Tabii ki lehte ve aleyte yazılan her yazıyı objektif bir anlayışla değerlendirmek lazımdır. Köktenci bir reddiye ile karşı olmak değildir. Önemli olan hakkı gözetmek, doğrudan sapmamak ve her şeyden önce niyete bakmak lazım. Ama maalesef niyet çok açıkça ortada. Tipik bir resmi Türk-İslam ideolojisinin perspektifinde hazırlanmış bu yazıda Kürdistan ismi neredeyse bir kez hariç hiç geçmiyor. Uydurma coğrafi isimler olan "Doğu ve Güneydoğu Anadolu" çok sık geçiyor. Kürd kelimesinin ardına mutlaka Türkmen ve bazen de Arap kelimeleri konulmuş, Kürd kelimesinin tek başına kullanılmamasına dikkat edilmiştir. Şeyh Îdris-î Bedlîsî'nin ve Beddüazzaman Said-i Nursî'nin Kürdistan tarihindeki rollerine ayrıca değinmekte fayda var. Bu konuda devam eden bir araştırmamı önümüzdeki günlerde paylaşacağım. Her iki tarihi şahsiyetin Kürdistan'da sebep olduğu yararları ve zararları enine boyuna tartışacağız. Tarihi süreç içinde gelişen uluslararası-toplumlararası ilişkilerin dinamiklerini yeterince tahlil etmeden, araştırmadan biat anlayışı üzerinden asimilasyoncu bir mantıkla kurgulanan bu tip yazılar dezanformasyona sebeptir ancak...
iPhone'umdan gönderildi 4 Kas 2012 tarihinde 11:00 saatinde, "Ramazan Yaman" <[email protected]> şunları yazdı: > Ahmet Akgündüz'un fikirlerine katılmıyorum. Sadece söz konusu dörtlüğün > uydurma olduğunu belirtmek istedim. Yoksa Kürdistan ismine dahi tahammül > edemeyen bir tarihcinin görüşleri beni pek alakadar etmez. Makalenin yanlış > zamanda paylaşılması konusunda ise,yazın bu makaleyi okudum.Grupta paylaşayım > diye taslaklara kaydetmistim. Dün de sözkonusu mesajı gruba gönderdim... > Herhangi bir yazı okunurken Bediüzzamanin şu görüşünü hatırlamak lazım: > "Kimse ben mufsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Ya da batılı muhal > görür. Siz mehenge vurmadan almayınız.Zira. Çok silik söz ticarette geziyor. > Kimse ayranim ekşidir demez. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsnü > zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki bende mufsidim. Veya bilmediğim > halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol > vermeyiniz"... > > Rêz û silav... > Selam ve dua ile... > > 04 Kas 2012 10:05 tarihinde "Paşa Amedî" <[email protected]> yazdı: >> Ahmed Akgündüz her ne kadar Diyarbekir Çüngüş'lü olsa da, kendini hiç bir >> zaman kürt olduğunu tanıtmamış, çünkü Ahmet Akgündüz bir Türkmendir, yörenin >> Türkmenleri ise Ermeni tehcirlerinden sonra Çüngüşe yerleştirilmişler. >> Bilginize.selam ve saygılar.Paşa Amedî >> "Bu yazı; Diyarbekir Çüngüş'lü Prof. Dr. Ahmed Akgündüz ve Maraş'lı Doç. Dr >> Said Öztürk tarafından Osmanlı devletinin kuruluşunun 700.yılı münasebetiyle >> yapılan, yapılması düşünülen birçok etkinlik çerçevesinde tasarlanıp >> piyasaya sürülen bir çalışma için hazırlanan kitapta yayınlanmıştır >> 3 Kasım 2012 23:06 tarihinde Ramazan Yaman <[email protected]> yazdı: >>> YAVUZ SULTAN SELİM VE KÜRTLER >>> >>> >>> >>> Prof. Dr. Ahmed Akgündüz >>> >>> >>> >>> >>> >>> Muhtelif fikir çevrelerinde Yavuz'un Kürtleri katliama tabi tuttuğu ve >>> hatta onlar hakkında ağza alınmayacak ifadelerle dolu olan bir dörtlüğü >>> olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru mudur? Elbetteki bu iddianın tam tersi >>> doğrudur. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Şöyleki, Yavuz olmasaydı, bugün Doğu >>> Anadolu'daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî'a'nın tasallutu altında >>> olurlardı. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar >>> uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti'ne ilhakı veya daha doğru bir >>> tabirle iltihakı, 1514'de kazanılan Çaldıran Zaferi'nden sonradır. >>> >>> >>> >>> Bilindiği gibi, Şah İsmail, İran'da kısa bir zamanda Safevî Devletini >>> kurmuş ve Doğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm'ın birlik >>> ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale >>> gelmiştir. Şehzâde Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi >>> iken fark etmiş ve babasını İstanbul'da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. >>> Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şi'îlerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı >>> isyanını da önleyememişti. Anadolu'yu Şiîleştirme hedefini güden ve her >>> geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü >>> durdurulamıyordu. >>> >>> >>> >>> Nihâyet Yavuz Sultân Selim Padişah olunca, şuurlu âlim İbn-i Kemal'in de >>> yerinde ikazlarıyla, hem İslâm birliğini bozan ve hem de Doğudaki Sünnî >>> Kürt ve Türkmen aşiretlerini rahatsız eden Safevî tehlikesini bertaraf >>> etmeye azmetti. Allah'ın yardımıyla 1514 tarihinde kazanılan Çaldıran >>> Zaferi ile, Şah İsmail'in Anadolu üzerindeki siyasî ve dinî emellerine son >>> verildi. Bu mühim zaferin kazanılmasında tamamen Sünnî olan ve gazada Yavuz >>> Selim'in yanında yer alan Sünnî Kürt ve Türkmen aşiret beylerinin de büyük >>> rolü vardı. Anadolu'nun ve hatta Musul ve Kerkük civarının da Osmanlı >>> Devleti'ne katılması gerekiyordu. Bu iş nasıl yapılmalıydı? Kılıçla ve >>> savaş yoluyla bu mümkün değildi. Zira bunlar da hem Müslüman ve hem de >>> ehl-i sünnet vel-cemaat idiler. Bununla beraber, bu bölgenin kendi başına >>> kalması, hem mahallî halkın güvenliği açısından tehlikeli ve hem de Osmanlı >>> Devleti'nin de Müslüman bir ülke olması; İslâm'ın kahramanca müdafaasını >>> yapan böyle bir devlete itaat etmenin siyasî ve hukukî açıdan bir farklılık >>> meydana getirmeyeceği ve hem de İslâm birliğinin teşekkülü gibi gayelerle >>> münferiden hareket edilemeyeceği ortadadır. >>> >>> İşte bu hakikatı idrâk eden Kürt ve Türkmen Beyleri, istimâlet ile yani >>> kendi meyil ve arzuları ile, Osmanlı Devleti'ne itaat etmenin zaruretini >>> anlamışlardır. Büyük âlim İdris-i Bitlisî tarafından Padişah'a yapılan >>> telkinler neticesinde, Doğu ve Güneydoğu bölgesinin tamamı, bir iki ay >>> içinde Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişti. >>> >>> >>> >>> Osmanlı Devleti'nin değişmeyen siyâsetinin kaynağı ve dayandığı hukukî >>> temeli, İslâmiyetin getirdiği hükümlerdi. Osmanlı Devleti, Kur'ân, sünnet, >>> icmâ' ve kıyas yoluyla vaz' edilen hukukî hükümler yanında, İslâm hukukunun >>> müsaade ettiği ölçüde her mahallin örf ve âdetlerine de hürmet >>> gösteriyordu. Bu sebeple, Osmanlı Devleti'ne tâbi' olan bir Müslüman >>> beylik, dâhilde ve hâriçte, farklı bir sistemle karşılaşmıyordu. Mesela, >>> Doğudaki Kürt ve Türkmen Aşiretleri, Osmanlı Devleti'ne iltihak etmekle bir >>> şey kaybetmemişlerdi; belki kazanmışlardı. İşte Osmanlıya bağlılığın sırrı >>> burada yatıyordu. >>> >>> >>> >>> Daha önce de izah ettiğimiz gibi, Osmanlı Devleti sahip olduğu topraklar >>> üzerinde, ırka ve maddî sömürüye dayanan bir ayırıma gitmiyordu. Zira >>> topraklarının dahilinde bulunan her yer dâr'ül-İslâm sayılıyor ve bütün >>> Müslüman ahali de bu ülkenin aslî vatandaşı kabul ediliyordu. Zaten >>> Osmanlıyı Avrupa'dan ayıran en önemli hususiyet de buydu. Osmanlı >>> topraklarında yaşayan insanların arasında düşünülebilecek en önemli >>> farklılıklar, bazı örf âdetlere münhasırdı. Rengi ve şekli farklı olsa da, >>> bütün Müslüman Osmanlı ahalisi, yemede, içmede ve hatta giymede dahi aynı >>> dinin esaslarına tabi' oldukları için, aralarında ihtilafa vesile olacak >>> ciddî bir şey mevcut değildi. Mesela, Müslüman Türklerle Kürtler arasında >>> mevcut olan bazı ufak ve önemsiz farklılıklar dışında, aralarında dinî, >>> ahlakî, kültürel ve coğrafî çok büyük azamî müşterekler vardı. Bu sebeple >>> de, Doğu Anadolu'nun siyasî, dinî, kültürel ve idarî bütünlüğünü bozmak ve >>> parçalamak maksadıyla içerde ve dışarıda yapılan faaliyetlerin, bölge halkı >>> arasında müessir olması çok zordu. >>> >>> >>> >>> Çaldıran Zaferini takip eden 1516 yılında, Yavuz Sultân Selim, kendisine >>> Doğu Anadolu'nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur âlim ve tarihçi İdris-i >>> Bitlisî'ye, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Osmanlı Devleti'ne ilhâkı için >>> vazife veriyordu. Böylesine ehemmiyetli bir zamanda İslâm birliğinin >>> zaruretine inanan başta Bitlis Hâkimi Şerefüddin Bey, Hizan Meliki Emir >>> Davud, Hısn-ı Keyfâ Emiri Eyyubîlerden II. Halil, İmâdiye Hâkimi Sultân >>> Hüseyin olmak üzere 25-30 tane Kürt beyi (ümerây-ı ekrâd), Osmanlı >>> Devleti'ne itaat arzularını padişaha iletmişlerdi. Şah İsmail'in Diyarbakır >>> muhasarası için gönderdiği orduyu on bin kişilik İdris-i Bitlisî >>> kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı beyler, bu >>> hâdiseden önce Şi'îlerin Diyarbekir'i muhasara altına almaları üzerine, >>> Yavuz Sultân Selim'e tarihçe müsellem olan tarihî arîzayı, yardım talep >>> etmek ve Osmanlı Devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade >>> etmek gayesiyle göndermişlerdir. >>> >>> >>> >>> "Can ü gönülden İslâm Sultânı'na bî'at eyledik, İlhâdları zâhir olan >>> Kızılbaşlar'dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve >>> bid'atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi'î mezhebini icra >>> eyledik. İslâm Sultânı'nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört >>> halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslâm >>> Padişahı'nın yollarını bekledik. >>> >>> Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. Bizim beldelerimiz >>> Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu >>> mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece >>> İslâm Sultânı'na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o >>> zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin >>> inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı >>> çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında >>> yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda >>> ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. >>> Sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur." >>> >>> >>> >>> Bu mektûb üzerine Konya Beylerbeyisi Hüsrev Paşa kumandasında ve İdris-i >>> Bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, >>> Şah İsmail'in Diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumâr >>> eylemiştir. XX. asrın İdris-i Bitlisî'si olan Bediüzzaman 1910'larda >>> Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmek isteyen Kürt aşiret reislerine hitaben >>> diyor: >>> >>> >>> >>> "Altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî >>> âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet >>> ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma'rifetinden >>> istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhâsıl, Türkler bizim >>> aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik >>> başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle >>> başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlâd böyle olur... İttifakta >>> kuvvet var, ittihâdda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaatte >>> selâmet var. İttihâdın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak >>> zaruridir." >>> >>> Diyarbekir'in Safevî Devleti'nden alınmasından sonra Kürt Beyleri >>> arasındaki gayretlerini sürdüren büyük âlim İdris-i Bitlisî, bu >>> faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda Doğu ve Güneydoğudaki Kürt ve >>> Türkmen Beylerinin Osmanlı Devleti'ne itaatlerini temin eylemiştir. >>> >>> >>> >>> İdris-i Bitlisî vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kısa bir >>> zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla Osmanlı >>> Devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan Yavuz Sultân Selim, bu büyük >>> âlimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. Mektubunun başında >>> Diyarbekir Vilâyeti'nin sulh ile ve istimâlet yolu ile fethine vesile >>> olduğu için İdris-i Bitlisî'ye teşekkür eder. Sonra da manevi takdirleri >>> yanında ona gönderdiği bazı maddî hediyeleri zikreder. Osmanlı Devleti'ne >>> kendi arzularıyla tâbi olan beylerin ve bunlara bağlı olan sancakların >>> mikdarlarını ve tahrîrî bilgileri hazırlamasını emreder. Diyarbekir >>> Beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa'ya beyaz hükm-i şerifler gönderdiğini ve >>> Osmanlı Devleti'ne bundan sonra da tâbi olacak olan bey olursa, gönderilen >>> tuğralı beyaz kâğıtlar kullanılarak onlara berâtlarının yazılmasını >>> emreder. Yani bugünün vilâyetleri ve hatta devletleri, kendi arzu ve >>> istekleriyle ve hem de birer mektup ile Osmanlı Devleti'ne bağlanmaktadır. >>> Devlete bağlanan beyler arasında ihtilaf ve ihtilal vuku bulmaması için >>> gereken tedbirlerin alınmasını ve in'âm ve ihsanların da ona göre >>> yapılmasını ister. >>> >>> >>> >>> Mektubun sonuna doğru, Anadolu'yu Şi'îleştirmek isteyen Şah İsmail'in >>> kendisine elçiler gönderdiğini, bin bir türlü yağcılıklar yapıp sulh >>> istediğini, ancak onun sözlerine ve ıslah olduğuna inanılmaması icab >>> ettiğini belirterek gerekli tedbirlerin ihmal edilmemesini emretmektedir. >>> >>> >>> >>> Bu gayretlerin neticesinde, yıllar sürecek harplerle elde edilemeyecek >>> zaferlere ulaşıldı. Şark diye adlandırabileceğimiz ve bugün Doğu Anadolu, >>> Güneydoğu Anadolu, Musul ve Kerkük'den itibâren Kuzey Irak ve Haleb'i de >>> içine alan Kuzey Suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda Arap, Türkmen ve >>> Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti'ne iltihâk eylemiştir. Bu iltihâklardan >>> bazılarını beraber görelim: >>> >>> >>> >>> 1) Kürt ve Türkmen beylerinden istimâlet ile kendi meyil ve arzuları ile >>> itaat eden 25'den fazla aşiretten ve reislerinden bazıları şunlardır: >>> Bitlis Hâkimi Emir Şerefüddin; Hizan Meliki Emir Davud; Hısn-ı Keyfâ Emîri >>> Melik Halid; İmadiye Hâkimi Sultân Hüseyin; Cezire Hâkimi Şah Ali Bey; >>> Çemişgezek Hâkimi Melik Halil; Pertek Hâkimi Kasım Bey.... Ayrıca Suran, >>> Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Meyyafarakin, Sason, >>> Sincar, Çermik, Malatya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki >>> aşiretler de arka arkaya Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir. >>> >>> >>> >>> 2) Kürt ve Türkmen aşiretleri gibi, güneyde yer alan Arap aşiretleri de >>> yine kendi irâdeleriyle Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir. Aralarında >>> İbn-i Harkuş, İbn-i Said, Benî İbrahim, Benî Sâyim, Benî Atâ aşiretleri, >>> Safed ve Gazze şeyhleri ile Haleb ileri gelenlerinin bulunduğu seçkin bir >>> temsilciler heyetinin Yavuz'a takdim ettikleri ve aslı Topkapı Sarayı'nda >>> bulunan şu itâ'at mektubu çok manidardır: >>> >>> "Bizler, canlarımız, mallarımız, iyâlimiz ve dinimizin emniyeti için size >>> itaati arzuluyoruz. İslâmı tatbik ve adâleti te'sis için sizin >>> hâkimiyetinizi zaruri görüyoruz ".[1] >>> >>> >>> >>> Yavuz Sultân Selim ve Kürtler konusunda ileri sürülen önemli fikirlerden >>> biri de Yavuz Sultan Selim'in Doğuda bağımsız bazı küçük Kürt devletlerine >>> müsaade ettiği ve asırlarca bu devletlerin varlığını sürdürdüğü iddiasıdır. >>> Bu konuyu da önce Osmanlı Devleti'nin Doğuda kurduğu idare tarzı nasıldı >>> onu kısaca açıkladıktan sonra, bu iddiaların doğru olup olmadığına işaret >>> edelim. Esasen bu iddiaların da Osmanlı Devlet teşkilâtını bilmemekten ve >>> konu ile ilgili bazı belgeleri yanlış yorumlamaktan kaynaklandığını hemen >>> burada işaret edelim. >>> >>> >>> >>> Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti'nin idarî yapısının temelini kaza, sancak >>> ve eyâletler teşkil ediyordu. Ancak Osmanlı Devleti, bugünün Amerika'sı >>> gibi, mutlak bir merkeziyetçilikten tamamıyla uzak bir anlayışa sahipti ve >>> idaresi altına aldığı bölge ve cemiyetleri, çeşitli özelliklerine göre >>> farklı idare tarzlarına tabi tutuyordu. Yani eyalet ve sancakların >>> İstanbul'a olan bağlarında ayrı ayrı statüler söz konusuydu. İşte Osmanlı >>> Devleti, Çaldıran Zaferi'nden sonra Doğu Anadolu'da Diyarbekir merkez kabul >>> edilerek Musul, Bitlis, Mardin ve Harput da dahil olmak üzere bütün Doğu >>> Anadolu'da gayet geniş bir eyâlet meydana getirmişti. Kanunî Süleyman >>> devrinde yeni bir düzenleme yapılarak Van'da ayrı bir eyâlet daha teşkil >>> olundu. >>> >>> >>> >>> Doğu Anadolu'daki sancakları, idare tarzı açısından, her iki eyâlette de, >>> üç ana guruba ayırmak mümkündü. Bunları kısaca özetlemekte yarar görüyoruz. >>> >>> Birinci gurup, klasik Osmanlı Sancakları şeklindeydi. Yani Osmanlı >>> Devleti'nin diğer bölgelerinde tatbik edilen idare usulü burada da cari >>> idi. Sancakbeyleri doğrudan merkezden tayin olunurlardı ve herhangi bir >>> imtiyaza sahip değillerdi. Bu sancaklar tımar sistemine dahildi. Diyarbekir >>> ve Van eyaletlerindeki bu tür sancaklar, umumiyetle aşiret yapısı kuvvetli >>> olmayan yerlerde teşkil edilmiştir. Diyarbekir Eyâleti'nde merkez Amid, >>> Harput, Hasankeyf, Akçakale, Sincar, Zaho, Ergani ve Çemişkezek sancakları >>> ile Van Eyaleti'ndeki Erciş ve Adilcevaz sancakları, bu tür sancakların >>> başlıca örneklerini teşkil ederdi. >>> >>> >>> >>> İkinci gurup, Yurtluk ve Ocaklık tarzındaki sancaklardır. Fetih esnasında >>> bazı beylere hizmet ve itaatleri karşılığında, devamlı olarak sancak ve has >>> şeklinde tevcih edilmiştir. Bunlara Ekrâd Sancakları da denir. Hatta >>> Kürdistan Eyâleti sancakları da denmektedir. Bunlar klasik Osmanlı >>> sancaklarından farklıdırlar. Zira sancakların idaresi genellikle bölgeye >>> eskiden beri hâkim ola-gelen nüfuzlu, eski mahallî beyler ve hânedanlara >>> terk edilmiştir. Hayat boyu sancakbeyi olan bu idareciler vefat ettiğinde, >>> yerlerine oğulları veya diğer yakınlarından biri geçmektedir. Devlete >>> ihânet ettikleri takdirde değiştirilebilmektedirler. Seferde Beylerbeyi'nin >>> hizmetine girmekle mükelleftirler ve bu memleketlere merkezden kadı tayin >>> edilir. Arâzîleri tımar nizâmına tabidir. İmtiyazlı sancaklar da >>> diyebileceğimiz bu sancaklardan Diyarbekir Eyaleti'ne bağlı 13 ve Van >>> Eyaletine bağlı olarak da 9 adet mevcut idi. Çermik, Pertek, Kulp, Mihrani, >>> Siirt ve Atak Diyarbekir'e bağlı bu tür sancaklardandırlar. Müküs ve >>> Bargiri de Van'a bağlı bu tür sancaklardandırlar. >>> >>> >>> >>> Üçüncü gurup ise, Hükümet adı verilen sancaklardır. Bunların idâresi, fetih >>> esnâsında gösterdikleri hizmetlerden dolayı tamamen yerli beylere >>> terkedilmiştir. Sancakbeylerinin tayinine merkezî idare asla karışmaz ve >>> ellerine verilen ahidnâmeler gereğince, bunlar azl ve nasb edilemezler. >>> Arâzîsinde tımar nizâmı cari değildir. Dahilde tamamen müstakil olan bu >>> bölgeler, hariçte yani askeri ve siyasi alanda bölgedeki Osmanlı >>> beylerbeyine tabidirler. Diyarbekir eyâletinde Hazzo, Cizre, Eğil, Tercil, >>> Palu ve Genç sancakları; Van Eyaletinde ise, Bitlis, Hizan, Hakkari ve >>> Mahmûdi sancakları bu mahiyette Osmanlı Sancaklarıdır. Yani bunlar, >>> bağımsız birer devlet tarzında değil, sadece icranın başı olan beyin tayini >>> ile arazinin statüsünün tesbitinde müstakil yetkilerle donatılmışlardır. >>> Zaten toprak itibariyle de, Diyarbekir veya Van Eyâletinin içine >>> serpiştirilmişlerdir. >>> >>> >>> >>> Kısaca özetlediğimiz bu sistem, daha ziyade Doğu Anadolu'da'da uygulana >>> gelmiştir. Sebebi bu bölgede daha önce müstakil veya İran'a bağlı beylerin >>> fetih esnasında Osmanlı Devleti'ne sadakat göstermeleri ve en önemlisi de, >>> hem itikadî açıdan ve hem de amelî açıdan, Osmanlı Devleti ile aralarında >>> herhangi bir farkın bulunmamasıdır. Başlangıçta hizmet ve sadakat karşılığı >>> verilen bu sancakların durumu, daha sonra ailelerin tasarrufuna bırakılmış >>> ve Tanzîmât dönemine yani 1840'lara kadar bu hal aynen devam etmiştir.[2] >>> >>> >>> >>> >>> >>> >>> >>> [1] Koca Müverrih, Bedâyi', c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh'ül-Ahbâr, Es'ad >>> Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı >>> Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad >>> Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. >>> 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Bayram, >>> Sultân II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, sh. 8 vd: >>> Akgündüz, Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları, İstanbul 1996, sh. 30 vd; >>> Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. >>> 197-213. >>> >>> >>> >>> [2] Koca Müverrih, Bedâyi', c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh'ül-Ahbâr, Es'ad >>> Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı >>> Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad >>> Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.II, sh. >>> 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Sultân II. >>> Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, sh. 12 vd: Akgündüz, Güneydoğu >>> Meselesi ve Çözüm Yolları, sh. 40 vd; Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III >>> (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. 213 vd. >>> >>> >>> >>> >>> >>> -- >>> - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu >>> Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u >>> rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret >>> qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator >>> in. >>> >>> Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane >>> >>> - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail >>> grubu. Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas >>> alinir. Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik >>> taninir. >> >> -- >> - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu >> Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u >> rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret >> qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. >> >> Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane >> >> - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. >> Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. >> Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. > > -- > - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu > Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u > rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret > qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. > > Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane > > - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. > Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. > Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir. -- - Diwanxane, platformek azad e, ideolojik nine, demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bi rengeki azad ramanen xwe binin zimen, kovar, malper u rojnameyen xwe bidine nasin, helbest an nivisen xwe parve bikin. Heqaret qedexe ye. Rojda Xanim, Serger Barî, Mihemed Rojbin ji bo niha moderator in. Navnisan: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane - Diwanxane; Kurtceye kucuk bir adim icin kurulmus en buyuk Kurd mail grubu. Hukuki sorumluluk yazara aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Duzeysiz mailler onaylanmaz. Kurd dillerindeki mesajlara oncelik taninir.
