BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP'nin Ahmet Taner Kışlalı Salonu'da gerçekleştirilen 1. Olağanüstü Kongresi'nde yaptığı konuşmada, sanatçıların kendi anadillerinde sanat eserleri üretmeye ağırlık vermesi gerektiğini belirtirken Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül'e "*Anadilinizin bu şekilde göz göre göre erimesine seyirci kalmamalısınız. Bu asimilasyon sürecini durdurmanın başka yolu yoktur*" diye seslendi.
NTV'deki Canlı Gaste proğramına katılan Yılmaz Erdoğan, Demirtaş'in ifadeleri hakkında: "Siyasetin, sanat üzerinde 'yapsınlar, etsinler' deme yetkisi yok. Ne yapacağımızın hatırlatmasının gereği de yok. Ben iyi niyetten kuşku duymuyorum ama sanatçı kendi algısıyla iş yapar. Ayrıca, Kürtçe iş yapmak da artık normal bir şey. Böyle olmamalı... Benim konuyla ilgili bir reçetem yok. Niyet önemli, üzerimize düşeni yapma iradesi önemli. Bunun kongrelerdeki popülist çağrılarla çözülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum" dedi (http://www.ntvmsnbc.com/id/25053743/). Erdoğan, Demokratik Açılım'ın biraz yalpaladığı ve eski coşkusunu yitirdiği yorumuna verdiği cevabı şahsen çok önemli buluyorum: "*Tüm hücrelere yayılan kanserojen etkisi olan bir konuda yalpalamalar olur. Aslında, 'bu niye oluyor?' düşüncesi olaya zarar verebilir. 25 sene süren sorunun pürüssüz çözümünü beklemek bence işi zora sokar. Daha sabırlı olmalıyız*." Abdullah Öcalan'a yakin medya, Demokratik Açılım'a verdiği bu destekten dolayı Yılmaz Erdoğan'a karşı cok insafsiz bir propaganda baslatti (mesela: http://www.yuksekovahaber.com/haber/populist-olan-kim-yilmaz-25237.htm; http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=86487; http://www.bitlismedya.com/sdetay.asp?did=2510). Ergenekoncu Medya'nın desteğiyle ( http://www.milliyet.com.tr/hakkarililer-den-yilmaz-erdogan-a-tepki/siyaset/sondakikaarsiv/06.02.2010/1195577/default.htm) insafsız propaganda acımasız linçe dönüştü ("Türk ve Kürd Ergenekonları dayanışması" dedikleri şey bu olsa gerek!). "*Yılmaz Erdoğan, AKP'nin Kürtler üzerindeki asimilasyon politikasının bir uygulayıcısıdır. Tayip Erdoğan'ın direktifleri doğrultusunda hareket eden beyaz Kürt'tür...* Yılmaz'dan beklenmedik bir şeydi bu... *Adam artık tam asimile olmuş*. Geçen TRT6'ya çıktı 2 tane Kürtçe kelime konuşamadı zaten. Nasıl film çekecek ki" gibi saldırgan yorumlar Milliyet'te yer bulduğuna göre Apocu Medya'daki yorumlarin seviyesini varin siz düşününüz. Öcalan'ın sistemin demokratikleşmesine kesinlikle karşı olduğunu, Demokratik Açılım'ı kapatmak için Derin Devlet tarafindan görevlendirildiğini uzun sureden beri yazip duruyorum ( http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/5191.html). Öcalan, şimdiye kadar beni yalancı çıkarmadı sağolsun, bundan sonra çıkaracağını da hiç sanmıyorum. Bir ara "demokrat maskesi" taktı, bir süre demokrasi istiyormuş gibi yaptı ama 27 Ocak 2010 tarihli Görüşme Notu'nda "Açılım yok, Açılım dedikleri safsatadır" diyerek gerçek yüzünü gösterdi ( http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=86148). Bu ifadelerle "Demokratik Açılım"a karşı çıkarak, CHP, MHP, Ergenekoncu Medya gibi sistemin demokratikleşmesine karşı direnene cepheye ait olduğunu resmen ilan eden Abdullah Öcalan'a bağlı medyanın, Demokratik Açılım'dan yana tavır takınan Yılmaz Erdoğan'a karşı başlattığı linç kampanyası bana fazla şaşırtıcı gelmiyor. Öcalan'dan ilham alan, onun "*tehditle sustur, korkutarak kendine bağla*" yöntemini kullanan Apocu Medya'nın birkaç hedefi var gibi görünüyor. Birincisi, Yılmaz Erdoğan üzerinden Demokratik Açılım'ı hedef alıyor. İkincisi, Erdoğan üzerinden Demokratik Açılım'a destek veren Kürdlere, özellikle de tanınmış Kürdlere gözdağı veriyor. Fanatik Apocuların saldırgan yorumlarını bile haber olarak yayınlayarak "*ayağınızı denk alınız; bugün eleştiriye hedef olduğunuz gibi yarın da kör bir kurşuna hedef olabilirsiniz!*" mesajı veriyor adeta. Ergenekoncu Medya'daki haberlerden etkilenerek Hrant Dink'i katleden Ogun Samast tiynetindeki bir PKK sempatizani da Yılmaz Erdoğan veya başka birisine bir zarar verirse, bunun tek sorumlusu Apocu Medya olacaktır. *Abdullah Öcalan Avukat Görüşmelerini Kürdçe Yapsın!** * Tekrar Demirtaş'ın çağrısına dönersek... *Bu çağrı Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül'ün isimleri zikredilmeden bütün sanatçılara yapılsaydı çok haklı ve yerinde bir çağrı olurdu*. Fakat, Demirtaş'ı makul biri olarak görmeme rağmen Demokratik Açılım'a olumlu bakan bu iki sanatçıdan ismen bahsetmesinde şahsen iyi niyet göremiyorum. Konuşma metini o mu yazdı, başkası mı; niyeti neydi, bilemiyorum ama bu çağrıdan sonra Apocu Medya'nın Yılmaz Erdoğan'a karşı başlattığı linç kampanyası bu iyi olmayan niyeti açığa vuruyor. Sözkonusu konuşmasında, öğretmenlerden, öğretim görevlilerinden, esnaf ve tüccarlardan da her yerde anadillerini kullanmalarını isteyen Demirtaş, aynı çağrıyı, tüm avukat görüşmelerini Türkçe yapan, bütün eserlerini Türkçe yazan Abdullah Öcalan'a da yapacak mı, yapmak ister mi? Eger Demirtaş (ve BDP) Kürdçe konusunda samimiyse, en kısa zamanda Öcalan'a da seslenerek "*Sayın Öcalan, avukat görüşmelerinizi Kürdce yapınız, kitaplarınızı ve savunmalarınızı da Kürdçe yazınız. Anadilinizin bu şekilde göz göre göre erimesine seyirci kalmamalısınız. Bu asimilasyon sürecini durdurmanın başka yolu yoktur*" demelidir. Diyebilir mi? Hic sanmıyorum. Seslenmek, hatta mırıldanmak şöyle dursun, böyle bir girişimi akıllarından geçirmekten bile korkarlar (buyursunlar, beni mahçup etmelerinden en çok ben memnun kalırım!). *Apoist Sistem'de kutsallaştırılan Öcalan'a bu tarz bir çağrıda bulunabilmek için ya "hain, **işbirlikçi, ajan**" gibi damgaları yiyip zelil bir şekilde aşağılanarak dışlanmayı veya hunharca öldürülmeyi göze almak gerekir.* Bu gerçek, mevcut demokratik sistemin bile (bütün eksikliğine ve hatasına rağmen), totaliter ve otoriter bir yapıya sahip olan Apoist Sistem'den kat be kat üstün olduğunu göstermeye yetiyor. BDP, mevcut sistemi daha da demokratikleştirmeyi hedefleyen Demokratik Açılım'ı eleştireceğine, emrinde olduğu bu totaliter sistemi adam etmeye baksın. Cesaretleri varsa tabii!. Birileri çıkıp "*Abdullah Öcalan'ın yazdıkları kitaplar konusunda haklısın belki ama İmralı Hapishanesi'nde Kürdce konusmak yasak; avukat görüşmelerinin Kürdçe yapılması gerçekçi değil*" gibi bir itirazda bulunabilirler. Tamam, Öcalan sadece kitaplarını Kürdçe yazsın, ona da razıyız. İmralı'da Kürdce'nin yasak oldugu bilgisi ise doğru değildir. Yanılmıyorsam, Haziran 2009 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Tüzüğün 88. Maddesinde yapılan değişiklikle tutuklular yakınlarıyla Kürdçe konuşabiliyor. Bu düzenlemeden sonra Öcalan'ın, Eylül 2009'da kız kardeşi Fatma Öcalan'la Kürdçe konuştuğu biliniyor. Abdullah Öcalan da, 13 Ocak 2010 tarihli Görüşme Notu'nda yasağın olmadığını doğruluyor: "*Kısa bir süre öncesine kadar burada Kürtçe konuşma yasağı vardı. Fakat bu yasak yönetmelikle kaldırıldı ancak biz henüz Kürtçe konuşmayı hiç denemedik. İzin verip vermeyeceklerini bilmiyoruz. Denersek izin verilip verilmeyeceği ortaya çıkar*" ( http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=85380). BDP Kürdçe konusunda samimiyse, Abdullah Öcalan'in bu konuda mutlaka öncülük yapmasını sağlamalıdır çünkü Öcalan'ın Kürdler üzerindeki ağırlığı Erdoğan ve Kırmızıgül'ün ağırlığından çok daha büyüktür. Öcalan'ın, BDP'nin çağrısına olumlu karşılık verip vermeyeceğini; renkli televizyon için hapishane yönetimine başvurduğu gibi Kürdçe konuşma ve yazma konusunda da gerekli girişimlerde bulunup bulunmayacağını; reddedilmesi durumunda (yasak kalktığına göre öyle bir ihtimal görmüyorum) birkaç santimetrekarelik alan için verdiği kahramanca (!) mücadeleyi Kürdce konusunda da verip vermeyeceğini doğrusu çok merak ediyorum. Bir merak daha... Son 11 yılda Öcalan'ın Kürdçe konusunda İmralı'da gerçekleştirdiği herhangi bir eyleminin olup olmadığını, bu konuda idareden herhangi bir istekte bulunup bulunmadıgını da merak ediyorum. * * *Herkesi şahit tutarak BDP ve Öcalan'a sesleniyorum... Hep Kürdlere eylem yaptırdınız, herşeyi onlardan beklediniz. Bütün Kürdlerin gözü ve kulağı sizde; sizden eylem bekliyorlar! Kürdçe konusundaki samimiyetinizi Kürdlere, Türklere ve bütün insanlığa gösteriniz, göstermelisiniz! Eylemin başlangıç tarihini siz belirleyiniz*. 31 Şubat hariç bütün tarihlere razıyız! Mesela, Öcalan'ın uluslararası komplo (!) ile yakalanış tarihi olan 15 Şubat (hemen şuracıkta!), doğum günü olan 4 Nisan, Suriye'den çıkmak zorunda kaldığı 9 Ekim ve PKK'nin kuruluş tarihi olan 27 Kasım olabilir. Hatta, Öcalan'ın Mustafa Kemal'e olan engin muhabbetini göz önünde tutarak 19 Mayıs veya 10 Kasım tarihlerini de tercih edebilirsiniz. Top sizde... Selam ve dostlukla Cevdet Akbay http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/6142.html -- - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
