ilk defa  ben berkezli yazısını okudum sayın güçlünün ama yazının sonunda 
anladımki yanılmışım. avukatların kendisine
 başvurmamamsına içerlenmiş. İyi hoşta madem kürtler senin için o kadar önemli 
kendin bu bilgileri aktarabilirdin gerçekten 
önemli görüyorsan. Sadece senden bilgi aldıklarını belki inkar edebilirlerdi 
kürtlerin kazanımları senin adından çok dahamı değersizdi
her kürdü eşeştirdiğimde ellerim titriyor ama yazmak zorunda kalıyor insan bazan


Date: Sun, 24 Oct 2010 08:49:59 +0300
Subject: {Diwanxane} KCK davası ve Kürtçe Savunma/ Değerli Dostlar, KCK Davası 
Diyarbakır'da devam ediiyor. Davanın bir boyutuyla ilgili düşüncelerimi sizinle 
paylaşıyorum. Selam ve başarılar.
From: [email protected]


KCK Davası ve Kürtçe Savunma 
 
İbrahim GÜÇLÜ
([email protected])
 
2009 yerel seçimlerinden sonra, PKK'ya yönelik bir operasyon başlatıldı. Bu 
operasyonlar sadece Diyarbakır'la sınırlı kalmadı, Kürdistan'ın birçok il ve 
ilçelerini kapsamına aldı. 
 
Bu operasyon, KCK Operasyonu olarak nitelendirildi. KCK'ye yönelik dört ayrı 
operasyon sonucunda aralarında BDP'li belediye başkanlarının da olduğu 103 kişi 
tutuklandı. Tutukluların dışında, 48 tutuksuz kişi hakkında sorgulamalara devam 
edildi. 
 
Uzun, 1,5 yıllık bir tutukluluk sürecinden sonra, bir kısmı tutuksuz ve bir 
kısmı da firari olan 151 kişi hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 18 
Ekim 2010 Tarihinde yargılama başladı. 
 
Yargılama atmosferi...
KCK Davası, tutuklamalarının başladığı günden itibaren kamuoyunun gündeminde 
düşmediler. Yargılanmanın başlamasından kısa bir süre önce de, KCK Davasına 
ilişkin tartışmalar ve konuya ilişkin kamuoyu ilgisi yoğunlaştı. Yargılamanın 
başlamasından birkaç gün önce, yargılama ile ilgili "Diyarbakır çıkarması" 
gerçekleşmeye başladı. Birçok yerli ve yabancı heyetler, birçok gazeteci, 
siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, aydınlar ve yazarlar 
duruşmayı dinlemek ve izlemek için geldiler, resmi yetkililere başvurdular. 
 
Salonun darlığından dolayı, yerli ve yabancı konukların, siyasi parti ve sivil 
toplum örgütleri temsilcilerinin aydın ve yazarların tümünün duruşmayı izleme 
olanağı olmadığı açıklandı. Gazetecilerden sadece 10 tanesi duruşmayı izleme 
olanağı buldu. 
 
Duruşmaya, Diyarbakır ve Türkiye'nin değişik barolarından 300'e yakın avukat 
davayı savunmak için katıldılar. 
 
Tutuklu ailelerinin duruşma salonuna girmeleri bütünüyle olanaklı olmadı.
 
BDP, halkı mahkeme önünde nöbet tutmaya çağırdı. Bu davanın, AK Parti 
Hükümetinin Kürt sorununa yaklaşımı açısından bir mihenk taşı olacağı, 
açıklamasını yaptı.
 
KCK Davasını izlemeye gelen basın mensupları, aydınlar ve yazarlar, davanın 
nedenlerine ve muhtemel sonuçlarına, mahkemenin tutumuna, Diyarbakır'ın 
atmosferine, "Kürt sorunu", Kürtçe savunma talebinden yola çıkarak Kürtlerin 
ulusal haklarına  ilişkin görüşlerini kamuoyu ile paylaştılar. Bunları okuma ve 
izleme olanağımız oldu.  
 
Genel olarak gergin bir psikolojik ortamla, yargılama gününe girildi. Buna 
rağmen, duruşma boyunca, küçük bazı itiş-kakışların dışında herhangi olumsuz 
bir gelişme olmadı.
 
Kürtçe savunma...
Duruşmanın başlamasından birkaç öncesinden, KCK Tutuklularının Kürtçe savunma 
yapacakları, basın organları vasıtasıyla kamuoyuna ulaştırıldı. Kürtçe savunma 
tutumu, bütün Kürtleri sevindirdi ve Kürt kamuoyunun büyük desteğine peşinen 
yol açtı. 
 
Kürtçe savunma, ulusal tutum ve Kürt ulusal çıkarlarını savunma anlamında 
olumlu bir olgu olduğu gibi, psikolojik üstünlüğü sağlamada da önemli bir hamle 
oldu. 
 
Bu nedenle, KCK duruşması başlamadan önce, Kürtçe savunmaya ilişkin tartışmalar 
başladı. Bu konuya ilişkin tartışmalarda, Kürt milletinin haklarına bakış 
açıları da kendisini dışa vurmaya başladı. Bu tartışmalar, mahkemenin kararının 
ne doğrultuda olacağını, büyük ölçüde de olumsuz olacağını ortaya koyuyordu. 
Duruşmanın başlamasından sonra, mahkemenin yoklama, kimlik ve ikametgâh tespiti 
aşamasında Kürtçe verilen yanıtlarla, Kürtçe savunma konusunda bir ortak 
kararın ortaya çıktığı netleşiyordu. 
Kimlik tespitinden sonra tutuklular adına söz alan eski DEP Milletvekili Hatip 
Dicle Kürtçe savunma yapacaklarını mahkemeden talep etti. 
Basın organlarının açıklamalarına göre Hatip Dicle bu talebini şöyle 
gerekçelendirdi: "Ana dilde savunma doğal bir hukuk. Adil yargılama ve savunma 
hakkının bir parçası Lozan Antlaşması'nın 37, 42 ve 39'uncu maddelerinde dil 
hakkı belirlenmiştir. 86 yıldır bu maddeler çok çiğnendi. Bir araştırma yaptım. 
Bizler bu salonda bulunan 103 tutuklu sanıktan 47'si 10 yıl ve üzeri, 7'si ise 
20 yıl ve üzeri cezaevinde kalmışlar. Biz siyasi hareket olarak Türkçeyi resmi 
dil olarak benimsedik. Ancak bizim ana dilimiz Kürtçe yasaklandı. Biz bugün 
burada savunmada kendi dilimizi özgürce kullanmak istiyoruz..." (Helin Alp, 
Taraf Gazetesi, 19. 10. 2010 Tarihli Yazısı)
Davanın avukatları da söz alarak, KCK tutuklularının savunmalarını Kürtçe 
yapmasını ve tercüman tayin edilmesini talep ettiler. Mahkeme heyeti, bu talebi 
görüşmeyi ve karara bağlamayı bir gün sonraya bıraktı. 
KCK tutuklularının ve avukatlarının bu talebi oldukça olumlu, gerekli, zorunlu 
bir talepti. Daha önce de bazı PKK tutukluları kendi duruşmalarında Kürtçe 
savunma yaptılar. Bu tutum ve yaklaşım, PKK ve taraftarları açısından yeni bir 
noktaya işaret ediyor.
Bilindiği gibi, 2005 yılından bu yana, mahkemelerde siyasi tutukluların, 
aydınların, Kürt yurtseverlerinin Kürtçe savunma ve görüşlerini dile getirme 
konusunda ısrarlı bir tutuma sahibim. Bu tutumun kitlesel bir hal alması, Kürt 
ulusal hareketi açısından önemli, hayati, ciddi bir düzeye işaret etmektedir.
Kürt siyasilerinin ve aydınlarının yanında, Kürdistan'daki mahkemelerde 
avukatlarımızın normal hukuki ve cezai davalarda da müvekkilleri için tercüman 
talebi, daha olanaklı, daha rasyonel, daha gerçekçi bir tutum olacaktır. Bu 
konuda da, Diyarbakır Barosu kongrelerinde, görüşlerimi dile getirdiğim gibi, 
bu konuyu çok yazımda da dile getirdim. 
Mahkemelerde Kürtçe savunma konusundaki ısrar, birçok sorunun açığa çıkmasında, 
Türk Devlet sisteminin sömürgeci, otoriter ve faşizan yapısının deşifre 
olmasında anahtar bir rol oynayacaktır. Kürtlerin somut ulusal talepleri 
karşısında, Türk Devlet sistemi büyük sıkıntıya düşecek, uluslararası planda da 
manevra alanı daralacaktır.
Bundan böyle, Kürt siyasilerinin, aydınlarının, tutuklu olsunlar ve olmasınlar; 
halkımızın kitlesel olarak mahkemelerde Kürtçe savunma yapma konusunda ısrarlı 
olmaları gerekir. 
Siyasi olsun ve olmasın, Türk Mahkemelerinde Kürtçe savunma yapma talebi, her 
Kürdün doğal bir hakkı olduğu gibi, Türk Devleti'nin ulusal haklarımızı gasp 
etmesine karşı bir mücadele ve protesto, ulusal haklarımızı kapsamlı bir 
şekilde elde etme konusunda da bir mücadele biçimi ve bir mevzilenme sorunudur.
                                                               *****
Hatip Dicle'nin açıklamalarından, Türk Dilinin resmi dil olmasına vurgu 
yapılması, içerik olarak Kürt dilinin resmi dil olamayacağı, ya da resmi dil 
olması konusunda bir taleplerinin olamayacağı gibi bir çıkarsamaya yol 
açmaktadır. Bunun yanlış ifadelendirmeden ileri geldiğini düşünmüyorum. Hatip 
Dicle'nin bağlı olduğu siyasi anlayış ve örgüt platformu, Kürtçenin resmi dil 
olması konusunda bir talep sahibi değildir. 
Bu yaklaşım, Kürt ulusal haklarının tanımlanması ve elde edilmesi bakımından 
kökten yanlış yaklaşımlardan biridir. Kürtlerin bu yaklaşımı, kendi 
bağımsızlıkları, kendi egemenlikleri, kendi iktidarları açısından benimsemeleri 
olanaklı değildir.
                                                      *****
Mahkemenin aynı gün, Kürtçe savunma konusunda karar vermemesi, bu konuyu bir 
yerlerle konuşma isteğinden ileri geldiği açıkça ortaya çıkıyor. Bu tutum da, 
mahkemenin işin başından bağımsız ve tarafsız yargılama yapmayacağını ortaya 
koyuyor. Ne yazık ki,  Mahkemeden beklenen oldu, mahkeme, 19. 10. 2010 günü de 
Kürtçe Savunma talebini red etti.
Mahkemenin bu kararından sonra, KCK tutuklularının ve avukatlarının elinde 
önemli bir silah vardı. O da İddianamenin Kürtçe tercüme edilmesini talep 
etmek, tersi durumda mahkemeyi protesto etmek ve mahkeme salonunu boşaltma 
yoluna gitmekti. Bu yapılmadı. 
Bu nedenle, savunma aşamasında tutukluların ne yapacağı önem kazanmaktadır. Bu 
durumda, üçlü bir alternatif tutum var. Birinci alternatif tutum: KCK 
Tutuklularının her şeye rağmen Kürtçe savunma yapmaya devam etmesi ve 
mahkemenin onların sözünü kesmesi. Bunu  bütün yargılananların yapması gerekir. 
İkinci alternatif tutum: Mahkemenin kararına uyma ve Türkçe savunma yapma. Bu 
en kötü alternatiftir, tam da yenilgi anlamına gelir. Üçüncü tutum: Susma 
hakkını kullanmaktır. Bu birinci alternatif tutuma göre daha olumlu bir tutum 
olmamasına rağmen, Türkçe savunma yapmaktan olumludur. En azından susmak, 
zımnen Kürtçe konuşmak, mahkemeyi ve mahkeme kararını protesto etmek, farklı 
bir topluluğa ait olunduğunu kamuoyuna ve dünyaya anlatmak anlamına gelir.
Mahkemenin kararı, Kürt ulusunun varlık koşullarına, doğal haklarına, kendi 
anadilinden konuşma ve kendini ifade etme özgürlüğüne karşı olduğu gibi, Avrupa 
İnsan Hakları Sözleşmesine, diğer ilgili uluslar arası anlaşmalara, 
demokrasiye, Avrupa Birliği müktesebatına, Kopenhag Kriterlerine de aykırıdır.
Bütün bunların yanında, kendi "Kürt sorununu" çözmek isteğinde olan Türkiye 
Cumhuriyeti Devleti'nin sorunu çözmek istemediğiyle ilgili niyetini ortaya 
koyması bakımından oldukça önemli ve tehlikeli bir durumdur.
KURD-KOM, HAK-PAR, TEVKURD ve benim şahsi davalarımda Kürtçe savunma...
Mahkeme kararı ayrıca yakın zaman yargılama pratikleriyle de büyük bir çelişki 
oluşturmaktadır.
2005 yılında Diyarbakır Kürt Derneği (KURD-KOM) hakkında Diyarbakır 
Mahkemesinde dava açıldığı zaman, derneği Kürtçe savunacağımız ve duruşmanın 
Kürtçe sürdürülmesini talep ettik. Diyarbakır mahkemesi Kürtçe savunma 
konusunda karar aldı. 
Bunun yanında, benim hakkımda tek başına ya da birçok arkadaşla açılan en 
azından ona yakın davada Kürtçe savunma talebim/taleplerimiz kabul edildi. 
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde, ben, Zeynel Abidin Özalp, Sedat Ogur 
hakkında açılan dava da Kürtçe savunma konusunda karar alındı. 
Mardin Asliye Ceza Mahkemesi, HAK-PAR Kongresinde yaptığım konuşmadan dolayı 
hakkımda açtığı dava ile ilgili olarak da Kürtçe savunma kararı aldı. 
Yargıtay'a da Kürtçe savunmamı ve itirazlarımı yazılı olarak ilettim. 
Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, HAK-PAR 1. Kongresi'nde Kürtçe davetiye ve 
kongrede Kürtçe konuşmuş olmamızdan dolayı hakkımızda açtığı dava da Kürtçe 
savunma kararı aldı. Üstelik ilk soruşturma aşamasında da ben ve Reşit Deli 
dışındaki arkadaşlarımız da Kürtçe ifade vermemişlerdi. Bu bağlamda da, KCK 
Davasına bakan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin Kürtçe Savunma talebinin 
reddini, ilk soruşturmada Kürtçe tercüman istememeye bağlaması da doğru 
değildir. 
Diyarbakır'da, ben ve Sebahattin Korkmaz hakkında TEVKURD'e ilişkin ayrı-ayrı 
açılan davalarda da Kürtçe savunma talebimiz mahkeme tarafından karar altına 
alındı. 
Urfa Asliye Ceza Mahkemesi, Kürt Çalışma Grubu/TEVKURD hakkında açtığı toplu 
davada da Kürtçe savunma talebimizi karar altına aldı.
Bu örnekleri çoğaltmak olanaklı.
KCK Davası'na katılan avukatların birçoğu da bu gelişmelerden ve kararlardan 
haberdarlar, bir kısmı da gelişmelere ve kararlara taraf avukatlardır.
Bu avukatların, bu örneklere ve tecrübelere, bir hukukçu ve Diyarbakır Barosu 
üyesi olarak benim bilgilerime başvurmaması da dikkat çekici bir konu!
 Amed, 21. 10. 2010
-- 
- Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurdan e. Komeke ideolojik 
nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad bir u 
ramanen xwe binin zimen. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe re, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze 
hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxaneye bikin. 
- Diwanxane; en buyuk Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu yazarina 
aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete 
saygili olan bu BAGIMSIZ grupta kaba propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, 
anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren mailler onaylanmaz. Kurd 
dillerindeki mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Rojda Xanim, Serger Barî, 
Mihemed Rojbin. ANA SAYFA: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
                                          

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurdan e. Komeke ideolojik 
nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad bir u 
ramanen xwe binin zimen. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe re, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze 
hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxaneye bikin. 
 -  Diwanxane; en buyuk Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki sorumlulugu 
yazarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta kaba propagandalara sicak bakilmaz. 
Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren mailler onaylanmaz. 
Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Rojda Xanim, Serger 
Barî, Mihemed Rojbin. ANA SAYFA: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap