Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
IV. Murad Han 11 yaşında saltanata geçmişti. İlk yıllarında Bekir
Subaşı’nın sebep olduğu karışıklıklar sırasında Bağdat elimizden çıkmıştı
(1623). Padişah bu duruma son derece üzülmüştü. Bağdat’ın geri alınabilmesi
için derhâl ordular göndermeye başladı.
Nitekim Şubat 1625’te sadarete getirilen Diyarbakır Beylerbeyi Vezir Hafız
Ahmed Paşa’nın ilk görevi de Bağdat olmuştu. Hafız Ahmed Paşa komutasındaki
Osmanlı ordusu Kasım 1625’te gelerek Bağdat’ı abluka altına aldı.
Ancak muhasara beklenenden uzun sürecektir. Muhafızlar büyük mücadele
veriyorlardı. Yapılan müteaddit hücumlardan, açılan lâğımlardan bir netice
alınamadı. Muhasaranın yetmiş ikinci günü bazı lâğımların atılmasını
müteakip umumî hücum yapıldıysa da muvaffak olunamadı.
Öte yandan Şah Abbas, kalenin sıkışık vaziyetini haber alınca otuz bin
kişilik kuvvetle gelerek Osmanlı ordusunun erzak yollarını kesti. Bu nazik
durum karşısında Hafız Ahmed Paşa, ordu erkânını sipere çağırıp görüştü.
“İşte şah geldi, barut ve erzak azaldı ne yapmalı” diye sordu.
Halep Beylerbeyi Mustafa Paşa, artık Bağdat’ın alınamayacağını Şah’ın
üzerine gidilmesinin daha evla olacağı görüşünü bildirdi. Fakat yeniçeriler
“Biz cümle kırılırız, Bağdad alınmayınca metristen çıkmayız” derken,
sipahiler de “Siz metrisleri muhafaza ederseniz biz dahi dışarıda kalmaktan
geri durmayız!” dediler. Bu sözler üzerine muhasaraya devam kararı alındı.
Zor durumda kalan Serdar-ı Ekrem Hâfız Ahmed Paşa, padişahtan top ve
mühimmat yardımını çok güzel bir şiirle dile getirmişti:

Aldı etrâfı adüv imdâda asker yok mudur?
Din yolunda baş verir merdane server yok mudur?

Bir aceb girdâba düştük çâresiz kaldık medet
Âşinâlar zümresinden bir simâver (şinâver) yok mudur?

Kendisinden yardım talebinde bulunulan IV. Murad Han ise başarısızlığın bir
sembolü olan bu isteği sitemkâr bir biçimde reddetmiş ve aynı redifli bir
şiir ile karşılık vermişti:

Hâfızâ Bağdâda imdâd etmeye er yok mudur?
Bizden istimdâd edersin sende asker yok mudur?

Düşmânı mât etmeye ferzâneyim ben der idin
Hasma karşı şimdi at oynatmaya yer yok mudur?

Merdlik dâvâ edersin bu muhanneslik neden
Havf edersin bâri yanında dilâver yok mudur?

Hafız Ahmed Paşa, üzerine gelen Şah Abbas’a karşı Diyarbekir Beylerbeyi
Murad Paşa’yı görevlendirdi. Ancak kalabalık Safevî birlikleri karşısında
Murad Paşa muvaffak olamayarak bozulup orduya geldi. Galibiyetten dolayı
kendisine güven gelen Şah, ilerleyerek Osmanlı asıl kuvvetleri üzerine
yürüdü. İlk çarpışmada İran kuvvetleri çekildi. Ertesi günü Şah, Hafız
Paşa’ya mektup yollayıp:
 “Ben Bağdat’ı bir Celâli elinden aldım. Padişah hazretlerine name gönderip
oğlum için rica ettim, eğer vermezse size teslim ederim. Şimdilik siz ceng
zahmetine katlanmayınız.” diye haber gönderdi. Böylece Osmanlı ordusunu
oyalayıp yıpratma düşüncesindeydi. Buna karşı Veziriazam:
"Padişahın vekil-i mutlakıyız. Sualinizin cevabı bizdedir. Ol tarafa name
göndermeğe hacet yoktur. Bu gibi sözlerle Bağdat’tan el çekmeziz”,
sözleriyle mukabele etti.
İran güçleriyle başlayan üçüncü gün savaşı pek şiddetli olmuştu. Şah’ın
kalabalık birlikleri dört yandan hücum tazeliyorlardı. Yeniçeriler ise bir
dizlerini yere koyup Kızılbaşlar üzerine kurşun yağdırıyorlardı. Savaş
sabahtan ikindiye kadar devam etti.
Harp bir kaç defa Osmanlı kuvvetlerinin aleyhine döner gibi olduysa da
Yeniçeri Ağası Hüsrev Ağa'nın ve bilhassa Hafız Ahmed Paşa'nın elinde ok ve
yay olduğu hâlde askeri teşci etmeleri vaziyeti kurtardı.
İran ordusu sonunda geri çekilmeye başladı. Şah Abbas bu muvaffakiyetsizlik
üzerine anlaşmak üzere Tohte Han adında bir elçisini Osmanlı ordugâhına
gönderdi. Uzun görüşmeler sonucunda bir neticeye varılamadı. Bunun üzerine
Şah Abbas ehliyetli birisinin murahhaslıkla gönderilmesini istemesi üzerine
Veziriazamın selâm çavuşu Mustafa Ağa, şahın yanına yollandı.

Gidene kale verilmez!

Bağdat muhasarası dokuz ay sürmüştü. Asker hasta ve aç vaziyette idi.
Orduda erzak kalmadığından, mazı, kestane, diken otu yeniyordu. Bundan
başka harp levazımatı da bitmiş gibi idi. Şahın muvaffak olamayarak
çekilerek bir anlaşma istemesi ordu erkânına ümit vermişti.
Durum ümit verici bir hâle gelmiş iken kapıkulu askerleri arasında isyan
emareleri başladı. Daha önce ölmeden Bağdat’ı terk etmeyiz diyen asker
şimdi; “orduda yiyecek yok, at ve eşek kalmadı niçin oturuyoruz?” diyerek
Hafız Paşa’nın çadırına hücum ettiler ve “sen kızılbaşla berabersin” diye
kendisini ata bindirip İmam-ı Azam kulesine hapsetmeye yeltendiler. Bu fena
hâli elçisi Tohte Han ile diğer İran murahhasları da seyrediyorlardı.
Alemdar Osman Ağa:
“Padişahtan başka veziri kim azledebilir? Bu otağ padişahındır. Ben
olmayınca sancak-ı şerif buradan kalkmaz. Vezir kim ise bu otağa gelir”
dedi.
Asiler ağanın üzerine çullanıp tepeledikten sonra elinden âlemi alarak
muzaffer bir edayla götürdüler. Bu defa ocak ihtiyarları askerin önüne
geçip:
“Paşa, serdarımız ve padişah vekilidir. Şah askeri ensemizde, bu hâl nice
olur? Düşman hücum ederse baş yok kim cevap verir?” diyerek veziriazamı
ellerinden aldılar.
“Biz Bağdat’ı almadan dönmeyiz” diyen kabadayılar bu defa da gitmek
yaygarasına başlamışlardı. Hafız Paşa, “Şah’a gönderilen elçimiz gelsin
bir, iki gün sonra kalkarım” diye bunları yumuşattı.
Öte yandan İran ordusuna varan Mustafa Çavuş’a, Şah Abbas oldukça iyi
davranmıştı. Görüşmeler neticesinde Şah, kalenin Osmanlıya teslimine dair
nameyi yazarak çavuşa verdi (Haziran 1626). “Görüşülen sulh makbulümdür,
kaleden ayrılan İran askerine katiyen ilişilmesin” diyerek bir takım
hediyelerle Mustafa Çavuş’u yolcu etmişti.
Mustafa Çavuş henüz ayrıldığı sırada Osmanlı karargâhındaki İranlı casuslar
gelerek, kapıkulu askerinin isyanını haber ettiler. Şah Abbas, derhal
Mustafa Çavuş’u geri döndürüp;
“Başka yazılacak bir şey daha vardır.” diyerek elinden nameyi aldı ve
paramparça etti. Ardından da: “Serdarınız Bağdat üzerinden kalktı gitti.
Giden askere kale vermek olmaz; var git gördüğünü söyle” sözleriyle Mustafa
Çavuş’u geri yolladı.
Böylece Bağdat tam ele girmiş iken bir gün daha sabır gösterilememesi
yüzünden kaçırıldı (Temmuz 1626). Dokuz ay verilen mücadele ve çekilen çile
heba olmuştu. Mustafa Çavuş’tan bu haberi aldıklarında daha bir
kahrolmuşlardı. Artık eli boş dönmekten ve dönüş yolunda daha büyük
zorluklara katlanmaktan başka çareleri kalmamıştı.

Nusret sabırla gelir!

Peygamber efendimiz: “Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için
çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna
gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla
birlikte gelir”, buyurmuştur.
ABD ile girişilen büyük mücadele 15 Temmuz’dan beri şekil, usul ve mevzi
değişikliğine rağmen fasılasız devam etmektedir. İdarecilerin ve milletin
kararlı duruşu ve sabrı her defasında başarı ibresini ülkemiz lehine
çevirmiştir. Son ekonomi savaşında şunu idrak ettik ki her gemide fareler
vardır. Bunlar derhal yaygarayı basmakta hemen teslim olmayı düşünmektedir.
Korkaklar vardır. Tatlı canı ve üç kuruşluk parası gitmesin diye ortaya
çıkmaz ve sesleri solukları duyulmaz.
Amma bazı gemilerde kaptanla beraber, sulara gömülmeyi göze almış mert
tayfalar da vardır. Türkiye artık başındaki mert kaptanı ve peşine takılan
fedakâr yiğitleri ile Rabbine sığınıp ve güvenip mücadelesini yılmadan
devam ettirmektedir. Dolarlarını yurt dışına kaçıran farelere inat doları
bir paçavra gibi görüp Türk lirasına bir anlamda devletine güvenini
tazelemekte, vatanına muhabbetini göstermektedir.
Samimi ve ihlaslı Anadolu insanı sabır ve metanetle mücadelesine devam
etmektedir “İnnallahe yuhibbu’s-sabirin”: Allah sabredenleri sever.
“Men sabera zafera”. Zafer sabredenlerindir.
İşte bu sabrın neticesinde bugün ABD’nin politikaları dünyada tartışılmaya
açılmış Trump da ülkesinde istenmeyen hâle düşmüştür.
Büyük savaşın bitmediğini bilerek her alanda mücadeleye ve teyakkuza devam
olunmalıdır. Zafer rüzgârları ülkemiz yönüne doğru esmektedir.

TEFEKKÜR
Sabır; incecik sırat
Murat içinde murat
Sabır; Hakk’a tevekkül
Sabır, Hakk’a itimat …(N.F.K.)

-- 

Beyazay İzmir Faaliyetlerimiz

https://www.youtube.com/watch?v=HD58JVgFRRU&t=4s

Arkadaşlar Youtube kanalımıza abone olmanızı ve Çalışmalarımızı İzleyerek
Çevrenizle Paylaşıp Tanıtmanızı rica ederiz.

https://www.youtube.com/channel/UC6e_zHfBdXzVrSu3PmdJiOg/playlists

Salih Arıkan İletişim


Tel: 0506 514 96 93


Skaype: saliharikan2

Face: https://www.facebook.com/saliharikan4


Twitter: www.twitter.com/saliharikan77


İnsragam:  https://www.instagram.com/izmirliengelliler


Bağımsız Hareket kursumuz

https://www.youtube.com/watch?v=BsxdDJMTwLY&list=PLxl9hJG-_A9y1GarC8cDkGa1Wgy2XwcxT&index=1&t=5s

Blogger

https://saliharikanyazilar.blogspot.com/

Web. www.beyazay.org.tr

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"asr_isaadet" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/asr_isaadet.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap