Ahmet Akkündüz, Ziya Gökalp'tir.
On Nov 4, 10:05 am, Paşa Amedî <[email protected]> wrote: > Ahmed Akgündüz her ne kadar *Diyarbekir Çüngüş'lü olsa da, kendini hiç bir > zaman kürt olduğunu tanıtmamış, çünkü Ahmet Akgündüz bir Türkmendir, > yörenin Türkmenleri ise Ermeni tehcirlerinden sonra Çüngüşe > yerleştirilmişler. * > *Bilginize.selam ve saygılar.Paşa Amedî* > "Bu yazı; *Diyarbekir Çüngüş'lü *Prof. Dr. Ahmed Akgündüz ve *Maraş*'lı > Doç. Dr Said Öztürk tarafından Osmanlı devletinin kuruluşunun 700.yılı > münasebetiyle yapılan, yapılması düşünülen birçok etkinlik çerçevesinde > tasarlanıp piyasaya sürülen bir çalışma için hazırlanan kitapta > yayınlanmıştır > 3 Kasım 2012 23:06 tarihinde Ramazan Yaman <[email protected]> yazdı: > > > > > > > > > *YAVUZ SULTAN SELİM VE KÜRTLER* > > > * * > > > Prof. Dr. Ahmed Akgündüz > > > Muhtelif fikir çevrelerinde Yavuz'un Kürtleri katliama tabi tuttuğu ve > > hatta onlar hakkında ağza alınmayacak ifadelerle dolu olan bir dörtlüğü > > olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru mudur? Elbetteki bu iddianın tam tersi > > doğrudur. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Şöyleki, Yavuz olmasaydı, bugün Doğu > > Anadolu'daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî'a'nın tasallutu altında > > olurlardı. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar > > uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti'ne ilhakı veya daha doğru bir > > tabirle iltihakı, 1514'de kazanılan Çaldıran Zaferi'nden sonradır. > > > Bilindiği gibi, Şah İsmail, İran'da kısa bir zamanda Safevî Devletini > > kurmuş ve Doğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm'ın birlik > > ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale > > gelmiştir. Şehzâde Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi > > iken fark etmiş ve babasını İstanbul'da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. > > Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şi'îlerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı > > isyanını da önleyememişti. Anadolu'yu Şiîleştirme hedefini güden ve her > > geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü > > durdurulamıyordu. > > > Nihâyet Yavuz Sultân Selim Padişah olunca, şuurlu âlim İbn-i Kemal'in de > > yerinde ikazlarıyla, hem İslâm birliğini bozan ve hem de Doğudaki Sünnî > > Kürt ve Türkmen aşiretlerini rahatsız eden Safevî tehlikesini bertaraf > > etmeye azmetti. Allah'ın yardımıyla 1514 tarihinde kazanılan Çaldıran > > Zaferi ile, Şah İsmail'in Anadolu üzerindeki siyasî ve dinî emellerine son > > verildi. Bu mühim zaferin kazanılmasında tamamen Sünnî olan ve gazada Yavuz > > Selim'in yanında yer alan Sünnî Kürt ve Türkmen aşiret beylerinin de büyük > > rolü vardı. Anadolu'nun ve hatta Musul ve Kerkük civarının da Osmanlı > > Devleti'ne katılması gerekiyordu. Bu iş nasıl yapılmalıydı? Kılıçla ve > > savaş yoluyla bu mümkün değildi. Zira bunlar da hem Müslüman ve hem de > > ehl-i sünnet vel-cemaat idiler. Bununla beraber, bu bölgenin kendi başına > > kalması, hem mahallî halkın güvenliği açısından tehlikeli ve hem de Osmanlı > > Devleti'nin de Müslüman bir ülke olması; İslâm'ın kahramanca müdafaasını > > yapan böyle bir devlete itaat etmenin siyasî ve hukukî açıdan bir farklılık > > meydana getirmeyeceği ve hem de İslâm birliğinin teşekkülü gibi gayelerle > > münferiden hareket edilemeyeceği ortadadır. > > > İşte bu hakikatı idrâk eden Kürt ve Türkmen Beyleri, istimâlet ile yani > > kendi meyil ve arzuları ile, Osmanlı Devleti'ne itaat etmenin zaruretini > > anlamışlardır. Büyük âlim İdris-i Bitlisî tarafından Padişah'a yapılan > > telkinler neticesinde, Doğu ve Güneydoğu bölgesinin tamamı, bir iki ay > > içinde Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişti. > > > Osmanlı Devleti'nin değişmeyen siyâsetinin kaynağı ve dayandığı hukukî > > temeli, İslâmiyetin getirdiği hükümlerdi. Osmanlı Devleti, Kur'ân, sünnet, > > icmâ' ve kıyas yoluyla vaz' edilen hukukî hükümler yanında, İslâm hukukunun > > müsaade ettiği ölçüde her mahallin örf ve âdetlerine de hürmet > > gösteriyordu. Bu sebeple, Osmanlı Devleti'ne tâbi' olan bir Müslüman > > beylik, dâhilde ve hâriçte, farklı bir sistemle karşılaşmıyordu. Mesela, > > Doğudaki Kürt ve Türkmen Aşiretleri, Osmanlı Devleti'ne iltihak etmekle bir > > şey kaybetmemişlerdi; belki kazanmışlardı. İşte Osmanlıya bağlılığın sırrı > > burada yatıyordu. > > > Daha önce de izah ettiğimiz gibi, Osmanlı Devleti sahip olduğu topraklar > > üzerinde, ırka ve maddî sömürüye dayanan bir ayırıma gitmiyordu. Zira > > topraklarının dahilinde bulunan her yer dâr'ül-İslâm sayılıyor ve bütün > > Müslüman ahali de bu ülkenin aslî vatandaşı kabul ediliyordu. Zaten > > Osmanlıyı Avrupa'dan ayıran en önemli hususiyet de buydu. Osmanlı > > topraklarında yaşayan insanların arasında düşünülebilecek en önemli > > farklılıklar, bazı örf âdetlere münhasırdı. Rengi ve şekli farklı olsa da, > > bütün Müslüman Osmanlı ahalisi, yemede, içmede ve hatta giymede dahi aynı > > dinin esaslarına tabi' oldukları için, aralarında ihtilafa vesile olacak > > ciddî bir şey mevcut değildi. Mesela, Müslüman Türklerle Kürtler arasında > > mevcut olan bazı ufak ve önemsiz farklılıklar dışında, aralarında dinî, > > ahlakî, kültürel ve coğrafî çok büyük azamî müşterekler vardı. Bu sebeple > > de, Doğu Anadolu'nun siyasî, dinî, kültürel ve idarî bütünlüğünü bozmak ve > > parçalamak maksadıyla içerde ve dışarıda yapılan faaliyetlerin, bölge halkı > > arasında müessir olması çok zordu. > > > Çaldıran Zaferini takip eden 1516 yılında, Yavuz Sultân Selim, kendisine > > Doğu Anadolu'nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur âlim ve tarihçi İdris-i > > Bitlisî'ye, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Osmanlı Devleti'ne ilhâkı için > > vazife veriyordu. Böylesine ehemmiyetli bir zamanda İslâm birliğinin > > zaruretine inanan başta Bitlis Hâkimi Şerefüddin Bey, Hizan Meliki Emir > > Davud, Hısn-ı Keyfâ Emiri Eyyubîlerden II. Halil, İmâdiye Hâkimi Sultân > > Hüseyin olmak üzere 25-30 tane Kürt beyi (ümerây-ı ekrâd), Osmanlı > > Devleti'ne itaat arzularını padişaha iletmişlerdi. Şah İsmail'in Diyarbakır > > muhasarası için gönderdiği orduyu on bin kişilik İdris-i Bitlisî > > kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı beyler, bu > > hâdiseden önce Şi'îlerin Diyarbekir'i muhasara altına almaları üzerine, > > Yavuz Sultân Selim'e tarihçe müsellem olan tarihî arîzayı, yardım talep > > etmek ve Osmanlı Devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade > > etmek gayesiyle göndermişlerdir. > > > "Can ü gönülden İslâm Sultânı'na bî'at eyledik, İlhâdları zâhir olan > > Kızılbaşlar'dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve > > bid'atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi'î mezhebini icra > > eyledik. İslâm Sultânı'nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört > > halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslâm > > Padişahı'nın yollarını bekledik. > > > Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. Bizim beldelerimiz > > Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu > > mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece > > İslâm Sultânı'na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o > > zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin > > inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı > > çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında > > yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda > > ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. > > Sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur." > > > Bu mektûb üzerine Konya Beylerbeyisi Hüsrev Paşa kumandasında ve İdris-i > > Bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, > > Şah İsmail'in Diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumâr > > eylemiştir. XX. asrın İdris-i Bitlisî'si olan Bediüzzaman 1910'larda > > Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmek isteyen Kürt aşiret reislerine hitaben > > diyor: > > > "Altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî > > âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet > > ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma'rifetinden > > istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhâsıl, Türkler bizim > > aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik > > başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle > > başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlâd böyle olur... İttifakta > > kuvvet var, ittihâdda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaatte > > selâmet var. İttihâdın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak > > zaruridir." > > > Diyarbekir'in Safevî Devleti'nden alınmasından sonra Kürt Beyleri > > arasındaki gayretlerini sürdüren büyük âlim İdris-i Bitlisî, bu > > faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda Doğu ve Güneydoğudaki Kürt ve > > Türkmen Beylerinin Osmanlı Devleti'ne itaatlerini temin eylemiştir. > > > İdris-i Bitlisî vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kısa > > bir zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla Osmanlı > > Devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan Yavuz Sultân Selim, bu büyük > > âlimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. Mektubunun başında > > Diyarbekir Vilâyeti'nin sulh ile ve istimâlet yolu ile fethine vesile > > olduğu için İdris-i Bitlisî'ye teşekkür eder. Sonra > > ... > > read more » -- - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
