Osmanlı'dan bugüne Kürtler ve Devlet-2
Taraf/AYŞE HÜR - Istanbul - 21.10.2008


Erzurum Kongresi'ne Alevi Kürtlerin yurdu Dersim'den delege davet
edilmemişti. Ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Elaziz'den dört,
Mardin'den üç delegeyi Elaziz Valisi, Diyarbakır'dan seçilen üyeleri
ise Diyarbakır Valisi engellemişti


Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde Kürtler temsil edildi mi?

Mustafa Kemal Vahdettin görevlendirmesiyle, 3. Ordu Müfettişi ve
'Fahrî yaver-i hazret-i şehriyari' unvanı ile 19 Mayıs 1919'da
Samsun'a çıktıktan kısa süre sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki bazı
Kürt aşiret reislerine telgraflar çekmişti. Telgraflarda kendisinin
Sultan tarafından atandığını yakın bir zamanda Kürdistan'ı ziyaret
etmek istediğini söylüyor, aynı zamanda ülkenin işgalci güçlerden
kurtuluşu için onlardan destek istiyordu. Osmanlı Meclis-i Mebusanı ve
Diyarbakır'daki Kürt Kulübü'nün üyesi Kamil Bey'e ve Diyarbakır'lı
Cemil Paşazade'ye çektiği telgraflarda, İngiltere'nin bağımsız
Kürdistan'ı Ermeni çıkarlarına kurban etmeye çalıştığını, halbuki
Kürtlerin ve Türklerin kardeş olduğunu söyledikten sonra 'Bizim
varlığımızın Kürt'lerin,Türk'lerin ve bütün Müslümanların yardımına
ihtiyacı var. Genel olarak hepimiz bağımsızlığımızı korumalıyız ve
ülkemizin bölünmesine izin vermemeliyiz. Ben Kürt'lere, Osmanlı
Devletinin parçalanmaması şartı ile, onların gelişmesine ve
ilerlemesine vesile olacak bütün hukuk ve imtiyazın verilmesinden
yanındayım" diyordu. (Ghalib Sabah, "The Kurds between Sevres and
Laussanne: to what extend does the Treaty of Sevres justify the Kurds'
nationalism aspiration?", Londra Üniversitesi Tarih Bölümü'nde kabul
edilmiş master tezinden, s.26)

KÜRT LAWRENCE FAKTÖRÜ * Mustafa Kemal'i bu vaatleri yapmaya götüren en
önemli faktör İngiltere'nin 1919'un yazında, Kürt'lerin 'devlet kurma
kapasitesi'ni anlamak için daha sonra 'Kürt  Lawrence' olarak tanınan
istihbarat binbaşısı E.W.C. Noel'i, Kürdistan'a göndermesiydi.
Bağımsız Kürdistan devletinin ateşli taraftarı olan Noel, Celadet
Bedirhan ve Kamran Bedirhan başta olmak üzere Bedirhanilerle ilişki
kurmuştu. Bu haber Mustafa Kemal'e ulaştığında Noel ve arkadaşlarının
tutuklanması için emir çıkardı.  Bu işte bazı Kürt aşiret reisleri
Mustafa Kemal'e rehberlik ve yardım ettiği gibi Mustafa Kemal'e destek
mesajları gönderdiler. Halbuki Noel'in Nisan 1919'da Musul'dan çıkarak
bir çok merkeze uğradıktan sonra Haziran ayında Diyarbakır'da sona
eren gezisi Kürtlerden ziyade Yunanlıların Ege'ye yaptığı çıkartmadan
sonra hemen hepsi eski İttihatçı olan Kürt Kulübü üyelerinin hakim
olduğu bölgede, bir katliama uğramaktan korkan gayrimüslimlerin
durumunu tespit etmeye yönelikti. Noel gezi sırasında bazı önemli Kürt
aşiretlerinin 'ulusal' bir yapıyı taşıyacak güçte ve gelişmişlikte
olmadığını da tespit etmişti. Nitekim bir süre sonra başka gerekçeler
de araya girince İngilizler 'bağımsız bir Kürdistan' projesinden
vazgeçtiler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Kürtleri, Vilayat-ı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin (VŞMHC) Erzurum'da yapılacak genel
kongresine davet etmeye karar verdi. (Andrew Mango, "Ataturk and
Kurds", Middle Eastern Studies, Vol. 35, No.4, 1999, s. 1-10)

WILSON PRENSİPLERİ * VŞMHC, 1918'de İttihatçılar tarafından
İstanbul'da kurulmuştu. Amacı, Doğu Anadolu bölgesinde bir Pontus
devleti ya da Ermenistan kurulmasını önlemekti. Erzurum'a giderken hem
Türk tarafının hem de Kürt tarafının temel beklentisi, Mondros
Mütarekesi ile her köşesi yabancı işgaline uğramış Anadolu'da, ABD
Başkanı Wilson'un '14 İlkesi' uyarınca bir çıkış yolu bulmaktı. Çünkü
Wilson ilkelerinin temelini savaş sonrasında kurulacak dünya düzeninin
'milliyet esasına göre' olması oluşturuyordu. 14 İlke'nin 12. maddesi
ise "Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk olan kısımlarının Osmanlı
egemenliği sağlanacak fakat Türk olmayan diğer halklara otonom
idareler verilecek, Çanakkale Boğazı'nın milletlerarası garanti
altında her milletin gemilerine daimi suretle açık olacak" diyordu.
Wilson'un Ermeni mandası konusunda isteksiz olması da eklenince
Kürtler ve Türkler, ABD'ye iyice sempati duymaya başlamışlardı.

İTTİHATÇILARIN HAKİMİYETİ * 23 Temmuz 1919'da başlayan kongreye,
Türklerin ağırlıklı olduğu Erzurum Vilayeti'nden 24 (bazı kaynaklara
göre 26) kişi,  Sivas Vilayeti'nden 12 (bazı kaynaklara göre 10) kişi,
Trabzon Vilayeti'nden 18 (bazı kaynaklara göre 16) kişi katılırken,
Kürtlerin ağırlıklı olduğu Bitlis Vilayeti'nden dört kişi, Van
Vilayeti'nden iki kişi katılmıştı. Bunlardan 33'ü (bazı kaynaklara
göre 53'ü) İttihatçı, ikisi Hürriyet ve İtilafçı idi. Delegelerin
22'si Kürt asıllıydı ama Kürtleri temsil etmiyorlardı. Aksine,
İttihatçıların Türkçülük ideolojisini benimsemiş kimselerdi. (Derviş
Kılınçkaya, "Milli Mücadele'de Kongreler ve İttihatçılık Sorunu",
http://www.ait.hacettepe.edu.tr/akademik/arsiv/kongr.htm.)

Öte yandan, kongreye Alevi (Kızılbaş) Kürtlerin yurdu olan Dersim
Vilayeti'nden kimse seçilmemiş ve katılmamıştı. Yine ağırlıklı olarak
Kürtlerin yaşadığı Elaziz'den katılacak dört kişiyle, Mardin'den
katılacak üç kişiyi Elaziz Valisi Ali Galip engellemişti.
Diyarbakır'dan seçilen üyeleri ise (kaç kişi bilinmiyor) Diyarbakır
Valisi engellemişti. Kürt milliyetçiliğinin önderlerinden olan
Cibranlı Miralay Halit Bey kongreye davet edildiği halde mazeret
gösterip katılmamıştı. (Bunun nedeni 1925'te anlaşılacaktı.) Seyit
Abdülkadir'in başını çektiği Kürt Teali Cemiyeti ise, Erzurum
Kongresi'nce gönderilen heyeti sessizce dinleyip, başlarının çaresine
bakmalarını söylemişti. Bağımsız Kürdistan peşindeki Bedirhaniler ise
yurt dışına çıkmışlardı.

Böylece Kürt milliyetçiliğinin temsilcileri olmadan toplanan Erzurum
Kongresi'nin 7 Ağustos 1335/1919 tarihli Beyannamenin 1. maddesinde
Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Mamuretülaziz, Van, Bitlis Vilayeti
dahilindeki toprakların ve üzerlerinde yaşayanların ayrılamayacağı
ifade edilerek, Türk milliyetçilerinin Misak-ı Milli söylemi kağıda
geçiriliyordu. Beyannamenin 8. maddesinde ise Wilson'un 'milletlerin
kendi kaderini tayin hakkı' prensibinin geçerliliği vurgulanıyor,
konunun toplanacak 'milli meclis'te ele alınacağı vaat edilerek, deyin
yerindeyse, Kürtlere 'havuç' uzatılıyordu. (Kongre hakkında ayrıntılı
bilgi için: Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara 1946;
Süleyman Necati'nin Hatıra Defteri, Yay. Haz. Ali Birinci, İstanbul
1999)

SİVAS KONGRESİ'NDE NE OLDU? * Peki, Mustafa Kemal'in 'asıl' kongre
kabul ettiği Sivas Kongresi'nde Kürtler temsil edildi mi? Maalesef
hayır. Sivas'a gitmek üzere Erzurum'da seçilen 8 kişilik 'Heyet-i
Temsiliye' şu üyelerden oluşmuştu: Mustafa Kemal (Eski Üçüncü Ordu
Müfettişi); Rauf Bey (Eski Bahriye nazırı), Hoca Raif Efendi (Eski
Erzurum Milletvekili), İzzet Bey (Eski Trabzon Milletvekili) , Servet
Bey (Eski Trabzon Milletvekili), Şeyh Fevzi Efendi (Erzincan'da Nakşî
Şeyhi), Sadullah Efendi (Eski Bitlis milletvekili), Hacı Musa Bey
(Mutki Aşiret Reisi.)

Bu sekiz kişiden son beşi, Erzurum Kongresi'ne delege olarak bile
katılmamışlardı. Trabzonlu delegeler o günlerde Milli Mücadele'ye
katılmak yerine özerk bir Trabzon oluşumu peşinde koşan Trabzonluları
ikna etmek için seçilmişti, Kürt delegeler ise Türk-Kürt ittifakı
görünümünü pekiştirmek için listeye yazılmışlardı. Mustafa Kemal'in
Erzurum'a özel olarak davet ettiği Mutkili Hacı Musa Bey, bölgesinde
zorbalığıyla tanınan bir aşiret reisiydi, korkusundan bölgesinden
çıkamadığı için Sivas'a da gidememişti.

Sonuçta, 4 Eylül 1919'da açılan Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal ve
arkadaşlarıyla beraber sadece 38 kişi hazır bulundu.  Kongre'ye
Osmanlı dönemi yöneticilerinden İttihatçı Mazhar Müfit'in (Kansu)
dışında herhangi bir Kürt asıllı katılmadı. Diyarbakır temsilcisi
olarak giden İhsan Hamid, Sivas'a yetiştiğinde kongre sona ermişti.
Ancak, kongreye katılmayan İhsan Hamid, Sadullah Efendi ve Hacı Musa
Mutki adlı üç Kürt reisi, 12 üyeden oluşan başkanlık konseyine
seçilerek Türk-Kürt ittifakı zahiren de olsa kuruldu. Kongreye
damgasını İttihatçılık ve manda meseleleri vurduğu için, Wilson
Prensipleri uyarınca 'kendi kaderini tayin hakkı' gibi konular ele
alınmadı. Kongrenin sonuç bildirisinde sadece "Milli iradeyi temsil
etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir" gibi
muğlak bir ifadeyle yetinildi ve Ankara'ya doğru yola çıkıldı. (Uluğ
İğdemir, Sivas Kongresi Tutanakları, 1999.)

BÜYÜK DEVLETLER  KÜRTLERE İHANET Mİ ETTİ? * 1916 tarihli meşhur Sykes-
Picot Andlaşması çerçevesinde Irak, İngiltere nüfuz bölgesi olarak
tanımlanmıştı. İngiliz Hükümeti ele geçirilen topraklarda
oluşturulacak yönetim modellerine karar vermek üzere Lord Curzon
başkanlığında bir komisyonu görevlendirmişti. Ama  İngiltere Kürtler
için belli bir politika geliştirmemiş gibi görünüyordu.
İngilizler uzun süre 'Kürdistanlı Lawrence' Binbaşı W. C. Noel
aracılığıyla politika geliştirmeye çalıştılar. Binbaşı Noel'in
önerisi, Kuzey Kürdistan denilen Güneydoğu Anadolu bölgesinde
İngiltere'nin gözetiminde özerk bir idare kurmaktı. Halbuki
Britanya'nın Irak Valisi Sir Arnold Wilson 'Kürdistan terimi genel
anlamda coğrafi bir ehemmiyeti olmayan, müphem (belirsiz) bir
terimdir... Bugün Suriye, Türk ve Irak sınırlarının kesiştiği
bölgelerdeki büyük dağlar arasında uzanan vadilerde yaşayan Kürtlerin
ait oldukları aşiret dışında pek fazla birlik ya da bağlılık duygusu
yoktur...' diyordu.

Kemalist güçlerle İngiltere arasındaki çekişmelerin Musul'da yarattığı
boşluktan yararlanmak isteyen Şeyh Mahmud Berzenci adlı Kürt beyi,  22
Mayıs 1919'da Süleymaniye'deki İngiliz birliklerini esir alıp bağımsız
Kürdistan hükümetini ilan edince İngilizlerin tepkisi sert oldu.
Haziran ayına gelindiğinde Berzenci Hindistan'a sürgüne gönderilmişti
bile. Çünkü A. Wilson'un selefi Sir Percy Cox, Kerkük ve Musul
petrollerinin önemini fark etmişti ve bölgede bağımsız bir
Kürdistan'ın kurulmasının bu zenginlikten vazgeçilmesi anlamına
geldiği konusunda merkezi ikna etmişti. Nitekim 1919 sonlarında,
Suriye'den Paris Barış Konferansı'na gitmeye çalışan Kürt delegeler,
İngiliz ve Fransız yetkililer tarafından çeşitli yöntemler
kullanılarak (havalar bozuk, gemi bozuldu, tamire alındı vs.)
oyalandılar, engellendiler.

Ağustos 1921'de, Irak manda yönetimi kuruldu. Faysal, Bağdat'ta
krallık tacını giyerken, Milletler Cemiyeti (MC), Kürtlere özerklik
verilmesini tavsiye etmişti. Ancak Britanya, Kürtlerin taleplerine ve
MC'nin önerilerine hiç olumlu karşılık vermedi. Ancak Araplarla
Kürtler arasındaki çatışmaların sertleşmesi üzerine Ekim 1922'de
Berzenci'yi Hindistan'dan getirip bazı yetkilerle 'Özerk Kürdistan'ın
başına koydular. 1923'te İngiltere ile Irak arasında anlaşma yapılarak
özerk Kürdistan yine Irak'a bağlandı. İngiltere 1924 ve 1927'de tekrar
başkaldıran Berzenci'ye son darbeyi 1930'da vurdu ve 1941'e kadar
Irak'ın güneyine sürgüne gönderdi. Berzenci 1956'da sürgünde öldü.
(Paul C. Helmreich, Sevr Entrikaları, Sabah Kitapları, 1996, ilgili
sayfalar.)

SOVYET RUSYA'NIN TAVRI * 26 Nisan 1920'de BMM adına Lenin'e bir mektup
yazan Mustafa Kemal 'Batılı emperyalistlere karşı Sovyet Rusya'dan
destek talebinde bulunmuştu. Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri
Çiçerin'in 3 Haziran tarihli cevabında 'Türk Ermenistan'ı, Kürdistan,
Lazistan, Batum ili, Doğu Trakya ve ahalisi karışık Türk ve Arap olan
bütün yerlerin, 'kendi kaderlerini belirlemesi' gerektiği
belirtiliyordu. Rusya'nın yardımına muhtaç olan Mustafa Kemal 20
Haziran 1920'de Lenin'e gönderdiği ikinci mektubunda 'bu prensipler
bizim de samimi ve ciddi prensiplerimizdir. Garp devletleriyle olan
mücadelemizin esas amacı da budur. Koşulları oluştuğunda ve fırsat
bulunduğunda bu kurallar uygulanacaktır' demişti. Ancak iki hafta
sonra meclisin gizli oturumunda asıl niyetini gösterdi "...Arabistan ve
Suriye'nin -hududu milli haricinde müstakil bir devlet olmasını...
Erivan Cumhuriyetini tesis ve teşkil eden Ermenierin müstakil
olmalarını ve bapta arzları her ne ise zaten kabul etmişizdir. Fakat
Kürdistan, Lazistan vesaire hakkında değil." (TBMM Gizli Celse
Zabıtları, c. I, TBMM Basımevi, 1980, s. 73.) Yani Mustafa Kemal o
sırada Fransızların otorite alanına giren Suriye'nin ya da Sovyet
Rusya'nın kontrolündeki Ermenistan'ın 'müstakil' olmasına evet diyor
ama kendi otorite alanındaki Kürtlerinkine hayır diyordu. Bu tavır
elbette meclisteki Kürt asıllı milletvekilleri tarafından
eleştirilmedi.

Ama Kürtler için asıl şansızlık, Mustafa Kemal'in ordularının I. İnönü
Savaşı ile Yunan ordularını püskürtmeye başlamasıydı. 16 Mart 1921'de
imzalanan Moskova Anlaşması ile Kürtlerin kaderi iyice netleşmişti.
Şeyh Mahmut Berzenci'nin 'Kürt halkının kendi kaderini Sovyet halkının
kaderiyle birleştirmeye hazır olduğunu' bildirerek yardım talebinde
bulunduğu iki mektubuna Sovyet Rusya yanıt bile vermedi.1923 yılında,
Ermenistan'la Yukarı Karabağ arasında kalan Laçin, Qelbejer, Kubatlı,
Zengilan  gibi yörelerde kurulan 'Kızıl Kürdistan' adlı özerk bölge
ise ancak 1928'e kadar varlığını sürdürebildi.

SEVR'DE KÜRT-ERMENİ İTTİFAKI NASIL BOZULDU? * Birinci Dünya Savaşı'nın
hesabını görmek üzere Ocak 1919'dan Ocak 1920'ye kadar süren Paris
Barış Konferansı'nda neler oluyordu? İngiliz ve Fransızların kendi
kontrolleri altındaki bölgelerden gidecek Kürt delegelerine
çıkardıkları engeller yüzünden Kürtleri konferansta  Kürtçe bilmediği
bile söylenen Osmanlı Devleti'nin Stockholm Büyükelçisi Şerif Paşa
temsil etmişti. Kürt halkı ile organik bir bağı olmayan Şerif Paşa,
meslekten gelen becerisi ve hırsı ile muhayyel bir Kürdistan'ın
pazarlığını yapmaya başlamıştı. Ne var ki Şerif Paşa'nın Sevr'de
Ermeni heyetinin Başkanı Bogos Nubar Paşa'yla imzaladığı muhtıra, Kürt
ülkesinin sınırlarını Van Gölü'nün güneyinden geçirdiği ve fazlaca
topraksal tavizler içerdiği için Bedirhanlar tarafından; Ermeni
'gavuruyla uzlaştığı' için de Şemdinanlar tarafından reddedilmişti.
(Bedirhanlarla Babanların temsil ettiği devrimci gelenek ile
Şemdinanlar ve Seyit Abdülkadir'in temsil ettiği muhafazakar gelenek
ileriki yıllarda da sürekli çatışacaklardı.)

Sevr'de Kürtler ve Ermenilerin ortak bir devlet kurma yolunda adımlar
attığını öğrenen Mustafa Kemal, derhal Doğu'daki bazı Kürt
aşiretlerini örgütledi ve Sevr'e protesto telgrafları göndertmeye
başladı. 22 Şubat 1920'de Erzincan havalisindeki Baban, Basuranlı,
Bodmanlı, Bal, Medarlı, Göçerli, Abbas, Rol, Şadi ve Şişanlı
aşiretlerinin reislerinden Fransız Yüksek Komiserliği'ne çekilen
"barış konferansına bildiririz ki Kürtler, soy ve din olarak Türklerle
aynı ülke içerisinde birleştikleri yasal kardeşlerdir. Osmanlı
hükümeti'nden başka hiç kimsenin Kürtler adına konuşma hakkı yoktur
(...) Ermenilerle iş birliği yapma çabaları sonuçsuz kalacaktır (...)
Barış Konferansının dikkatine sunuyoruz ki bizi Osmanlı
imparatorluğundan ayırmak için varlığımızdan hiçbir şey bırakmaksızın
yok etmeleri gerektiğini kendilerine bildiririz..." deniyordu. Benzer
telgraflar 19 Şubat 1920'de Van'dan, 23 Şubat'ta Tercan ve
Hasankale'den de gönderildi.

Telgraflarda kullanılan dil, bu aşiretlerin Mustafa Kemal'in hedefleri
konusunda en ufak bir bilgisi olmadığını gösteriyordu. O'nu Padişahın
temsilcisi sanıyorlardı ve Ermeni tehlikesi ile korkutuldukları
anlaşılıyordu. Osmanlıların masada yalnız bırakılmaması yolunda bir
telgrafı da Seyit Abdülkadir çekti  Ama sonuçta telgraflarla yapılan
baskı en sonunda etkisini gösterdi ve Şerif Paşa, 5 Mayıs 1920'de
Paris Barış Konferansı masasından çekildiğini açıklamak zorunda kaldı.
(Bu süreç hakkında ayrıntılı bilgi için: Hasan Yıldız, Fransız
Belgeleriyle Sevr-Lozan-Musul Üçgeninde Kürdistan, Koral Yayınları.)

Paris'te Kürt ve Ermeni ittifakını bozmayı başaran Mustafa Kemal'in 23
Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılış konuşmasındaki şu
sözleri, Ermeni tehlikesi henüz bertaraf edilmediği için Türk-Kürt
ittifakının hala önemli olduğunun kanıtıydı:" Efendiler bu hudut sırf
askeri mülahazalarla çizilmiş bir hudut değildir, hududu millidir... Bu
hudut dahilinde Türk vardır, Çerkes vardır ve anasırı saire-i İslamiye
vardır..." ve "Efendiler... burada maksut olan ve Meclisi alinizi teşkil
eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt
değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı
islamiyedir, samimi bir mecmuadır..." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,
C. I. 1997, s. 30 ve 74-75)

KOÇGİRİ AYAKLANMASI * Resmî tarihe göre, 1919 ile 1921 sonu arasında,
Ankara Hükümeti'ne karşı 23 isyan gerçekleştirildi. Bu isyanlardan
sadece dördü Kürtlerin oturduğu bölgelerdeydi ve sadece üçüne Kürt
aşiretleri katılmıştı. Diğerleri Saltanata ve Halifeye bağlı Türkler
ve Çerkezler tarafından çıkarılmıştı. Kürt isyanlarından en önemlisi
Dersim'de (bugünkü Tunceli havalisi) meydana gelen Koçgiri Kürt
Ayaklanması oldu.

Dersim'deki Alevi Kürt aşiretleri bölgenin ulaşılmazlığı ile Osmanlı
Devleti'ne vergi ve asker vermeyen özerk beyliklerdi. Hafik
(Koçhisar), Zara, İmranlı, Refahiye, Kemah, Divriği, Kangal, Kurucay
ve Ovacık coğrafyasındaki 135 köy, Koçgiri konfederasyonunun
kontrolündeydi. 1916'da Ruslar yaklaştığında Sivas merkezli bir
Kürdistan için görüşmelere başlamışlar, fakat Ruslar bölgede bağımsız
bir Ermenistan kurulmasını tercih ettiği için anlaşma sağlanamamıştı.
Bu aşiretler daha sonra Kürt Teali Cemiyeti ile işbirliği yaptılar ve
Ankara'daki yeni meclise temsilci göndermediler. Şubat 1920'de,
özerklik taleplerini yaşama geçirmek üzere harekete geçtiler.

MECLİSE GİREN AĞALAR * Hareketin liderliğini II. Abdülhamid tarafından
paşalık rütbesi verilen İboların reisi Mustafa Paşa'nın oğulları
Alişan ve Haydar beyler ile bu beylerin maslahatgüzarı olan Alişer
(Alişir) yapıyordu. Hareketin fikri önderi ise Veteriner Hekim Nuri
Dersimi'ydi. Ankara önce bölgeye bir Nasihat Heyeti gönderdi ve Diyap
Ağa, Meço Ağa, Ahmet Ramiz, Mustafa Bey, Hasan Hayri gibi Koçgiri
liderleri Dersim mebusu olarak meclise katılmaya ikna etti. Aynı
günlerde 72 Kürt mebusu üzerlerinde yerel giysileri ile Meclis'e
getirilirler ve İtilaf Devletlerine Ankara hükümeti ile beraber
olduklarını bildiren bir telgraf çektiler.

Koçgiri liderlerinden Nuri Dersimi, 'Dersim'de özerklik kazanmak üzere
oldukları bir dönemde, bu soysuzların indirdiği darbeyi hükümsüz
bırakmak için Dersimliler adına mufassal bir rapor tanzim ederek,
Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtası ile İtilaf devletleri mümasillerine
gönderdik. Bu raporda Ankara hükümetinin tazyiki ile çektirilen ve
mahiyeti yukarıda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı red ve
tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik'
diye yakınacaktı. (Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Zel
Yayıncılık, 1994. s.125.) Ama, ne İngilizler ne de Fransızlar, yek
vücut davranmaktan aciz Kürtler uğruna giderek konumu güçleşen
Kemalist hareketi karşısına alacak kadar maceracı değildi.

72 Kürt beyinin ihanetini sindiremeyen Alişir ve adamlarını Ankara'nın
gönderdiği birliklere saldırmaya başlayınca, asileri tepelemek için,
önce Sivas, Erzincan ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan edilir, ardından 14
Mart 1921'de "Zo [Ermeniler] diyenleri temizledik. Lo [Kürtler]
diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim" diyen Sakallı Nurettin
Paşa komutasındaki Merkez Ordusu bölgeye gönderilir. Nurettin Paşa'nın
komutasında Mustafa Kemal'in Muhafız Alayı Komutanı Giresunlu Topal
Osman'ın 47. Müfrezesi de vardır. 17 Haziran 1921'de Alişan ve Haydar
Beyler sarıldı. 300 civarında isyancı ölüm dahil çeşitli cezalara
çarptırıldılarsa da kaçmayı başaran Nuri Dersimi ve Alişer dışında
kalanlar Ankara tarafından affedilecektir, ancak isyan o kadar sert
yöntemlerle bastırılmıştır ki, Meclis'te Sakallı Nurettin Paşa'nın
aleyhine büyük bir tartışma başlar. Nurettin Paşa'yı
cezalandırılmaktan kurtaran ise Mustafa Kemal olacaktır. (Ayrıntılı
bilgi için: Koçgiri halk hareketi: 1919-1921, Komal,1992.)


 
Taraf/AYŞE HÜR - Istanbul - 21.10.2008



--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 -  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane 
grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u 
ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen 
reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji 
teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Grubumuzdaki yazilarin hukuki sorumlulugu yazarlarina aittir. Kurd kultur 
milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ 
grupta ideolojik propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; 
saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara 
oncelik taninir. MODERATORLER: Fatma Zelal, Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed 
Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap