türkler için çok ağır
manzumeleri var ve bizler için /*"köle olduklarından utanmıyorlar"*/
demektedir; kitaplarımda yerleri var, isteyenler buluyorlar.
***
İbn Haldun: Mukaddime ve Türkler İçin Manzume
Kafesinde bir Halife
İki Türk zındancı arasında
Tekrarlıyor bir papağan misali
Emirleri ve bir zindancı arasında
***
Ne demek, İbn Haldun, Maşrık’dan Kahire’ye geldiler ve çok uzun yıllar
Kahire’de yaşadılar; ölümü*1406 yılındadır*. Peki, orada ne vardı, bir
/*"Türk Devleti"*/, ki /*"memlük"*/ de diyoruz, /*"kölemen"*/ olduğumuzu
da saklamıyoruz, çeşitli Türk kavimlerden, /*"köle"*/ olmuşlar, sonra
fırsatı görmüşler, isyan etmişler, yönetmeye başlamışlar, amma
köklerini, köklerimizi, reddetmemişler. Saklamıyorlar, /*"biz köleyiz"*/
diyorlar. Bu, bir. Sonra İkinci Selim, Kahire’yi aldılar ve Osmanlı
İmparatorluğu’na kattılar. Demek İbn Haldun’a bunları biz Türkler söyledik.
*AYDINLIĞA ÇIKMAK*
Tekrarlayabilir miyim, İbn Haldun en son*1406 tarihinde* yazdı, ölüm
tarihi budur, o sırada, Türklerin sadece bir /*"Emir Osman’ı"*/ vardı.
Haldun sadece bunu ve bir de, Kahire’deki devleti biliyordu ve
oradakiler, /*"biz köleyiz"*/ demekten çekinmiyorlardı. İbn Haldun,
/*"bu Türkler köle olduklarını söylemekten utanmıyorlar"*/ diyordu ki
tabii biraz ağırdır. Öğrenmek gerek ve yazmaktan, ne yazık,
yorulmuyorum. Hayır, doğrusu çok yoruluyorum. Çünkü ben yazmasam ve ben
yazmasam, aydınlığa çıkamamaktan korkuyorum.
***
Pek güzel, İbn Haldun’un, /*"insanlar doğarlar, büyürler ve sonra
ölürler"*/, böyle de bir sözü var, bunu da yazdığına inanılmaktadır.
Osmanlı’nın son zamanında büyük aydınlarımız, bunun Haldun tarafından
yazıldığına inandılar; ben hiçbir yerde görmedim, belki de uydurdular.
Yalnız kabul etmeliyiz, bu sözü uydurmak çok kolaydır, İbn Haldun da,
bir başkası da uydurmuş olabilir, çok kolaydır. Münevverlerimizin
uydurma halleri vardır ve biliyoruz.
Son Osmanlı münevverlerimiz bu lafı çok sevdiler ve burada bir
/*"tevekkül"*/ felsefesi buldular. Biz, doğduk, büyüdük, imparatorluk
olduk, ancak artık çöküyoruz ve önleyemeyiz, çünkü Allah’ın kuralı ve
emridir. Sufi münevverlerimiz bundan hem memnundular ve hem de İbn
Haldun’u öne sürdüler. Bir alim sayıyorlardı, sığındılar.
Alimler çok zaman sığınmak için vardırlar.
Tekrar ediyorum, görülüyor, Haldun’u pek çok dilde inceledim, bu
görüşlerine hiç rastlamadım. Ama, son zaman münevverlerimizin bir kısmı
artık tevekkül felsefesine bağlanmıştı ve bunu sahiplendiler. Demek
tarikatlarımız, insanlarımızı rahatlatıyordu. Rahatladılar.
***
Tarikatlarımız /*"tevekkül"*/ veriyorlar. Ve bugün çokturlar. Belki de
ihtiyacımız artmaktadır.
*PARİS*’TE*HERKES SOSYOLOGTUR*
Güzel, Paris’i İlber Hocamız, unutmuş olmalıdır: Paris’te eğer mühendis
değilseniz, tarihçi hiç değilseniz, iktisatçı olamamışsanız ve
ağzınızdan /*"laf"*/ çıkıyorsa, size /*"sosyolog"*/ diyorlar. Bir,
Paris’te /*"sosyolog"*/ çoktur ve kullandığım kaynaklardan Rodinson bir
misal, İbn Haldun’a /*"sosyolog"*/ demektedir; nedeni başka bi-şi
diyememesindedir. İbn Haldun’un bir tarihi yoktur ve öğrenmek iyidir ve
ben sunuyorum.
***
Yine kitaplarımda var, Fransız tarihçi Marc Ferro, popüler tarihçi
olmasına rağmen çok okuyordum. Çocuklar için de tarih yazmışlardı,
okuyorum. Yazdıkları arasında, İbn Haldun’un Yahudileri çok övdüğü
çoktur. Çok yararlıdır ve okunması tavsiyelerim arasındadır.
Bazı tarihçiler İbn Haldun’un biz Türkleri Yahudi saydığı ve bu nedenle
yer yer çok övdüğü görüşünü de ileri sürüyorlar. Bunlara /*"iyimser
tarihçiler"*/ diyoruz. Ve böylece, /*"hakikaten"*/ bitiriyoruz.
*MECELLE YASASI*:*SIKIŞIRSA GENİŞLER*
Bir de /*"ibar"*/ ya da haberimiz var. Sabih Kanadoğlu Üstadımız
tatiline çıkıyorlardı, uzun kalıyorlar ve buluştuk. Yine Sabih Dostumuz,
yine Yaver Üstadımız ve yine /*"maalen"*/ ve yine, Akşamcı’ya ve bu
habere de iki haber eklemek istiyorum. Beyoğlu Belediye Başkanı çok
önceden başlamıştı, Beyoğlu’nda, Asmalı Mescit’te lokantaları çökertmeye
çoktan el attılar. Güzel, bu Ankaralılar, galiba gerçekten şeytanlar,
payitaht’ın, Ankara’dan taşınacağını çoktan düşünmeye başlamışlar.
Ankaralılar için düşünmek mi, yaymaktır. Çoktan beri, yayıyorlar.
Ama /*"akşamcı"*/ Bestekar’dadır ve Bestekar artık lokantalar
mahallesidir. Hiç azalmıyor ve amma artıyor, biz de /*"veda"*/
yemeğimizi yine Bestekar’da yaptık. Ama, marş yoktu, Vali yasaklamıştı,
bu kadar çabuk mu uyuyorlar, anlayamadım. Demek İzmir Marşı’nın
duyulmasından çok rahatsız oluyorlar. Tabii, sinir bozucudur. Ve
bitiriyoruz.
***
Masamız, İzmir Marşı’ndan mahrumdu ama umutluydu. Umut varsa, mutluluk
da vardır. Sabih Üstad, cehepe’nin mevcut halinden umutsuz görünüyordu,
ama artık bunun moral bozucu yanı kalmamıştı. Ayrıca /*"Mecelle"*/ var,
Osmanist yasadır; bir kanunu da, /*"sıkışırsa genişler"*/ olarak
biliyoruz. Kılıçdaroğlu artık daha sıkışmaktadır ve genişlemektedir.
Bunun dışında, Üstadlarımız, artık sıkışırsa genişler
düşüncesindedirler. Hal-i umumimizden yeteri ölçüde umutlular. Ve en son
türkümüz işte burdur.
*GÜLEN ORDUYA SIZMAK ÜZERE VARDIR*
İbn Haldun’un yükselmesinden herhalde İsrael memnundur. Tabii Fethullah
Gülen’in de memnun olması ihtimal dahilindedir; çünkü Gülen, akepe’nin
kuruluşunda vardırlar, Nasuhi Güngör’ün kitabı hâlâ sürümdedir. Buna
şunu ekleyebiliyoruz, aralarının ilk bozulması, Marmara Gemisi’nin
Filistin seferi nedeniyle çıkmıştı, Fethullah Gülen bu sefere karşı
oldular. Şimdi, hem Amerika tam sahip çıkıyor görünmektedir ve bir de
Senato ile Temsilciler Meclisi, el ele, sanki Ankara’ya hücum ediyorlar.
***
Fethullah Gülen’in ilk mesleği, seyyar vaizlik idi, İzmir’de
dolaşıyordu, devlete çalışmayı ve orduya girmeyi seviyordu, /*"komünizm
ile mücadele"*/ ediyordu ve*27 Mayıs*’ın ilk günleriydi, bu yazının
bittiği gün, bundan tam*57 yıl* öncesidir ve Türkiye İşçi Partisi
çalışmaya başlıyordu, Gülen’in ilk işi, /*"bize karşı"*/ mücadeledir.
Ordu Gülen’den hayli memnundur, arada tartıştık, ben Gülen’i tebrik
edeni, Cemal Gürsel olarak, Sabih Üstad ise Cevdet Sunay olarak
hatırladılar. Bakarız, doğrusunu buluruz. Yalnız bu iş böyledir; Gülen,
esas itibariyle orduya sızmak üzere vardır. Sincan’dan da görüyoruz, pek
çok üst rütbeli subaylar reddediyorlar. Hem değiliz ve hem de yokuz
diyorlar. Sanki olanlar, yoklar. Yoklar ise varlar.
*TAHA AKYOL OKUMAYI BİLMEZ*
Ve son sözüm şudur, Taha Akyol, şu kitabı okudum, bunu okudum demeyi
bırakmalıdır. Profesör Fischel, /*"Ibn Khaldun ve Tamerlane"*/
kitabında, /*"İbn Haldun ve Timur"*/, Haldun’un otobiyografisi ve bunun
üzerine bir incelemedir ve /*"Tarif"*/ olarak yayınlanmıştı, İbn
Haldun’un her cümlesini en az bir kez düzelttiğini, değiştirdiğini
yazmaktadır. Çok doğru ve çok yerindedir. Akyol Bey, kısa yazıda, pek
çok Arabi ve /*"asıl"*/ kitap okuduğunu ileri sürmektedir. Ne yazık,
inanmamız zordur, okusalar dahi her tarafı yanlış olmalıdır. Hayır,
yazacaksanız, okumak durumundasınız; her konunun kitaplar vardır.
Burada görüyorsunuz, kaç dilden kitap kullanıyorum.
Bir, İbn Haldun, Rosanthal’ın çevirilerinden sonra doğmuştur ve
çıkmıştır. Öğreneceksiniz, /*"şundan okudum, bundan yazdım"*/ demek,
okumamaktır. İki, ya öğreneceksiniz ya da İlber Hocam ile akşamları
buluşacaksınız, Hoca size okuyacaktır. Şunun kitabını okudum, diyorlar,
ben, hiç okumamıştır, şeklinde anlıyorum. Üç, şimdi İbn Haldun’u
öğrenmenin dili İngilizcedir ve Fransızcadır. Bu dilleri bilmiyorsanız,
hiç bilmiyorsunuz, demektir. Bir iki işaretim de hiç bilmediğinizi
anlamış olduğumu göstermektedir. Dört, daha Mukaddime’yi, İbn Haldun’un
kitabı sanıyorsunuz, henüz işin başındasınız. Mukaddime, kitap değil,
sadece mukaddime’dir.
Benim şimdiye kadar yayınlanmış kitaplarımda, İbn Haldun üzerine, en az
yedi bölüm vardır. Bulunuz ve okuyunuz. Bir süre bekleyebilirsiniz,
hepsini, yenileyerek ve genişleterek, yeniden yazmayı planlıyorum. Ve
başarılar diliyorum.
Aydın Doğan, gazeteciliği gömmektedir.
Yalçın Küçük
Odatv.com
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170709184315 Oraj Poyraz At [email protected]
[email protected]
2017/07/10 01:48 6 64 [email protected]
--
Ben manevi miras olarak hicbir ayet, hicbir dogma, hicbir donmus ve
kaliplasmis kural birakmiyorum.
Benim manevi mirasim ilim ve akildir.
Mustafa Kemal Ataturk
Nihayet iftar saati geliyor, Muslumanimiz (Bu, biz de olabiliriz)
sofraya oturuyor ve mukemmel bir yemek yiyor.
Istahinda hicbir kapanma yok.
Catlayincaya, patlayincaya, tiksirincaya kadar yiyor.
Yemekten sonra cayini icerken, ne olacak bu Muslumanlarin hali diyor.
Ne suurlu, ne merhametli, ne duygulu Musluman!..
Mehmet Sevket Eygi
Murtecilerin cok sevdigi ve onemsedigi fikir adami.
KARS IN DERECIK KOYU AGITI
Hey agalar nasil diyek derdimiz
Vardi zulmun sonu arsa dayandi
Ermeni islami kirdi daladi
Mazlumlar amani arsa dayandi
Mevla nin takdiri eristi basa
Yuz cevirdi bakmaz kardas kardasa
Uc yuz altmis cani yakti atasa
Koptu Nuh Tufani arsa dayandi
Bir cenaze gordum kan dolmus yuzu
Portlamis kenara sicramis gozu
Uc yuz altmis canin sonmemis kozu
Yanan can dumani arsa dayandi
Bir yigidi vurmus yolda koymuslar
Can teslim etmeden deri soymuslar
Cep cep etmis yanlarini oymuslar
El cepte figani arsa dayandi
Bir gelin gordum ayaga kalkmis
Sandim ki cani var yuzume bakmis
Kafir mismar ile direge cakmis
Mismar civi unu arsa dayandi
Bir hamile kadin davranmis kaca
Ermeni eylemis hep parca parca
Kilinc ile vurmus bolunmus kalca
Akan kizil kani arsa dayandi
Cocugu karnindan cikartmis bakar
Can teslim etmeden sunguye takar
Bebegin figani dag tasi yakar
Dagin tasin sani arsa dayandi
Tanri Ermeni ye vermis firsati
Kesti kokumuzu kirar milleti
Ruz-i kiyamete kaldi muddeti
Intikamin gunu arsa dayandi
Alti yuz altmis can batti kirildi
Cogu yandi geri kalan vuruldu
Bu koyun defteri artik duruldu
Halil in amani arsa dayandi
Kaynak mi? Bilmiyorum.
Sadece cok begendim.
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : [email protected]
Gruba uye olmak icin : [email protected]
Gruptan ayrilmak icin : [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin : [email protected]
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz :
http://orajpoyraz.blogspot.com/
BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.