DEMOKRASİYE BALYOZ ! Bir ülkenin ordusu niçin vardır ? Ülkeyi "dış tehdit" den korumak için değil mi ? Peki ya ülkeye yönelik tehdit bizzat Ordunun içinden gelirse ? Asker, "iç tehdit" olarak gördüğü halkın oylarıyla işbaşına gelmiş sivil iktidarı devirmek için ülkenin camilerini bombalayıp inançlı insanları öldürmek, kendi jetimizi düşürerek "dış düşman tehlikesi" yaratmak, askerlerin öldürülüp "şehit cenazelerinin" çoğaltılması yoluyla ülkede kaos ve infial ortamı hazırlamaya yönelik darbe planları yaparken "suçüstü " yakalandıysa ? Ülke olarak çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Tıpkı geçmişte olduğu gibi.... Bir devlet düşünün : Dört buçuk darbe yaşamış, binlerce gencini öldürmüş, Başbakanını asmış, diğer bir Başbakanına suikast yapmış, Cumhurbaşkanının ölümü hala meçhul, ülkenin en aydın yazarları, savcıları, öğretim görevlileri (Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Hrant Dink, Doğan Öz) öldürülmüş, Danıştay saldırıları düzenlenmiş, Kürdistanda 17 bin faili meçhul cinayet işlenmiş, Hizbullah gibi yasa dış örgütler yaratılmış, Kürt Sorunu'nun derinleşmesinde oldukça başarılı olunmuş ve bölge halkı devletten tamamen soğutulmuş, Bölgede 40 bin can alınmış, kimlikler inkar edilmiş, Bölge yangın yerine çevrilmiş, kan ve göz yaşı 30 yıl boyunca hiç dinmemiş, ülkenin gelirleri silaha harcanmış, yıllarca kendi ülkesinin dağları bombalanmış, Türk ve Kürt gençleri birbirine kırdırılmış, devlet adına cinayet işlediğini söyleyen çetelere sahip çıkılmış, <<Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz" , "Bu ülke için kurşun sıkanda, kurşun yiyende şereflidir" diyen zihniyet tarafından Türkiye'de , çek-senet tahsilatçısı mafya, uyuşturucu kaçakçısı, kumarhane işleticisi, beyaz kadın ticareti yapanlar "vatansever" ilan edilmiş, 6-7 Eylül olayları, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum gibi olaylarla halk infialin eşiğine getirilmiş, fidan gibi gençlerimiz kemik yaşı büyültülerek asılmış, binlerce gencimiz "sağ-sol" ideolojisi kışkırtılmak suretiyle feda edilmiş, apolitik duyarsız bir genç nesil yetiştirilme uğruna harcanmış..... Peki niçin ? Ülkenin sahibinin kendisi olduğuna inanan, "vatanseverlik" kisvesi altına saklanan, "halkın devlet için" var olduğuna inanan, halkına güvenmeyen, halkı "adam" yerine koymayan, halk için en doğru kararı yine kendilerinin verdiğini zanneden hastalıklı bir beyin yapısıyla karşı karşıyayız da ondan... Türkiye'de devlet bireyinden korkuyor. Devlet kendi vatandaşından niye korkar ? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geçmişine baktığımızda devlet her dönemde bireyinden korkmuştur. Bireyin nasıl bir gücü var ki, devlet sürekli olarak bireyine karşı şiddeti içerecek önlemler alıyor ve bununla da kalmayarak bu önlemleri uygulamaya koyuyor. Ordu, vatandaşlarını, ne yazık ki, kendilerini ifade edebilen insanlar olarak görmüyor, çünkü, orduya göre vatandaşlar hatalıdırlar. Bu mantık geçerli olduğu sürece, ordu siyasetin yapması gerekenleri dikte ettiği müddetçe, insanların kendilerini ifade edebileceği bir demokrasinin gelişmesi mümkün değildir. Bir siyasi parti gibi çalışan ama hiç bir zaman halka seçim yoluyla hesap vermeyen Ordu, artık, kışlasına geri dönmek zorundadır. Ordu'nun eleştirilmesini yasaklayan kanunlar yeniden yazılmalıdır. Siyaset, militarizmden ve ordunun güdümünden arındırılmadıkça, Türkiye'de demokratik bir toplum gerçekleştirilemez, özgürlüklerden söz edilemez. Türkiye şu ya da bu gücün baskı ve tehditlerinden kurtulamaz. Deyişi bilirsiniz: "Her devletin ordusu vardır. Türkiye'de ise Ordunun devleti vardır". Oysa Askeri hukuk kanunun 148. maddesine göre Güvenlik güçlerinin üyelerinin, açıkça siyasetle ilgili açıklamalar yapması dahi yasaktır. Türkiye'de askeri eleştirmek, TSK nın hatalarını dile getirmek, yazmak tabu'dur. Tanımı gereği tabu, yasaklanarak korunandır... Fakat, hiç bir tabu ilelebet varlığını sürdüremez. Gün gelir gerçeğin üstünü örten sis perdesi dağılır. Görünen o ki, Türkiye Cumhuriyeti hakkında üretilen tabular da artık gününü doldurmaktadır.... Bu gün Türkiye siyasi bir krize girmişse bu durumun baş sorumluları CHP, MHP ve Türk Silahlı Kuvvetleridir. Ordu kendi sorumluluğu dahilindeki, profesyonel ve ehil olduğu alanlarla sınırlı kalmayı artık öğrenmelidir. Türkiye çağdaş, uygar dünyaya entegre olmak istiyorsa ilk şart demokratikleşmedir. Demokratikleşmenin ilk şartı da hükümetin ordu üzerinde demokratik ve sivil kontrole sahip olmasına ve TSK nın Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasından geçer. İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi değişmedikçe "Ülkeyi koruma ve kollama bizim görevimiz" diyen Ordunun darbe hastalığından kurtulması mümkün değildir. Türkiye artık şunu anlamalıdır : Soğuk Savaş dönemi bitti. Dünya tek kutuplu olmaktan çıktı. "Dış tehdit" kavramı değişti. NATO kabuk değiştirdi. Dünyada artık her şey "siyah-beyaz" "dost-düşman" diye ayrılmıyor. Arada "gri" renkte oluştu. "Düşman" gördükleriniz zamanla "dost" olabilir, "dost" gördüklerinizde "düşman" safına geçebilir. Değişen yeni dünya düzenine göre Türkiye'de değişmek , demokratikleşmek zorundadır. Globalleşen dünyada Ordu'nun en önemli görevi sınırları korumaktır. Siyasete karışması, müdahale etmesi söz konusu olamaz. Biliyoruz ki, demokrasi, insanları kendi kimlikleriyle tanıyacak kadar yürekli, fişlenmiş yurttaşlara gerek duymayacak kadar saydam, kuralları popülizmle sulandırmayacak kadar sağlam bir rejimdir. Demokrasi de devlet bunalım çözer, bunalım yaratmaz. Bunalım yaratan bir devlet, hasta bir aygıttır. Özgürlükçü demokraside halk, bağımsız, özgür, eşit öznelerden oluşan bir topluluktur. Demokraside kafalar kırılmaz, kafalar sayılarak değerlendirilir. Çünkü demokrasi onurlu bireylerden oluşur. Demokratik rejimde devlet bir ideolojinin militanı olamaz. Demokrasi hukukun üstünlüğüne dayanır. Hukukun üstünlüğüne yaslanan devlet, yönetenler başta olmak üzere, hiç kimse hukukun ne üstündedir, ne altındadır, yalnızca içindedir. Hukukun karşısında herkes eşittir. Her görüş, her düşünce hukukun egemenliği içinde birlikte yan yana yaşar, yarışır ve gelişir. Sonuç olarak : Art arda gelen kuşakları "demokrasi" bilincinden yoksun yetiştiriyoruz.. Demokrasiyi kendi "kutsalları" arasında görmeyen insanlar yetiştiren bir ülke demokrasiyi özümseyebilir mi? Peki, siz hiç geleceği parlak "demokrasisiz" bir ülke gördünüz mü? Türkiye'nin cesur aydınları olarak ülkemizin geleceğini kurtarmak için demokrasiyi, eşitliği, hukukun üstünlüğünü, hak ve özgürlükleri savunmaya devam etmek zorundayız. Dünyada kurşunla öldürülmüş hiçbir düşünce olmadığının bilincinde olarak... NİL DEMİRKAZIK ÇOCUK-DER Genel Başkanı _________________________________________________________________ Hotmail: Trusted email with powerful SPAM protection. https://signup.live.com/signup.aspx?id=60969
-- - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
