*İbadetsiz Müslümanlık* modeli üzerine
Zaman içinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da sahiplendiği yeni bir akımla
karşı karşıyayız. Bu yeni akımın gerçekleştirmek istediği hedefi "İslam
Dini'ni ibadet merkezli olmaktan ahlak merkezli olmaya doğru evirmek."
şeklinde formüle etsek, acaba proje sahiplerine haksızlık etmiş olur muyuz?
Salim Öğüt'ün yazısı


[image: İbadetsiz Müslümanlık modeli üzerine]

ÜÇ AYLAR MÜNASEBETİYLE
İBADETSİZ MÜSLÜMANLIK MODELİ ÜZERİNE

Allah'ın kullarına rahmet ve şefkatinin söz ve amel olarak tecelli ettiği
İslam dini hakkında konuşmak, bu mesuliyetin farkında olanlar için her zaman
çok zor olmuştur.

Çünkü bu alanın uzmanlarınca malumdur ki, dinden veya dini konulardan
bahseden kimseler, nihai tahlilde Yüce Allah'ın (c.c.) taleplerini tebliğ
etmekte, yani O'nun (c.c.) emirlerini ve yasaklarını bildirmekte ve ihlâslı
bir iman üzere yaşamak isteyen müminleri bu talepler çerçevesinde yaşamaya
davet etmektedirler.

Bu mekanizmanın "ruhbanlık" olarak adlandırılmasının külliyen bir tahrif
olduğuna işaretle yetiniyor ve müstakil bir yazıda bu konuyu ele almayı arzu
ediyoruz.
Hal böyle olunca Allah'ın dini hakkında görüş beyan etmek çok ciddi bir
sorumluluk konusu olmaktadır. Hele bir de bu Din'in merkezinden söz etmeye
gelince, hiç şüphesiz bu durum daha büyük bir sorumluluğu mucip olmalıdır.

Şayet son dönemde bu konuda vuku bulan gelişmeleri yanlış algılamıyorsam ve
yanlış değerlendirmiyorsam yukarıda işaret ettiğim formülde ifadesini bulan
bir "merkez" arayışı ile karşı karşıyayız.

"*Yeni arayışlar*"dan her zaman heyecan duyduğumu ve arayış içindekileri
takdir ve tebrikle yâd ettiğimi belirttikten sonra şu hususu da paylaşmak
istiyorum:
Dindeki arayışın amacı *Şâri*'in, yani din koyucunun maksadını daha isabetli
bir biçimde anlama çabası olmalıdır.

Bunu böyle görmek için de "Hak" olanı belirleme hak ve yetkisinin sadece
O'nda bulunduğunu bilmek ve buna inanmak gerekir. Nitekim Yüce Allah (c.c.):
"*Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer
ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi*."  (el-Mü'minûn, 23/71)

Hal böyle olunca "Batıl"ı belirleme yetkisi de sadece O'na ait olacaktır.
"Yeni arayışlar"ın temeline bu ilkeyi yerleştirmeden girişilecek
teşebbüslerin yanlış istikametlere yönelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bu çerçeveden bakıldığında aşağıdaki sebeplerden dolayı yukarıda formüle
dilen arayışın yanlış istikamette seyrettiğini düşünmekteyim:
Öncelikle konunun "İslam Dini'ni ibadet merkezli olmaktan ahlak merkezli
olmaya doğru evirmek." Biçiminde ortaya konması şu tereddüde yol açmaktadır:
Bütün uzmanların ittifakıyla dinin bir merkezinin bulunması gereklidir. Bu
merkez bugüne kadar "ibadet hayatımız" olmuştur. Bugünden sonra ise "ahlaki
telakkilerimiz" olmalıdır. Dolayısıyla İslam Dini'ni, İbadet merkezli
olmaktan çıkarıp, ahlak merkezli kılmalıyız.

Bu yaklaşımın ima ettiği manaya göre sanki ahlak merkezli bir dinin inşası
için ibadet merkezli bir dinin imhası gerekli imiş gibi bir sonuç
çıkmaktadır.
Bu yaklaşımın ve bu anlayışının tasvip edilmesi mümkün değildir.
Çünkü:
*Eğer bu din için bir merkez belirleme ihtiyacı doğarsa, bunun cevabının en
başta Allah'ın kelamında aranması gerekir.
*Evet, o cevap hiçbir yoruma ve hiçbir tevile açık kapı bırakmayacak
netlikte gün ışığı gibi karşımızda durmaktadır:

"*Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım*."
(ez-Zâriyât, 51/56)
Dolayısıyla, şayet Kur'an-ı Kerim merkezli bir tesbitle bu konuyu çözmek
istersek, hiçbir muğlâklıkla karşılaşmayız.
Diğer taraftan başta en sahih iki hadis kaynağımız olmak üzere diğer sahih
kaynakların çoğunda yar alan ve Cibrîl hadisi olarak bilinen şu meşhur
hadisi göz ardı etmek mümkün mü:?

"Bir gün* Rasûlullah* (s.a.s.)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden
yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde
yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru
peygamber (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı.
Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
 "*Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle" dedi. Rasûlullah (s.a.s.):
"İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü
olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan
orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir" buyurdu. O zat: "Doğru
söyledin" dedi. Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem
de tasdik ediyordu*."

 (Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1).
Görüldüğü üzere İslam'ın Peygamber'i İslam'ı "Allah' ve Rasulü'ne inandığını
belirtmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak ve Hac yapmak" şeklinde
tanımlamaktadır.
Üzülerek görmekteyiz ki, gerek tarihte yaşanan bir takım sıkıntılar, gerekse
günümüzde yaşadığımız bir takım *aktüel problemler* yüzünden bu anlayış
tavsamış ve ibadetsiz bir Müslümanlık modeli türemiştir. Artık ortalama
yurdum insanının ibadetsiz hayatından dolayı ne vicdanında bir sızı ne de
yüreğinde bir boşluk vardır.

Hele son zamanlarda kendileriyle aynı unvanı paylaşmaktan üzüntü duyduğum
bir takım ilahiyatçıların gayretleri sonucunda öyle bir Müslüman tipiyle
karşı karşıya geldik ki, kendi ibadetsizliğini, yani isyan ve tuğyan halini
içselleştirmekle kalmamakta, kulluk bilincini henüz yitirmemiş kardeşlerini
suçlama, hatta bazen bu yüzden onlara saldırmaktadırlar. Onları dinci,
köktenci, kökten dinci, radikal Müslüman, aşırı dinci gibi çirkin yaftalarla
yaftalamak gibi bir ahlaksızlığı da rahatça irtikâp edebilmektedirler.
Tıpkı *Ömer Seyfettin'in hikâyesinde* olduğu gibi:

*Meşhur hikâyedir bilirsiniz*. Padişah rüyasında yağmurlar yağdığını ve bu
yağmur suyundan içenlerin çıldırdığın görür. Dehşetle uyandığı bu kâbusu
yorumlayan bütün tabirciler rüyanın aynen çıkacağında ittifak ederler. Bunun
üzerine yağmurlar yağmadan önce, hiç değilse saray halkını kurtarmak için
büyük sarnıçlar inşa edilir ve sular depolanır. Gün gelir yağmurlar yağar ve
gerçekten de o sudan içen herkes delirir. Saray halkı henüz akıl sağlığını
korumaktadır. Ne var ki çok kısa bir süre sonra hiç beklenmedik bir gelişme
olur. *Deliren ve çıldıran* o halk kendi arasında organize olarak yeni bir
düzen oluşturur ve saraydan çıkanları "deli var" diye* tacize başlarlar*.

Bu ülkenin mukadderatında söz sahibi olan ve başta bürokrasi, siyaset,
medya, sermaye ve üniversite çevreleri olmak üzere, hatırı sayılır itibarlı
kişilerin ve çevrelerin ibadet hayatıyla ilgili telakkilerinin aynen Ömer
Seyfettin'in hikâyesindeki minval üzere seyrettiğini görmekten büyük bir
teessür duymaktayım.
Bütün bu söylediklerimiz ahlak konusunu hafife aldığımız şeklinde
yorumlanmamalıdır. Bu konuyu ileride ele almayı vaad ederken şimdilik şu
kadarını ifade etmekle yetinmek istiyoruz:
Yukarıdaki formülü şu şekilde tashih etmek zorundayız ki dikkat çekmeye
çalıştığımız yanlış anlamaları önleyebilelim:

"*İslam, ibadet merkezli bir dindir ama ibadetlerimiz de ahlak merkezlidir*
."
Bunu yapmazsak, ibadetsiz isyankârların, Rabbi'ne itaakar müminler
üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırmış olacağımızdan korkarım.
Son söz olarak diyorum ki:
İslam dini konusunda konuşan herkes, her şeyden önce ibadet konusunu
birincil mesele olarak görmeli ve göstermelidir. Bu konuda *zihnî veya kalbî
zaaflara* yol açacak hiçbir ifade kullanmamalıdır. Çünkü Yüce Allah (c.c.):

"(Ey Muhammed!) De ki: "Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin!"
(el-Furkan, 25/77) buyurmakta, Elmalılı Hamdi Efendi de bu ayet-i kerimeyi
şöyle tefsir etmektedir: "Yani ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk
etsinler diye yarattım, buyrulduğu üzere yaratılışınızın hikmeti ibadet ve
kulluktur. Onun için ibadet ve kulluğunuz olmasa Allah katında ne kıymet ve
öneminiz olurdu."

İdrak etmekle huzur ve şeref duyduğumuz bu *mübarek ayların* ibadet ve
kulluk bilincinin güçlenmesine vesile olmasını niyaz ediyorum.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"borsamorsa" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/borsamorsa?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap