Bir Kitap Eleştirisi; ''Çivisi Çıkmış Dünya''


Semerkant, Işık bahçeleri, Afrikalı Leo,  Beatrice'ten sonra Birinci
Yüzyıl, Tanyos kayası, Doğunun Limanları, Ölümcül Kimlikler, Yüzüncü
Ad, Yolların Başlangıcı, Arapların Gözünde Haçlı Seferleri Gibi
kitaplarıyla Dünya'da milyonlarca insanı etkileyen Amin Maalouf, Benim
de hayranı olduğum yazarlardan biridir.



''Çivisi çıkmış Dünya'' adındaki kitabı Yapı kredi yayınlarından
2009'da çıkmıştı. Önceden de niyet ettiğim halde bu konuda bir türlü
yazmak nasip olmadı.



Ortadoğu ve Arap dünyasında son zamanlarda olup bitenler; özellikle
Yazar'ın ülkesi olan Lübnan'daki siyasi kriz başta olmak üzere,
Mısır'daki noel ayinine saldırı ve bu aralar olup-bitenler ve
Tunus'taki 'yasemin devrimi' dikkatimi birden bu kitaba, bir de Graham
Fuller'in yeni çıkan kitabı ''İslamsız Dünya'' üzerinde
yoğunlaştırmamı sağladı.

Fuller'in kitabı bir sonraki yazıya kalsın, biz Maalouf'a dönelim;



Kendi eserlerinden de anlaşıldığı gibi bir roman yazarı olan Maalouf,
aslında iyi bir deneme yazarı ve düşünce adamı da sayılır.

Ölümcül Kimlikler adlı kitabında kozmopolit bir yapıdan tekçi, baskıcı
ve üniform siyasal yapılara mahkum edilen Ortadoğu insanının trajik
kaderi kadar, küresel dünyanın beraberinde getirdiği kimlik
sorunlarına çözümün yollarını da görmek mümkündür.



Küresel kapitalist sistemin bütün kimlikleri hissettirmeden, alttan
kemirerek tek bir kimliğe doğru evirip homojenleştirici yapısını
dikkate alacak olursak, Yazarın kaygılarına sanırım hak vermemek elde
değil.



İşte ''çivisi çıkmış dünya'' tam da bu perspektifin ışığında okunması
gereken bir kitap...



20.y.y'ın sorunlarını büyük ölçüde 21.yy'a taşıyan dünyamızı bugün
daha da büyük tehlikeler beklemektedir. Bunların biri ise, ötekileri
öcü gibi algılayan, yada farklı kültürleri düşman gibi gören, oraya
doğru savrulan bir anlayışın ayak izleri olsa gerek...



Yazar'a göre tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar aşırı bir
fanatizm ve hoşgörüsüzlüğün yaygınlaşmış olması; Yabancı düşmanlığı ve
farklı kültürdeki insanlara karşı tahammülsüzlük, bütün bunların
iletişimin, teknolojinin bu kadar geliştiği bir zaman diliminde vuku
buluyor olması topyekun 'uygarlığın krizi' anlamına geliyor.



Peki, bu krizin kaynağına derinlemesine inmek gerekmez mi?



Maalesef kitapta bu sorunun yanıtını doyurucu bir şekilde bulmak pek
olanaklı değil...

Maalouf, krizin farkındadır, önerdiği çözümler ortalama olarak
üzerinde mutabık olunabilecek çözümlerdir. Ne var ki burada salt akıl
üzerinden sonuca gitmekle koyduğu teşhislerin bir kısmının tedavisini
zorlaştırıyor.



Ekonomik dengesizlikler, çevre felaketi, iklim değişikliği vs.
sorunların yegâne kaynağı 'batı medeniyetimizdir'

Bu medeniyetin dayandığı temeller akıl, özgürlük, ilerleme, refah ve
büyüme hedefleri değil miydi?

Cevap buysa; o zaman günümüz dünyasındaki iktidar çatışmalarını ve
ölçüsüz rekabetleri hangi normlar frenleyebilir diye sormak gerekmiyor
mu?



Yazar, bu bağlamda manevi gelişimin, maddi gelişimin gerisinde
kalmasını asıl nedenlerden biri gösterdiğine göre maneviyatın mahiyeti
ve derinliği üzerine yüzeysel bir değerlendirmenin yeterince
açıklayıcı olmayacağını da bilmeliydi.



Nitekim kitapta ağır eleştiri konusu olan Avrupa ve ABD'nin başta
olmak üzere, güneyde yükselen Hindistan ve Çin'in yanı sıra uzak
doğudaki Japonya'nın da insanlığın geleceğiyle ilgili görüşlerini
sorgulaması ve herkesin davranışlarını değiştirmesi gerektiği vurgusu
yerinde bir tespittir.

Lakin sorun şurada; gezegenin geleceği ve medeniyetlerin bekası için
çağın süper güçlerini ortak noktada buluşturacak, belki de dünya
üzerindeki bütün toplumların kendisi, başkaları ve çevreyle ilgili
alışkanlıklarını kökten değiştirebilecek ortak referans ne olabilir?



Birlikte yaşayabilmenin kuralları ve ölçüleri nasıl tayin edilecek?

Ötekileri hor görme, dışlama ve imha etme kültürü yerine; onlarla bir
arada yaşamak, karşılıklı kabul, anlama ve tanıma temelinde bir
kültüre nasıl geçilecek?



Hem, Batı'da 11 Eylül olaylarından sonra yükselen 'islamofobi' algısı,
hem de Ortadoğu ile Arap dünyasındaki batı algısının tarihi, sosyal-
psişik temellerine önyargısızca yaklaşmak ve gerçek veriler üzerinden
düşünmek önemli... Tüm bunları kem küm etmeden olduğu gibi ifade
edebilmek daha da önemli tabiki... Batı'nın çıkarlarını, ötekilerin
değerlerinden, saygınlıklarından üstün tutma çabası, ortadoğu ve arap
dünyasında baskıcı, otoriter, kabile menfaatçiliğine ve kültürel geri-
kalmışlığa neden olan yönetimlerin ortaya çıkmasına davetiye
oluşturmuştur. Olup bitenler bununla sınırlı kalmamış, Batı'nın
ekonomik sistemi ve gelişmişliği dışarıdan fazla göç almasını sağlamış
ve farklı kültürlerin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar iç içe
yaşamasına yol açmıştır. Bu süreçte maddi gelişmişlik olabildiğince
hızlanmış ama; değerler planında bireyin çözülmesi, 'değer yitimi
duygusu' gibi çift yönlü bunalımı ortaya çıkmıştır. Bunun da dolaylı
yoldan adı 'kimlik krizi'dir. Bu kriz nasıl aşılacak? Değerler yeniden
nasıl ele alınacak? türünden sorular kaçınılmaz hale geliyor. Bu
nedenle 21.yy. için 'dinlerin çağı' diyenler haksız mı acaba?




Dinler, elbette manevi ve ahlaki gelişimi sağlamada alternatifsizdir.
Ama tek bir dinin mutlakıyetçi bir tavır içinde olması da çözümden çok
çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Ortadoğu'da geçmişte bırakınız farklı dinlerin, dillerin ve
kimliklerin bir arada yaşamasını, aynı dine inanan insanların
arasındaki görüş farklılığı inanılmaz tartışmalara ve entelektüel
verimliliğe sahne oluyordu. Sözgelimi, Abbasiler dönemindeki fikir
tartışmalarını ve düşünce özgürlüğünü, Eyyubi dönemindeki hoşgörünün
çeyreğini; bugünün Arap ya da Ortadoğu'nun herhangi bir ülkesinde
bulabilmek imkansız! Bulunsa bile mumla aramanız gerekmektedir.



Dikkat çekici başka bir husus; iletişim ağları ve teknolojik
gelişmelerin, bireyi yerelleşmeye, bütünden kopmaya, daha da içine
kapanmaya ittiği vurgusudur. Medya ve iletişim teknolojisinin;
binlerce-hatta onbinlerce- km. uzaklıktaki insanların davranışları
üzerinde genellikle yıkıcı sonuçlar doğuracak büyük bir etkiye sahip
olduğu yadsınamaz.



'Teknolojinin olağanüstü gelişimi dünyanın çok daha sıkı biçimde
denetlenmesine olanak sağlıyor; siyasal iktidarın az sayıda başkentte-
hatta temel olarak tek bir başkentte-toplanabilmesini sağlıyor. Bu da,
tarihte ilk kez, ''yargılama alanı'' bütün dünyayı kapsayan bir
hükümetin ortaya çıkmasına neden oluyor. Daha önce eşine rastlanmayan
bu durum, doğal olarak aynı şekilde eşsiz tutarsızlıklar ve dengelere,
daha doğrusu dengesizliklere neden oluyor. İntihara sürükleyen intikam
duygusuna da. Hiç kuşku yok ki, dünyanın dokusunda, insanlar
arasındaki ilişkilerin bozulmasına, demokrasinin anlamının
zayıflamasına ve ilerleme yolunun puslanmasına yol açan köklü bir
değişim oldu.'



Bu yüzden diyoruz ki, çağın kodları ve anlam haritasının kökten
değişikliği zaruri olmuştur. Çünkü aidiyet duygularının farklılaşması
ve cemaatleşme olgusu, modernleşmenin bir tezahürüdür. Aşırı
bireyselliği, aynı anda eşitsizliği körükleyen modernleşme
paradigmasının sorgulanması, sosyal ve kültürel yaşamda farklılaşmayı,
çoğulculaşmayı sağlamıştır. Bunun doğal sonucunda da siyasal sisteme
etkileri kaçınılmaz hale gelmiştir.




Sonuçta hemfikir olduğum noktalardan birine gelirsek;

Egemen güçler ve baskın kültürler kendilerine oto-kontrol uygulamadan,
radikalizm ve kutuplaştırmayı artırıcı karşı siyasi hareketler şiddeti
araçsallaştırarak benzer argümanlarla meşruiyet arayışı gütmeyi
sürdürürler.



Olması gereken belki de topyekûn dünyanın, toplulukların ve insanların
bugünden tamamen farklı olarak 'yaşam' konusunda sadece bakış
açılarını değil, davranışlarını da değiştirmelerinin gerekliliğidir.

Bunun olabilmesi için ise, eğitime olan bakışımızın değişmesi gerekir.
Bilginin mahiyeti, amacı gibi konularda da farklı bakmayı, düşünmeyi
ve etkili yöntemleri keşfetmek zorundayız.




Bunlara katılmamak mümkün mü?

[email protected]
www.hinishaber.net

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap