*KCK Davası ve Kürtçe Savunma *

* *

*İbrahim GÜÇLÜ*

*([email protected]*)



2009 yerel seçimlerinden sonra, PKK'ya yönelik bir operasyon başlatıldı. Bu
operasyonlar sadece Diyarbakır'la sınırlı kalmadı, Kürdistan'ın birçok il ve
ilçelerini kapsamına aldı.



Bu operasyon, KCK Operasyonu olarak nitelendirildi. KCK'ye yönelik dört ayrı
operasyon sonucunda aralarında BDP'li belediye başkanlarının da olduğu 103
kişi tutuklandı. Tutukluların dışında, 48 tutuksuz kişi hakkında
sorgulamalara devam edildi.



Uzun, 1,5 yıllık bir tutukluluk sürecinden sonra, bir kısmı tutuksuz ve bir
kısmı da firari olan 151 kişi hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
18 Ekim 2010 Tarihinde yargılama başladı.



*Yargılama atmosferi...*

KCK Davası, tutuklamalarının başladığı günden itibaren kamuoyunun gündeminde
düşmediler. Yargılanmanın başlamasından kısa bir süre önce de, KCK Davasına
ilişkin tartışmalar ve konuya ilişkin kamuoyu ilgisi yoğunlaştı.
Yargılamanın başlamasından birkaç gün önce, yargılama ile ilgili *"Diyarbakır
çıkarması"* gerçekleşmeye başladı. Birçok yerli ve yabancı heyetler, birçok
gazeteci, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, aydınlar ve
yazarlar duruşmayı dinlemek ve izlemek için geldiler, resmi yetkililere
başvurdular.



Salonun darlığından dolayı, yerli ve yabancı konukların, siyasi parti ve
sivil toplum örgütleri temsilcilerinin aydın ve yazarların tümünün duruşmayı
izleme olanağı olmadığı açıklandı. Gazetecilerden sadece 10 tanesi duruşmayı
izleme olanağı buldu.



Duruşmaya, Diyarbakır ve Türkiye'nin değişik barolarından 300'e yakın avukat
davayı savunmak için katıldılar.



Tutuklu ailelerinin duruşma salonuna girmeleri bütünüyle olanaklı olmadı.



BDP, halkı mahkeme önünde nöbet tutmaya çağırdı. Bu davanın, AK Parti
Hükümetinin Kürt sorununa yaklaşımı açısından bir mihenk taşı olacağı,
açıklamasını yaptı.



KCK Davasını izlemeye gelen basın mensupları, aydınlar ve yazarlar, davanın
nedenlerine ve muhtemel sonuçlarına, mahkemenin tutumuna, Diyarbakır'ın
atmosferine, "Kürt sorunu", Kürtçe savunma talebinden yola çıkarak Kürtlerin
ulusal haklarına  ilişkin görüşlerini kamuoyu ile paylaştılar. Bunları okuma
ve izleme olanağımız oldu.

* *

Genel olarak gergin bir psikolojik ortamla, yargılama gününe girildi. Buna
rağmen, duruşma boyunca, küçük bazı itiş-kakışların dışında herhangi olumsuz
bir gelişme olmadı.



*Kürtçe savunma...*

Duruşmanın başlamasından birkaç öncesinden, KCK Tutuklularının Kürtçe
savunma yapacakları, basın organları vasıtasıyla kamuoyuna ulaştırıldı.
Kürtçe savunma tutumu, bütün Kürtleri sevindirdi ve Kürt kamuoyunun büyük
desteğine peşinen yol açtı.



Kürtçe savunma, ulusal tutum ve Kürt ulusal çıkarlarını savunma anlamında
olumlu bir olgu olduğu gibi, psikolojik üstünlüğü sağlamada da önemli bir
hamle oldu.



Bu nedenle, KCK duruşması başlamadan önce, Kürtçe savunmaya ilişkin
tartışmalar başladı. Bu konuya ilişkin tartışmalarda, Kürt milletinin
haklarına bakış açıları da kendisini dışa vurmaya başladı. Bu tartışmalar,
mahkemenin kararının ne doğrultuda olacağını, büyük ölçüde de olumsuz
olacağını ortaya koyuyordu.

Duruşmanın başlamasından sonra, mahkemenin yoklama, kimlik ve ikametgâh
tespiti aşamasında Kürtçe verilen yanıtlarla, Kürtçe savunma konusunda bir
ortak kararın ortaya çıktığı netleşiyordu.

Kimlik tespitinden sonra tutuklular adına söz alan eski DEP Milletvekili
Hatip Dicle Kürtçe savunma yapacaklarını mahkemeden talep etti.

Basın organlarının açıklamalarına göre Hatip Dicle bu talebini şöyle
gerekçelendirdi: *"Ana dilde savunma doğal bir hukuk. Adil yargılama ve
savunma hakkının bir parçası Lozan Antlaşması'nın 37, 42 ve 39'uncu
maddelerinde dil hakkı belirlenmiştir. 86 yıldır bu maddeler çok çiğnendi.
Bir araştırma yaptım. Bizler bu salonda bulunan 103 tutuklu sanıktan 47'si
10 yıl ve üzeri, 7'si ise 20 yıl ve üzeri cezaevinde kalmışlar. Biz siyasi
hareket olarak Türkçeyi resmi dil olarak benimsedik. Ancak bizim ana dilimiz
Kürtçe yasaklandı. Biz bugün burada savunmada kendi dilimizi özgürce
kullanmak istiyoruz..." (Helin Alp, Taraf Gazetesi, 19. 10. 2010 Tarihli
Yazısı)*

Davanın avukatları da söz alarak, KCK tutuklularının savunmalarını Kürtçe
yapmasını ve tercüman tayin edilmesini talep ettiler. Mahkeme heyeti, bu
talebi görüşmeyi ve karara bağlamayı bir gün sonraya bıraktı.

KCK tutuklularının ve avukatlarının bu talebi oldukça olumlu, gerekli,
zorunlu bir talepti. Daha önce de bazı PKK tutukluları kendi duruşmalarında
Kürtçe savunma yaptılar. Bu tutum ve yaklaşım, PKK ve taraftarları açısından
yeni bir noktaya işaret ediyor.

Bilindiği gibi, 2005 yılından bu yana, mahkemelerde siyasi tutukluların,
aydınların, Kürt yurtseverlerinin Kürtçe savunma ve görüşlerini dile getirme
konusunda ısrarlı bir tutuma sahibim. Bu tutumun kitlesel bir hal alması,
Kürt ulusal hareketi açısından önemli, hayati, ciddi bir düzeye işaret
etmektedir.

Kürt siyasilerinin ve aydınlarının yanında, Kürdistan'daki mahkemelerde
avukatlarımızın normal hukuki ve cezai davalarda da müvekkilleri için
tercüman talebi, daha olanaklı, daha rasyonel, daha gerçekçi bir tutum
olacaktır. Bu konuda da, Diyarbakır Barosu kongrelerinde, görüşlerimi dile
getirdiğim gibi, bu konuyu çok yazımda da dile getirdim.

Mahkemelerde Kürtçe savunma konusundaki ısrar, birçok sorunun açığa
çıkmasında, Türk Devlet sisteminin sömürgeci, otoriter ve faşizan yapısının
deşifre olmasında anahtar bir rol oynayacaktır. Kürtlerin somut ulusal
talepleri karşısında, Türk Devlet sistemi büyük sıkıntıya düşecek,
uluslararası planda da manevra alanı daralacaktır.

Bundan böyle, Kürt siyasilerinin, aydınlarının, tutuklu olsunlar ve
olmasınlar; halkımızın kitlesel olarak mahkemelerde Kürtçe savunma yapma
konusunda ısrarlı olmaları gerekir.

Siyasi olsun ve olmasın, Türk Mahkemelerinde Kürtçe savunma yapma talebi,
her Kürdün doğal bir hakkı olduğu gibi, Türk Devleti'nin ulusal haklarımızı
gasp etmesine karşı bir mücadele ve protesto, ulusal haklarımızı kapsamlı
bir şekilde elde etme konusunda da bir mücadele biçimi ve bir mevzilenme
sorunudur.

*                                                               ******

Hatip Dicle'nin açıklamalarından, Türk Dilinin resmi dil olmasına vurgu
yapılması, içerik olarak Kürt dilinin resmi dil olamayacağı, ya da resmi dil
olması konusunda bir taleplerinin olamayacağı gibi bir çıkarsamaya yol
açmaktadır. Bunun yanlış ifadelendirmeden ileri geldiğini düşünmüyorum.
Hatip Dicle'nin bağlı olduğu siyasi anlayış ve örgüt platformu, Kürtçenin
resmi dil olması konusunda bir talep sahibi değildir.

Bu yaklaşım, Kürt ulusal haklarının tanımlanması ve elde edilmesi bakımından
kökten yanlış yaklaşımlardan biridir. Kürtlerin bu yaklaşımı, kendi
bağımsızlıkları, kendi egemenlikleri, kendi iktidarları açısından
benimsemeleri olanaklı değildir.

                                                      *******

Mahkemenin aynı gün, Kürtçe savunma konusunda karar vermemesi, bu konuyu bir
yerlerle konuşma isteğinden ileri geldiği açıkça ortaya çıkıyor. Bu tutum
da, mahkemenin işin başından bağımsız ve tarafsız yargılama yapmayacağını
ortaya koyuyor. Ne yazık ki,  Mahkemeden beklenen oldu, mahkeme, 19. 10.
2010 günü de Kürtçe Savunma talebini red etti.

Mahkemenin bu kararından sonra, KCK tutuklularının ve avukatlarının elinde
önemli bir silah vardı. O da İddianamenin Kürtçe tercüme edilmesini talep
etmek, tersi durumda mahkemeyi protesto etmek ve mahkeme salonunu boşaltma
yoluna gitmekti. Bu yapılmadı.

Bu nedenle, savunma aşamasında tutukluların ne yapacağı önem kazanmaktadır.
Bu durumda, üçlü bir alternatif tutum var. *Birinci alternatif tutum:* KCK
Tutuklularının her şeye rağmen Kürtçe savunma yapmaya devam etmesi ve
mahkemenin onların sözünü kesmesi. Bunu  bütün yargılananların yapması
gerekir. *İkinci alternatif tutum:* Mahkemenin kararına uyma ve Türkçe
savunma yapma. Bu en kötü alternatiftir, tam da yenilgi anlamına gelir. *Üçüncü
tutum:* Susma hakkını kullanmaktır. Bu birinci alternatif tutuma göre daha
olumlu bir tutum olmamasına rağmen, Türkçe savunma yapmaktan olumludur. En
azından susmak, zımnen Kürtçe konuşmak, mahkemeyi ve mahkeme kararını
protesto etmek, farklı bir topluluğa ait olunduğunu kamuoyuna ve dünyaya
anlatmak anlamına gelir.

Mahkemenin kararı, Kürt ulusunun varlık koşullarına, doğal haklarına, kendi
anadilinden konuşma ve kendini ifade etme özgürlüğüne karşı olduğu gibi,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, diğer ilgili uluslar arası anlaşmalara,
demokrasiye, Avrupa Birliği müktesebatına, Kopenhag Kriterlerine de
aykırıdır.

Bütün bunların yanında, kendi "Kürt sorununu" çözmek isteğinde olan Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin sorunu çözmek istemediğiyle ilgili niyetini ortaya
koyması bakımından oldukça önemli ve tehlikeli bir durumdur.

*KURD-KOM, HAK-PAR, TEVKURD ve benim şahsi davalarımda Kürtçe savunma...*

Mahkeme kararı ayrıca yakın zaman yargılama pratikleriyle de büyük bir
çelişki oluşturmaktadır.

2005 yılında Diyarbakır Kürt Derneği (KURD-KOM) hakkında Diyarbakır
Mahkemesinde dava açıldığı zaman, derneği Kürtçe savunacağımız ve duruşmanın
Kürtçe sürdürülmesini talep ettik. Diyarbakır mahkemesi Kürtçe savunma
konusunda karar aldı.

Bunun yanında, benim hakkımda tek başına ya da birçok arkadaşla açılan en
azından ona yakın davada Kürtçe savunma talebim/taleplerimiz kabul edildi.

Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde, ben, Zeynel Abidin Özalp, Sedat Ogur
hakkında açılan dava da Kürtçe savunma konusunda karar alındı.

Mardin Asliye Ceza Mahkemesi, HAK-PAR Kongresinde yaptığım konuşmadan dolayı
hakkımda açtığı dava ile ilgili olarak da Kürtçe savunma kararı aldı.
Yargıtay'a da Kürtçe savunmamı ve itirazlarımı yazılı olarak ilettim.

Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, HAK-PAR 1. Kongresi'nde Kürtçe davetiye ve
kongrede Kürtçe konuşmuş olmamızdan dolayı hakkımızda açtığı dava da Kürtçe
savunma kararı aldı. Üstelik ilk soruşturma aşamasında da ben ve Reşit Deli
dışındaki arkadaşlarımız da Kürtçe ifade vermemişlerdi. Bu bağlamda da, KCK
Davasına bakan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin Kürtçe Savunma talebinin
reddini, ilk soruşturmada Kürtçe tercüman istememeye bağlaması da doğru
değildir.

Diyarbakır'da, ben ve Sebahattin Korkmaz hakkında TEVKURD'e ilişkin
ayrı-ayrı açılan davalarda da Kürtçe savunma talebimiz mahkeme tarafından
karar altına alındı.

Urfa Asliye Ceza Mahkemesi, Kürt Çalışma Grubu/TEVKURD hakkında açtığı toplu
davada da Kürtçe savunma talebimizi karar altına aldı.

Bu örnekleri çoğaltmak olanaklı.

KCK Davası'na katılan avukatların birçoğu da bu gelişmelerden ve kararlardan
haberdarlar, bir kısmı da gelişmelere ve kararlara taraf avukatlardır.

Bu avukatların, bu örneklere ve tecrübelere, bir hukukçu ve Diyarbakır
Barosu üyesi olarak benim bilgilerime başvurmaması da dikkat çekici bir
konu!

 *Amed, 21. 10. 2010*

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurdan e. Komeke ideolojik 
nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad bir u 
ramanen xwe binin zimen. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe re, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze 
hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxaneye bikin. 
 -  Diwanxane; en buyuk Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu 
yazarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta kaba propagandalara sicak bakilmaz. 
Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren mailler onaylanmaz. 
Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Rojda Xanim, Serger 
Barî, Mihemed Rojbin. ANA SAYFA: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap