Ömer kardeşimizin "*serzenişlerine*" sonuna kadar katılıyor ve hak
veriyorum, ama öyle anlaşılıyor ki Ömer kardeşimin bu gelişmelerden fazlaca
haberi yok gibi. Çünkü bu gibi ihtilaflı konuları ilk olarak merhum İzzetin
hoca ve Sıddık kardeş ile paylaşmıştık ve daha sonra en çok onlar bunun
ceremesini çektiler.



Ancak şimdi nasıl ve niçin Yeni Asya cemaatinden ayrıldığımın sürecini,
sonra da nasıl Fethullah hoca efendi ile hizmete başladığımı ve hoca efendi
ile aramızda neler geçtiğini ta baştan ele alacağım.



Ben Nur cemaatini 1965 senesinin sonu itibariyle tanıdım ve 1966 senesinin
son aylarında Üstadın Varisleri tarafından Sivas'ın "abisi" olarak hizmete
gittim. Bu zaman zarfında -her Nurcu gibi- hizmet odaklı bir insan olarak
her türlü fedakarlıkta bulundum.



Ardından bizi Beyrut'a gönderdiler ve bildiğiniz gibi, daha sonra olanlar
ve yeni bir sayfa.



Bu yeni sayfa, o günkü Nur cemaatinin merhum Zahit hoca ile beni -tabir
caiz ise- Nurculuktan aforoz etme safhası idi.



Zahit hocanın Malazgirt'te mülk medresesi vardı ve orada hizmetin en büyük
abisi, hocası olduğu için gidip hizmetine devam ederken ben Urfa'da sadece
Abdulkadir İkbal ve İsmail Şentürk ağabeylerle görüşebiliyor ve zaman zaman
beraber oluyorduk. Çünkü İsmail ve Abdulkadir ağabeyler -o zaman- daha
"aforoz" edilmemişlerdi ve Yeni Asya cemaat ile görüşüyorlardı.

Aslında benim Zahit hoca ile daha ilişkim olmadan önce Nur cemaati için
yazdığım ilk yazım yine Üstadın Türkleştirilmesi ile ilgili idi. Çünkü Yeni
Asya gazetesi -tam tarihini kestiremiyorum, galiba 1973 tarihi olacak- bir
başlık atmış ve o gün şöyle bir ifade kullanmıştı: "20. asrın büyük Türk
mütefekkiri". Yazı Necmeddin Şahiner'e ait olacak ki, ben de ona hitaben
bir yazı yazdım. Meali -kısaca- şu idi: "Tarih boyunca Osmanlı ve diğer
İslam devletleri içinde Türk olamayan sayısız insan hizmet etti ve bunu
İslam Ümmeti adına yaptılar. Ben ve benim gibi sayısız insan Kürt olduğu
halde eğer soyca Türk olan Fatih'e ve diğer Türk büyüklerine saygı
gösteriyorsak, bu, ümmet anlayışımızdan kaynaklanıyor. Eğer size göre ırk
esas ise, o zaman ne Hz. Üstadın ne kitaplarını okuyun, ne de Hz.
Muhammed'in (sas) peşinde gidin, çünkü onlardan birsi, Arap, diğeri ise
Kürttür." gibi bir mektup idi bu.



İşte bunun üzerine o zaman -Yazıcıları saymasak- tek Nur cemaati olan ve
Yeni Asyacı denilen Nur cemaatine "bir az da Din ile barışık milliyetçi"
nazarıyla baktım ve hep ahvalini titizlikle takip ettim. Sonra da
bildiğiniz süreç ve aforoz edilmemiz...

Aslında benim İslamî anlayışıma ve Hz. Üstadın da ifadesine bakarak
tuttuğum metot; "*hüsnü niyet mümkün olduğu kadar su-i niyet aramamak*"
idi. Onun için benim de hem şahsen hem de hizmet verdiğim bölge olarak Yeni
Asya gazetesinin çıkarılmasına yardımda bulunduk. Yani yıllarca gönüllü
olarak hizmet ettiğim bir camiayı "bir hamlede boş vermek" bizim gibi
hizmet ehline de, İslamî ölçülerimize de sığmazdı.



İşte bu tatsız ve İslamî anlayışıma sığmayan, Nurcuların hem "Din ile
barışık milliyetçilikleri, hem de Yeni Asya gazetesinin Süleyman Demirel'in
yayın organı haline gelmesinden dolayı" o tarihte bir arayışa girdim ve
Fethullah hoca efendi ile tanışma faslı başladı.



Yeni Asyacı kardeşlerimiz bize yol verince bir süre Urfa'da kalmaya devam
ettim ve bu esnada bazı İmam-Hatipli gençlere Arapça ders vermeye devam
ettim. İlk Risaleleri tanıdığım ve Abdulkadir Badilli ağabeyin medresesine
yerleştiğim sıralarda -galiba Lise öğrencisi- olan Emin Gürkan adında bir
arkadaşımız vardı. Ben Urfa'dan ayrıldığım ve Sivas'a gittiği sıralarda o
da İslam Enstitüsünü kazanarak İzmir'e gitti ve artık sıkça görüşemiyorduk.
Yaz tatilinde Urfa'ya geldiğinde Badilli ağabeyin medresesine gidiyor ve bu
arada beni soruyor, onlar da "Şükrü hoca ayrıldı, falanca evde kalıyor"
demişler. O da oradan çıkıp yanıma geldi ve ne olduğunu sordu. Ben de Yeni
Asyacı ağabeylerle yolumuzun iki konudan dolayı ayrıldığını söyledim.

*Birincisi:* *Ilımlı milliyetçilik sonucu Risalelerde yaptıkları tahrifat:
Kürt-Kürdistan izlerinin silinme çabaları; ***

*İkincisi*: *Yeni Asya gazetesinin adeta Demirel'in yayın organı haline
gelmesi, kendi aramızdaki ifade ile 'Sülo'nun Kuyruğu' olması.*



Ben bunları anlatınca Emin kardeş:

ü  Şükrü hoca, dedi, *"Fethullah hocam da Yeni Asya'dan ayrıldı ve artık
gidip gelmiyor, ama bize, sakın bu durumu yaygara haline getirmeyin, biz
kendi hizmetimize bakalım diyor*" dedi.

ü  Bunun üzerine ben de "*peki, hocam Arapça okutuyor mu*" dedim,

ü  Bana evet dedi, *"hem Yeni Asya almıyor ve evlere sokmuyor, hem de
Arapça, hadis, tefsir gibi bütün İslamî ilimleri okutuyor... İslam
Enstitüsünden epey öğrencisi var, bütün hafta içi her gün ders okutuyor"*dedi.



Bu diyalogdan sonra beni İzmir'e davet etti ve hoca efendi ile tanıştırmak
istedi. Ben de çok merak ettim ve en kısa zamanda gelirim dedim ve ekledim:
Emin kardeş, Üstadımız Risale-i Nur Medrese malıdır diyor; onun için
mutlaka medrese ilimleri Risale-i Nur ile beraber okutulmalı. Çünkü Risale
iman hakikatleri, dinin temel akide kısmı ise; dinin hadis, tefsir, fıkıh
gibi ilimleri ihmal etmek doğru değil dedim.



Kısa bir süre içinde ben İzmir'e gittim ve Fethullah hocam ile tanıştım.
Hele Arapça derslerini ve vaazlarını da dinleyince: "*İşte tam arzu ettiğim
hizmet*" dedim kendi kendime. Çünkü Fethullah hoca efendi hem dinimizin
yegane kaynağı olan Kur'anın, tefsirin, hadisin, fıkhın anlaşılması ve
anlatılması için Arapça okutuyordu, hem de vaaz yoluyla binlerce insana
Risale anlatıyor, izah ediyordu.



Birkaç gün kaldıktan sonra hoca efendiye:

ü  "*hocam, ben de Urfa'da böyle bir hizmet düşünüyorum, bana ne tavsiye
edersiniz; şu anda hem Arapça okutuyorum, hem de Yeni Asya almıyorum ve
medreseye sokmuyorum*" dedim.

ü  Hoca efendi bana, Şükrü hocam *"siz orada yapamazsınız, hele orada
Abdulkadir ağabey gibi Üstadın talebeleri varken size böyle bir hizmet için
imkân tanımazlar, gelin burada beraber hizmet edelim*" dedi.

ü  Ben de "*hocam, burada siz zaten böyle bir hizmeti yapıyorsunuz, esas
Urfa'da böyle bir hizmete ihtiyaç var, onun için ben Urfa'da devam etmek
istiyorum"* dedim.

Bir gün yine aynı konuyu konuşurken Fethullah hocam:

ü  Şükrü hocam: "*Ben İzmir'e geldiğimden beri hep Rabbime niyaz ederdim:
Allah'ım, hem Risale-i Nuru iyi bilen, hem de Şark medreselerinde okumuş,
Arapçası iyi olan bir arkadaş bana ihsan eyle derdim. İnşallah siz benim o
duamsınız, gelin burada beraber hizmet edelim*" dedi.

ü  Ben de: "*Tamam, Urfa'da İsmail ve Abdulkadir ağabeylerle istişare
edeyim, eğer onlar olur derlerse gelirim*" dedim ve Urfa'ya döndüm.



Urfa'da iki ağabeyle bir araya geldik ve meseleyi detaylı olarak görüştük,
sonuç olarak gitmeme karar verdik ve birkaç gün içinde hazırlananarak Emin
kardeşe telefon edip geliyorum dedim.



İzmir'e gittikten sonra baktım çok güzel bir ortam var, her yöreden İzmir'e
okumaya gelen öğrenciler gördüm, bunun üzerine o sene ikisi yeğenim, birisi
kardeşim ikisi de bizim ilçeden daha önce ilgilendiğim beş öğrenciyi
İzmir'e getirdim. Ardından İsmail ve Abdulkadir ağabeylere daha detaylı
bilgi verdim, onlar da yazın biz de gelip yerinde görelim dediler. Hatta
hoca efendiye söyleyince de hararetle gelmelerini istedi ve "*gelsinler,
misafir edelim, kamplara gidip kardeşlerimize faydalı da olurlar"* dedi.
Hem ikisi de "Allah razı olsun, birileri bizi aforoz ederken hoca efendi
bizi kucağına bastı" dediler ve kamplarda epey kaldılar.



İşte hoca efendi ile beraberliğim bu şartlarda ve bu istişare sonucu oldu.
Orada da beraber olduğumuz süre zarfında çok ahenk içinde ve çok büyük
hizmetleri oldu cemaatin ve hala da devam ediyor. Fethullah hoca efendinin
hizmeti ve sitili bana göre çok başarılı ve istikametli bir şekilde devam
ediyor. Ancak her insan gibi, her cemaat gibi, her Nurcu fraksiyonu gibi
hoca efendinin hizmetinin de eksiği, yanlışı ve tenkit edilecek yanları ve
yönleri var ve hoca efendi de hiçbir zaman "kusursuz" bir hizmet yapıyoruz
demiyor.



O eksik, yanlış ve düzeltilmesi gereken yanları için herkes gibi ben de
elimden geldiği kadar çabaladım ve istişare toplantılarında hoca efendiye
belki en çok ben muhalefet ettim. Hoca efendi de benim bazı konular ve
meselelerdeki farklı düşüncem ve görüşlerim için hiçbir zaman bana karşı
menfi bir tavır koymadı.



Ama kraldan daha kral kesilen bazı insanlar, bu hizmette de hoca efendiyi
bypass etmek istedikleri, hizmetin tepesinde bulunan insanlarca kabul
ediliyor. Fakat şimdilik o konuyu bir tarafa bırakalım, hatta hoca efendi
ile aramızda geçen ve şimdi Ömer kardeş gibi bazılarının duymadığı,
haberdar olmadığı, ama bizim her zaman dile getirdiğimiz meselelere
dönelim. Lakin başka bir, belki iki yazıda...



Yani hem merhum İzzettin hoca ve Sıddık kardeşin içinde bulunduğu, hem de
geniş bir kitlenin, daha sonra Türk kamuoyunda, bilhassa Nurcu gruplar
tarafından Kürtçü ilan edildiği "tarihî süreç"  konusunda bir çift sözüm
olacak. Çünkü hem İzzettin hoca, hem de Sıddık kardeş gibi bu konuda daha
sonra Kürtçü ilan edilen ve mağdur olan herkes; Zahit hocam ile beni Asar-ı
Bediiyye'den dolayı aforoz ettikten sonra onlara sıra geldi ve bizim
yüzümüzden olan olmuştu.


Şükrü Aslan  www.gazetekurd.net

-- 
-  Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd 
dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe 
bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda 
Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. 
 
Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
 
-  Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. 
Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. 
Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.

Cevap