Merhaba, Herkesin farklı bir hikayesi vardır. Benimki de hasb-el kader Türkiye'de kalmış birisinin hikayesi. Çok idealist bir insansınızdır, kendi firmanızı kurarsınız. Özel çözümler üretirsiniz gerçekten uygulanabilirliği çeşitli platformlarda test edilmiştir. Hatta ortalama 5-6gb mysql verisi ile aktif olarak koşan çözümleriniz vardır. Teklif dosyaları, zilyon tane yetki belgesi, yetmez personelin eğitimleri, hepsini tamamlarsınız. Bir sabah kalkar 2 senede "neler yaptık yahu" dersiniz. Bu süre zarfında ufak tefek işler almışsınızdır yarı borç yarı cepten idare eder gider işletmeniz. Ama bir çok şeyi kağıt/kalem manasında aşmışsınızdır. Bunca belgeyle eğitimle belgelendirmeyle artık orta ölçekli işlere koşmanız gerekir. O ihale sizin bu ihale sizin koşup durursunuz. Olmaz, olmaz, olmaz. Yine içinize dönersiniz bir yerlerde hata yapıyorum galiba dersiniz. Hatalı olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri , eksik kaldığınız yerleri yavaş yavaş düzeltirsiniz. Yine olmaz. Aşamadığınız yeri sonunda fark edersiniz. Ön yargıların ve içine girmeye çalıştığınız sistemlerin bundan 6-7 sene önce temellerinin faklı limanlarda, farklı platformlarda hatta kaptanlarıyla beraber demirlendiğini görürsünüz. Oldukça bilgili, hoş sohbet bir insan olup çıkıverirsiniz. Bundan öteye geçemez, vergi borçlarınıza ve yetki tabelarlarınıza bakarken bu hikayenin bir yerinde olduğunuzu ve henüz bitmediğini düşünürsünüz. Daha zamanı var, bir sosyal bilimci olarak gördüğüm çok büyük acılar çekmeden maalesef yukarda bahsettiğim sorunların aşılacağı ortamı yakalamamız imkansız. Olacak olan büyük bir ekonomik çöküş ve bu çöküşle birlikte birilerini model olarak almak. Başka türlü yapamıyoruz, asyalı bir toplumuz. Bu süreçte kimseye kinlenmedim, sinilenmedim. Ama kendime ve hergün beraber olduğum insanlara acıdım. Şimdi o çöküşün tiktaklarını dinliyorum ufacık ofisimde. Kaybetmek üzere olduğum ailemi ve küçük kızımı düşünüyorum. Hayır, gerçekten hata yapmadım. 99 senesinde bir kaç mandrake cdsi ile başlayan bu yolculuk hep kişiliğinden ödün vermeden, öğrenme azmini kaybetmeden devam etti. En azından, birilerinin gayet normal olarak satmak amacıyla ürettiği ürünleri hayasızca yollarla elde edip kullanmadım. Onlarla bir şey üretmedim. Hep alternatiflerin peşinde koştum. Bunu yaparken de hep hayran oldum insanın üretebilme yeteneğine. Neden yazıyorum? Çok basit: "İnsanca pek insanca...". Kendimi buradan daha "özgür" hissettiğim bir yer yok. İmla mı, noktalama mı boşverin saat olmuş 02:00. Geriye dönsem, o kitapçıya yine giredim ve Türkiyede kalırdım. Ama o şirketi kurmazdım. O insanların son kez o kapıdan çıkışlarını görmemek için elimden gelen her şeyi yapardım. Hepinize iyi çalışmalar. Saygılar. Thu, 15 Jul 2010 00:00:28 +0300 tarihinde Devrim GÜNDÜZ <[email protected]> şöyle yazmış:
> 14.Tem.2010 tarihinde 22:51 saatinde, Kerem ERZURUMLU <[email protected] > > şunları yazdı: > >> Ama gel görki veritabanı kısımında "Üretici firmanın Türki >> ye >> temsilcisinden yetki belgesi" istiyorlar. > > O belgeyi vereyim ben PostgreSQL için. > -- > Devrim GÜNDÜZ > PostgreSQL DBA @ Akinon/Markafoni, Red Hat Certified Engineer > devrim~gunduz.org, devrim~PostgreSQL.org, devrim.gunduz~linux.org.tr > http://www.gunduz.org Twitter: http://twitter.com/devrimgunduz > _______________________________________________ > Linux-sohbet mailing list > [email protected] > https://liste.linux.org.tr/mailman/listinfo/linux-sohbet > Liste kurallari: http://liste.linux.org.tr/kurallar.php -- In the end, everything is a gag. Charlie Chaplin _______________________________________________ Linux-sohbet mailing list [email protected] https://liste.linux.org.tr/mailman/listinfo/linux-sohbet Liste kurallari: http://liste.linux.org.tr/kurallar.php
