Gerçekten Çözüm İslam'da Mıdır?

fikri amedi

fikriamedi.blogspot.com

 

Ahmet Taşgetiren 06. 08. 2009 tarihli yazısında CHP'ye ve orduya CHP’nin ve 
ordunun hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir çağrıda bulunuyordu. 


Taşgetiren yazısında Kürt sorununun her gün biraz daha etnik zemine doğru 
kaydığı ve bu durumun ayrışma kaygılarını artırdığını vurgulayarak sorunun 
etnik zemine kayması tehlikesine karşı İslam'ın birleştirici gücünün devreye 
sokulması ve İslam'ın Türkiye için stratejik anlamının masaya yatırılması 
çağrısı yapıyordu. 
 
Bu çağrının benzerini yıllardır İslami cenahtan bir çok fikir ve düşünce adamı 
yapmaktadır. Bunlara göre eğer Türklük etnik vurgusu ve telkini yapmaya devam 
edilirse, bu vurgu karşı aidiyetlerin güçlenmesine hizmet edecek ve parçalanma 
kaçınılmaz olacaktır. Yıllar önce Erbakan hoca da Bingöl’de: “Sen Türküm, 
doğruyum, çalışkanım dersen birileri de çıkar kürdüm, doğruyum daha çalışkanım 
der” demişti. 

Yine İslami camianın ekseriyeti Türk-Kürt kardeşliğinin laik mantığın arayış 
yöntemleri içinde çözülemeyeceğini; laik sistem "din"den hareket etmediği için 
onun yerine bir başka ortak payda üretmeye yöneldiğini, onun adının da 
"Türklük" olduğunu ama Türklük telkininin gittikçe daha çok karşı aidiyetlerin 
güçlenmesine hizmet ettiğini söyledikten sonra, çözümün tek adresinin İslam 
ortak paydasının ön plana çıkarılması olduğunu öne sürüyor.

Ahmet Taşgetiren yumuşak huylu, olaylara iyi niyetle yaklaşan bir yazar. Bu 
çağrıyı yaparken taşıdığı iyi niyetten, samimiyetten ve İslami hasasiyetinden 
hiç kuşkum yok. Onun da bir çok müslüman gibi akan kandan ve dökülen 
gözyaşından büyük bir acı ve ızdırap duyduğundan eminim. 

Ama olaylara yaklaşırken ve olaylara çözüm üretirken yaklaşım biçimimiz ve 
olaylara hangi gözlükle baktığımız önemli. Eğer amacımız Türkiye cumhuriyetinin 
bekası için İslam’ın bir araç olarak kullanılması ise olayın rengi değişiyor. 
Türk- Kürt kardeşliği, tek ümmet tek devlet, söylemi ve İslamizasyon 
politikaları zaten devlet elliyle yıllardır bölgede yapılmaktadır. Bölgedeki 
tarikatlar el altından desteklenmekte bir çok cemaatın bölgede dallanıp 
budaklanmasına göz yumulmaktadır. Özellikle Türk-İslam sentezini savunan 
cemaatler açtığı okullar, dershaneler, yurtlar ve evlerle büyük bir güç haline 
gelmişlerdir. Kürtlerin meydana getirdiği cemaatler ise çeşitli fitne ve 
oyunlarla kolları kanatları kırılmıştır. Yada kürd cemaatlarının bir kısmı 
şiddete teşvik edilerek sistemin ve statükonun devamını savunanların 
değirmenine su taşımışlardır.

İslam’ın birleştirici gücünü kullanmak deyimi ile ne kastedildiğini anlamak 
için kahin olmaya gerek yok. Bu söylem yıllardır red ve inkar politikasına 
İslami kılıf bulmaya çalışanların ve farklılıklara tahammülü olmayanların dile 
getirdiği bir söylem. Yani söylenmek isteniyor ki “ Biz yıllarca Türklük 
ideolojisi ile bir türlü bu halkı istediğimiz kıvama getiremedik, onları tam 
olarak Türkleştiremedik, dillerini unutturamadık. Lazların, Çerkezlerin, 
Boşnakların ve diğer etnik unsurlara dillerini, kültürlerini unutururarak nasıl 
asimile etiysek Kürtlere aynısını yapamadık. Kürtlerin İslami hasasiyetleri 
malum, Kürtler İslam’la yoğrulmuş bir halk o yüzden onları bu en hassas 
noktalarından yakalamamız gerekiyor eğer onlara İslam kardeşliğinden, 
ümmetçilikten, İslam’ın özgürlüklerinden bahs edersek kandıra biliriz denilmek 
isteniyor.” 

Bu politika yıllardır denenen ve kısmen başarı şansını bulmuş bir devlet 
politikasıdır. Devlet bunu alenen olmasa da el altında zaten yapıyor. Bölgede 
bu politikayı savunan cemaatlerde halkın gözünde devletçi işbirlikçi olarak 
tanınmaktadır. Ama bu köhnemiş politika artık kimse tarafından yutulmuyor. Ne 
Kürtler eskisi gibi dindardır ne de dindarlar eskisi gibi saftır. Bölgede 
Müslümanlar arasında yavaş yavaş Türk Müslümanları ile Kürd Müslümanları 
arasında ayrışım dikkat çekmektedir. Kürtlerin kendi kaderini belirleme hakkı 
bir hak olarak Kürd Müslümanları arasında taraftar bulmaktadır. 

Yine İslamcı aydınların sık sık dile getirdiği: “Osmanlı modeli” ise tam bir 
safsatadır. Osmanlıda belki kimsenin diline kültürüne karışılmamıştır ama 
Kürtlerin bütün hak ve özgürlük talepleri çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 
Bedirhan Bey isyanı, Mir Muhammed isyanı, Şeyh Ubeydullah isyanı ve Şeyh 
Abdusellam Barzani isyanları sadece birkaç tanesidir.

Osmanlı döneminde de devlet, hiçbir zaman hak ve özgürlük temelinde bu soruna 
yaklaşmamış sadece Kürtleri gayrimüslimlere karşı kullanılması gereken bir 
unsur olarak görmüştür. Hamidiye Alayları bunun tipik örneğidir. 

Türklerle Kürtlerin bin yıldır tek bir millet olduğu etle kemik haline 
büründüğü tezi de doğru bir tez değildir. Evet Türklerle Kürtler bin yıldır 
beraber yaşıyor ama bu beraberlik gönüllü bir beraberlik değil, güçlünün 
tahakküm ve zoruyla sağlanan bir birlikteliktir. Sanki Kürtlerin başka bir 
şansı varmış da bu şansı kullanmamış gibi bir söylem geliştiriyorlar. Oysa 
Kürtlerin bütün özgürlük talepleri hep Türkün demir yumruğuyla ezilmiş 
bastırılmıştır. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Bu ülkede yıllarca `ümmet` kavramı aşağılandı, hakir görüldü, itildi kakıldı. 
İslam bir öcü olarak topluma takdim edildi. Müslüman mürteci İslam ise irtica 
olarak insanların kafasına yerleştirilmeye çalışıldı. Birden bire ne değişti de 
bu zalim ve Tağuti rejim İslamı bir can simidi olarak almaya başladı. Bunun 
özerinde kalbinde Allah korkusu olan herkesin düşünmesi gerekir. 

Eğer İslam Kürtler ve Türkler arasında birleştirici bir unsursa, zaten işlevini 
görmekte, yani önemli bir ortak payda olarak birleştirici rolünü kendiliğinden 
oynamaktadır. Bu da elbette iyi bir şeydir. Yıllardır Kürt ve Türk halkı 
arasında çok geniş çatışmaların olmaması buna iyi bir örnektir. Ama İslam 
kullanılarak bir halkın hak ve özgürlük talepleri bastırılmak isteniyorsa bunu 
iyi niyete yormak saflık olur ki en çok ben Müslüman'ım diyenlerin buna karşı 
çıkması gerekir. İslamın taraf olmadığı, Müslümanların hiçbir günahının 
olmadığı bir meseleyi İslami kavramlarla çözmek hele hele İslam’ın bir sömürü 
aracı olarak kullanılmasını tavsiye etmek büyük bir vebal, büyük bir günahtır. 

Sorunun temelinde yatan asıl gerçek hak ve özgürlük sorunudur. Hak ve 
özgürlüklerin verilmesi içinde devletin ile de İslami olması gerekmemektedir. 
Örneğin İran İslam cumhuriyeti İslami bir rejime sahip olmasına rağmen 
İran’daki etnik unsurlar, AB, ABD ve Rusya’daki etnik unsurların sahip olduğu 
haklara sahip değildir. Örneğin İran’daki 20 milyon Azeri, 7 milyon kürd, Beluc 
ve diğer halklar kendi dilleriyle eğitim görememektedir. Mesela Rusya’da nufusu 
birkaç yüz bini bulan halklar geniş özerkliklere sahiptir. 

Sorun İslam veya Hıristiyanlık’ta değil Müslümanların ve Hıristiyanların sahip 
olduğu anlayıştadır. 

İslam'ın Tevhid anlayışı özgürlüğü ifade eder. Bilindiği üzere Cahiliyye, İslam 
literatüründe kula kulluğun esas alındığı tüm düşünce ve yaşamlar olarak ifade 
edilir. İslam her zaman ve her yerde Cahiliyye'ye karşı olmuştur. Yani kula 
kulluğa… İslam'a göre hiçbir insan başka bir insanı kul köle yapamayacağı gibi, 
hiçbir kavim de başka bir kavmi kendine kul-köle yapamaz. Her kavim (ulus), 
kavim olarak özgürdür. Şer’i sınırlar dahilinde her türlü sosyal, siyasal, 
ekonomik, kültürel vs haklara sahiptir. Kendi dilini konuşabilir, devlet 
kurabilir, kendi bayrağı olabilir, marşı olabilir, toprağını sevebilir, 
petrolünü işletebilir , kültürünü yaşatabilir vs… 

Bu fikir İslam’a aykırı değildir. Eğer müslüman kavimlerin devlet kurmaları 
günah, kendi dilleri ile Allah’ın ayetlerini öğrenmeleri suç ise bizden önce 
yüz milyonlarca Müslüman zaten bu suçu işlemiştir. 

Üstünlüğün ırkta değil, takvada olduğuna inanan bir coğrafyanın çocuklarının, 
hangi ırka ait olarak yaratılmışlarsa o ırkın mensupları olarak yaratılmaları 
konusunda kendilerinin hiçbir dahli, iradesi ve müdahalesi olmadığı hâlde 
aşağılanmaları, birbirlerine düşürülmeleri, haklarının gasp edilmeleri, inkar 
edilmeleri hep kardeşlerinin üstünlüğün takva`da olduğu şaşmaz ölçüsünü 
yitirmelerinin kaçınılmaz bir sonucu değimlidir?.

Müslümanların oynanmak istenen bu kirli oyunlara alet olmamaları ve Allah’ın 
ayetlerini cahili ve taxuti rejimlerin politikaları doğrultusunda yormamaları 
gerekir. Yoksa bundan en çok İslam zarar görür. 

Kürt Müslümanlarının da her zamankinden daha çok uyanık olması gerekir. Sakın 
ola ki aldatıcılar bizi Allah’ın adıyla aldatmasın.
_________________________________________________________________
With Windows Live, you can organize, edit, and share your photos.
http://www.microsoft.com/middleeast/windows/windowslive/products/photo-gallery-edit.aspx
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 -  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane 
grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u 
ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen 
reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji 
teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap