Kürt Sorununda Neredeyiz? 5: FEHİM
IŞIK<http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html>
Eğitimci
Yazar Fehim Işık, Demokrat Haber'in sorularını yanıtladı...
22 Ağustos 2011 Pazartesi 00:30
12<http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html>
 
14<http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html>
 
16<http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html>
 
18<http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html>

*Kürt Sorununda nerede olduğumuzu konuşmaya devam ediyoruz...*

*Bugün **Eğitimci-Yazar Fehim Işık'ın sorularımıza verdiği yanıtları
okuyacaksınız.*

*
*

*DEMOKRAT HABER - Cafer Solgun / Mehmet Göcekli*

* *

*"HÜKÜMET SİYASETİN ÖNÜNÜN AÇILMASI İÇİN ÖCALAN'LA DİYALOGU SÜRDÜRMELİ"*

*
*

*Demokrat Haber: Yaşanan sıcak gelişmeler ışığında, (BDP'nin meclis boykotu,
Hatip Dicle'nin durumu, çatışma ve ölüm haberleri, DTK'nın özerklik ilanı ve
'Ağar-Çiller konseptine geri mi dönüyoruz?' yorumlarına neden olan özel
timlerin yeniden devreye sokulma hazırlığı...) Kürt sorununun barışçıl,
demokratik çözümü konusunda içerisinden geçtiğimiz süreci nasıl
değerlendiriyorsunuz?*

*
*

*Fehim Işık:* Kürt sorunu yeniden şiddet sarmalına girdi. Konu üzerine
konuşanların, özellikle Kürt siyasetçi, yazar ve aydınlarının önemli bir
bölümü 90'lı yıllara geri dönülmesinden kaygı duyuyorlar. Bu düşüncenin
oluşmasını sağlayan etkenlerden biri AKP hükümetinin bölgede savaş gücü
olarak konuşlandırmak istediği özel timlerin yeniden devreye sokulması
girişimidir. AKP hükümetine, özellikle Başbakan'a akıl verdiklerini sandığım
bir grup akademisyen, stratejist, terör uzmanı da 'sivil denetimli özel
timlerin' varlığı ile sürdürülecek, sosyal politikalarla desteklenecek savaş
güçlerinin PKK karşısında sonuç alıcı olacağını ve PKK'nin imhasından sonra
Kürt sorununun 'çözüleceğini' belirtiyorlar. Oysa bu ucube politikalar ne
kadar süslü püslü olarak ifade edilse de sonuçta her biri denenmiş, hem de
onlarca kez denenmiş, sonu ağır hüsranlara yol açmış politikalardır. Yeni
hiçbir şey yok. Geçtiğimiz dönemde yeni olan, belki de AKP'nin Kürt
sorununa, şimdiye kadar iktidar olmuş tüm Cumhuriyet hükümetlerinden farklı
yaklaşmasıydı. Görünen o, ki Kandil saldırıları da bunun göstergesidir, son
atılan adımlar ile AKP'nin bu farklı politikası da bir sınıra dayandı ve
belki de iflas etti.

Sorunu yalnızca getirip bir seçim sürecine ve sonrasında yaşananlara
endekslemek istemiyorum. AKP 2002'de yönetime geldikten sonra bugünkü
manevra alanına ve yönetim gücüne sahip değildi. Ağırlıkla ülkedeki dindar
ve mütedeyyin insanların oyunu alarak iktidara gelen AKP, kendinden önceki
Refah-Yol iktidarının deneyimine sahipti. Dolayısıyla önüne öncelikli hedef
olarak 'dindar ve mütedeyyin' insanların sorunlarını değil, demokrasiyi
koydu. Dindar insanların dar ölçekli sorunları yerine dünyanın önemli bir
kesimini ilgilendiren politikalar ile ABD ve AB başta olmak üzere geniş
kesimin desteğini daha rahat alabilirdi; ki aldı da... Türkiye'nin AB
süreci, bir yönüyle AKP'nin arzuladıklarını yaşama geçirmesinde de
rahatlatıcı bir olanak sağlıyordu. Ergenekon operasyonları ile Ordu'nun
siyasi sürece müdahale etmesinin engellenmesinde, AKP'nin yüzü AB'ye dönük
politikalarının önemli bir etkisinin olduğu bugün daha rahat görülebiliyor.

AKP kendisinin daha rahat adım atmasını sağlayan bu politikaları, özellikle
referandum sürecine kadar sürdürdü. Bunun öncesinde de doğrusu tüm
Cumhuriyet hükümetlerinin atmadığı adımları attı. Kendini birinci derecede
ilgilendiren, belki de iktidara gelmesinde büyük payı olan başörtüsü
sorununu çözemeyen, çözmeye yanaşmayan AKP, Kürt ve Alevi çalıştaylarıyla
şimdiye kadar hükümete mesafeli durmuş kesimlerle diyaloga girdi, onların
desteğini almaya çalıştı, Kürtçe bir televizyon kanalı açtı, bazı
üniversitelerde Kürtçe bölümlerin açılmasını sağladı.

Tüm bu olumlu olarak değerlendirebileceğimiz adımlara rağmen referandum
süreci AKP açısından bir sınır noktası oldu inancındayım. Habur dönüşü ile
özellikle Kürt sorununda bir kırılma yaşayan, oyalama ve tasfiye
taktikleriyle yürüttüğü çözümcü olmayan politikaları iflas eden AKP,
özellikle de Başbakan, referandum öncesinde daha çok kitlelerin oyunu almaya
dönük yeni politikalara yöneldi, dolayısıyla kendinden önceki hükümetlerin
yaptığını tekrar etmeye başladı. Milliyetçi politikaları ağır bir biçimde
dillendirmeye başladı. Kürt sorunu konusunda 'Kürt sorunu yoktur, Kürt
kardeşlerimin sorunu vardır,' politikasını esas alan AKP, oklarının hedefine
de BDP'yi koydu. Genel seçim sonrasında yaşanan politikalarda, yani BDP'nin
parlamentoyu boykotunda, Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin gasp
edilmesinde, KCK tutuklusu milletvekillerinin bırakılmasının engellenmesinde
AKP'nin birebir sorumluluğunun olduğu inancındayım. AKP, deyim yerindeyse
PKK ve BDP'yi provoke etti ve bunda da başarılı oldu.

Kanaatim o ki AKP bir sınıra gelip dayanmıştı ve ondan ötesine gitmesi
mümkün değildi. Türkiye'de büyütülen ırkçılık ve faşizm, AKP'nin sınırlarını
da çizmişti.

Kandil'e savaş uçaklarının, belki de kısa bir süre sonra binlerce askerden
oluşmuş kara birliklerinin gönderilmesi de dahil, tüm bu politikaların Kürt
sorununu çözmeyeceği açıktır. Şiddet şimdiye kadar çözüm gücü olmadı. Aksine
şiddet, karşı şiddeti besledi ve büyüttü.

PKK'nin, karşı şiddetin büyütülmesi, Kürt gençlerinin dağda imha edilmesi
ile tükenmeyeceği, Kürt sorununun da bu şiddet sarmalı ile bitmeyeceği çok
açık. Bunu en başta hükümetin iyi bilmesi gerekir.

Elbet bu noktaya gelinmesinde, Kürt sorununun, özellikle de PKK'nin yanlış
analiz edilmesinin de payı vardır.

Hepimiz biliyoruz ki PKK, Kürt sorununun günümüze yansıyan sonucudur.
Gelinen aşamada hala ve ısrarla, PKK'nin bir sonuç olduğu gerçeği göz ardı
ediliyor. Kürt halkının kimliğinin red, inkar ve asimilasyonu, Kürt halkına
Cumhuriyet sonrasında yönelen büyük katliamlar birçok örgütün çıkışına neden
olduğu gibi PKK'nin de çıkışına neden oldu. 1938 sonrasında, yani devletin
Kürtler üzerindeki egemenliğini pekiştirmesinden sonra Kuzey Kürt örgütleri
içinde şiddete ilk bulaşan örgüt PKK oldu. Devlet şiddeti, işkenceler, faili
meçhuller, köy boşaltmalar Kürtleri giderek PKK ile daha fazla buluşturdu,
deyim yerindeyse PKK'yi Kürtlerin önemli bir bölümünün sığınağı haline
getirdi.

Bu tespit yapılmadan, PKK'nin günümüzdeki konumu iyi belirlenmeden, sorunun
çözümü mümkün değil.

Bugün Türkiye siyasetinde etkin olan Kürt siyasi kesimlerinin önemli bir
bölümü PKK üzerinden büyüdüler. BDP, PKK üzerinden büyüyüp günümüze ulaşan
bir partidir. DTK ve diğer kültürel, siyasi, sivil Kürt örgütlerinin önemli
bir bölümü de PKK üzerinden şekillenerek büyümüşlerdir. PKK siyasetine
eğilim göstermeyen Kürt örgütleri ve aydınları ise giderek küçülmüş ve
etkisiz hale gelmişlerdir. Bunların Kürt siyaseti üzerindeki
yönlendiricilikleri hala bile entelektüel bir katkı olmaktan öteye
gidemiyor.


*"PKK, BDP'NİN ÖNÜNÜ AÇMALIDIR"*

*
*

Elbet, ülkenin yeniden içine girdiği şiddet sarmalından kurtulmasında, Kürt
sorununun adil, demokratik ve barışçıl çözümünde ortaya çıkan handikapları
irdelediğimizde, bunda PKK'nin de ciddi sorumluluklarının olduğunu
görebiliriz. PKK, silahsızlanmaya doğru gidecek, şiddeti bir bütün olarak
ortadan kaldıracak bir politikayı benimsemedi. Oysa PKK, açık zemindeki
siyaset mekanizmalarını bu anlamda geçmişten fazla önemsemeli ve özellikle
BDP'nin bağımsız siyaset yapabilmesi için onu dolaylı da olsa yönetmekten
vazgeçmeli, BDP'nin önünü açmalıdır. Bu açıdan BDP'nin yeniden parlamenter
sürece dahil olması, önemlidir. AKP ise bu sürecin provokatörü olmaktan öte
kolaylaştırıcısı olmalıdır. AKP, Kürt ve Alevi sorununun çözümünde, ya da
muhafazakar kesimi ilgilendiren sorunlar dışındaki diğer tüm sorunlarda,
'Yapacaklarımı yaptım, benden bu kadar,' noktasından geri dönmeli,
sorunların şiddet dışı yöntemlerle çözümü için çaba göstermeli, adımlar
atmalıdır. Bunun için görüşülmesi gereken kimse onunla görüşmenin zerre
sakıncası yoktur.


*"GÜNDEMİ BELİRLEYEN ÖCALAN"*

*
*

*Demokrat Haber: Abdullah Öcalan'la İmralı'da yapılan görüşmelerin akıbeti
konusunda ne düşünüyorsunuz? Öcalan'ın "aradan çekiliyorum" şeklindeki
açıklamasının etkileri, devlet ve PKK açısından ne olur?*

*
*

*Fehim Işık: *Abdullah Öcalan 1999'da yakalanarak Türkiye'ye iade edildi.
Öcalan'ın yakalanmasında Türkiye'nin zerre kadar dahlinin olduğuna
inanmıyorum. Bunu dönemin başbakanlarından Ecevit bile ikrar etti. Bir
söyleşisinde Ecevit, Öcalan'ın niçin kendilerine verildiğini anlayamadığını,
söylemişti.

Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK kısa bir yalpalama yaşadı, akabinde
kendini toparladı ve Öcalan'ı tek önder olarak gördüğünü ilan etti. Bu
yetmez, Öcalan'ı 'Kürt Halk Önderi' olarak tanımlamaya başladı. Bu durum
dünyadaki diğer gerilla örgütlerinin tutunduğu tavırdan farklıydı. Diğer
gerilla örgütleri yakalanan liderlerini manevi olarak önemsemiş, ancak
esaretlerini gerekçe göstererek örgüt üzerindeki etkilerini deyim yerindeyse
sıfırlamışlardı. PKK içinde de bu örgütlerin yaklaşımlarına benzer
girişimler başlangıçta yaşandı. Bazı kadrolar önce örgütü Öcalan'sız bir
biçimde kendi kontrollerine almaya çalıştılar. Bunu başaramayınca Öcalan'ın
tutumunu gerekçe göstererek ayrı bir yapılanmaya giriştiler; ama PKK'yi
Öcalan'sız bir noktaya taşıma konusunda başarılı olamadılar. PKK'nin ana
gövdesi bunların önlerini kesti. Bu yalpalama döneminden sonra örgüt bir
bütün olarak yeniden Öcalan'ın kontrolü altına girdi, denilebilir. Belki
fiili bir lider değildi; ama politikaları belirleyen ve örgütü yönlendiren
tek güç Öcalan'dı. Öcalan'ın PKK güçlerini sınır dışına çektirmesi, diğer
taraftan PKK kadrolarını 'barış grupları' olarak Türkiye'ye geri getirecek
gücü elinde bulundurması, zaman zaman ateşkes ilan edilmesindeki rolü ve
örgütün Öcalan'ın kararlarına itirazsız uyum sağlaması, Öcalan'ın elini
güçlendiren faktörlerdi.

Ancak bir sorun vardı. İktidar AKP'nin elindeydi, ancak Öcalan'la görüşenler
iktidarın denetimde olan kesimler değildi. Adalet Bakanlığı'nın neredeyse
İmralı cezaevi üzerinde zerre etkisi yoktu. Ergenekon, Balyoz gibi adlarla
tanımlanan ordu mensuplarına dönük operasyonlar, Türk hukuk sistemindeki
değişikliklerle giderek yargının hükümetin etki sınırları içine çekilmesi,
AKP'nin 2010 yılından itibaren İmralı'yı daha etkin bir biçimde kontrol
etmesine neden oldu.

Öcalan'ın pragmatist ve süreci iyi okuyan bir lider olduğunu görmemek mümkün
değil. 12 yıla yakındır içerde olmasına rağmen hala gündemi belirleyen
kendisidir. Bu anlamıyla dengeleri iyi gören ve dengeleri kontrol eden
özelliğe sahip biri olduğu açıktır. İmralı'nın kontrolünün Adalet
Bakanlığına, dolayısıyla hükümetin denetimine geçmesinden sonra görüşmeleri
ve görüşülen konuları, deşifre etti. Diyalog sürecinden müzakere sürecine
geçildiğini söyledi.

Öcalan'ın hükümetle görüşmelerini düzenli olarak örgütü ve kamuoyu ile
paylaşması, hem kendi etki gücünü göstermek, hem de kendisine dönük oyalama
taktiklerini ortadan kaldırmak için yaptığı açıktı. Kamuoyu bu duruma büyük
bir tepki de göstermedi. Muhalefet partileri bile hükümetin MİT üzerinden
Öcalan'la görüşmesini diline dolamadı, hatta destekledi.

'Diyalog ve Müzakere' süreci olarak adlandırılan bu dönem birçok gelgite ev
sahipliği yapsa bile aslında sorunun şiddet dışı yöntemlerle çözümü
konusunda da umut veriyordu. Bu sürecin başarısızlıkla sonuçlanması,
Öcalan'ın haftalık olağan görüşmelerinde avukatlarına, "Hükümet de, PKK de
beni kullanıyor, ben aradan çekiliyorum," demesi ve Kandil'e operasyonla
nihayetlenen yeni şiddet dönemiyle noktalandı.


*"HÜKÜMET OYALAMA TAKTİĞİ UYGULUYOR"*

*
*

PKK'nin kendi liderini ne kadar kullandığına dair bir şey diyemem. PKK'nin
de kendi içindeki dengeleri gözeterek hareket ettiği, kendi önderini kutsasa
bile zaman zaman ona rağmen adımlar attığı muhakkak. PKK'nin bu
girişimlerini, 'Tamam Öcalan'la konuşun, adım atın, ama biz de buradayız,
unutmayın,' hatırlatmaları olarak da görmek gerekir, inancındayım. Ama
burada esas olan hükümetin tutumudur. Hükümetin bir taraftan MİT Müsteşarı
düzeyinde Öcalan'la görüşmesi, diğer taraftan BDP'ye kapılarını kapatması,
hatta sorunun çözümünü zorlaştırıcı bir üslubu özellikle takınması, onun
oyalama taktiği ile hareket etmesinin bir sonucu olduğu kanaatindeyim.
Hükümet Öcalan'ı hem kullandı, hem de onun aracılığıyla Kürt hareketini boş
hayaller peşinde koşturarak oyaladı.

Bu tehlikeli bir politikaydı ve tutmadı. Bu nedenledir ki şiddet tekrar
kutsanır bir hale geldi. Hem Türk ordusu, hem de PKK yönetimi, yeniden
şiddeti büyüten politikalara yöneldi.


*"ÖCALAN ŞİDDETİ SONLANDIRACAK GÜCE SAHİP BİR LİDER"*

*
*

Bu politika değişmelidir. Ne Öcalan'ın konumu, ne de PKK'nin gücü sınanacak
konum ve güçler değiller. PKK, 30 yıldır silahlı savaşım yürüten bir
örgüttür ve alanına hakimdir. Öcalan da, PKK'yi kontrol edecek olanaklar
sunulduğunda şiddeti sonlandıracak güce sahip bir liderdir. Hükümet
gerçekten sorunun çözümünden yanaysa, en azından şiddetin sonlandırılması ve
siyasetin önünün açılması için Öcalan'la diyalogu sürdürmelidir. Şiddet
siyaset öğesi olmaktan çıktıkça durumun normalleşmesi ve sürecin demokratik
zeminde ilerlemesi mümkündür.


*"FİİLİ KAZANIMLARIN HUKUKSAL KAZANIMLARA DÖNÜŞMESİ SAĞLANMALI"*

*
*

*Demokrat Haber: Kürt sorunu ile birlikte yaşamaya devam mı edeceğiz? Barış
ve çözüm konusunda iyimser misiniz, kötümser mi? Neden?*

*
*

*Fehim Işık: *Kürt sorunu ile ilanihayet yaşamayacağımız, yaşayamayacağımız
çok açıktır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana daha yakıcı bir biçimde devam
eden sorun, gelebileceği en üst sınıra dayanmıştır. Kürtlere dönük olarak
birçok katliam, sürgün, yok etme, asimilasyon; velhasıl kelam tüm
politikalar denendi. Süleyman Demirel, PKK hareketini Kürtlerin 29. isyanı
olarak tanımlıyordu. Tarihte yaşanmış diğer hareketlerin tümünü isyan olarak
tanımlayıp tanımlamayacağımız tartışılır. Ama esasen her birinin Kürt
halkının kitleler halinde yok edildiği, öldürüldüğü dönemler olarak
adlandırabiliriz. Bunlar arasında en uzun isyan olarak adlandırabileceğimiz
hareket, PKK'nin 1984'te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlattığı süreçtir.
Bu hareketin uzunluğunun yanı sıra çok ağır bedellerin ödenmesine de ön ayak
olduğunu biliyoruz. Bedeller tek taraflı da değil. Devletin red, inkar ve
asimilasyon politikaları neticesinde onbinlerce genç yaşamını yitirdi.

Tüm bu iç karartıcı tabloya rağmen ben sorunun çözümüne dönük olarak hala
iyimserim. Yapılacak en önemli şey de Kürtlerin ağır bedeller karşılığı elde
ettiği fiili kazanımların hukuksal kazanımlara dönüşmesi için gerekli
adımların bir an önce atılmasını sağlamaktır.

Ödenen onca ağır bedelin karşılığında, hala hükümet "anadilde eğitim kırmızı
çizgimizdir,' diyor ve ağırlıkla bireysel hak temelli adımlar atıp nihai
çözümü de PKK'yi imha etme noktasında görüyorsa, bunun için özel timlerden
medet umuyorsa, unutulmamalı ki bu politikalar sadece yeni yıkımları, hatta
belki de büyük ve kanlı bir iç savaşı beraberinde getirir. Hükümete akıl
verenlerin, Başbakan'ın 'terör danışmanlarının' bu yıkımı, tehlikeli bir
şekilde yaklaşan iç savaşı görmemesi normaldir. Onlar süreci masa başında
tahlil eden maaşlı memurlardır. Elleri sıcak sudan soğuk suya girmemiştir.
Bu bir avuç 'danışmanın' dışında bu ülkede milyonlarca aklı başında, şiddet
karşıtı, demokrat, aydın, ilerici insan hala vardır. Bu kesimlerin ciddi ve
organize bir güç olarak ortaya çıkacaklarına, sivil toplum dinamiklerinin
süreci daha etkili yönlendirebileceklerine inanıyorum. Bu nedenle hala
iyimserim, diyorum.

Elbet iyimserliğin karşıtının bizleri nerelere götüreceğini de görmek
gerekir.


*"KÜRTLERİN KORKU DUVARINI AŞTIĞI AŞİKAR"*

*
*

Bu ülkede şimdiye kadar halklar birbirine hiç girmedi. Ufak tefek denemeler
oldu, ancak halkların karşılıklı çatışmaları, yani bir iç savaş yaşanmadı.

Türkiye'de Kürtlerin korku duvarını aştığı aşikar. Kürtlerin bunca ağır
bedelden sonra kaybedecekleri ciddi şeyler de yok. Zaten ağır bedeller
ödemişler. Neredeyse her evden bir cenaze çıkmış. Yüz binlerle ifade edilen
ölüm, faili meçhul, köy yakma, işkence, tutuklama ve mahkumiyetten,
milyonlarca zorunlu göç mağdurundan söz ediyoruz. Çözüm isteniyorsa, bu
kesimlerin öznel durumu göz ardı edilmemelidir. Tersine davranıp son
Zeytinburnu olaylarında görüldüğü gibi özellikle halkların iç içe yaşadığı
yerleşim birimlerinde iç savaş denemesi yapılırsa, bundan herkes zarar
görür.

Türkiye'de kamuoyunun çözüme hazır olmadığı savunuluyor. Elbet büyütülen ve
yaygınlaştırılan ırkçılık ve faşizm, kamuoyunu etkiliyor. Bunu mevcut
hükümet tersine çevirecek olanaklara sahiptir. Ciddi ve etkili politikalarla
savaşın bir başka boyutuyla mağduriyet yaşayan Türk halkı da çözümün bir
parçası olabilir.

* *

*Fehim Işık - Eğitimci / Yazar (Özgeçmiş)*

*
*

1961 yılında Diyarbakır'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Diyarbakır'da
tamamladı. 1988 yılında Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji
Bölümü'nü bitirdikten sonra kısa bir dönem Batman'da öğretmenlik yaptı. 1989
yılında gazeteciliğe başladı. Aynı yıl yayınlanan bir yazısı nedeniyle 2 yıl
cezaevinde kalan Işık, gazeteciliği 2000 yılına kadar sürdürdü. Işık en son,
Kürtçe-Türkçe yayınlanan haftalık Ronahi ve Hêvi adlı gazetelerin genel
yayın yönetmenliğini üstlendi.

1992 yılında kurulan Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı'nın (KÜRTKAV) üyesi olan
Işık, 2002 yılından sonra aralıklarla bu kurumun yöneticiliğini de yaptı.

Işık'ın Kürt kültürü, tarihi ve edebiyatı alanında kaleme alınmış inceleme
ve araştırmaları bulunmaktadır. Türkçe ve Kürtçe kaleme aldığı araştırma ve
makaleleri, inceleme ve araştırma dergileri ile gazetelerin yanı sıra
çeşitli internet sitelerinde de yayınlanan Işık'ın hem Kürtçeden Türkçeye
hem de Türkçeden Kürtçeye çevirdiği kitapları da bulunmaktadır.

Evli olan Işık'ın dört çocuğu vardır.


*Yazinin linki:*

http://www.demokrathaber.net/roportajlar/kurt-sorununda-neredeyiz-5-fehim-isik-h3503.html

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap