Bu degerli yorumu icin Fehim agabeye saygılar...
Date: Tue, 23 Nov 2010 01:37:31 +0200
Subject: Re: {Diwanxane} Elif Sena Bilgin ve Necip Bingul tartismasi...
From: [email protected]
To: [email protected]
Yüreğinize sağlık Fehim bey... Tespitleriniz takdire şayandır. İkide bir
allanıp pullanan kemalizmle bu saaten sonra birliktelikler sadece oyalandırma
ve kandırmacadan ibaret olur. Onun yerine kürtler, kendi aralarındaki birliğe
enerjilerini harcasınlar. dindar kürtleri, resmi ideoloji gibi düşman gören
anlayışlar hem temsil noktasında meşruiyet krizi yaşarlar, hem de birilerine
yıllardır olduğu gibi payanda olmaktan kurtulamazlar. sağlıklı, sahici ve özgün
fikirler, projeler geliştirmek zamanıdır. Yalan, dolan ve ucuz hesaplarla bu
mazlum halkı daha yıllarca süründürmeye ve süründürenlere çanak tutmak akıl
karı değildir. Selam ve saygılar...
22 Kasım 2010 23:42 tarihinde Fehim Işık <[email protected]> yazdı:
Merhaba Dostlar,
Uzun zamandır, neredeyse kuruluşundan beri Diwanxane'yi takip ediyorum. Genel
tanıtım yazıları dışında neredeyse hiç yazmadım. Bu, grubu takip etmediğim
anlamına gelmiyor. Bu kez, son günlerde yaşanan bir polemikten yola çıkarak,
müsaade ederseniz ben de görüşlerimi özetle paylaşmak istiyorum.
Ne yazık ki genel üslubumuz, kucaklayıcı olmaktan öte kırıcıdır. Hem Necip
Bingül arkadaştan, hem de Elif Sena Bilgin arkadaştan birer alıntıyla bu üslubu
örneklendirebilirim:
Necip arkadaş şöyle diyor, Elif Sena arkadaşa cevap verdiği yazısında:
"Orhan Miroğlu gibi kaçkınları referans olarak alırsan, hele Taraf ve Radikal
gibi gazeteler ilham kaynağın olursa durumun çok kütü, ancak birileri için
kahraman Kürt kızı olursun! O 'birileri' de, AKP ve Zaman gazetesinin yalan
haberlerini, kirli siyasetini taşıyan taşıyıcılardır. Anlayacağın el alemin
kapısında pinekleyenlerdir. Benim için kahraman Kürt kızı değil kıblesini
yitirmiş Kürt kızısın!"
Görünen o, Necip arkadaşa bu düzeyi düşük ilk cevabı yazdıran ibareler Elif
Sena arkadaşın şu satırlarından kaynaklanıyor:
"Bir zamanlar 'çatı partisi' diye bir şey çıkardı Apo; bir zamanlar da SHP ile
ittifak ettik. 2004 yılında... Tam 400 bin oy kaybımız olmuş, ilk seçimde.
Bugün Taraf'ta Orhan Miroğlu ile Yıldıray Oğur'un yazıları çok güzeldi bu
bağlamda. Ben bir Kürt kızıyım. Oyumu BDP'ye veriyorum. Kemalizm düşmanıyım.
CHP ile yakınlaşan bir zihniyete yuh artık diyorum. Yazıklar olsun."
Bu iki yaklaşımdan sonra bazı arkadaşlar da Kürtçe veya Türkçe kendi
duruşlarına yakın arkadaşa destek verdiler.
Görüşlerimi ifade etmeye başlarken, şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
1987 seçimlerinde ilk ve son kez sistem partilerine oy veren biriyim. O zaman
SHP içinde çalışan yurtsever arkadaşlar olarak adaylarımız vardı ve hem
oylarımızı, hem de enerjimizi bu adaylar lehine kullandık. Ön seçimde Ahmet
Türk'ü Mardin'de liste başı yapıp onu cezaevinden Ankara'ya yolladığımız,
Malatya'da, Kars'ta, Dersim'de yurtsever insanları Meclis'e taşıdığımız
seçimdir, 1987 seçimi. Akabinde 1991 seçimlerinde HEP ile SHP ittifak yaptı. Bu
yaklaşıma karşı çıkıp 7-8 vilayette seçimlere bağımsız giren adayları
destekledim; o çalışmanın da bizzat içinde yer aldım. 1995'te Emek, Barış,
Özgürlük Bloku adı altında HADEP listelerinden seçime katılan HADEP, BSP, SİP
ve DDP'li adayları destekledim. 1999'de DBP listelerinden seçimlere katılan
adayların içinde yer aldım. Bu seçimlerde ilk defa bir başka Kürt kimlikli
parti seçimlere kendi adıyla katılmıştı ve bu önemliydi. Oy almayacağını
bildiğim halde, hem DBP'nin listelerinden seçimlere Batman adayı olarak
katıldım, hem de yöneticisi olduğum bu partinin çalışmalarını aktif biçimde
destekledim. Sonraki üç seçimde de sırasıyla HADEP ve DTP adaylarına oy verdim.
HADEP, DTP veya bugün BDP adıyla devam eden geleneğin adaylarına oy vermemin
temel nedeni hiç kuşkusuz, tüm reddiyelerine, yöneticilerinin önemli bir
bölümünün kendilerini Türkiye Partisi olarak tanımlama ısrarlarına rağmen, bu
partilerin ve bu partilerde yer alan kadroların Kürt kimlikleriydi. Her şeye
rağmen Kürt kimliğinin kendi özgünlüğüyle Meclis'te bulunması gerektiğine
inanıyordum ve buna hala inanıyorum. Bu nedenle bağımsız ya da parti kimliği
ile seçimlere girmelerini önemsemeden HADEP ve DTP'ye oy verdim.
Girizgahı belki biraz uzun tuttum. Şunun için gerekliydi: Çünkü inanıyorum,
Elif Sena arkadaş da ve birçok başka Kürt de benim gibi düşünerek şimdilerde
BDP'nin sürdürdüğü geleneği seçimlerde desteklemiştir.
Kendi adıma söyleyeyim; adayların niteliğini hiç mi hiç önemsemedim;
Diyarbakır'lı taksicinin bir Türk gazeteciye anlattığı gibi*,
siyasetçilerimizin, daha doğrusu ön cephelerde yer alan kadrolarımızın 'resmi
görüşü'nü değil halkımızın 'gönül görüşü'nü önemsediğim için bizi temsil etme
yeteneğine haiz olmadığını, bunu yapamayacağını adım gibi bildiğim bazı
siyasetçilerimizin bile parlamentoya gitmesi için çabaladım, destek verdim,
efor harcadım.
Şimdiden sonra aynı davranışı gösterir miyim? Bilmiyorum; ama bildiğim şu, on
kez düşünüp bir kez adım atacağım. Artık Kürt siyasetinin, beni ve benim gibi
düşünenleri de temsil etmesi gerektiğine inanıyorum. Açık demek gerekirse,
kendi evindekini önemsemeyip Kemalizm'i allayıp pullayanlarla birlikte olmaya
çalışan bir Kürt siyasi yapılanmasına, grubuna, partisine destek vereceğimi hiç
mi hiç sanmıyorum.
Necip arkadaşın kızgınlığını anlıyorum. Görünen o Necip arkadaş, yürekten
inandığı bir görüşün eleştirilmesini kabullenememiş ve bu kabulsüzlük nedeniyle
aslında çok da kırıcı olmayan, BDP'nin Kemalizmle yakınlaşmasını
kabullenmediğini ifade eden bir eleştiriye karşı, sert ve suçlayıcı bir cevap
yazmış. Keşke ilk cevabı da son yazdığında dillendirdiği gibi olsaydı. Örneğin
son cevabında üslubu daha yerinde. Cümlelerini de şöyle bitiriyor: "İğne kadar
ışık varsa terk edilmez, ya da saçından bir tel bile kalmışsa, vazgeçilmez...
Halkın bir zerresini bile kaybetme lüksümüz yok!" Peki bu üslup, niye yıllardır
mücadele içinde olan, emek veren, cezaevinde yatan, ölümlerden dönen, hala
kurşunları vücudunda taşıyan Orhan Miroğlu'nu bir anda "mücadele kaçkını" ilan
etme gereği duyar? Bu üslup sahibi Taraf veya Zaman okuyanları niye onların
siyasetinin taşıyıcısı ilan etme gereği duyar. Elbet Elif Sena arkadaşın da
üslup konusunda, Necip arkadaş kadar olmasa bile gereksiz belirlemeleri var.
Kabul edelim ya da etmeyelim, bugün Kürtlerin önemli bölümü, hatta politize
Kürtlerin yüzde doksanlarla ifade edebileceğimiz ezici bir çoğunluğu Abdullah
Öcalan'ı önder olarak kabul ediyor. Bizim bir çırpıda, bunca insanın iradesini
inanarak teslim ettiği bir siyasi kişiliği küçümseyici ibareler kullanmamız ne
kadar yerindedir? Hem Öcalan, hem de Burkay, Barzani, Talabani veya diğer Kürt
siyasi kişilik ve önderlerine dönük her küçümseyici ibareyi reddetmemiz
gerekmez mi? Bu bizim siyasi sorumluluğumuzun bir gereği değil mi?
Elbet Kürt siyasi kadrolarının, önderlerinin görüşlerini eleştirelim; varsa
eleştirdiğimiz yaklaşımları, bunların doğru olmadığını söyleyelim, bu
argümanlara karşı kendi yaklaşımlarımızı dile getirelim. Ama küçümsemek,
görmezden gelmek, yok saymak eleştirmek değildir; küçümsemek reddetmektir,
reddedilene inananlara hakaret etmektir.
Bunun karşıtı şu değil: "Ama onlar da yapıyor!" Olabilir, başkaları yanlış
yaptığında bile bunun üzerine yanlışla gidilmemesi gerekir. Örneğin Necip
arkadaş, son yazdığını keşke ilk baştaki mailinde yazsaydı; görüşlerini dile
getirmek yerine tersinden bir küçümseme, reddiye veya hakaretle yanıt
vermeseydi.
Çok uzatmak istemiyorum. Yanlış da anlaşılmak istemiyorum. Kesinlikle kimseye
akıl verme gibi bir anlayışım yok. Akıl vermek işim de değil, haddim de değil.
Herkesin aklının kendine yettiğine inanıyorum. Doğru olan da herkesin kendi
aklıyla yürümesidir zaten.
Ama lütfen üslup konusunda daha analizci bakalım, olaylara. Eleştirelim, ama
küçümsemeyelim, yok saymayalım, görmezden gelmeyelim, siyasetlerimizin,
siyasetçilerimizin, farklı görüş ve inanç gruplarımızın varlıklarını ve
gerçekliklerini reddetmeyelim.
Son olarak da Diwanxane'nin yöneticilerine söyleyeceklerim var. Bazı arkadaşlar
geçmişte yaşanan benzer tartışmaları gerekçe gösterip Diwanxane'den ayrıldılar.
Her şeye rağmen Diwanxane'nin, başkalarının görüşlerini engellememekle doğru
yaptığına inanıyorum. Diwanxane yöneticileri kimsenin söz söyleme hakkını
engellemiyor. Deyim yerindeyse, kimseye müfettişlik yapmıyor. Doğru olan da bu.
Biz kendimizin müfettişi olmadığımız, sorumlu davranmadığımız sürece,
başkalarının bize müfettişlik yapmasının, sorumluluklarımızı hatırlatmasının
zerre kadar değeri yok. Yazan, tartışan arkadaşların önemli bir kısmı on
yıllardır siyasetin içinde olanlar. Bunlara akıl verme, sorumluluk hatırlatma
doğru da değil, mümkün de değil. Ancak herkesin de, sırtında yumurta küfesi
varmışçasına hareket etmesi de en kucaklayıcı ve en doğru olandır, inancındayım.
Gündeme gelmek çok kolay. Alırsın kılıcını eline, dalarsın içeriye, önüne
geleni kesersin. Kılıcın yok mu? İşte kalemin, işte klavyenin tuşları; yaz
kaleminle, bas klavyenin tuşlarına, herkese ver veriştir. Gündemsin... Peki
geriye dönüp baktığında, yaptıklarının, söylediklerinin ne işe yaradığını merak
etmiyor musun? Bak bakalım, yaptıklarının işe yaramış mı? Yarattığın gündem,
iki taşın üst üste konmasına neden olmuş mu? Olmuş ise devam et, kolay gelsin.
Ama yarattığın gündemin taşların üst üste konmasında bir katkısı yoksa, lütfen
o taşları taşıyanlara da, peşine takılmasan bile onların oluşturduğu gündeme de
saygı duy...
Selam ve saygılarımla.
Fehim Işık
*Bilirsiniz, Türk gazetecinin biri Diyarbakır'a iner ve ilk bindiği takside
şoföre sorar, "Diyarbakır'da durum nasıl?" diye. Şoför, "Abi, resmi görüşümü
mü, yoksa inandığımı mı söyleyeyim," diye yanıtlar gazeteciyi. Gazeteci şaşırır
ve "Her ikisini de anlat," der.
Resmi görüşü şöyledir:
- Allah devletimize zeval vermesin. Her şey çok iyidir. Çoluk çocuk geçinip
gidiyoruz. Devletimiz olmasaydı, ne yapardık bilmiyorum.
İnandıklarını ise şöyle ifade eder şoförümüz:
- Dünyanın en zalim devleti ile karşı karşıyayız. Ne başımıza geldiyse bu zalim
devletten geldi. Çoluk çocuğumuzu öldürdü, yok etti. Her gün sokaklarda
insanlarımızı koyun gibi boğazlıyorlar.
Têbinî: Dikaribûm vê nivîsa bi kurdî binivîsînim. Lê ji ber ku her du nivîsên
ku bibûn sedemê gengeşiyê bi tirkî bûn, min jî raya xwe bi tirkî anî ziman. Ew
hevalên ku bi tirkî nizanin, bila min biborînin.
--
- Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, heqaret qedexe ye. Rojda
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in.
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
- Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu.
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir.
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
--
- Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, heqaret qedexe ye. Rojda
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in.
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
- Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu.
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir.
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
--
- Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, heqaret qedexe ye. Rojda
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in.
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
- Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu.
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir.
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.